Kapat

Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları No: 4

MÜZE VE GALERİ EĞİTİMİ

Eilean HooperGreenhill

Çevirenler Meltem Örge Evren Emine Gül Kapçı

Yayına Hazırlayan Bekir Onur

Ankara 1999

Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları No: 4

Eilean HooperGreenhill

Müze ve Galeri Eğitimi

Özgün adı: Museum and Gallery Education (1991) Leicester University Press Leicester / Büyük Britanya

© Ankara Üniversitesi Rektörlüğü

Çevirenler: Meltem Örge Evren, Emine Gül Kapçı Yayına hazırlayan: Bekir Onur Dizgi: Hülya Elmir Sayfa düzeni: Zekiye Menekşe Kapak tasarımı: Hakan Büyükçaylı Kapak fotoğrafı: Anadolu Medeniyetleri Müzesi Baskı: Ankara Üniversitesi Basımevi

ISBN: 975 482 486 X

Ankara 1999

İÇİNDEKİLER

Sunuş Dizi İçin Genel Giriş Türkçe Çeviri İçin Önsöz Önsöz Teşekkür Kısaltmaların Listesi

1. Müze ve Galerilerde Eğitime Giriş

BİRİNCİ BÖLÜM: TARİHSEL BAKIŞ AÇILARI

  1. Uygar Bir Halk İçin Müzeler

  2. Ondokuzuncu Yüzyıla İlişkin Üç Olgu İncelemesi

  3. İleri ve Geri Gidişler

  4. Savaşlar Arasında

  5. Temeller ve Felsefeler

  6. Bir Mesleğin Doğuşu

İKİNCİ BÖLÜM: YÖNETİM VE YÖNTEMLER

  1. Günümüzde Kendi Bağlamı İçinde Müze ve Galeri Eğitimi

  2. Yönetsel Konular 1: Politikalar ve Personel İstihdamı

  3. Yönetsel Konular 2: Organizasyon ve Planlama

  4. Müze ve Galerilerde Öğrenme: Felsefe ve Yöntem

  5. Program Tasarımlama ve Değerlendirme

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: İZLEYİCİLER VE YAKLAŞIMLAR

  1. Tüm Toplumla Çalışma

  2. Okul Hizmetleri 1: Müzede

  3. Okul Hizmetleri 2: Dışarda

  4. Eğitim İçin Müzeler

  5. Yirmibirinci Yüzyıl İçin Müze ve Galeri Eğitimi

Ek: Unesco Taraması Makale Listesi Kaynaklar Dizin

SUNUŞ

Türkiye'de müzeciliğin yaklaşık yüz elli yıllık bir geçmişi var. Batı ülkelerine göre kısa sayılabilecek bir süre içinde müzecilikte epeyce mesafe kaydettiğimiz, yeni müzeler açtığımız, müzecilikte yeni anlayışlara ulaştığımız söylenebilir. Ancak uygulamada nesneye yönelik müzecilikten insana yönelik, eğitim ve iletişim ağırlıklı müzeciliğe yeterince geçtiğimiz pek söylenemez. Oysa ülkemizde müze ile çocuk ve eğitim arasındaki ilişkinin farkına çok önceden varıldığını belirtmek yanlış olmayacaktır. Atagök (1999), Türkiye’de ilk okul müzesinin 1868’de Galatasaray Lisesi’nde (Tarihi Tabiiye Müzesi) kurulduğunu saptamaktadır; bu da bize müzenin eğitimdeki yerinin çoktan bilindiğini göstermektedir. Bu bilinç Cumhuriyeti kuranlarda fazlasıyla vardır ve daha 1923’te okul müzelerinin kurulması öngörülmüştür. Bursa’da bir ilkokulda (1930), İstanbul’da bir lisede (1931) okul müzesi açılması müzeeğitim ilişkisinin somut örnekleridir. Öte yandan, 1958’de “Öğretmenler İçin Müze El Kitabı”nın çıkarılması, 1962’de “Müzelerin Eğitimdeki Rolü Hakkında Unesco Bölge Semineri”nin yayınlanması müzenin eğitim işlevinin bilindiğini göstermektedir. 1982’de düzenlenen Birinci Milli Kültür Şurası’nda “müzede eğitim” vurgulanmakta, büyük müzelerde çocuk bölümleri kurulması önerilmektedir. 1986’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul müzelerine ilişkin yönergesi yayınlanır; 1992’de ve 1995’te yine okul müzeleriyle ilgili yeni yönergelerin yayınlandığı görülmektedir. 1990’da Antalya Arkeoloji Müzesi’nde, 1995’te İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde çocuk bölümleri kurulur, Ankara Üniversitesi Oyuncak Müzesi 1990’da açılır. Müze eğitimiyle doğrudan ilgili iki kuruluştan biri, Yıldız Teknik Üniversitesi Müzecilik Anabilim Dalı 1989’da, diğeri, Ankara Üniversitesi Müze Eğitimi Anabilim Dalı 1997’de öğretime başlar. Başka pek çok münferit girişimin olduğu da bilinmektedir.

Böylece, ülkemizde müzeeğitim ilişkilerinin oldukça eskilere dayandığını, bugün hiç kimsenin ya da kuruluşun bu alandaki uygulamaların kendisiyle başladığını ileri süremeyeceğini görüyoruz. Dikkatle incelendiğinde bu alanda neredeyse yüzyıllık bir birikimin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hatta müzeciliğimizin doğuşu ile müze eğitimi bilincimizin oluşmasının bugünkü anlamda olmasa bileaynı yıllara rastladığını, aynı köklere dayandığını bile söyleyebiliriz. Altyapı var (müzeler, okullar, okul müzeleri, vb.), bilinç ve istek var (öneriler, yönergeler, vb.), ama nedense yeterince ilerleme ve gelişme yok. Belki bunun nedeni, müze eğitiminin felsefi temellerinin atılmamış, ilkelerinin konulmamış, uzun vadeli politikalarının belirlenmemiş olmasıdır. El yordamıyla ve alelacele yapılan uygulamaların beklendiği kadar yayılmayışı, yerleşmeyişi bundan olsa gerek.

Felsefe ve politika eksikliğinin sakıncaları geçmişte olduğu gibi bugün de söz konusudur. Müze eğitimi konusunda hiçbir ön çalışma ve hazırlık yapmadan okullarda uygulamaya geçmek, bilgisayar destekli eğitime geçmek için okulları hemen bilgisayarla donatmaya kalkışmak kadar yanlış olacaktır. Gerçekten de, eğitim ve öğretimde en yeni gelişmeleri temsil eden bilgisayar destekli eğitim (BDE) için söylenenler, daha eski bir geçmişi olan müze eğitimi için de doğrudur. Bursalı (1999), bilgisayar destekli eğitim konusunda uzmanların uyarılarını şöyle özetlemektedir: “Eğitimöğretimde bütünüyle yeni bilgi teknolojileri kullanmak kaçınılmazdır. Bu süreç başlamıştır. Dahası, bu teknolojiler, öğrenimin yöntemini, içeriğini vb. de değiştirecektir. Bu teknolojilerle öğretimin nasıl bütünleştirileceği, dünyanın da tartışmakta olduğu bir sorundur.” (Müze eğitiminde de öyle.) “Bilgisayar teknolojisi satıcılarının dışında, bu konuda fikir ve proje üreten eğitmenler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri, bakanlık temsilcileri konuyu saydam bir biçimde tartışmalıdır. Dünyadaki örnekler ve deneyimler incelenmelidir.” (Müze eğitimi için de öyle.) “BDE bağlamında, ülkemizde öğrenim modeli tartışılmalı, BDE klasik ve ezberci eğitimin bilgisayarlı modeline dönüşmemelidir.” (Bu tehlike hazırlıksız bir müze eğitimi için de söz konusudur.) “BDE, her şeyden önce yetişmiş öğretim ve teknik elemanın var olmasını gerektirmektedir. Bu kadro olmadan, bilgisayar destekli eğitimden verim, yaratıcılık, çağdaş teknolojilerle bütünleşmeyi ve onları yaratıcı bir şekilde kullanmayı beklemenin anlamı yoktur.” (Müze eğitimi de yetişmiş öğretmen ve müzecinin varlığını gerektirmektedir. Müzecileri ve öğretmenleri yetiştirmeden okullara ve müzelere gitmenin fazla bir anlamı yoktur.) “BDE ile öğrenimde ve eğitimde ileriye yönelik yenilikçi bir atılım yapmanın ön koşulu, çağdaş bir BDE modeli geliştirmek ve bu modelin uygulanmasında başrolü oynayacak rehberler ordusu öğretmenler, teknik elemanlaryetiştirmektir.” (Bu önkoşul müze eğitimi için de geçerlidir.) “Öncelikle, bazı modelleri, bir deneyim kazandıracak büyüklükte pilot uygulamalarla denemeliyiz. Bunların sonuçlarını irdelemeliyiz.” (Bunu müze eğitiminde de yapmalıyız.) “Öncelikle, insan gücüne yatırım yapmalıyız.” (Müze eğitiminde de...) “BDE, bir veya birkaç yetkilinin hemen karar verip uygulayabileceği bir proje değildir.” (Müze eğitimi de...)

Nasıl arkeolojinin temel ilkelerini, kavramlarını, kuramlarını öğrenmeden kazı yapmaya kalkışmak doğru olmazsa, müze eğitiminin kuramsal temellerini bilmeden uygulama yapmaya, yaptırmaya kalkışmak da

o kadar yanlış, hatta zararlı olacaktır. Müze eğitimi öğrencileri müzede gezdirmekten ibaret olmadığı gibi, okullarla çalışmakla da sınırlı değildir. Müze eğitimcisi müzedeki sergilerde söz sahibi olmaktan, müzede çeşitli eğitim programları yapmaya, müze dışında etkinlikler düzenlemeye kadar çok geniş bir yelpazede çalışır. Müze eğitiminin görevi hem müzenin işlevlerini zenginleştirmek, gücünü arttırmaktır; hem de bir tür halk eğitimi yapmaktır. Çağdaş müzenin, dolayısıyla müze eğitiminin amaçları içinde, yaşamboyu eğitim yoluyla toplumu aydınlatma, bilimin yaygınlaşmasını sağlama, demokrasinin gelişimine önce kendi içinde, sonra toplumdakatkıda bulunma sorumluluğu da vardır. Allan’ın (1963) dediği gibi, “Her müzenin amacı, halka hizmettir; onun rolü halkı daha iyi, daha düşünceli, daha bahtlı kılmaktan ibaret olacaktır.” İşte, bugün bu rolün adı müze eğitimidir ve bu kadar önemli bir rol de gelişigüzel oynanamaz. Her şeyden önce, müze eğitiminin okulla sınırlı olmadığını ve geleneksel okul eğitiminden tamamen farklı olduğunu bilmek ve hiçbir zaman gözden kaçırmamak gerekmektedir. Booth ve arkadaşlarına (1982) göre, müze eğitimi zorunlu öğretim değildir; okuldaki öğrenmenin temel özelliği olan derecelerden, testlerden bağımsızdır. Ziyaretçi özgür olarak gelir ve gider, sergileri ilgilerine göre gezer. Ziyaretçiyi çekmek, uyarmak, sergilere bakmaya ikna etmek gerekir. Müze öğrenmesi gönüllü olduğu için hoşa giden bir deneyim olması da gerekir. Sınıftakinin aksine müzedeki öğrenme büyük ölçüde görseldir; bir olgu bilgisi vermekten çok, ziyaretçinin ilgisini ve merakını uyandırmayı hedefler. Booth ve arkadaşlarına (1982) göre, “Müze eğitiminin başlıca amaçlarından biri, ziyaretçinin düşgücünü uyarmak ve onun duyusal uyanıklığını geliştirmektir. Müze eğitimcileri öğrenmeyi açıkuçlu, sürekli, yaşamboyu bir deneyim olarak görürler.”

Bu kitabın yazarı HooperGreenhill’in de dediği gibi, “Müze eğitimi kuramının ve metodolojisinin çoğu uluslararasıdır”; dolayısıyla biz bu evrensel bilgiyi edinmek, üzerinde düşünmek, tartışmak zorundayız. Bunun yolu da bu tür kaynakları dilimize kazandırmaktan, ilgililere ulaştırmaktan geçmektedir. Böylece sıra elinizdeki kitap hakkında bir şeyler söylemeye geliyor. Kitaptaki pek çok bilgi fazlaca İngiltere’ye özgü görünebilirse de, “İngiltere örneği”nin bizim için de yararlı olacağı açıktır. Söz gelimi,

İngiltere’de müze eğitimi için sayısız rapor yazılması, hiçbir önerinin sözde kalmayıp yazıya dökülmesi ilginç bir gözlemdir. (Bizde müzeler hakkında kırk yılda bir bazı raporlar hazırlandığını basına yansımasaydı haberdar olamayacağımız 1998 Sayıştay Raporu gibi, onlarda da eğitim konusunun pek ele alınmadığını biliyoruz.) İngiltere örneğinde, kuramsal temelleri hazırlamak ve yaymak için raporlar kadar yayınlara da önem verildiği görülmektedir. Dergiler, kitaplar, el kitapları, broşürler konuyla ilgili herkesi besleyebilecek bolluktadır. Sonuç olarak, İngiliz örneğinde en dikkat çekici hususun, bütün çalışmaların eylemlerin, düşüncelerinyazıya dökülmesi, raporlaştırılması, kitaplaştırılması olduğu söylenebilir. Bu da bizim en zayıf olduğumuz nokta! Bir Türkçe müze eğitimi bibliyografyası hazırlamak istediğimizde bulabildiğimiz yayın sayısı en eskisi 1947 tarihli olmak üzereiki düzineyi geçmedi. Acaba hemen uygulamaya geçmekteki aceleciliğimizden mi kuramsal bilgileri savsaklıyor, dolayısıyla kağıda dökmeye de boş veriyoruz? Oysa biz sadece eğitsel uygulama değil, araştırma amacıyla da uygulama yapmak zorundayız. Amaç araştırma olunca da hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmaması, her şeyin inceden inceye planlanması gerekmektedir. “Biz yaptık oldu” mantığıyla bilimsel anlamda hiçbir şey yapılamayacağı açıktır. Ne yazık ki, bir felsefe ve politika eksikliğinin olumsuz etkileri ancak uzun yıllar sonra fark edilebilmektedir. O zaman da durmadan yeniden başlama, başkalarının gerisinden gitme kısır döngüsü bir türlü kırılamamaktadır.

HooperGreenhill’in konuya yaklaşımının en ilginç yönü; müze eğitimindeki değişimlerin, özellikle toplumdaki, müzecilik mesleğindeki ve eğitim alanındaki değişimlerin sonucu olduğunu savunmasıdır. Bu bütüncü bir bakış açısıdır ve son derece haklıdır. Konuya bizim açımızdan bakarsak, müzecilik anlayışımızı, eğitim sistemimizi değiştirmeden ve toplumsal zemini hazırlamadan müze eğitiminde gereğince yol alamayacağız demektir bu. Elkind (1999), bir eğitim sistemindeki değişimin önce felsefi ve kavramsal düzeyde başlaması gerektiğini savunmaktadır. Biz de, değişimin uygulamalardan değil felsefelerden başlaması gerektiğini düşünenlerdeniz. Bilgisayar destekli eğitimde olduğu gibi müze eğitiminde de yeni bir eğitim felsefesinin oluşturulması, bunun için araştırma ve yayın yapılması gerektiği kanısındayız. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü’ne bağlı Müze Eğitimi Anabilim Dalı kurulduğunda yapılan ilk işin yabancı yayınlar getirtmek, bunlardan çeviriler yapmak olması boşuna değildi. Müze Eğitimi ve Kültürel Kimlik (1999) adlı yayın böyle doğdu. Müze eğitiminin temel uğraş alanlarından biri olduğu diğerleri, oyun kültürü ve çocukluğun tarihiÇocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi de aynı düşüncelerle elinizdeki kitabı dilimize kazandırmaya girişti. Bu kitap dilimizde müze eğitimini bütün yönleriyle tarihçesiyle, felsefesiyle, yöntemleriyleele alan ve tümüyle bu konuya ayrılan ilk yayın. Gönül istiyor ki, bundan sonra müze eğitimini tek tek müze türlerinde ele alan (Tarih Müzesinde Eğitim, Sanat Müzesinde Eğitim, Bilim Müzesinde Eğitim gibi zaten yabancı dillerde varolan) kitaplar yayınlansın; böylece hem kuramsal bir birikim olsun, hem de uygulamalara bilimsel bir temel sağlansın...

Müze ve Galeri Eğitimi’ni, biri arkeolojide, diğeri eğitimde uzman iki kişi çevirdi. Meltem Örge Evren arkeolojide yüksek lisans derecesine sahip; Emine Gül Kapçı psikolojide doktora yapmış bir eğitim uzmanı. Bu buluşma ilginç; çünkü bir bilim dalı olarak müze eğitiminin iki temeli var: Müzebilimi (müzeoloji) ve eğitim psikolojisi (öğrenme ve gelişim psikolojisi). Günümüzde müzelerin önemli işlevlerinden biri eğitim ise, eğitimin temelleri de gelişimde, öğrenmede ve iletişimdedir. Müzecilik ve müze eğitimi lisansüstü programlarında öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, iletişim psikolojisi derslerinin olması boşuna değildir. Bu nedenle çağdaş müze eğitimi kitaplarının çoğunun öğrenme ve iletişim ağırlıklı olduğunu saptamak hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim HooperGreenhill’in bir başka kitabının adı Müzeler ve Bilginin Biçimlendirilmesi’dir; Müzeler ve Ziyaretçileri adlı son kitabında da “Kuramda ve uygulamada iletişim”, “İdeal öğrenme ortamları olarak müzeler” gibi ana bölümler yer almaktadır. HooperGreenhill (1996), “Son yıllarda pek çok yazar müzelerin iletişimsel doğasını vurgulamaktadır” demekte, “Müzeler iletişim yapmak ya da ölmek zorundadır” diye bitirmektedir. Öyleyse; Chadwick’in (1980) Halk Eğitiminde Müzelerin ve Galerilerin Rolü, Melton’un (1989) Bir Bilim Müzesinde Çocukların Eğitimi Üzerine Deneysel Bir Araştırma, Durant’ın (1992) Müzeler ve Halkın Bilimi Anlaması, Fairclough’un (1994) Rol Oynama Aracılığıyla Tarih Öğretimi, Yarath’ın (1996) Bilim ve Teknoloji Müzelerinde Öğrenme, Pearce’nin (1996) Müzelerde Bilimi Keşfetmek adlı kitaplarına bizim de gereksinimimiz var demektir. Bilimsel bir müze eğitimi yapmak istiyorsak bu tür yayınları da izlemek, incelemek ve dilimize kazandırmak zorunda olduğumuz açıktır. Tartışma bilginin herkese ulaştığı yerde olur, birkaç kişinin tekelinde olduğu yerde değil...

Kuşkusuz ideal olan, kuramsal ve uygulamalı çalışmaların birlikte gitmesidir. Uygulamadan kopuk kuramın ya da kuramsal temelden yoksun uygulamanın eksik kalacağını söylemeye gerek yok. Doğru olan yol, uygulamayı yoğun bir kuramsal birikime dayandırmak, kuramı da uygulamanın içinde üretmek ve sınamak olmalıdır. Elkind’in (1999) bilim adamı için dediği gibi, müze eğitiminde de “uygulamayı kavram yaratmak için kullanan, kavramı uygulamaya dönüştüren” kişiler olmak zorundayız. Ancak böyle olduğumuzda başkalarının yaptıklarını tekrarlamaktan kurtulur, kendimiz de özgün çalışmalar yapabilir, yeni kavramlar üretebilir, hatta kuramlar yaratabiliriz. Bunun için de “istim arkadan gelsin” anlayışını terketmemiz, önce uygulama yapıp sonra kuramsal destek arama yaklaşımından kurtulmamız gerekmektedir.

Müze eğitimi alanında arkamızda yerliyabancı pek çok deneyim var, önümüzde de yapılacak pek çok iş. Bu alandaki irili ufaklı bütün çabaları takdirle karşılamak çünkü ülkemizde konulan her taş değerlidir, hiçbirini küçümseme lüksüne sahip değiliz, geleceğe iyimserlikle ve umutla bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Ama çok çalışmak zorunda olduğumuzu da...

Son olarak, kitabı çeviren Emine Gül Kapçı ve Meltem Örge Evren’e, dizgiye geçiren Hülya Elmir’e, sayfa düzenini yapan Zekiye Menekşe’ye, kapak tasarımını gerçekleştiren Hakan Büyükçaylı’ya, kitabı basan Ankara Üniversitesi Basımevi yetkililerine ve çalışanlarına teşekkür ediyoruz. Kitabın Türkçe basımı için önsöz yazma zahmetine giren Dr. HooperGreenhill’e ve hemen basılmasını sağlayan Ankara Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Günal Akbay’a içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

BEKİR ONUR Ağustos 1999

Kaynaklar Allan, D.A. (1963). Müzenin rolü. Müzelerin Teşkilatlanması içinde. İCOM Türkiye Milli Komitesi Yayınları, sayı 2. Atagök, T. (1999). Türkiye’de çocukmüze ilişkilerinin dünü ve bugünü. B. Onur (yay.), Cumhuriyet ve Çocuk içinde. Ankara: Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, No 2. Booth, J.H. ve ark. (1982). Creative Museum Methods and Educational Techniques. Springfield: C.C. Thomas Publisher. Bursalı, O. (1999). 1 Milyar dolarlık proje. Cumhuriyet Bilim Teknik. Sayı 647. Elkind, D. (1999). Çocuk ve Toplum. Ankara: Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, No 3. HooperGreenhill, E. (1996). Museums and Their Visitors. London: Routledge. Onur, B. (yay.) (1999). Müze Eğitimi ve Kültürel Kimlik. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınları, No 1.

DİZİ İÇİN GENEL GİRİŞ

Müzeler uluslararası bir büyüme alanıdır. Dünyada müzelerin sayısı şimdi çok fazladır: Avrupa’da 13.500, bunun 2500’ü Birleşik Krallık’ta; Kuzey Amerika’da 7000; Avusturalya ve Asya’da 2000; dünyanın geri kalanında belki 2000 kadar. Müzeye yönelimin genişliği buna uygun biçimde çeşitlenmekte, doğa ve insan mirasının bütün yönlerini kapsamaktadır. Sayılardaki büyümeyi olanaklardaki büyük gelişmeye paralel kılmak, müzeleri içinde yer aldıkları topluluklarda kültürel algıları biçimlendirmede önemli bir rol oynamaya yöneltmektedir; çünkü insanlar her yerde kendilerinin ve çevrelerinin daha fazla farkında olmaktadırlar.

Buna uygun olarak müzeler şimdi, bilgi deposu olma rollerini ve insanların kendi çevreleriyle, geçmişle ve başkalarının geçmişiyle ilişkilerinin temsilcisi rollerini yeniden ele almakta ve düşünmektedir. Bir müzenin ne olduğuna ve nasıl işlemesi gerektiğine ilişkin geleneksel görüşler çağdaş entelektüel, toplumsal ve siyasal kaygılarla karşı karşıya gelmektedir; bu kaygılar değer yargılarının geçerliği, koleksiyon yapma ve sergilemedeki değişmeler, uzman bilgisinin ayrıcalıklı olmaktan çıkarılması, çevrenin korunması, tarihteki yerimizin niteliği gibi sorunlarla ilgilidir.

Bunların hepsi büyük ve önemli alanlardır ve tartışma uluslararası nitelikte bir tartışmadır. Leicester Müze Çalışmaları dizisi müze işleyişinin bütün alanlarında yeni kuram ve uygulamaların gelişimine önemli bir katkıda bulunmak üzere tasarımlanmıştır. Dizideki her cilt, disiplin ya da işlevle tanımlanan özel müze alanlarını derinliğine ele alacaktır. Pek çok görüş temsil edilecektir; bir bütün olarak dizi hem şimdiki kuram yoksulluğunu hem de her yerdeki müze uzmanlarının güncel olarak temel bir eksiklik olarak gördüğübasılı temel malzeme olarak bir başvuru koleksiyonunun eksikliğini gidermeyi sağlayacak bir tartışma ve fikirler toplamı sunacaktır. Toplum şimdi haklı olarak müzesinde daha fazla şey istemektedir. Daha fazlası verilmeli, bunu yapabilmek için de yeni yönelimler ve yeni bakış açıları yaratılmalıdır. Leicester Müze Çalışmaları bu projede kendi rolünü belirlemiştir.

SUSAN M. PEARCE Leicester Üniversitesi Müze Çalışmaları Bölümü

TÜRKÇE ÇEVİRİ İÇİN ÖNSÖZ

Müze ve galeri eğitimi dinamik ve hızla gelişen bir alandır. Son on yılda, müzeler, ziyaretçileri ile başarılı ilişki kurmanın önemini vurgulayan modellere daha sıkıca yerleşmiş ve sonuçta müzelerin eğitim rolü daha önemli olmuştur. Buna ek olarak eğitimsel rol de değişmiştir. İlk olarak bu rolün tanınması artmıştır; ikinci olarak, bilgi aktarımından kişisel bağın kurulmasını olanaklı kılmaya doğru daha güçlü bir gelişme olmuştur.

Ülkeden ülkeye, kurumdan kuruma değişse bile, müzelerin eğitim rolü, müzelerin temel kimliğiyle daha fazla bütünleşmeye başlamıştır. Ancak geriye dönüş olmayacaktır: Müzeler şimdi izleyicilerine bağımlıdır ve müzeler izleyicilerinin gereksinimlerini ve isteklerini yerine getirmede ve anlamada daha incelikli yollar geliştirme gereksinimini duymaktadır.

Müzede öğrenme kaçınılmaz olarak disiplinlerarasıdır, sosyal ve disiplinlere ilişkin sınıflama sistemlerini ortaya koyabilir. Müzede öğrenme geniş bir ziyaretçi kesimi için değer taşır ve formal öğrenme, kendikendine öğrenme ve aile öğrenmesi alanlarıyla ilişkisi kurulabilir. Müze eğitiminin temeli olan nesnelerden öğrenme yalnızca bütüncü olabilir. Beceri gelişimini (okur yazarlık ve sayı sayma da dahil olmak üzere) kapsayabilmekte, bilgiyi ve farkındalığı arttırabilmekte; soyut kavramları temellendiren ve kişisel bağları aydınlatan deneyimler sunabilmekte ve toplumsal öğrenmeyi sağlayabilmektedir.

Müzeler karmaşık ve öngörülmez deneyimlerdir. Müze deneyimi hem çok heyecan verici, hem de hüsrana uğratıcı olabilir; ama müzelerin eğitimsel çalışmaları hiçbir zaman bugünkü kadar açıkça kabul edilmemiştir. Müze ve Galeri Eğitimi’nin Türkçe yayınladığını görmek beni heyecanlandırmaktadır ve kitabın her yaştan pek çok yeni öğrenciyi müzelerde çalışma ve müzeyi inceleme sevinciyle tanıştıracağını umuyorum.

EILEAN HOOPERGREENHİLL Leicester Ağustos 1999

ÖNSÖZ

Müze ve Galeri Eğitimi, müzelerin ve galerilerin eşsiz bir bilgi, esin, eğlence ve veri kaynağı olduğuna inanan ve başkalarının da bunu farketmelerini sağlamak isteyen herkes için yazılmıştır. Kitap, müzelerin eğitim rolünün gelişimini ondokuzuncu yüzyılın başından bugüne ve geleceğe doğru izlemekte, müzecilik işinin bu yönünün yönetimi için stratejiler sunmakta, uygun çalışma yöntemlerini anahatlarıyla anlatmakta ve iyi uygulama örneklerini betimlemektedir.

Müzelerin ruhu harekete geçirme ve zihni geliştirme gücüne duyulan inanç pek çok kurumun kuruluş ilkesi olsa da, son iki yüzyılda müzelerin eğitim potansiyelinde açık bir gelişme olmamıştır. Müze ve galerileri olabildiğince çok insan için olabildiğince ulaşılır kılmak isteyenlerin yoluna pek çok engel çıkmıştır. Bunların belki de en büyüğü “müze eğitimi”nin tanımıdır. Son iki yüzyılda bu tanımda çok önemli bir değişim olmuştur. Müzelerin eğitim rolü başlangıçta müze işletmesinin tanımını içine alırken, 1930’larda büyük ölçüde ilkokul çocuklarıyla yapılan çalışmalarla sınırlandırılmıştır. O zamandan bu yana, müzelerin eğitim işlevleri öyle gelişmiş ve genişletilmiştir ki, günümüzde pek çok müzenin kullanıcılarına coşkuyla kucak açtığı ve bilgi, esin, eğlence ve veri için yeni fırsatlar açıldığı görülebilir. Ne var ki, bugün bile müzelerin eğitim işlevlerinin müzelerin merkezinde ne kadar derine nüfuz etmesine izin verilmesi gerektiği ve müzelerin eğitim işlevinin gerçekten merkezde olup olmadığı konusunda tartışmalar vardır.

Bu kitap, sergileri ve koleksiyonları çoğaltmak ve tamamlamak üzere tasarlanan müzelerin ve galerilerin adı geçen etkinlikleri üzerinde durmaktadır. Kitap, bir müze veya galeri eğitim bölümünce uygun biçimde yürütülebilecek bu etkinlikleri müzelerin geniş eğitim alanı bağlamına yerleştirerek, ikisinin karşılıklı ilişkilerini göstermektedir. Bu geniş eğitim alanının daha ayrıntılı çözümlemesi başka kitaplarda ele alınacaktır.

Müze ve Galeri Eğitimi, müzecilik bölümü öğrencilerine, özellikle de müze eğitimi konusunda çalışanlara; müze ve galerilerde müzecilik işinin bu yönünde çalışmak isteyen müze uzmanlarına, müzeleri ve koleksiyonlarını kullanma yöntemleri geliştirmek isteyen öğretmenlere ve öğretmen eğitmenlerine yararlı olacaktır.

TEŞEKKÜR

Bu kitabı tamamlama sürecinde, cömert ve rahat bir biçimde bana bilgi veren, yardımcı olan ve benimle fikirlerini paylaşan bütün meslektaşlarıma minnettarım. Müze ve galeri eğitiminin en sıcak özelliklerinden biri desteğe ve işbirliğine değer veren yapısıdır. Bu özellik olmasaydı, kitabım kötü olurdu.

Bu projeye ayrıntılarıyla anlatamayacağım kadar çok insan özel ve yaşamsal katkılarda bulunmuştur, hepsine teşekkürlerimi iletiyorum. Ancak özellikle taslağın tamamını okuyan ve onu geliştirmem için yararlı önerilerde bulunan dört kişiye teşekkür etmek istiyorum: HMI’den Hazel Maffat, İngiliz Mirası (Güney Doğu Bölgesi) Eğitim Görevlisi ve Müzelerde Eğitim Grubu Başkanı Gail Durbini, İskoç Müzeler Konseyi Müdürü Timoty Ambrose ve Leicester Politeknik’te Lisansüstü Öğretmen Eğitim Merkezi Başkanı Rachel Mason.

Jan Anderson, Adrienne AveryGrey, Maria Barreto, Mary Bryden, Adrian Budge, John Carter, Peter Clarke ve meslektaşları, Liz Hunter, Toby Jackson, Sunjay Jain, Mary Mellors ve meslektaşları, Julia Nicholson, John Reeve, Nicola Scadding, Katrina Siliprandi, Diana Simith, David Sorrell, Tony Stevens, Rachel Sullivan, Vicki Woollard, Sylvia van Zyl ve meslektaşlarına özel teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca 1985 yılında tüm dünyada müze ve galeri etkinlikleri hakkında geniş kapsamlı bir taramayı okumamı ve gözden geçirmemi sağlayan ICOM/CECA’ya teşekkür ederim. Yayınlanmayan bu malzemeye ulaşmak bir ayrıcalıktı. Kitabıma bu malzemeden alıntılar yaptım ve metin içinde gönderme yaptığım makaleleri Ek’de sıraladım.

Leicster Üniversitesi Araştırma Kurulu kitabım için malzeme araştırmak üzere yaptığım seyahatleri karşıladığı için de minnettarım. Ayrıca 1990 Yaz Dönemi’ndeki çalışma iznim sırasında kitabımı tamamlamam için verilen fırsata teşekkür ederim.

Leicester Üniversitesi Müze Çalışmaları Bölümü’ndeki meslektaşlarım çalışmalarım boyunca beni desteklediler. Kitabın tarih bölümü için verdiği öneriler nedeniyle Geynar Kevanogh’a ve şekilleri çizdiği için Jim Roberts’a özellikle teşekkür ederim.

Elbette tüm olgu ya da yargı hataları bana ait sayılmalıdır.

EILEAN HOOPERGREENHILL Leicester 1991

KISALTMALARIN LİSTESİ
AAM American Association of Museum (Amerikan Müzeler Birliği)
AMMSEE Area Museum Service for South Eastern England (Güneydoğu İngiltere İçin Müze Alan Servisi)
CECA Committee for Education and Cultural Action (Eğitim ve Kültürel Eylem Komitesi)
CMA Canadian Museums Association (Kanada Müzeler Birliği)
CPVE Cerfiticate of Prevocational Education (Mesleköncesi Eğitim Sertifikası)
CUKT Carnegie United Kingdom Trust (Cornegie Birleşik Krallık Tröstü)
DES Department of Education and Science (Eğitim ve Bilim Dairesi)
GCSE General Certificate of Secondary Education (Ortaöğretim Genel Sertifikası)
GEM Group for Education in Museums (Müzelerde Eğitim Grubu)
18

HMİ Her Majesty’s İnspectorate (Majestelerinin Teftiş Kurulu)

İCOM İnternational Council of Museums (Uluslararası Müzeler Konseyi)

LMS Local Management of Schools (Yerel Okullar Yönetimi)

MAGDA Museums and Art Galleries Disability Association (Müze ve Sanat Galerileri Engelliler Birliği)

OAL Office of Arts and Libraries (Sanatlar ve Kütüphaneler Dairesi)

RNIB Royal National İnstitute for the Blind (Körler İçin Ulusal Kraliyet Enstitüsü)

ROM Royal Ontario Museum (Ontario Kraliyet Müzesi)

SAMA Southern African Museums Association (Güney Afrika Müzeler Birliği)

TVEİ Technical Vocational Educational İnitiative (Mesleki Teknik Eğitim Girişimi)

1. MÜZE VE GALERİLERDE EĞİTİME GİRİŞ

“Müze ve galeri eğitimi”yle ne kastediyoruz?

“Müze ve galeri eğitimi” ifadesini nasıl anlayabiliriz? Bu sözcükleri kullanırken, bir yandan kendi başına bir eğitim kurumu olarak anlaşılan müze ile, diğer yandan açıkça tanımlanmış öğretim hedefleriyle özel olarak planlanan ve düzenlenen etkinlikler arasında bir çelişki ortaya çıkar. Kimi insanlar için müze ve galerilerin yürüttükleri tüm etkinliklerin bir eğitim amacı vardır. Bunların içinde malzeme (resimler, jeolojik numuneler, tarihi eserler vb.) derleme, sergi planlama ve üretme, özel olaylar ve öğretim oturumları düzenleme vardır. Ne var ki, başka insanlar “müze ve galeri eğitimi”ni sadece yetişkinler ve çocuklar için öğretim oturumları ve olayları olarak göreceklerdir.

Müze eğitiminin nasıl yorumlandığını bulmak için müzelerin son iki yüzyıldaki gelişimini gözden geçirirken, bu dönem içinde anlamlarda önemli değişimler olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Ondokuzuncu yüzyılın başında müzeler ve galeriler eğitim kuruluşları olarak görülüyordu.

İnsanların kendilerini eğitmeleri için kurulmuş ve kütüphanelerle, konferans salonları ve hatta laboratuvarlarla birlikte inşa edilmişlerdi. Müzeler pek çok bilgi edinme fırsatından birini sunuyorlardı.

Müze ve galeriler sıklıkla başka sembolik işlevler de görüyorlardı. Büyük ulusal müzeler ulusal ruhun ve ileri kültür düzeyinin ifadeleriydi; yerel müzeler ise bölgedeki önemli kişiler ve vatandaşlık gururu hakkında mesajlar veriyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında müzeler çocuklara eğitim vermede ve sergiler yoluyla genel halka önemli fikirleri iletmede büyük rol oynadılar. Bebek bakımı ve diğer sağlık ve hijyen konularındaki sergiler, müzelerde yaşamlarını geliştirme kaygısı taşıyan insanlar tarafından hevesle ziyaret edildi. Öğretmenlerin askere çağrılması ve binalara el konulması nedeniyle okullar çalışmalarına ara verdikleri zaman müzeler yardıma koştu.

Savaşın sonunda eğitim sorumluları bu işlevleri genişletmek istediler ve müzeleri yeniden yapılandırmak için eğitim otoriteleri ile örgütsel bağa ve parasal desteğe açıklık getirecek önerilerde bulundular. Ama bu noktada müzeler geri çekildiler. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından müze uzmanları eğitim yetkilileriyle daha yakın bağlar kurmaya ya da yetişkinlere ve çocuklara eğitim sunan kişilerle daha yakın çalışmaya istekli değillerdi.

Ne var ki, eğitim amacıyla müzelere girme istekleri, özellikle de öğretmenlerden gelen istekler yoğunlaştı. Kısa süre sonra özel öğretmenlerin okul çocuklarıyla çalışmaları için düzenlemeler yapıldı ve yetişkinlerin gereksinmelerine çok daha az ilgi gösterilmeye başlandı. Bu sırada, sergileri uzman olmayan ziyaretçiler için daha kolay ulaşılır hale getirmeye de çok özen gösterilmedi. 1960’larda müze ve galeri eğitimi okullarla çalışmak anlamına geliyordu.

O zamandan beri, müze ve galeri eğitimi küçük de olsa bir meslek haline geldi. Şimdi ise gerek öğretmenlerin gerekse müze uzmanlarının alması gereken genel eğitime ek olarak, özel eğitim gerektiren bir uzmanlık alanıdır. Müze eğitimi müzelerin dünyasıyla eğitim dünyasını içine alır. Son yirmi yılda müze eğitimcilerinin güveni ve deneyimi artınca, müze serimlerinin hedefleri bulanık ve bunlarla çalışmak zor kaldığı müddetçe, iyi tasarımlanmış öğretim oturumları düzenlemenin pek de etkin olmadığı görüldü. Müze eğitimcileri iyi tasarımlanmamış sergilere bir çare olabileceklerinin farkına varmaya başlayınca tüm müze çapında daha tutarlı bir yaklaşıma gerek olduğu ortaya çıktı. Müzeye tümüyle eğitimsel ya da iletişimsel yaklaşıma ilişkin fikirler ifade eden kavramlar geliştirilmeye başladı.

Aynı zamanda, pek çok müze uzmanı, geçmişte miras aldıkları çoğu zaman karışık ve iyi belgelenmemiş koleksiyonları akla yakın hale getirmek üzere zaman harcamaları gerekmesine karşın, artık bu koleksiyonların nasıl kullanılabileceği konusuna daha dikkatlice bakma zamanının geldiğinin bilincine vardı. Nesnelerin eğitim amacıyla kullanılmasından önce belgeleme ve saklama işlemlerinin yapılması gerektiği açıktır, ancak bu durumda pek çok müze uzmanı bütün düzeylerde halkın koleksiyonlarla bağlantı kurması için fırsatlar yaratmada son derece etkindir.

Böylece yirminci yüzyılın sonunda kendimizi, müzelerin kurucularının özgün amaçlarından çok farklı olmasa da, yeni bir durumda buluyoruz. Günümüzde tüm taraflar koleksiyonların etkin kullanımını ve mevcut kaynaklarla olabildiğince değişik öğrenme ve eğlenme şekillerini halka sunma üzerinde duruyorlar. Müzeleri ziyaretçiler için daha eğlenceli ve daha ulaşılır ve olası ziyaretçiler için de daha çekici yapmak için yöntemler geliştirilmesi konularında fikirler üretiliyor.

Müzelerin farklı pek çok iletişimsel yönü incelenmekte ve geliştirilmektedir. Bunlar arasında müze uzmanlarının hedef izleyicilerinin fikrini ve işbirliğini istemede etkin olmalarıyla sergi planlamasına yeni yaklaşım yolları; müze bekçilerinin, koruma rollerinden çok yorumcu olarak işlev görmeleri vurgulanarak yeni şekillerde kullanılmaları vardır.

Bu kitap, müze iletişiminin diğer yönlerinden çok, müze izleyicilerine öğrenme fırsatlarının düzenli ve planlı şekilde sunulması üzerinde yoğunlaşmaktadır. Örneğin, bir müze sergisinin nasıl yapılacağından çok, müze eğitimi hizmetinin nasıl kurulacağı ele alınacaktır. Bu, müze ve galerilerin, genel terimlerle sık sık ele alınacak geniş eğitim alanlarını yadsımak değildir. Ancak her kitap belli bir konu üzerinde yoğunlaşmalıdır ve bu kitap da sık sık müze ya da galeri eğitim görevlilerince, ama aynı ölçüde müze uzmanlarınca da üstlenilen müze eğitimine özel bir profesyonel etkinlik olarak yaklaşacaktır. Müze iletişiminin diğer yönleri diğer kitaplara bırakılmalıdır.

Bu kitap, müze ve galeri eğitimine olabildiğince genel bir biçimde yaklaşacak ve pek çok farklı kurumun çalışanlarıyla ilgili olduğu düşünülen kavramları ve metodolojileri sunacaktır. Bir sanat galerisi ile bir müzedeki öğretim arasındaki ya da tarihi bir bina ile çevresel bir alandaki çalışma arasındaki farklar üzerinde durmak mümkün olsa da çok yararlı değildir. Elbette bu durumların her birinde konu oldukça özel olacaktır. Ama eğitim yöntemlerinin, politika ve yönetim konularının pekçoğu aynı kalacaktır.

Olanaklı olan yerlerde, uluslararası sahnedeki deneyimlere ve olaylara gönderme yapılacaktır. Müze eğitimi kuramının ve metodolojisinin çoğu uluslararası ilgi konusudur. Etkin bir uluslararası müze ve galeri eğitimcileri topluluğunun olduğunu ve etkinliklerin zaman zaman şaşırtıcı biçimde değiştokuş edildiğini söylemek doğru olacaktır. Örneğin, Yorkshire’da bir grup müze eğitimcisi ve öğretmen yıllar önce İsveç’ten benzer bir grupla mesleki gelişim açısından karşılıklı olarak son derece yarar sağlayan bir değişim programı uyguladı. İkinci bir örnek, Brezilyalı ve Portekizli çocuklar arasındaki, bir müze eğitimi projesinin bir bölümü olarak yaşadıkları ve Brezilya’da onaltıncı yüzyıldaki Portekizli göçmenlerin deneyimlerini keşfettikleri değişim programıdır. Bu proje, İngiliz Mirası ve Eğitim ve Bilim Dairesi (DES) tarafından, hem Brezilya’da hem Portekiz’de görev yapan İngiliz drama uzmanlarıyla birlikte düzenlenen bir eğitim kursundan kaynaklandı.

Temel eğitim felsefeleri

Müze ve galeri eğitiminde uluslararası işbirliği ve birlikte çalışma olanaklıdır, çünkü oldukça açık bir biçimde tanımlanmış temel bir felsefe vardır. Müzelerde ve galerilerde öğretim yapmak, bunun ilk hedeflerinden biri olarak, müzenin koleksiyonları ile özel müze ziyaretçisinin gereksinmeleri ve ilgileri arasında ilişki kurmaktır. Bu ilişkinin ideal olarak, olanak olduğunca etkin, dinamik ve esnek olması gerekir. Her grubun ve her bireyin bir dizi farklı gereksinmeleri ve ilgileri olacağı, dolayısıyla koleksiyonun herhangi bir bölümünün sunulmasının herkes için aynı olmayacağı kabul edilir. Gün boyunca altı aynı nesneyle, ama üç farklı insan grubuyla (örneğin bir 7 yaş çocuk grubu, bir GCSE Ortaöğretim Genel Sertifikasıtarih grubu ve bir yetişkin grubu ile) çalışan bir müze ya da galeri öğretmeni nesneleri her grup için farklı biçimde yeniden yönlendirecektir.

Bu altı nesnenin değişik yönleri farklı bilgi düzeyinde ve yaşamlarının farklı evrelerinde olan insanlara uygun düşecektir. Örneğin, bir grup onaltıncı yüzyıl portresiyle ilgilenen 7 yaş çocukları yazılı ve sözlü becerilerini geliştirmek için tablodaki kişilerden birisi hakkında öyküler yazabilir, GCSE grubu onaltıncı yüzyılı derinlemesine inceleyebilir ve portrelerin saray toplumu hakkında neler gösterdiğine bakmak isteyebilir, buna karşılık yetişkin yurttaşlar iğneişi sınıfına katılabilir ve giysileri ve kumaşları ilgi çekici bulabilir. Aynı nesneler kullanılsa da her bir durumda benimsenen yaklaşım ve vurgulanan yönler çok farklı olacaktır. Nesnelerin özel grupların ilgisini çekecek özel yönlerinin seçilmesi başarılı müze öğretimi için geliştirilmesi gereken becerilerden biridir.

İster bin tane kelebek başlı civata, isterse üç yüz klasik araba ya da yirmi beş izlenimci resimden oluşsun, koleksiyonların incelenmesi müze ve galeri eğitiminin temel ilkesidir. Bir müze öğretmeninin görevi koleksiyonları insanlar için ilgi çekici, heyecan verici ve ilgili kılmaktır. Bu, eserler üzerinde durmayı gerektirir ve bunun da iki koşulu vardır: Az sayıda uygun nesnenin seçimi ve nesneleri bağlayacak bir konunun bulunması.

Nesnelerin seçilmesi gereklidir, çünkü çoğu müze, galeri, tarihi ev veya sit çok büyük birer malzeme olgusudur ve sınırlar çizilmezse yararlı bir iş yapılamaz. Nesneleri bir konuyla bağlamak önemlidir, çünkü bu fikir geliştirmek, düşünmeyi ve incelemeyi odaklamak için kullanılabilir. Konuların ve eserlerin seçimi grubun gereksinimlerine göre, grup liderleriyle işbirliği içinde ve grup liderlerinin müze ziyaretindeki hedefleri uyarınca yapılmalıdır. Bu da, yararlı ve ulaşılabilir malzemelerin seçimi için belirli becerileri ve hem müze koleksiyonları hem de farklı yaş ve yetenek gruplarının öğrenme tarzları ve yeterlilikleri hakkında bilgi gerektirir. Nesnelerin ve konuların seçimi diyalektik bir süreçtir; ya konular kullanılacak nesneleri belirler, ya nesneler geliştirilecek konuları öne sürer, ya da ikisinin birleşimi söz konusu olur. Çok sık olarak müze ziyaretinin hedefleri nesnelere ve konulara karar verme sürecinin bir parçası olarak geliştirilmeli ve açıklanmalıdır. Burada müze öğretmeni, öğretmene ya da grup liderine öneride bulunma işlevini görür.

Sanat eserlerinin seçimi yapıldıktan ve ele alınacak konular seçildikten sonra, öğretim yaklaşımı tasarlanabilir. Müze eğitimcileri koleksiyonlar ile hedef kitle arasında bir ilişki geliştirmek için çok çeşitli yöntemler kullanırlar, bunların bir kısmı sonraki bölümlerde tartışılacaktır. Genel ve sadece kaynaklarla sınırlı olarak (bu sınırlar çok ciddi olabilir) en etkin yöntemler yeğlenir. Nesnelerin elle tutulması, rol yapmayı kullanma, bir sitte ya da binada çalışma, eğitim tiyatrosuna katılma, geniş ölçekli bir kolaj yapma, grup heykeli yapma, birinci el kanıtlardan çıkarsama yapma, bir gösteriyi izleme, teyp ya da video kullanma, hepsi standart çalışma yollarıdır. Çoğu müze eğitmeni, müzede eğitimin farklı bir deneyim olması ve hem müzedeki koleksiyonlarla hem de koleksiyonların tutulduğu alanla birinci elden karşılaşma sağlanması gerektiği gerekçesiyle, çocuklar ve yetişkinler için geleneksel bir sınıf ortamı yaratmayı istemez.

Müze ve galeri eğitimi, yaşamboyu öğrenmenin bazı temel fikirleriyle çalışır. Öğrenmenin yaşamboyu sürdüğü ve resmi bir eğitim kurumundaki çalışmalarla sınırlı olmadığı bilinmektedir. Müze ve galerilerin başlıca iki görevi vardır: Koleksiyon yapma ve insanların koleksiyonlarla bağlantı kurmasını sağlama. Belli bir ders özeti ve müfredatı yoktur. Müzeler ile insanlar arasındaki ilişkilerin ne şekilde kurulacağını belirleyen, koleksiyonların yapısı ve müzenin politikalarıdır. Bu, müze ve galeri eğitimcilerine yenilik ve araştırma için, yaratıcı ve heyecan verici çalışma için çok geniş bir alan sunar.

Aynı zamanda, müze dışı bağlantıları kurarken, bağlantı kurulan kişilerin ilgi alanlarını ve hedeflerini anlamak da elbette önemlidir. Böylece, sunulacak eğitim planlanırken öğretmenlerin Ulusal Müfredata ilişkin kaygıları ve yetişkin eğitmenlerinin kendi gruplarının kişisel başarılarına ilişkin düşünceleri de gözönüne alınmalıdır. Gene de, müze eğitimcisi, yaşamboyu öğrenimi destekleyen pek çok öğrenicimerkezli, kolaylaştırıcı yöntemi benimseyebilir (HooperGreenhill 1988d:41).

Müze eğitimi, müze, galeri ya da tarihi sitin etkinlikleri ve uygulamalarıyla olduğu kadar, bu kurumların içindekilerle de ilgilidir. Böylece, örneğin bir sergi hazırlama süreci serginin bizzat hazırlanmasıyla incelenir. Örneğin, ortaöğretim öğrencileri, yerel müzeye ve etkinliklerine giriş yapmak üzere, Stevenage Müzesi’nde bir serginin araştırılmasına ve düzenlenmesine davet edilmişlerdi. İsveç’te yerel resimlerden bir sanat sergisi açmak için çalışan bir yetişkin eğitim grubu ortamı yeni bir biçimde anladı:

“Gözlerimiz açıldı. Burada gösterilenleri görmeseydim, asla şu an gösterilenleri görmek için kente inmezdim, ama şimdi nasıl işlediğini ve nasıl çalıştığını görmek istiyorum. Sürecin içine girdik ve nasıl işlediğini biliyoruz (Riksutstallningar 1976:119).

Müze ve galeri eğitimi belirli bir binanın sınırlarıyla sınırlı değildir. Liverpool’daki Tate Galerisi’nin, Liverpool’un çeşitli bölgelerine giden ve Park Line hapishanesi de dahil olmak üzere yerel topluluk sınıflarıyla birlikte pratik sanat ve medya seminerleri düzenleyen personeli taşıyan bir Medya Karavanı vardır (Meewenen 1989). Bu seminerler, normalde müzelerle ve galerilerle ilgilenmeyen insanlara galeriyi, personelini ve etkinliklerini tanıtma görevi görür. Seminerler dizi halinde verilir, bir tanesi Tate Galerisi’ndeki personel ve katılımcılarla yapılır. Müze eğitim personelinin bir kısmı nesnelerle birlikte müzeleri ziyaret ederken, bir kısmı da tüm personelin katıldığı eğitim kursları vermek için okullara gider.

Mesafelerin fazla ve insanların müzelere ulaşmalarının olanaklı olmadığı yerlerde, dışardan ulaşma çalışmaları uygun olur. Botswana Milli Müzesi’nin Gezici Müze Eğitimi Servisi, ülkenin en uzak bölgelerine eserler ve filmlerle dolu “Tekerlekli Zebra” adlı bir kamyon göndermektedir (Metz, tarihsiz: 6, Unesco taraması). Benzer biçimde, Zambia’da, Mbala’daki Moto Moto Müzesi’nde hem araştırma hem de eğitim personelinin katıldığı alan çalışması, hem geçmişi ve eserlerini belgeleme hem de insanları bunlarla bilgilendirme amacıyla, hem araştırma personelini hem de eğitim personelini içeren alan çalışmasını ülkenin çeşitli bölgelerine taşımaktadır. “Toplum bilimlerinde bilginin kaynağı ‘insanlar’ değil midir? Ve sonuçların nihai alıcısı yine aynı ‘insanlar’ değil midir?” (Juel, tarihsiz: 7, Unesco taraması).

Müze eğitiminde yaratıcı fikir ve enerjik birey sıkıntısı yoktur. Ne var ki, önemli ölçüde kaynak sıkıntısı vardır ve bu sorun sunulan eğitimin türünü etkileyebilir. Örneğin, Londra Kulesi’nde olduğu gibi, günlük ziyaretçi çocuk sayısı 800 ise ve onlarla çalışacak üç müze öğretmeni varsa her bir çocuğa özel ilgi gösterilmesi açıkça olanaklı değildir. Müze personeli bu duruma çeşitli çareler bulmuştur; bunların çoğu grup liderlerinin bir eğitim görevlisi olmadan ziyaretlerini olası en yüksek sayıya çıkarmalarına yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Bunlar arasında, müze mağazasından ya da posta yoluyla elde edilebilecek müze yayınları, öğretmenlere bilgi paketleri, giriş videoları ve slayt paketleri hazırlanması, bunların gruplarca satın ya da ödünç alınması, müzede öğretmenlerin ve diğer grup liderlerinin kendi ziyaretlerini yönetmelerini sağlayacak kursların verilmesi vardır. Müze personeli zaman zaman çalışma sayfaları hazırlar ve bunlar kullanım ya da uyarlama için öğretmenler tarafından edinilebilir (ya da bazen satın alınabilir). Tüm bu yöntemler, müzenin uzman eğitim personeli bulunmadığı ve müze uzmanlarının kendi başlarına ellerinden geleni yaptıkları durumlarda da yararlı olur.

Her bir müze ya da galerinin sunduğu eğitim kendine özgüdür. İki müze, galeri ya da sitin sunduğu eğitim hizmeti hiçbir zaman aynı değildir. Bunun birkaç nedeni vardır. Bu nedenler, kurum içindeki geleneği, Yerel Eğitim Yetkilisinin sunduğu yardım miktarını, istihdam edilen uzman personelin sayısını ve uzmanlığını, müzenin türünü, koleksiyonların kapsamını ve müze ya da galerinin eğitim politikalarını içerir. Her bir müzenin ne tür eğitim vereceğine karar verirken sahip olduğu seçenekler çok fazladır ve sadece mevcut kaynaklarla sınırlıdır. Hatta kaynaklar, belirlenen politika ve hedefleri izleyebileceği için onlar bile son bir sınırlama değildir.

Bugün İngiltere’de müze ve galerilerin eğitim rolü hükümet düzeyinde vurgulanmaktadır. Sanat Bakanı Richard Luce 1989’da müze çalışmasının bu alanını sonraki on yılda geliştirilecek bir öncelik olarak belirlemiştir. Müzecilik mesleği içinde Müzeler ve Galeriler Komisyonu, müzelerin izleyicileriyle ilişkilerinin önemine ilişkin yeni meslek bilincinin artmasına yanıt olarak, ilgisini destekleyecek bir alan olarak müze eğitimine yönelmektedir.

BİRİNCİ BÖLÜM TARİHSEL BAKIŞ AÇILARI

2. UYGAR BİR HALK İÇİN MÜZELER

Son iki yüzyılda müzelerin eğitim rolü vurgulanması gereken kayda değer bir değişme göstermiştir. Ondokuzuncu yüzyılın başında müzelerin kuruluş amaçlarından biri eğitmek ve bilgilendirmekti. İnsanların içinde yaşadıkları dünya hakkında bilgi edinme fırsatına sahip olmaları için doğal dünyadan ve geçmişten nesneler biriktiriliyordu. Müzeler, temel olarak, uzun bir eğitim alma fırsatı olmamış insanların kendilerini eğitmek için yararlanabilecekleri eğitim kurumları olarak görülüyordu. Nesneler ve resimler öğrenmede becerikli olmayanların öğretiminde özellikle yararlı bulunuyordu. Ayrıca müzelere toplumu birleştirme görevi verilmişti: Müzeler her sınıftan insanların aynı zeminde biraraya gelmeleri için uygun yerlerdi. Böylece müzeler ideal kurumlar olarak, öğrenme yoluyla gerçekleştirilen toplumsal eşitlik için kökten bir potansiyel sunan kurumlar olarak görülüyordu.

1920’lerde müzelerin eğitim rolü bu denli desteklenmiyor ve müzelerin kökten potansiyeli artık bu denli açık ifade edilmiyordu. Yeni yararlar öne çıkmıştı. Koleksiyon yapma kendi başına bir amaç olarak görülüyordu ve koleksiyonların tamamlanması ve bakımı müze uzmanları için başlıca mesleki kaygılardan biri oldu. Eskiden eğitim ve bakım aynı görevin iki bölümü olarak uygulanırken, artık iki ayrı çalışma alanı haline geldi. Okullara ve yetişkin ziyaretçilere hizmet verme göreviyle uzman eğitim personeli atandı. Ödünç verme hizmetlerinin ve okul ziyaretlerinin örgütlenmesi, eyalet müzelerinde müze öğretmenlerinin yetki alanına kondu; ulusal müzelerde de rehber öğretmen yetişkinler için galeri turları yapıyordu. Müze uzmanları başlıca iletişim yolu olarak sergilere dayanırken, halkla ilişkilerden büyük ölçüde çekildiler.

Ne var ki, sergileme yöntemlerinin araştırma ve geliştirme konusu olması 1960’ların sonunu buldu. O zamana kadar pek çok müze, nesnelerin ziyaretçilerce nasıl anlaşılacağına önem vermeksizin onları kasalara dolduruyordu. Ama 1990’ların başında, dikkat nesnelerin biriktirilmesinden mevcut koleksiyonların kullanımına kayınca, müzelerin eğitim rolü daha fazla vurgulanmaya başlandı. Müzelerin eğitim rolü her yönde büyümektedir. Sergileme tekniklerine, yeni teknolojiye dayanan yeni yaklaşımlar araştırılmakta; ziyaretçilerin sergilere etkin katılımını sağlamak için etkileşimli sergiler kullanılmakta, tiyatro ya da drama kullanılarak özel olaylar düzenlenmekte, pek çok farklı hedef kitleye uyacak eğitim programları tasarlanmaktadır. Şimdi ziyaretçi tepkilerine canlı bir ilgi duyulmaktadır ve müzeler son derece popüler olmuştur.

Ondokuzuncu yüzyılın başlarında müzeler ve galeriler aracılığıyla kendi kendini eğitme yönünde fırsatlar yaratılması vurgulanıyordu. Yirminci yüzyılın sonunda, herkesin okula gitmesinin sağlanmasından yüzyıl sonra, yaşamboyu öğrenme felsefesi ve öğrenmenin resmi öğrenimin tamamlanmasıyla bitmediğinin kabul edilmesi, müzeleri herkes için hem eğitimsel hem eğlendirici yapmak için yeni çabalar gösterilmesine kuramsal bir destek sağlayabilmektedir.

Erken ondokuzuncu yüzyıl: çeşitli etkiler

Ondokuzuncu yüzyılın başında müzelerin ve galerilerin eğitim kurumları olarak ortaya çıkmalarına katkıda bulunan birkaç farklı güç vardır. Bunlar, çalışan sınıf ve orta sınıf arasında eğitim bakımından kendini geliştirmeye duyulan inanç; radikal reformcuların çalışan sınıfa “akılcı eğlence” şeklinde boş zaman geçirme fırsatları sunması; sanatın insanlaştırma ve uygarlaştırma gücüne duyulan inanç; ve toplumun tüm kesimlerinin buluşabileceği yansız yerler sunma isteğidir. Ortaya çıkan kurum çeşitlerinin pek çoğunda bu etkenlerden birden fazlası vardır; buna ek olarak, müze ve galeriler eğitim dışındaki alanlar için önemli olarak algılanmıştır. Sanat galerileri ve müzeler birden fazla ve sıklıkla birbiriyle çatışan anlamlar taşımaktadır.

Denizaşırı olaylar da etkili olmuştur. Fransız Devrimi sırasında Louvre kralın ve saray halkının özel galerisi olmaktan çıkmış, toplu halk eğitimi için bir araç olarak görülen bir halk müzesi haline gelmişti. Louvre, yeni cumhuriyetçi devletin eğitim dairesince yönetilmeye başlanmış ve böylece bir müzenin nasıl olabileceğine ilişkin tamamen yeni bir model sunmuştu. Louvre herkese açıktı; yalnız haftanın belirli günleri sadece sanat öğrencilerinin kullanımına ayrılmıştı (Bazin 1959: 51). Halk olayları, sergilerin seçiminde müze uzmanlarına yol göstermişti. Müzeye akın eden insanlar için ucuz kataloglar yapılmış ve bunlar yabancı ziyaretçiler için tercüme edilmişti (Bazin 1959: 51). Galerinin bir kısmında öğretim verilmişti (Seling 1967: 109). Bir kurum olarak müze kralın kapalı oyun alanı olmaktan çıkmış, herkese açık bir okul olmuştu.

Ondokuzuncu yüzyılın başında İngiltere’de müze sayısı azdı; ama 1845 tarihli Müzeler Yasası öncesinde yaklaşık 40 müze vardı (Chadwick 1983: 53). Bunlar arasında özellikle eğitim amacıyla kurulmuş olanlar vardı; örneğin Ashmolean Oxford Üniversitesi’ne bağlıydı ve kütüphaneler, bir konferans salonu ve kimya laboratuvarlarıyla birlikte inşa edilmişti. Burası 1883’de açıldı (Simcoch 1984). Dulwich Resim Galerisi 1824’de Alleyne okuluna bağlı olarak kuruldu. İngiliz Müzesi 1759’da Parlamento Yasasıyla kuruldu ve Ulusal Galeri 1824’de açıldı. Bu son iki müze farklı nedenlerle kurulmuştu ve sonuçta ulusal ve uluslararası düzeylerde farklı işlevlere sahipti. Ancak pek çok yerel müze, özellikle bilgiyi arttırma fırsatlarını çoğaltmayla ilgilenen topluluklarca kurulmuştu.

Makina Enstitülerinde, Edebiyat ve Felsefe Topluluklarında Müzeler

Makina Enstitüleri ve Edebiyat ve Felsefe Topluluklarınca yüzyılın sonunda kurulan müzelerin belirli hedefleri vardı. Bunlar yetişkin eğitiminin çeşitli biçimlerinden biri olarak görülüyordu. Onsekizinci yüzyılın son ve ondokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde tüm İngiltere’de pek çok yeni eğitim kurumu ortaya çıktı. Bunlar arasında, orta sınıflar için “entellektüel klüp” oluşturan bilgi toplulukları ve özellikle çalışan sınıflara yönelik olan Makina Enstitüleri vardı (Stephens ve Roderick, 1983: 16). Bu kurumların her ikisi de öğrenme kaynaklarının bir parçası olarak müzeler kurdular.

Makina Enstitüleri, özellikle çalışan sınıfların eğitim fırsatını arttırmak için kuruldu. Bu gelişmeyi destekleyen tartışmalar arasında tüm vatandaşların eğitim hakkı, yoksullara daha insancıl bir yaklaşım ve daha iyi bir eğitim görmüş bir işgücü gereksinimine duyulan faydacı inanç bulunuyordu (Chadwick 1983: 50). Bu kurumların pek çoğu mekanik ve bilimsel modeller, resimler, jeolojik numuneler içeren koleksiyonlara sahip müzeler yarattı.

Dersler bilime ve bilimsel araçlara ilişkin konferanslarla koleksiyonlara dayandırıldı. Geçici sergiler yapıldı. Makina Enstitülerinde 1830 ile 1840 arasında en az elli sergi düzenlendi (Cunningham 1980: 101).

Bu, bilimsel eğitimin eğlendirici bir biçimi olarak görülüyor, dolayısıyla çalışan sınıfın izleyicilerine konferanslardan daha kabul edilebilir geliyordu; ama sergiler parasal nedenlerle de yapılıyordu. Günlük 6 kuruş giriş ücretiyle sergilere akın edildi. 1839 Mayısında Derby Makina Enstitüsü dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen doğal ürünlerin numunelerini ve insan becerisinin ve endüstrinin en dahiyane ve yeni ürünlerini içeren bir sergi açtı. Sergide çeşitli makinalar gösterildi, sergiye işçiler katıldı, deneyler yapıldı. Yoksullar Evi sakinleri sergiye para ödemeden kabul edildi; Derby’deki ve diğer kentlerdeki Pazar ve Yardım okullarının öğrencileri kişi başına 2 kuruşa girdiler (Chadwick 1983: 52). Bu sergilerden elde edilen gelirler genellikle boş zamanı birahaneden ya da meyhaneden tamamen farklı bir tarzda geçirmeye uygun halk binalarının kurulmasına ayrıldı.

Büyük olasılıkla koleksiyonlardan gelen eserler Makina Enstitülerinde yapılan Yılbaşı Partilerinde sergilendi. Partiler, tüm sınıfların uyum ve barış içinde biraraya geldiği anlar yaratan hareketin parçası olarak önem kazandılar. Örneğin, 194849’da Manchester’deki yeni yıl partisi toplumsal açıdan uyumlu bir Ortaçağ geçmişini yeni baştan yaratma girişimiydi. Manchester Serbest Ticaret Salonu Eski İngiltere’nin gösterişli bir salonu gibi bayraklar, eski zırhlar, armalar, mızraklar, kılıçlar, boynuzlar, bufalo ve dağ keçisi kafaları ve polisten ödünç alınan miğferler ve kargılarla süslendi. Nesneler, altın bir geçmişin yeniden yaratılmasında simgesel bir işlev gördü.

Orta sınıflar için tasarlanmış kurumlar da müzeler kurdu. Örneğin 1914’de kurulmuş olan Liverpool Kraliyet Enstitüsü, gündüz okulları, bir tasarım okulu, bir kütüphane, bir müze, bir sanat galerisi, kimya ve fizik araçları için bir laboratuvar kurarak “Edebiyat, Bilim ve Sanatı” geliştirmeyi önerdi (Stephens ve Roderick, 1983: 17). Sanat Galerisi ve Doğa Tarihi Müzesi bu girişimler içinde en başarılı olanıydı.

Cornwall Kraliyet Enstitüsü’nün kurduğu canlı ve başarılı müze 1830’larda “ülkenin tarihini, mineralojisini ve jeolojisini araştırmak ve diğer ülkelerinkilerle karşılaştırmak için çeşitli fırsatlar sundu.” Müze uzmanlığı görevi, işçi sınıfından gelen ve çalışırken araştırma yapma olanağı bulan yüce amaçlı bilim adamlarınca yapıldı. Bu müze uzmanlarından en az biri yetişkinlere geniş kapsamlı dersler verdi (Stephens ve Roderick, 1983: 223). 1868’de madencilere, parasal desteği yerel bir hayırsever tarafından sağlanan dersler verildi.

1820’lerin başında Norwich’de kurulan sistematik müze, 1824’de yetişkinlere doğa tarihi ve jeoloji konularında bir dizi konferans düzenledi ve 1827’de Komite okulların yılda yirmibir şilin ödemeleri karşılığında, kendilerinin de grupla kalması şartıyla öğretmenlerin müzeye 20 öğrenci getirebileceklerine karar verdi (Frastick 1985: Dubin 1984). Scarbaraych Felsefe Topluluğu tarafından kurulan müze 1846’da okullara parasız olarak açıldı: “Kimi üyelerimiz uzak okulların müzeye para vermeden alınması için konseyin onayını alarak müzenin popülerliğini arttırmaya çalıştı .... yüzlerce kişi müzeye bedava alındı” (Stephens ve Rodericck 1983: 32).

Böylece, doğrudan ve açık eğitim amacıyla pek çok müze kuruldu ve müzeler öğretim, bilim ve bilgi alınabilecek yerler olarak kütüphanelerin ve konferans salonlarının yanında yerlerini aldı.

Boş zaman anlayışında değişiklikler

O dönemde Britanya’da müzelerin belirli ve ayrı kurumlar olarak ortaya çıkmaları oldukça yavaş olduysa da, sergiler, gösteriler, panoramalar, hayvanat bahçeleri ve bahçeler, boş zaman etkinliklerinin sunulduğu mekanlar arasında yerlerini sağlamlaştırmışlardı (Altick 1978). Ancak onsekizinci yüzyılda boş zaman tüketimi gitgide sınıfla bağlantılı bir hal aldı (Cunningham 1980: 76). Bu dönemde halka açık yerler ayrılıp özel kılındı ve sonuçta boş zaman tüketimi gitgide toplumsal konum tarafından belirlenmeye başladı. Eskiden halka açık olan yerler zenginlere ayrıldı ve alt sınıflar, örneğin “aristokrasinin dışındakilerin girmesine izin verilmeyen” Great Tower Hill’de olduğu gibi dışarıda bırakıldı (Cunningham 1980: 82). 1841’de William CookeTaylor halkın kapatıldığını, polisin sokaklarda nöbet tuttuğunu ve yolları açtığını, süslü bahçelerin etrafının yüksek duvarlarla çevrildiğini ve kaldırımların kaldırıldığını belirtmişti. Onsekizinci yüzyılda pek çok kentin özelliği olan zooloji ve botanik bahçeleri, kütüphaneler ve müzeler, okuma odaları ve sanat galerileri kâr amacıyla işletilen özel işletmeler haline geldi ya da çalışan insanların ödeyemeyeceği üyelik ücretiyle finanse edilmeye başladı.

Orta sınıf reformcuları bu özelleşmiş ve sınıfa özgü boş zaman türlerinde bir tehlike görerek tüm sınıfların kontrollü ve halka açık bir ortamda buluşabilecekleri yeni boş zaman etkinlikleri yaratmaya çalıştılar. Bu dürtünün bir parçası olarak, ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında, boş zamanın kendini geliştirme ve “akılcı eğlence” ile harcanması gerektiği inancıyla müzelerin, parkların ve kütüphanelerin geliştirilmesine çok fazla enerji harcandı. Burada akılcılık düzenli ve denetimli anlamındaydı. Akılcı eğlencenin düşmanı disiplinsiz ve denetimsiz popüler kültürdü. Boş zaman etkinlikleri tekrar halka ve topluma açık olacaktı ve bu amaçla müzeler, kütüphaneler, parklar ve botanik bahçeleri kuruldu.

“Akılcı” ve “geliştirici” konular ile saçma ve zaman kaybı olarak görülen eğlenceler arasındaki ayırım üzerindeki tartışma sertleşince müzelerin ve sergilerin eğitim amacıyla kullanılması daha fazla vurgulanmaya başlandı. “Akılcı eğlence” kavramı, halkın mevcut gösteriye gitme ve sergi gezme alışkanlıklarının müzelerde ahlaki ve zihinsel gelişme amacıyla kullanılabileceği açıklık kazanınca ortaya çıktı (Altick 1979: 227).

Sanatın gücü

Müzelerin eğitim kurumları haline gelmeleri çözümlenirken bir konunun daha ele alınması gerekir. Bu, ondokuzuncu yüzyılın sanatın uygarlaştırma ve insancıllaştırma gücüne duyulan inancıdır. Portre ressamı ve geleceğin Kraliyet Topluluğu Başkanı Martin Archer Shee, 1805’de “Sanat Üzerine Şiirler”inde birkaç konuyu dile getirmişti. Sanatlar ulusal zafer ve gurur araçları olarak ve uygarlaştırıcı, soylulaştırıcı bir etkiye sahip görülmüşlerdi. İş gücünün makinalaşması insanın insanlığına karşı bir tehdit olarak algılanmıştı, ancak sanatın bu durumu eski dengesine kavuşturacak gücü vardı (Minihan 1977: ix). Müzelerde geçirilen zamanın, toplumsal açıdan daha kabul edilebilir vatandaşlar olacak insanlığın “işlenmemiş, değersiz maden cevheri” (Minihan 1978: 227) üzerinde, sanatın daha seçici tüketicileri haline getirerek insancıllaştırıcı bir etkisi vardır.

1830’larda ve 1840’larda parlamentonun radikal milletvekilleri olan Joseph Hume, William Ewart ve Thomas Wyse öncülüğünde bir hareket insanların serbestçe izlemesi için sanat anıtları yapılması konusunda parlamentoya öneri verdi. 1841 Yılı Ulusal Anıtlar ve Sanat Yapıtları Seçilmiş Komitesi müzelerin “halkın ahlaki ve zihinsel gelişimi için birer araç olarak etkin olduklarını” gösteren kanıtlar topladı. Müze ve sanat galerilerinin rolleri ne kadar kavramsal olsa da buraları ziyaret eden insan sayısı yüksekti ve bu da etkili oluşlarının kanıtıydı. Belirli tarihlerde açık olan İngiliz Müzesi’ni 1841 yılında paskalyadan sonraki pazartesi günü

32.000 kişi ziyaret etti. Londra’daki müzelerin bu başarısını gören radikaller eyaletlerde de benzer bir başarı elde etmek istediler ve sonuçta ortaya nüfusu 10.000’in üzerinde olan belediyelere, pound başına 1/2 kuruşu aşmayan bir oranda finanse edilen ve giriş ücreti 1 kuruşu aşmayacak şekilde sanat ve bilim müzeleri olacak binalar yapma olanağını veren 1845 tarihli Müzeler Yasası çıktı (Cunninghan 1980: 105).

Çatışmalı bir dünyada yansız yerler

Müzeler ve galeriler kurulurken kaynak bulma sorunu ortaya çıktı. Makina Enstitülerinin yüksek amaçları olmasına, müzelerinin ve kütüphanelerinin uzun süreli eğitim girişimlerini göze almayı amaç edinmelerine karşın, bu yapıların pek çoğu uzun süre desteklenemedi. Eğitimli topluluklar da zaman içinde yoksullaştı ve başlattıkları müzelerin pek çoğu kent yetkililerince devralındı. Hem yerel hem de ulusal düzeyde kaynak kıtlığı vardı. Louvre’nin yeniden örgütlenmesiyle Fransa’da örneği verilen vizyon ve ona eşlik eden fon İngiltere’de tekrarlanamadı.

Ondokuzuncu yüzyıl boyunca sanata halktan kaynak sağlanması konusu ulusal değerler, endüstri toplumunun ve demokrasinin geleceği hakkındaki tartışmalardan ayrılamadı. Kimileri sanatı güç durumdaki üst sınıf kültürünün son sığınağı, kimileri de zenginle yoksul arasındaki geniş uçurumun üzerinde bir köprü olarak görüyordu. Daha faydacı bir tartışma, müzelerin, kütüphanelerin ve parkların içki tüketimini, suçu ve ihlalleri azaltacağını, bu nedenle de ulusal ekonomiye bir katkı olduğunu savunuyordu. Hızla artan endüstri nüfusunun eski sınıf çerçevesine uyup uymayacağı konusunda şüpheler vardı. Sanatsal kültür ve müzeler alt sınıflara üsttekilerin yüce amaçlarını öğretebilirdi. Sanat galerileri ve müzeler kitlelere “zevk” aşılayacaktı. Gizliden gizliye, beğenideki iyileşmenin ahlaki iyileşmeyle sonuçlanacağına inanılıyordu.

Kütüphaneler, müzeler ve parklar sınıfların halk içinde uyumla buluşabileceği yerler olarak görülüyordu. 1848’de Charles Kingsley, “İngiliz Müzesi İngiliz vatandaşlarının parasız girebilecekleri, zenginle yoksulun bir araya gelebileceği hemen hemen tek yer olduğu için orası gerçekten eşitlikçi bir yer; bu yüzden orayı seviyorum“ diyerek İngiliz Müzesi’ni övmüştü (Cunningham 1980: 106).

Hükümet, yıllar boyunca yavaş yavaş, kültür kurumlarının kamu kaynaklarıyla desteklenmesi gerektiği ve bu kurumların çeşitli işlevleri olduğu, ancak bir işlevlerinin de eğitimli ve uygar bir nüfusun oluşturulmasına anlamlı katkılarda bulunmak olduğu anlayışını kabul etmeye başladı.

Böylece ondokuzuncu yüzyılın başında müzeler hem orta sınıfa hem de işçi sınıfına kendini geliştirme fırsatı sunma gereğinin akılcı çözümleri olarak algılanmaya başladılar. Müzeler ve galeriler toplumun tüm sınıflarının boş zamanlarını verimli ve eğitime yönelik biçimde geçirebilecekleri yansız yerler olarak görülüyorlardı. Kimi kurumlar yetişkinlere konferans ve dersler, okul çocuklarına da okul ziyaretleri şeklinde öğrenim fırsatları sunuyorlardı; ancak bir müzenin ya da sanat galerisinin kurulmasını kendi başına bir eğitim hareketi olarak görüyorlardı.

3. ONDOKUZUNCU YÜZYILA İLİŞKİN OLGU İNCELEMELERİ

Müzelerin eğitim işlevi

Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında halk müzesi çağı başladı. Daha önce gördüğümüz gibi, pek çok kişi tarafından çok çeşitli düzeyde ve biçimde anlaşılıp yorumlanan eğitim müzelerin birincil işlevi olarak kabul ediliyordu. Müzelerin böylesine esaslı bir eğitim işlevini üstlenmeleri gereğinin altında yatan eğitim fırsatı eksikliğini anımsamak önemlidir. Çocuklar ve yetişkinler için eğitim sistemleri son derece sınırlıydı. Herkesin okula gitmesi fikri 1870‘lere kadar ileri sürülmüş değildi. Okula gitmenin olanaklı olduğu yerlerde de okula devam çoğu zaman düzensizdi (Lawson ve Silver 1973: 278), öğretim basit ve içerik zayıftı. Yüzyılın ortalarında Makina Enstitüleri etkilerini yitirmişlerdi ve birçok durumda yetişkinlere yönelik konferanslar düzensizleşmiş, müzeler ve koleksiyonlar dağılmıştı. Halk kütüphanelerinin büyümesi yavaştı ve 1869’da sadece otuz beş yer yerel kuruluşlar açmak için 1850 ve 1855 tarihli iki Halk Kütüphaneleri Yasası’ndan yararlandı (Lawson ve Silver 1973: 279).

Eğitimde kendini geliştiren az sayıdaki açılışlarla birlikte, müzeler, bireysel öğrenciyi geliştirecek ve toplumsal iyiliğe katkıda bulunacak öğrenme olanaklarının sunulduğu yerler olarak algılanıyorlardı. 1880’lerde ziyaretçilere yardım amacıyla bir “Müze Gezerken Akılda Tutulması Gereken Yararlı Kurallar” listesi yapıldı:

  1. Çok fazla şey görmekten kaçının.

  2. İyi görülen bir numunenin ya da nesnenin rastgele bulunan birçok numuneden daha iyi olduğunu unutmayın.

  3. Bir müzeye girmeden önce kendinize özellikle neyi görmek istediğinizi sorun ve ilginizi büyük ölçüde bu numunelerle sınırlayın. Her odada özellikle neyin ilginç olduğunu sorun.

  4. Numunelerin başlıca hedefinin öğretmek olduğunu unutmayın.

  5. Yanınızda bir defter bulundurun ve izlenimlerinizi kaydedin, böylece sonraki ziyaretlerinizde bir öncekinde kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

  6. Müzelerde gördüğünüz şeylere ilişkin izlenimlerinizi başkalarına da anlatın.

  7. İlgi duyduğunuz özel konuya ilişkin teknik yayınlara sık sık başvurun.

  8. En yakınınızdaki müzeyi düzenli olarak ziyaret edin ve bunun sizin için ileri bir kendi kendini eğitme okulu olmasını sağlayın.

  9. Her gittiğinizde göreceğiniz yeni şeyler olduğunu unutmayın.

  10. Herhangi bir şeyin özel koleksiyonunu yapın. Unutmayın ki, posta pulu koleksiyonunun birçok yararı vardır.

  11. Müze çalışmalarının bazı özel konularını izleyin.

  12. Yavaş yavaş bakın, yakından gözlemleyin, gördükleriniz üzerinde uzun uzun düşünün (Greenwood 1888: 388).

Aşağıdaki üç olgu incelemesi müzelerin eğitim potansiyelinin geliştirilmesini farklı yollarla göstermektedir.

Güney Kensington Müzesi

Birinci olgu incelemesi bir ulusal kuruluşun ziyaretçilerin gereksinimlerine nasıl öncelik tanıdığını göstermektedir. 1850’lerde Henry Cole, hem Uygulamalı Sanatlar Dairesi’nin (Ticaret Dairesi’nin bir parçasıydı ve daha sonra Bilim ve Sanat Dairesi oldu), hem de yeni Güney Kensington Müzesi’nin (sonradan adı Victoria ve Albert Müzesi olarak değişti) sorumlusuydu. Güney Kensington’daki müze, Dairenin müzelerin eğitim amacıyla kullanılması girişimlerinin en görüneni idi; ama Daire ülke çapında yerel müzeler, galeriler ve sanat okulları kurma çabalarına da katılıyordu (Minihan 1977: 108). Müzelerin kurulması, tüm sınıfların, “bütün çağların en yetkin çalışmalarında izi görülebilen ortak beğeni ilkeleri” olarak neyin betimlendiğini keşfedebilmelerinin yöntemi olarak görülüyordu. Uygulamalı Sanatlar Dairesi’nin ilk Rapor’u bunu şöyle belirtmektedir:

Gerçekten, bir müze, gençler gibi okula gitmesi beklenemeyecek olan yetişkinleri eğitmenin olasılıkla tek etkili aracını sunmaktadır; büyümüş bir insanı eğitme zorunluluğu çocuğu eğitmek kadar önemlidir. Bir Müze uygun düzenlemelerle en üst derecede eğitsel hale getirilebilir. Eğer konferanslarla bağlantılı kılınırsa, kullanımlarını ve uygulamalarını gösterecek araçlar edinilirse, Müze, işsiz güçsüzler için yalnızca aptalca bir yer olmaktan çıkıp herkes için etkileyici bir okul olmaya yönelmiş olur (Minihan: 1977: 112).

1851’deki Büyük Sergi’nin ardından Güney Kensington Müzesi açıldı. Müze başlangıcından itibaren eğitim amacıyla kullanıldı. Bir keresinde Prens Albert, geniş Güney Kensington bölgesini öğretici kolejlerin birleşimi için ve Kristal Saray’da temsil edilen bütün ilgi alanlarını içine alacak resimli koleksiyonları birleştirmek amacıyla kullanmayı istiyordu (Altick 1978: 498). İlk koleksiyonlar arasında Tasarım Okulu için alınanlar vardır ve okul ile müze yakından bağlantılıydı (Physick 1982: Şkl. 16).

Henry Cole halkın gereksinimlerini gözönüne alarak müzenin organizasyonunu yaptı. Giriş haftanın yarısında bedava, kalan günlerde 6 kuruş idi ve çalışan insanlara uygun olması için akşam saatleri de açık olduğu saatlere katıldı. Elektriğin henüz kullanılmadığı bir zamanda, iyice aydınlatılmış iç mekanlar başlı başına birer sergiydi. 1853 yılında tüm ziyaretçilerin % 30’unun müzenin akşam açık olduğu haftada 12 saat ziyaretlerini gerçekleştirdiğine dikkat çekildi (Hudson 1975: 70). Müzede ucuz kataloglar da bulunuyordu.

Bir müzede ilk kez inşa edilen bir dinlenme odası hazırlandı. Henry Cole, çalışan insanlarca kullanımını sağlamak için müzeyi barlara alternatif olarak sundu ve kafede içki satışlarının analizi yoluyla bu rolün oynandığını gösterdi. Cole’e göre, müzenin ziyaretçilerinin kanaatkarlığı, halkı müzelerden uzak tutma nedeni olarak sıkça öne sürülen sarhoşluk şeytanını alt etmek için yeterliydi (Altick 1978: 498: 500).

Müze, koleksiyonlarını olabildiğince kullanılabilir kıldı. Yerel sanat okulları malzemeleri iki aya kadar ödünç alabiliyor ve kopya edilmiş malzemeleri Daireye maliyetinin yarısı fiyatına satın alabiliyordu. 1855’de “yaklaşık 400 numuneden oluşan ve merkezi müzenin her bölümünü temsil eden” bir dolaşan müze oluşturuldu. Bunun amacı “Londra Müzesi’ndeki örnekleri taşra kentlerine getirerek oralardaki sanat yapımlarını geliştirmekti.” 1856’nın başında Birmingham, Nothingham, Macclestield, Norwich ve Leeds’deki sergileri 55.000’in üzerinde insan görmüştü (Minihan 1977: 114).

Yönetim açısından müze, başlangıcından itibaren ülkenin eğitim yapılarına yakından bağlıydı: 1856’da Bilim ve Sanat Dairesi (ilk yönetim), Eğitim Konseyi Komitesi’ne nakledildi. 1899’da İngiltere ve Galler için bir Eğitim Kurulu’nun oluşturulmasıyla müzenin denetimi bu kurula geçti ve 1944’de önce Eğitim Dairesi’ne, sonra da Eğitim ve Bilim Dairesi’ne geçene kadar kurulda kaldı (Smytle 1966: 27). Müze şu anda bağımsız mütevelli statüsündedir.

Henry Cole’nin yönetimindeki Güney Kensington Müzesi, bilgili ve aydın bir yaklaşımın kaynaklar ve olanaklar açan işlem ve süreçler yaratabileceğini göstermektedir. Aynı dönemde İngiliz Müzesi gazla aydınlatmanın sergilenen maddelere zarar vereceği gerekçesiyle akşamları açılmıyordu (Hudson 1975: 70). Çalışan insanların Ulusal Galeri’de en azından bir süre içeri alınmaması isteniyordu; çünkü bir yandan kalabalıkların çıkardığı “saf olmayan hayvansal ve amonyaklı gaz kütlesi” resimlerin yüzeyinde yoğunlaşarak bunlara zarar veriyordu, bir yandan da bu eğitimsiz ve kaba insanlar büyük olasılıkla resimlerin değerini anlayamayacak ve anlayabilecek olanları da engelleyecekti (Altick 1978: 501). Henry Cole’nin koruma sorununa bulduğu çözüm resimleri sırlamaktı.

Thomas Horsfall ve müzesi

İkinci olgu incelemesi, küçük bir müzede, sergilerin ziyaretçilerin deneyimiyle gerçek bağlantılar kurulacak biçimde nasıl düzenlendiğini göstermektedir. 1884’de Queen’s Park’da Manchester’in ilk sanat galerisi açıldı ve işçi sınıfının eğitimi konusunda bir deney başladı. Yerel bir tüccar ve hayırsever olan Thomas Horsfall (18411932) bir Sanat Müzesi ve bir okul ödünç verme sistemi fikrini ortaya attı ve bunu The Manchester Guardian’a yazdığı bir mektupta açıkladı.

Horsfall’ın çalışmaları Henry Cole’ninkinden farklı bir perspektiftedir; Horsfall koleksiyonların düzenlenmesini maddesel malların üretici ya da tasarımcısına değil tüketicisine göre yaptı. Güney Kensington Müzesi görkemli brokarların ve kuyumcuların harika eserlerinin örneklerini sanat eserlerinin üreticilerine (sanat ve tasarım öğrencilerine) sunarken, Sanat Müzesi eserlerinin tüketicisinin (sıradan çalışan insanlar) ilgisini çekmek için sıradan günlük nesneleri sergiledi. Sanat Müzesi’nin hedefi halkın zevkini geliştirmek ve güzellik standartlarını yükseltmekti, böylece insanlar kendi çevrelerini geliştirebilecek ve daha değerli yaşamlar sürdürebileceklerdi (Mac Donald 1986: 124). Horsfall, çalışan sınıflara eğitimin ancak resimler ve nesneler yoluyla verilebileceğine inanıyordu.

Sanat Müzesi’nde bu, elle yoklama serimlerinin çevresinde dolaşarak başarılacaktı.

William Morris, evlerin nasıl ucuz ama zevkli şekilde döşenebileceğini çalışan sınıfa göstermek için tasarlanan iki “model oda” tasarladı ve döşedi (Mac Donald 1986: 123). Başlangıçta oda bir işçi kulübesi olacaktı, ama bunun küçük bir eve dönüştürülmesi gerekti; çünkü Morris bir işçinin kazandığı parayla hiçbir şey yapılamayacağını söylemişti (Mac Donald 1986: 125). Oda öyle düzenlendi ki ziyaretçiler içinde gezebiliyordu ve eşyaların fiyatları üzerindeki etiketlerde yazıyordu.

İnsanlar eşyalara dokunabiliyorlardı. Arkeolog Flinders Petrie’nin dediği gibi, “bırakın insanlar nesneleri ellesinler, bu onlara çok iyi gelir” (Mac Donald 1986: 126).

Horsfall’ın sergisini tasarlarken aklında bulunan özel ziyaretçi, haftada 30 şilin kazanan işçiydi. Morris’in odayı ilk döşediğinde çıkan maliyet ise 73 sterlindi ve bu çok yüksekti. Odalar başarılı olmadı ve değiştirildi. Bu arada, 1855’de koleksiyonlar Mancester’in kötü ün salmış bir kenar semtindeki Ancoats Salonu’na taşındı. William Morris ayrıldıktan sonra yeni bir sergide daha ucuz mobilyalar kullanıldı. Ziyaretçilerin gördüklerine dayanarak mobilya yapmaları özendirildi ve oyma sergilerinin etiketlerinde marangozluk sınıfları tanıtıldı. Odaların birinde basit bir giysi sergilendi ve müze kitapçığında komitenin giysinin kağıttan patronlarını iki kuruşa vereceği duyuruldu. Projeksiyonlu konferanslar verildi ve kille model çıkarma, çizim dersleri de verildi (Chadwich 1983: 60). 1902’de çocuklarla çalışacak özel bir öğretmen atandı (Anon 19012: 171).

Müzenin ziyaretçileri, açıkça, “müzenin kendileri için yaratıldığı ağır el işçisi ve ailesiydi” (Mac Donald 1986: 128). Belli bir hedef kitlesi olan ve sergilerini dokunma deneyimi de dahil olmak üzere bu kitlenin özelliklerini araştırarak tasarlayan bir müze görmek bugün ilginçtir. Ayrıca, deneyimleri için serimlerin müzede ya da başka bir yerde sunulan veya evde yürütülecek eğitim izleme yaşantılarına bir kaynak olarak nasıl kullanıldıklarını görmek de aydınlatıcıdır. Eğitim fırsatları, etiketlerde ve el kitaplarında belirtilerek ziyaretçilere açıkça açıklanmaktadır.

Haslemere’deki eğitim müzesi

Üçüncü olgu incelemesi küçük bir müzede çocuklara nasıl belirli bir eğitim sunulduğunu göstermektedir. Sör Jonathan Hutchinson 1888’de

İnval’da küçük bir müze ve 1895’de Haslemere’de ikinci daha büyük bir müze kurdu. Hutchison ateşli bir eğitimciydi ve “tüm kentlerde ve büyük köylerde” müzelerde nesne koleksiyonları yapılmasını öneriyordu. Bir eğitim müzesinin amacının derlemekten çok eğitmek olması gerektiğini düşünüyordu. Bir arkadaşı onu şöyle betimlemişti:

Hutchinson hem gözle hem de çapraz soru sorma yoluyla tarafsız öğretim ve öğrenime yürekten inanıyordu. Bir çiçeği ele alır, onda duymak ve görmek isteyen herkes için hem dünyevi hem de kutsal dersler bulurdu (Swantan 1947: 5).

Hutchinson nesnelerden öğrenmenin değerine içtenlikle inanıyordu ve eğitim nesneleri koleksiyonları içeren müzelerin kurulması ve herkese açılması gerektiğini düşünüyordu:

m nesnelerin ayrıntılı etiketleri olmalı ve fotograflar ile çizimler bu etiketlere en uygun şekilde yardım etmeli, böylece müze okuyabilenler için zengin resimli bir kitap olacaktır. Müze öğretmenlerin yılda bir kez tatil gezmesi olarak değil, sık sık ve en ciddi çalışma yöntemi olarak öğrencilerini getirecekleri bir yer olacaktır. Bu gerçekleşene kadar müzeler doğru yerlerini alamazlar. Bu ayrıca doğa bilimlerinin gençler için daha çekici olmasını ve bilginin kolayca alınıp tutulmasını sağlar (Swanson 1947: 7).

Hutchinson’un ilk müzesi evindeki kereste ambarından bozma bir yerdi. Bir uzam, ahşap duvarların dikey çizgilerle boyandığı, her bölümün jeolojik zaman diliminde 1 milyon yılı temsil ettiği bir “zaman için uzam” galerisinden ibaretti. Bölmelerin altındaki raflar etiketleriyle birlikte uygun bir biçimde düzenlenen örnekleri tutuyordu ve ilişkili resimli malzeme de duvarlarda serimleniyordu. Benzer bölmelerle tarihsel dönemler karşıki duvarda temsil edilmişti. Diğer galeriler, canlı maddeleri, bitkileri, mantarları ve hem karada hem suda yaşayan hayvanları vurgulayarak çeşitli doğal numuneleri içeriyordu (Swanton 1947: 8). Etiketler matbaası olan genç yiğeni tarafından basılıyordu ve ailenin her üyesi müzenin bölümlerinden birine bakıyordu.

İkinci müze, bir “zaman için uzam” galerisi, bir kitap odası, bir resim ve portre odası ile birlikte daha geniş bir müzeydi. Hutchinson koleksiyonları kendisi satın almıştı; fakat isteyen herkes gelip koleksiyonları düzenlemeye ve etiketlemeye yardımcı olmaya, eğer dilerse koleksiyonlara ve özellikle geçici sergilere katkıda bulunmaya davet edilmişti. Arkadaşlara ve komşulara pazar öğleden sonraları gösterilere katılmaları ya da 15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaları için rica ediliyordu. Bir ‘eğitim müzesi’ “kendileri hiçbir zaman koleksiyoncu olmayacak ya da herhangi bir özgün çalışmaya girişmeyecek yüzbinlere bilgi elde etme araçları sağlamayı amaç edinmelidir” (Swanton 1947: 14).

40

1897’de bir müze uzmanı, E. W. Swanton, “zaman için uzam” yöntemini elde tutarken, yerel öğretmenleri hoşnut etmek için koleksiyonları daha sistemli biçimde sergilemeyi kararlaştırdı ve bunu hemen yaptı. 1898 baharında yerel okullardan gelen çocukların doğa tarihinde parasız öğretim almaları için düzenlemeler yapıldı. 70100 kişiden oluşan büyük gruplar müzeye geldiler ve müze uzmanını dinlemek üzere galerilerin ortasındaki bambu peykelere oturdular. İlk günlerde öğretmen gruplarla birlikte kalmıyordu. Dokunmaları ve gözlemlemeleri için çocuklar numunelerin ve resimlerin çevresinde dolaştılar. 1904’de özel bir sınıf inşa edildi.

Zaman geçtikçe müzenin popüler bir özelliği “nesnel sınav”ın geliştirilmesiydi. Hutchinson “nesnel” sözcüğüyle “şeylerin denetlenmesi, kimliklenmesi ve betimlenmesi”ni kastediyordu ve hiç kimsenin nesneleri daha önce incelemeden ve ellemeden nesnel bir sınavdan geçemeyeceğini savunuyordu. 1899’da ilk sınav yapıldı. 10 takımda 20 soru oluşturuldu, kitapçıklarda basıldı ve her kitapçık sınavdan önce 1 kuruşa satıldı. Adaylar için yaş sınırı 18 idi. Adaylara, içinde sadece müzede çalışmanın değil, okumanın, anababalara ve arkadaşlara sormanın, ansiklopedilere başvurmanın da olduğu iki aylık bir hazırlanma süresi tanındı. Sınav sırasında her adaya sadece 20 soruluk bir takım sorulacaktı, ama takımı değiştirme olanağı vardı. Ek olarak, hazırlanma süresinde seçilmiş nesneler (145 numune ve 75 portre) müzede serimlendi ve adaya bunlardan herhangi biri sorulabiliyordu. İlk sınava 92 çocuk girdi ve 48’i ödül olarak bir kitap kazanarak sınavı geçti.

Bu sınav yüksek derecede yapılanmış ve karmaşık bir olaydı ve önemli bir organizasyon olarak görülmelidir. Her yıl yapılmıyordu; diğer müzelerin kimi müze uzmanları sınavın çok zaman harcadığını belirttiler. Yanıtlama zamanını kısaltmak için sorular çok gerçekçi olarak düzenlendi ve tek sözcüklü yanıtlar istendi. Çocuklara sunulan nesnelerin kimliklenmesinde yine kısa, tek sözcüklü yanıtlar beklendi. Bütün yanıtlarda değil ama kuşkusuz ilk soruların bazılarında yanıtlar nesnelerin yakından gözlemlenmesine bağlıydı; örneğin, “sizce müzedeki en güzel üç kuş hangisidir?” gibi bir soru çocukları Kuş Galerisi’ne yöneltecek biçimde tasarlanmıştı.

Her ne kadar Swanton (1947: 39) soruların bazı kusurlarını gösterdiyse de, sistem, eğitsel bir deney olarak diğer müzelerin ilgisini çekmişti ve bunu bazı müzeler de denediler. Sistem 1937’de hâlâ yürürlükteydi; o tarihte The Times’de nesneleri inceleyen çocukların fotograflarının da bulunduğu “Şeylerden Öğrenme” başlıklı bir makalede betimlenmişti (Swanton 1947: 44). Böylece Haslemere Müzesi Victoria dönemi sınıflarında çok önemli olan nesneden öğrenme fikrini getirmişti.

Haslemere’de, belki ilk kez, çocukların öğrenmesini yapılaştırmada yazılı malzemelerin kullanımını da gözlemleyebiliriz. Bu, çok tartışılan müze çalışma sayfalarının kökenlerinden biri midir? Nesnel sınavı, bölünmüş ve aşırı mekanik olarak bizim Plowdensonrası konumumuzdan değerlendirmek kolaydır; fakat ondokuzuncu yüzyılın sonundan İkinci Dünya Savaşı’nın başlarına uzanan müze eğitimi yöntemlerinde kırk yıllık bir deneyim olarak önemli bir anlamı vardır.

Bu üç olgu incelemesi, müzelerin hem yaşlı hem genç ziyaretçileriyle ilişki kurma olanaklarının araştırıldığı birtakım yolları göstermektedir. Bu araştırmalar, müzenin genel atmosferi ve halka sağladığı kolaylıklar, sergileme fikirlerinin ve yöntemlerinin uygunluğu, hem çocuklar hem yetişkinler için özel eğitim programları ögelerini içermektedir. Ondokuzuncu yüzyılın sonunda müzelerin eğitim işlevi sorgusuz sualsiz kabul edildi ve bu eğitim işlevi müzelerin çalışmalarına yaygınlaştırıldı. Her ne kadar bütün müzeler en yüksek standartlara ulaşamadılarsa da, müzelere ilişkin çağdaş bir rapordaki bir yorum önemli politika yapıcılarından birinin bakış açısını ortaya koymaktadır:

Şehir müzesi bölgedeki bütün bilim öğrencilerinin ve öğretmenlerinin yardım almak için doğal olarak gidebileceği bir yer olmalıdır. Gerçek öğrencilere her türlü kolaylık ve teşvik sağlanmalıdır ve öğretmenler için ödünç verilecek koleksiyonlar hazırlanmalıdır. Bütün yeterli eğitim sistemlerinde müzelerin pratik değeri genel halk tarafından henüz anlaşılmamıştır. Bu kurumların pek çoğu şimdiye kadar oyuncak ve hobi olmaktan öteye geçememiştir ve tümüyle yeniden örgütlenmeleri gerekmektedir (British Association 1888: 131).

4. İLERİ VE GERİ GİDİŞLER

Yeni bakış açıları

Ondokuzuncu yüzyıl boyunca, müzenin başlıca görevi eğitim oldu.

İdeal müze, “ileri düzeyde kendi kendini eğitme okulu” ve öğretmenlerin “yardım etmek için doğal olarak gidecekleri” bir yer olarak görülüyordu. Pek çok müze ve galeri bu ideali başaramamışsa da, bu çok tutulan bir görüştü. Entellektüel ve siyasal yaşamın pek çok alanındaki ondokuzuncu yüzyıl düşünürlerinin güçlü bir biçimde tuttukları bu görüş 1920’lerde tehdit altına girdi. Yeni kuşak müze uzmanları müzelerin halk tarafından kullanılmasından çok koleksiyonların toplanmasıyla ilgileniyordu. Mesleki açıdan dıştan çok iç vurgulanıyordu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra müzelerin eğitim yapılarıyla bağ kurma ve kaynak bulma önerilerine Müzeler Birliği ve öndegelen pek çok müze uzmanı şiddetle karşı koydu. Ondokuzuncu yüzyıl boyunca fikirleri ve inançları unutulmuş olan, müzelerin eğitim görevini üstün tutan bir ya da iki kişi, yüzyıl sona ererken ortaya çıkan müzelerde eğitim yöntemlerinin geliştirilmesini desteklemek için yaşamlarının sonuna kadar şevkle ve başarıyla kampanyalarına devam ettiler.

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru eğitim olanaklarındaki ve öğretim metodolojilerindeki değişiklikler, müzelerle okullar arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağladı. 1870 İlköğretim Yasası, eğitimin bütün çocuklar için önemli olduğunu belirledi. Ülke çapında bir okul kurulları sistemi kuruldu, müfredat ve öğretim yöntemleri tartışma ve inceleme konusu oldu. Müzelerin özel önemi, sadece okul programlarında değil, eğitim ilkeleriyle ilgili yazılarda da öne çıkarılan nesne dersinin vurgulanması oldu (Lawson & Silver 1973: 331). Üzerinde çalışılacak nesne gereksinimi kişisel ya da okula ait koleksiyonlardan giderilebiliyordu, ancak yerel müze de açık bir malzeme kaynağıydı (Smythe 1966: 8). Müze eğitimindeki gelişmeler iki koldan gerçekleşti: Müze içinde öğretim ve nesnelerin okullara gönderilmesi için ödünç verme servislerinin yaratılması.

Nesne öğretimi

Nesneyle ders yapmak ondokuzuncu yüzyılda eğitimin en büyük özelliğiydi (Lawson ve Silver 1973: 248). Nesne öğretiminin amaçları çocuğa sadece veri ya da bilgi vermek yerine, çocuğun bütün bilgi edinme yeteneklerini geliştirmekti (Calkins 1880: 169). Nesnelerden öğrenme duyu algılarını geliştirecek, bu da düşünme ve yargılama yetenekleriyle birleşerek çocuğu varolan bilgi ve yeteneklerine dayanan uygun etkinliğe yönlendirecekti. Eğitim Konseyi Komitesinin Raporu (189495), nesne öğretiminin kullanıldığı okullarda iki tür öğretimin birbirinden ayrıldığına, aksi halde karışıklıklar olduğuna dikkat çekti. Bunlar, “Nesnenin kendisinin gözlemlenmesi” ve “Nesne hakkında bilgi verilmesi”ydi. Raporda şöyle deniyordu:

Nesne Öğretimi araştırmacının gözlemle ve deneyle bilgi kazanmasını sağlar; öğrencinin duyuları yoluyla bilgisine eklemede bulunması için ona bir nesne sunulmadığı takdirde nesne öğretimi olmaz. Nesne öğretiminde dersin ilgi odağı nesnenin kendisi olmalıdır (Smythe 1966: 7).

Çağdaş bir yazar şöyle demektedir: “Nesne öğretimi duyu algılarıyla başlayan ve gözlemleme ve düşünmeyle devam eden gelişme sayesinde öğrenicinin zihnini şeyler ve eylemlerle ilgili önemli olguları ve bunların yazılı ve sözlü dille ilişkilerini anlamaya hazırlar” (Calkins 1880). Bu yazar, bu fikirleri bir yandan Rousseau, Pestalozzi ve Frobel’in çocuk merkezli ilerici kuramları içine, öte yandan da bilgiyi ve bilimsel düşünceyi geliştirmek için, alınan görüşten çok maddesel dünyanın kullanılması gerektiğini vurgulayan onyedinci yüzyıl filozofları Bacon ve Comenius’un bağlamına yerleştirmektedir. Calkins, Bacon’dan şunu aktarmaktadır:

Doğanın hizmetkârı ve yorumcusu olan insan, doğanın akışını gerçek ya da düşüncede ancak ve ancak gözlemlediği kadar anlayabilir ve yapabilir; bunun ötesinde ne bir şey bilir, ne de bir şey yapabilir.

Calkins, Comenius’dan da şunu aktarmaktadır: “Öğrenim, eğer yöntem doğanın akışını izlerse başarılı olur. Öğrenim, şeylerin sözel betimlemesiyle değil gerçek incelemeyle başlamalıdır. Gerçekten görünen şey belleğe yüz kere yinelenen bir betimelemeden daha hızlı yerleşir.”

Bacon ve Comenius’a gönderme yapan ikinci bir çağdaş yazar da Berlin Kız Lisesi müdürüdür. Comenius’dan bir alıntı yapmıştır: “İnsan önce duyularını kullanır, daha sonra belleğini, ardından anlayışını, en son olarak da yargısını” (Busse 1880). Bu yazar da Bacon ve Comenius’u Rousseau, Pestalozzi ve Frobel’e bağlayan bir çizgi çizmektedir.

Gerçek dünyadan ve gerçek nesnelerden öğrenilen değerler aslında onyedinci yüzyıldan önce, Ortaçağda yazan Aquinas tarafından vurgulanmıştır: “İnsanın duyular yoluyla zekaya ulaşması doğaldır. Çünkü bütün bilgilerimizin başlangıcı duyulardadır” ve “ruhsal amaçlar kimi bedensel benzerliklere bağlanmazlarsa ruhtan kolaylıkla kaçarlar, çünkü insanın anlayışı duyular açısından daha güçlüdür.” Aquinas’ın “duyular”dan kastı gerçek, somut, maddesel dünyadır. Aquinas’a göre somut kavramların tam olarak anlaşılmaları için maddesel deneyime dayandırılmaları gerekir (HooperGreenhill 1988c).

Bu nedenle, nesnelerin öğrenme sürecinin bir parçası olarak kullanılması öğretimin ve öğrenmenin geleneğine ve uzun tarihçesine yerleşebilir. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında nesne öğretimi okullarda yaygındı ve o zamanlar önerilen nesne öğretimi yöntemlerinin pek çoğu bugün kullanılanlara benzerdi. Anlaşılması istenen nesnelerin, ilk olarak duyuların aracılığıyla, ikinci olarak önceden bilinen şeylerle ilişki içinde, üçüncü olarak kavramak ve anlamakla, son olarak da eleştirel olarak ele almak üzere sunulmasıyla ilgili öneriler zamanın sınamasından geçmiştir.

Okullarda nesne öğretimi ondokuzuncu yüzyılın sonunda, şaşırtıcı bir biçimde, okulların müzelere düzenli ziyaretler yapmaya başlamasıyla azalma eğilimine girmiştir. O zamandan beri, nesne öğretimi mekanik ve itibar edilmeyen rutin öğrenme sisteminin bir parçası olarak görüldüğü için kötü bir durumdadır. Öğretmenlere tam olarak ne yapacaklarını gösteren sonsuz sayıda nesne öğretimi ders kitabı üretimi ve sonuçlara göre ödeme sistemi, öğretimin kötüleşmesine şüphesiz farklı şekillerde yardım etmiştir. Ne var ki, temel ilkeler sağlamdır ve öğrenmede ve öğretimde nesnelerin kullanımına ilgi gösterilmesi, müzelerin eğitim kurumları olarak algılanması üzerinde derin bir etki yaratmıştır.

Müzelere okul ziyaretleri

Müzelere düzenli okul ziyaretleri, müzelerin kurulmasıyla başlamıştır. Daha önce gördüğümüz gibi, hem Norwich’de (Frostick 1988) hem de Scarborough’da (Stephans ve Roderick 1983: 32) çocuklar öğretmenleri tarafından okul ziyaretlerine götürülmüştü. Ancak bir müze ziyaretinin eğitim değeri olup olmadığı başlangıçta çok açık değildi. Pestalozzi yöntemi öğrencilerin deneyimlerini genişletmeyi savunsa da, geleneksel öğretim her zaman sınıfın içindeydi. 1895’de Thomas Horsfall ve Manchester Sanat Müzesi Komitesi’nin çabaları, müzelere ziyaretleri eğitim etkinlikleri olarak dikkate alan okul yasasının benimsenmesine neden olmuştur (Haward 1918: 35):

Okul saatleri içinde uygun rehberlikle müzelere, sanat galerisine ve Daire tarafından eğitim değeri onaylanmış diğer kurumlara yapılan ziyaretler derse devam olarak kabul edilebilir; ancak aynı okul yılı içinde herhangi bir öğrenci için bu gidişlerin sayısı yirmiyi aşmamalıdır ve bu gibi ziyaretler için genel düzenlemeler müfettişin onayına sunulmalıdır (Symthe’den alıntı 1966: 11).

İki yıl sonra, çocuklarla çalışacak uzman bir kişinin bulunması koşuluyla, bu ziyaretlerin desteklenmesi tavsiye edilmiştir. 1899’da Kennington’daki St. Mark okulunun kız öğrencileri, Tate Galerisi’ne, Kule’ye, Westminster Manastırı’na ve Kensington Sarayı’na götürülmüştür (Lawson ve Silver 1973: 381).

Müzede çocuklara kimin eğitim verebileceği sorusu ortaya çıktı. Öğretmenler bunun koleksiyonu bilen müze personeli tarafından yapılması gerektiğini düşünürken, müze uzmanları bunu yeterince yapacak bilgileri de, zamanları da olmadığını söylüyorlardı. Bu konu, müzenin eğitim işlevi sorusunu yeni bir biçimde gündeme getirdi. Yeni kurulan Müzeler Birliği bu konuyu uzun uzun tartıştı ve çeşitli görüşler dile getirdi. Örneğin E.R. Lankester şöyle demişti:

Müzelerdeki koleksiyonların sunduğu öğretimin ve ilginin özel olarak çocukların zihinlerine uyacak bir yapıda olmadığı inancımı bir kez daha üzerinde durarak ifade etmek istiyorum. Çocukların müzeye, ancak çok kısa süreliğine ve özel bir ödül olarak götürülmelerinin uygun olacağını düşünüyorum.

E. Howart ise, “şahsen ben bütün taşra müzelerinin en kısa sürede eğitim kurumlarının yönetimi altına girmelerini ve ilk ve orta okullardaki öğretimle uyumlu biçimde yönetilmelerini içtenlikle umut ediyorum” demiştir (Smythe 1966: 4).

Bir müze öğretmeni sağlamanın bir çözümü, ders veren bir müze görevlisinin harcadığı zamanı kapatacak bir müze asistanının maliyetini karşılamak üzere eğitim komitelerinin müzeye para yardımında bulunmasıydı. Bir başka olasılık da, eğitim komitesinin müzede çalışacak özel nitelikli bir öğretmen atamasıydı. Çok çeşitli ve çoğu zaman geçici çözümler denendi, ama genel bir model ortaya çıkmadı.

Okullara ödünç verme hizmetleri

Müzelerde okul çocuklarına ders verilmesinin dayandırılacağı yapıların kurulması zorsa da, okullara ödünç verme hizmetlerinin geliştirilmesi daha uygundu; bunun nedeni belki de, okullara göndermek için nesnelerden bir koleksiyon oluşturmanın, öğretim randevuları, metodolojiler ve eğitimle uğraşmaktan daha kolay olmasıydı. Victoria ve Albert Müzesi’nin ödünç verme bölümünün 1804’den beri çalışıyor olmasına karşın, okullara malzeme gönderen ilk müzeler arasında Liverpool (1884), Sheffield (1891) ve Ancoats Müzesi vardı (Chadwick 1983: 60). Henry Higgins’in başkanı olduğu yeni kurulmuş Müzeler Birliği’nin 1889’daki hedeflerinden biri “okullara gönderilmek üzere küçük eğitim koleksiyonlarının [müzelerce] hazırlanmasıydı” (Rosse Reyasu 1963: 288; Lewis 1989: 10).

İlk ödünç verme hizmeti Henry Higgins tarafından Liverpool’da gerçekleştirildi. Higgins birkaç yerel toplulukta görev yapmıştı, eski bir okul müfettişiydi ve 1889’da Müzeler Birliği’nin ilk başkanı olarak seçilmişti. 1883’de müze alt komitesi adına Liverpool Okul Kuruluna yazdığı mektupta çeşitli ilköğretim okullarına yararlı kopya numuneler göndermeyi önermişti. Bu, okul müzeleri kurulmasını amaçlayan uzun vadeli bir girişimdi Okul Kurulundan gelen yanıt, belirli dersler için ödünç alınabilecek bir uygun nesneler koleksiyonunun daha yararlı olacağını öne sürüyordu. Higgins 106 okulla bağlantı kurdu ve en iyi yöntemin tartışılması için öğretmenler bir akşam toplantısına çağrıldı. Sonraki yıl 64 okulun katılımıyla bir ödünç verme servisi kuruldu. Dağıtımı bir Koli Defteri’ne kaydeden ve öğretmenlerden bir makbuz imzalamasını isteyen bir ödünç verme görevlisi, bir müze karavanıyla okullara ödünç verme kutuları dağıtıyordu. Öğretmenler, numunelerle öğretim yapmanın çok tutulduğunu ve bu derslere katılımın yüksek olduğunu bildiriyorlardı. Kentin yoksul kesimlerinde, numunelerin derslere katılımı oldukça arttırdığı belirtiliyordu (Chard 1890: 5758).

Ödünç verme hizmeti tasarımının ardında yatan eğitim ilkeleri önemlidir. Higgins Pestalozzi’nin öğrencisiydi ve onun çocukmerkezli ilkelerini izledi: “Gezici müzenin amacı öğretimde olduğu gibi öğretmek değildir; gözlemleme alışkanlığıyla kazanılan mutluluk örneğindeki gibi olguların kafalara sokulması da değildir.”

Ödünç verme hizmetlerine uygun numune türleri hakkında Higgins şunları yazmıştır:

Nesne dersleri için önerilen numuneler pahalı, ender bulunan malzemeler değildir, ancak her biri iyi durumda ve türünün en iyisi olmalıdır; büyüklük uygunsa 1520 cm. olmalıdır ve malzeme aşırı kırılgan olmamalıdır; ancak çocukların tutarken dikkatli ve ilgili davranması gereken malzemelerin seçilmesi daha iyi olur.

Numunelerin değeri konusunda:

Bir maden ya da deniz kabuğu gibi önemli bir değere sahip bir numune öğrenciler arasında dolaştırılır, tutulmasına ve yakından bakılmasına izin verilirse, yalnızca öğretmene, materyalin coğrafi dağılımı, doğadaki yeri ve ekonomik uygulamaları hakkında bilgi vermekte yardımcı olmayacak, aynı zamanda güzel, az rastlanır nesnenin kendisi de kesinlikle inanıyorum ki öğrencilerin bazıları üzerinde ahlaki ve hassaslaştırıcı bir etki bırakacaktır.

Numunelerin kullanımı konusunda ise:

Olası bir durumda numuneye gösterilen ilgi insancıllaştırılmalı, insanla, tarihiyle, gereksinimleriyle, keşifleriyle, zevkleriyle ilişkilendirilmelidir (Chard 1890: 603).

Liverpoool örneği diğer yerlerde de izlenmiştir. Sheffield Müzesi Liverpool modeline dayanan ve Liverpool’dakilerle aynı işbirliği özelliklerini taşıyan bir ödünç verme sistemi kurmuştur. 1897’de Higgins’in eski bir meslekdaşı olan Elijah Howarth ödünç verme dolaplarının hazırlanması için yerel Öğretmenler Locası’yla birlikte çalışıyordu. Müze numuneleri veriyor, Öğretmenler Locası dolaplar için yapılan masrafları karşılıyordu. Howarth’ın güçlü eğitim görüşleri vardı ve şöyle demişti: “Genç insanlara, bir erkek ya da kız çocuğuna müzede ya da okulda birşey gösterecekseniz bu en iyisi olmalıdır; böylece tam olarak ne olduğunu öğrenebilirler” (Howarth 1918: 8). Bu ilk iki örnek etkili oldu ve diğer yerlerde de ödünç verme servisleri kurulmaya başlandı.

Ulusal müzeler

Hükümet desteğinin ve ilgisinin etkin savunucularından olan Lord Sudley’in başında bulunduğu ulusal müzelerde eğitim farklı bir biçimde gelişti. Sudley’in amaçlarından biri, “müzelerimizin ve galerilerimizin okullarımızın çalışmalarını tamamlaması ve ulusun eğitim donanımının bu iki parçasının uyumlu bir bütün haline getirilmesi gerektiği” idi (Sudely 1913: 1219)

Sudley, “müzelerin ve galerilerin korkunç ve zekadan yoksun çöller gibi görülmek yerine, halkın neşeli ve ilginç bilgi elde etmekten emin olarak memnuniyet ve minnettarlıkla başvurabilecekleri ilgi çekici yerler olarak kabul edilmesi için” (Sudely 1912: 27) kamu hizmetlerine daha fazla özen gösterilmesini önermiştir. Müzelerde fotograf ve kartların satılması için baskı yapmıştır, ancak çabalarının asıl itici gücü rehber konferansçıların oluşturulması içindi. The Times gazetesine mektuplar yazmış, konu çeşitli makalelerde ele alınmış ve 1913’de Lordlar Kamarasında tartışılmıştı. Glasgow Herald’ın yazarlarından biri 1910’da genel halk ve okul çocukları için benzer programların New York Metropolitan Müzesi’nde son iki yıldır ve Boston Müzesi’nde daha uzun bir süredir uygulanmakta olduğuna dikkat çekmiştir (Anon, 1913: 11).

Lord Sudley’in çalışmalarının bir sonucu olarak kimi ulusal müzelerde gelişmeler görülmüştü. Hükümetin desteği ve yardımıyla İngiliz Müzesi 1911’de Cecil Hallet’ı rehber öğretmen olarak atamıştı. Hallet, hafta içinde hergün saat 12’de ve 15’de ve diğer zamanlarda yapılan düzenlemelere göre otuza yakın gruba parasız konuşmalar yapmıştı (Hallet 1913: 445).Bu uygulama tutulunca, iki yıl sonra bir öğretmen daha atanmıştı. Doğa Tarihi Müzesi de 1912’de aynı yolu izlemişti. Kasım 1913’de Victoria ve Albert Müzesi’nde bir rehber öğretmen göreve atanmış ve Şubat 1914’de 60.000 kişinin hizmetten yararlandığı bildirilmişti. 1914 Nisanına kadar Tate Galerisi, Wallece Koleksiyonu ve Ulusal Galeri de rehber öğretmenler atamıştı.

Savaşın patlak vermesiyle birlikte Sudley’in çalışmaları aksamıştır, ancak Sudley yeniden başladığı çalışmalarını 1922 yılında ölene kadar sürdürmüştür. Museum Journal’de Sudley için çıkan ölüm ilanında şöyle denmektedir:

Müze hareketi büyük bir kaybın açısını çekmektedir. Son oniki yıl boyunca [Sudley’in] başlıca kaygısı müzeleri ve sanat galerilerini ülke çapında eğitimsel ve yükseltici birer kuvvet yapmak için onları sevdirmek oldu. Bu amaçla çalışan Sudley ölümcül bir kayıtsızlıkla ve görüş yoksunluğuyla karşılaştı.

Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri

Birinci Dünya Savaşı müzelerin çalışmalarını sergiler ve okullara verilen hizmetler açısından etkiledi. Savaştan hemen önceki yıllar ve savaş yılları boyunca sergilerin eğitim potansiyeli oldukça özel biçimlerde kullanıldı. O sıralarda sağlık ve yardım kampanyalarıyla ilgili sergiler sık sık yapılıyor ve seviliyordu, ancak savaş gerçeğiyle ilgili kimi konular Savaş Bürosu tarafından yasaklanmıştı (Kavanagh 1988: 1679). Örneğin Leicester Sağlık Topluluğuyla birlikte Leicester Müzesi çocuk bakımı konulu bir sergi yaptı. Ulusal Tarih Müzesi 1915’de “Ev Sinekleriyle Savaş” adlı bir sergi açtı ve Norwich New Castle, Bristol Salfard ve Belfast müzeleri onu izledi (Kavanagh 1988: 167). O sırada müze sergilerinde tutulan konular sağlık, temizlik ve besinlerin hazırlanmasıydı.

Savaşın patlak vermesiyle birlikte hızlanan yetişkinleri eğitme ve bilgilendirme kaygısının yanı sıra, çocuklar için kimi uzun vadeli etkilere sahip yeni girişimlerde bulunuldu. Savaş sırasında okul binalarının çoğu askeri amaçlara göre düzenlenmiş, öğretmenler askere çağrılmış ve genel kaynak kıtlığı kimi okul yetkililerinin çocuklara özel bir eğitim vermeleri için müzelere ve galerilere başvurmalarına yol açmıştı. Bunlar içinde en iyi bilinen Manchester örneğidir. Manchester’de hali hazırda çocuklarla çalışmak için bir düzenleme vardı. Müze içinde sınıflar kuruldu ve çocuklar yarım günlerini okulda, yarım günlerini de müzede geçirmeye başladılar. Şehir Eğitim Komitesi’nin desteğiyle eğitimli ve deneyimli öğretmenler alındı ve bunlara müze yöneticileri tarafından koleksiyonların doğası hakkında bilgi verildi (İngiliz Derneği 1920: 27980). Bugün bile yaşamsal önem taşıyan temel parametreleri geliştiren tam bir sistem kuruldu. Bu sistem içinde, ziyaret öncesi ve sonrası çalışmalar, öğretmenlerin koleksiyona özgü bilgilerle donatılması, müzedeki sınıf büyüklüğünün kısıtlamaları ve müze ziyaretinin okul çalışmasıyla birleştirilmesi gibi kavramlar vardı.

Manchester’deki çalışma, 1917’de Sheffield’de düzenlenen bir konferansta ayrıntılarıyla betimlenmiştir ve müzede öğrenmenin değerinin en azından kimi müze profesyonelleri tarafından tam olarak anlaşıldığı açıktır. Sanat Galerileri Kurumu uzmanı Lawrance Hawarth, Mancester Sanat Galerisi’nde yürütülen eğitim çalışması üzerine bir tartışmada şu yorumu yapmıştır:

En açık olan nokta, belki de zekanın ve gözlemleme güçlerinin keskinleşmesidir. Sadece ortalama çocuğun zekası keskinleşmekle kalmamakta, aynı zamanda sınıfta geride kalan ve yavaş olan çocuğun da Galeri’de gayretli ve zeki olmaya yönelmesi bana çok değerli görünmektedir. Galeriye yapılan bu ziyaretler ortalama çocuğun yanısıra geride kalan duyarlı çocuğa da yardım etmektedir.

Bunun yanısıra, Galeri ziyaretleri, öğretmenlerin haklı olarak çok önem verdikleri şey olarak, çocukların eleştiri yeteneklerini ve kendilerini ifade etme yetkilerini artırması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Aslında çocukların kendileri için düşünmeleri ve hissetmeleri sağlanmaktadır (Hawarth 1918: 36).

Salford’da (Mullen 1918: 215) ve Norwich’de (Durbin 1984; Frostick 1985) başka müze eğitim sistemleri kurulmuştu. Liverpool ve Sheffield’de okul çalışmaları genişletilmişti. Aberdeen’de savaş yılları boyunca bir resim ödünç verme planı uygulanmıştı (Martin 1918: 268). Victoria ve Albert Müzesi 1915’de Ağustostaki ve Yılbaşındaki tatil etkinlikleri için gönüllü öğretmenler kullanarak, bir çocuk odası açıp çocuklar için savaş zamanı sunumu yapmaya başladı (Kavanagh 1988: 169171).

Müzeler Birinci Dünya Savaşı’nda gerektiğinde kaynaklarını kullanarak toplumsal gereksinime yanıt verdiler. Bilgiyi yaymak, acilen ve mutlaka kullanılması gereken fikirleri iletmek için sergiler kullanıldı ve okulların öğretime devam edemedikleri yerlerde kompleks öğretim sistemleri kurmak için çocuklarla yapılan mevcut çalışmalardan yararlanıldı. Bu çabalar müzeleri ulusun bilincine daha önce hiç olmadığı biçimde başarıyla yerleştirdi. Birdenbire müzeler yararlı olarak algılanmaya başladı ve eğitim kurumları bunu en üst düzeye çıkarmak istediler. Birinci Dünya Savaşı eğitim coşkusuna ve ondokuzuncu yüzyılda doğmuş olan ve eski gençlik ideallerinin pek çoğunu hâlâ içlerinde taşıyan bir grup adamın öncü gayretine güç kazandırdı. Örneğin, savaşın sonunda Hawarth altmışlarında, Lord Sudley yetmişlerindeydi. Ne yazık ki bunların müzelerin ve galerilerin eğitim rolü hakkındaki sorgulayıcı inançlarını bir sonraki kuşak izlemedi.

Çelişkili tutumlar ve yitirilen fırsatlar

İngiliz
Birliği 1913’deki Birmingham toplantısında, “müzelerin Eğitim ve Araştırma kurumları olarak düzenlenmesi ve geliştirilmesi amacıyla, müzeleri incelemek, soruşturmak, yapılarını, çalışmalarını ve bakımlarını rapor etmek ve özellikle okulların istemlerini incelemek için“ bir komite kurdu. Savaşın çıkmasıyla komitenin çalışmaları kesildi ve rapor
İngiliz
Birliği’nin 1920’de Cardiff’de düzenlenen toplantısına kadar verilemedi (Lewis 1989: 302).

Eğitim Açısından Müzeler raporunda müzelerin eğitim rolü son derece açık biçimde ortaya kondu. Üç ana unsur vardı: Nesnelerin bilgi verecek şekilde seçilip düzenlendiği ve aynı amaçla etiketlerin yazıldığı dikkatle planlanmış sergiler; ödünç verilen nesne koleksiyonlarının bakımı ve müzelerde ders verilmesi de dahil olmak üzere okullarla çalışmalar; yetişkin halk için konferanslar ve gösteriler düzenlenmesi. Her daldan ileri öğrencilerle (araştırma öğrencileri, üniversite öğrencileri, koleksiyoncular) yapılacak çalışmalar da son derece önemli görülüyordu.

Müzelerin ve galerilerin eğitim sorumluluklarının böyle açık seçik anlaşılması İngiliz Birliği’nin müze eğitimindeki olası yeni gelişmeleri bütün kalbiyle desteklediği anlamına gelmiyordu. Aslında rapor özellikle LEA’larla bağların arttırılması bakımından tutucu ve savunucu biçimde karşılandı. 1918 tarihli yeni Eğitim Yasası İngiltere ve Gallerdeki LEA’ların eğitim amacıyla okul ziyaretlerini özendirmek üzere müzelere hibede bulunmalarını mümkün kıldı (Miers 1928: 11; Lewis 1989: 31). İskoçya ve Kuzey İrlanda’da durum biraz daha az uygundu (Miers 1928: 1314). İngiliz Birliği raporu, oldukça savunucu şekilde pek çok müzenin kendi girişimleriyle bu gibi bir işbirliğinin getireceği eylemlerin çoğunu önceden gerçekleştirmiş olduğunu bildirdi. Bu nedenle, müzelerde eğitim çalışmalarının müzelerin diğer işlevlerine zarar vermeden yürütülebileceğinin görülmüş olduğunu rahatlıkla öne sürdü. Rapora göre, yeterli personel ve artan bakım geliri ile, müze uzmanları öğretmenlerle beraber koleksiyonların eğitim amaçlı kullanımını geliştirme yolları bulabilirdi. Raporda öğretmenlerin eğitim ve deneyim eksikliğinden dolayı müze nesnelerinin eğitim olanaklarını fark edemedikleri de ifade edildi (İngiliz Birliği 1920: 270).

Rapor, hali hazırda LEA’lar ve öğretmenlerle çalışan taşra müzelerini betimledi. 134 müze incelenmişti ve rapor 1914’e kadar, 28 müzede sadece öğretmenler; 24 müzede yöneticilerden yardım alan öğretmenler; 16 müzede sadece müze personeli tarafından ders verildiğine dikkat çekti; sanat okullarından öğrenciler de çoğu müzenin düzenli ziyaretçilerindendi (İngiliz Birliği: 1920, 270).

Raporun en ilgi çekici özelliklerinden biri kimi Amerikan müzelerinin eğitim çalışmalarının ayrıntılı biçimde övülmesiydi. Komitenin Birleşik Devletler’e yaptığı bir ziyarette kimi eğitim düzenlemeleri gözlemlenmişti. Örneğin, New York’daki Doğa Tarihi Müzesi, doğa tarihi konusunda, “özel karavanlarla” okullara gönderilen ödünç verme kutusu takımları hazırlamıştı. 1913 yılında, 501 okuldan 1,25 milyon öğrenci bu “dolaşan takımlar”dan yararlanmıştı. Öğretim koleksiyonları müzeler tarafından oluşturulmuştu; sınıflar ve bir konferans salonu vardı. Personel öğretmenlere ve çocuklara ders veriyordu ve genel halk için de bir rehberlik servisi kurulmuştu. Kör öğrenciler için özel bir elle tutma programı vardı. Öğretmenler tarafından ödünç alınabilecek 30.000 slaytlık bir koleksiyonu bulunan bir slayt bölümü bir süredir işlev görmekteydi. Colombia Üniversitesi’yle güçlü bağlar kurulmuştu ve personel ortak müze/üniversite randevuları düzenliyor, öğretim için müzeyi kullanıyordu.

Komite, Amerika’da “okutman” sisteminin kullanılmasına dikkati çekmişti:

Bu baylar ve bayanlar özel bilgileri nedeniyle seçilmişlerdi ve ya Müze, ya şehir ya ikisi birden ya da Brooklyn Sanat ve Bilim Enstitüsünde olduğu gibi kimi durumlarda Sanat Ligi tarafından tutuluyordu. Bu müzenin iki ‘okutmanı’ bir yılda 114.000’in üzerinde öğrenciye ders verdi (İngiliz Birliği 1920: 279).

“Okutmanlık”, gönüllü rehber konferansçıların kullanımı Amerikan müzelerinde Birinci Dünya Savaşı öncesinde ortaya çıkmaya başladı ve görünüşe göre hızla yerleşti (Newson ve Silver 1978: 2426).

İngiliz Birliği raporunun yorumuna göre Amerikan müzelerinin bu standart ve çok sayıda eğitim çalışmasını yapabilmelerinin nedeni, zengin kişilerden çok miktarda para almaları ve çok geniş istekli personellerin olmasıdır. Bunlara ek olarak, Amerikan müzelerinin hepsinin para ve sanat eseri bağışlarıyla müzeyi destekleyen geniş bir zengin ve kültürlü insan topluluğuyla ilişki içinde olduklarına işaret edilmiştir. Rapora göre müzenin eğitim çalışmaları arttıkça müze de daha çok tanınmakta, daha yararlı görünmekte, toplum için daha değerli olmakta, personelin başarıları daha fazla fark edilmektedir ve böylece araştırmanın gelişmesi için daha çok fırsat bulunmaktadır.

Bu coşkulu yorumlar, Komite’nin oldukça farklı baktığı İngiltere’de müzelerin eğitim rolünün gelişmesi hakkındaki yorumlarıyla çelişkilidir. Amerikan müze ve sanat galerilerinin üzerine dayandığı gözlemlenen bağlantı ve ağlar tavsiye edilmemiştir. Aslında, raporun genel havası, müzelerin kendi başlarına başarılı oldukları ve eğitim çalışmalarını biraz yardımla en iyi yürütecek kişilerin müze uzmanları olduklarıdır. Daha geniş ve daha güçlü eğitim dünyasınca yutulma korkusu mevcut durumu korumanın ve müzenin kurumsal bütünlüğünü devam ettirmenin vurgulanmasına yol açıyor olabilir.

Hem hükümetin hem de mesleğin kimi bölümlerinin müzelerin eğitim potansiyelini en üst düzeye çıkarma istekleri savaştan hemen sonra ortaya çıktı. Eğitim Kurulu, Ekim 1917’de Sheffield’de, büyük olasılıkla Howarth tarafından düzenlenen müzelerin eğitim değeri hakkındaki konferansa beş delege gönderdi. Raporun bir kopyası Eğitim Kurulu Başkanınca gönderildi (Howarth 1918). Merkezi hükümet müzelerin ve galerilerin rolünü gözden geçiriyordu ve bir yıl sonra 1918 tarihli Eğitim Yasası yerel eğitim komitesiyle müzeler arasında daha yakın bir bağ kurulmasını özendirdi. Yeniden İmar Bakanlığı’nın Yetişkin Eğitimi Komitesi, daha da ileri giderek yerel bir alan için yapılan her eğitim planına müzelerin de dahil edilmesini ve bu bağla birlikte müzelerin yerel yetkililere yapılan her türlü devlet yardımına da katılmasını önerdi. Bir diğer öneri de kütüphanelerin ve müzelerin Eğitim Kurulu’na aktarılmaları ve Yerel Hükümet Kurulu tarafından yönetilmeleriydi.

İngiliz Birliği bu önerilerin hiçbirinden hoşlanmadı ve ne Komite’nin ne de Müzeler Birliği’nin görüşünün sorulmamasından yakındı. Raporun önerisi şuydu:

Yetişkin Eğitimi Komitesi’nin Müzelerin Konsey Kararıyla Eğitim Kuruluna aktarılması önerileri çok fazla zorlanırsa müzelerin malzeme koruyuculuğu ve araştırma merkezi olma işlevlerine karşı ciddi önyargılar oluşturabilir.

Amerikan müzelerindeki eğitim çalışmalarına gösterilen ilgiye ve bu eğitim çalışmalarının müzelerin diğer işlevlerinin değerinin anlaşılmasını ve bu işlevlere fon bulunmasını sağladığı gerçeğinin fark edilmiş olmasına karşın, Britanya’da bu yol uygun bulunmadı. Müzelerin, üniversiteler gibi araştırma merkezleri olmaları gerektiği tartışması ortaya atıldı. Üstelik 1919 tarihli Kütüphaneler Yasası’nın hem şehir hem de kırsal kesim yetkililerine müzeleri yönetme yetkisi vermiş olması ve aynı zamanda müzelerin istendiğinde eğitim yetkilisine devredilmesine olanak tanımış olması nedeniyle, yeni bir yasanın gereksiz olduğuna dikkat çekildi (İngiliz Birliği 1920: 268).

Müzelerin örgütlenmesinin yerel hükümet düzeyinde yeniden yapılandırılması önerileri radikal önerilerdi ve uygulanmış olsalardı, müze eğitimi tarihi çok farklı olurdu. Ne var ki, müze uzmanları önerilere kuvvetle karşı çıktı ve öneriler müzelerin eğitim kurumları olup olmadıkları konusunda kutuplaşmalara neden oldu. Müzelerin eğitim kurumları olmadıkları yönünde güçlü kanıtlar ortaya atıldı ve belki de ilk kez müzelerin kendi başına güzel şeylerin koleksiyonları oldukları yolunda fikirler dile getirildi. Örneğin, Leicester Müzesi Müdürü Dr. E.E. Lowe, “ender, güzel veya tipik bir nesneye özlem duyduğumuz zaman onu bilinmeyen kişi veya kişileri eğiteceği için değil, öncelikle kendisi için arzu ederiz” dedi (Kavanagh 1988: 173).

Müzelerin okullardan ayrı ve başka işlevlere sahip kurumlar oldukları tartışması güçlüydü. Diğer işlevler de coşku ve gururla ele alındı. Bu noktaya kadar, müzenin eğitim rolü, nesne derleme, koruma ve araştırma rolünden ayrılmaz olarak görülmüştü. Şimdi ise, müzenin eğitim işleviyle diğer işlevleri arasında bir ayırım yapılıyordu. Sanat eserlerinin derlenmesi ve bakımı kendi nedenleri ve sonuçlarıyla ayrı bir etkinlik olarak ortaya çıkmaya başladı.

5. SAVAŞLAR ARASINDA

Miers Raporu

1925’de Carnegie Birleşik Krallık Tröstü (CUKT) müzelerle ilgilenmeye başlamıştı. Bu ilgi müze ve galerilerin gelişiminde son derece önemli ve etkili oldu. CUKT’nin ilk eylemi, taşra müzelerine nasıl yardım edilebileceğini görmek için bu kurumları incelemekti. İnceleme müzelerin halk eğitimiyle, yani en geniş anlamında eğitimle ilişkisi konusuna özel bir dikkat gösteriyordu. Manchester Üniversitesi’nin eski rektör yardımcısı Sir Henry Miers’den incelemeyi yürütmesi istendi. Miers, İngiliz Birliği Komitesi’nde ve Yeniden İmar Bakanlığı’nın Yetişkin Eğitimi Komitesi’nde görev yapmıştı ve ulusal müzeleri araştırmak üzere 1927 yılında kurulan Krallık Komisyonu’nun da üyesi olacaktı.

Miers Raporu 1928’de çıktı. O sırada, Büyük Britanya’da 530 yerel müze vardı ve Miers bunların pek çoğunu ziyaret etmişti. Miers müzelerin coğrafi dağılımının gelişigüzel olduğunu, kimi kentlerde bulunmadığını gördü. Personel kısıtlıydı, örneğin müzelerin sadece %4’ünde uzman yardımcısı vardı. Uzmanların çoğu orta yaştaydı, hiç eğitim almadan atanmıştı ve pek çoğu kütüphaneci olarak da çalışıyordu. Miers çoğu müzenin kopya nesnelerle dolu ve aşırı kalabalık olduğunu, etiketleme sistemlerinin de yetersiz ve sadece uzmanlar tarafından anlaşılabilir olduğunu gördü.

Miers, müzelerin ancak kısa bir süre önce daha geniş bir halk kitlesine hitap etmeye başladıklarını kaydetmişti. Müzelerin kültürel ve eğitsel değer taşıyan nesnelerin saklanması, sergilenmesi ve kullanılması amaçlarıyla varolduklarına ve müzeler tarafından verilen hizmetin, koleksiyonların, (1) genel halkın; (2) eğitim gören yetişkinlerin ya da okul çocuklarının ve; (3) ileri düzeydeki öğrencilerin ve araştırmacıların gereksinimlerine ne ölçüde yöneldiğine bağlı olarak üçlü bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekmişti (Miers 1928: 31).

Miers, genel halkın gereksinimlerini karşılama konusundaki düşünceleri ya da sunumları bakımından çoğu müzenin üzücü derecede yetersiz olduğunu bulmuştu. Ulusal müzelerdeki gibi galeri turları yaptıran, rehber konferansçı istihdam eden belediye müzesi sayısının yalnızca üç olmasına üzülmüştü. Daha resmi dersler için konferans salonu bulunan hiç müze yoktu. Çok az sayıda eğitsel sergi vardı.

Miers, okullar için sunumları ele alan ikinci kategorisinde, müzelerin %20’sinde okullardan organize ziyaretler düzenlendiği ve bu ziyaretlerin okula devama sayıldığı açıklamasını yapmıştır. Üç müzede, Greenwhich, Leicester ve Norwich’de uzman personel istihdam edildiğini belirtmişti. Greenwhich ve Leicester müzelerinde dersler rehber konferansçılar tarafından yapılıyordu. Norwich’de önceden belirlenmiş bir dizi konferans veriliyordu ve kasabalardan konferans salonuna numuneler getirilmekteydi. Bu hizmet savaş yıllarında müzeye sınıflar gönderilmesinden sonra başlamıştı. Daha sonra Norwich Eğitim Komitesi müzede çocuklarla çalışmak üzere bir müze gösterimcisi atamıştır (Durbin 1984: 23).

Miers, Salford ve Manchester’deki planlar üzerinde yorumda bulunmuş ve müzelerin nasıl eğitim verdiklerine ilişkin pek çok yöntemin ayrıntılarını vermiştir. Reading’de müze uzmanı öğretmenlere, öğretmenler de özel olarak düzenlenmiş koleksiyonlarla çalışacak kişilere dersler vermektedir. Batley, Warrington, İpswich, Stepney, Middlesborough ve başka müzeler dışarıya kasalarını ödünç vermektedirler; Haslemere’de ise nesne muayeneleri kaydedilmiştir.

Miers, müzelerin eğitim otoritelerinden aldıkları mali yardım miktarını çok eleştirmişti. İl, ilçe ya da kent otoritelerinin çok azından mali yardım alınmıştır. İngiltere’de 50 ilçe meclisinin sadece 10’u öğrencilerin müzeleri ziyaret etmelerini desteklemekte ve sadece 3’ü müzelere para yardımı yapmaktaydı. Bu durumun tek istisnası, Leeds Okul Müzesi Şeması yönetim komitesinin eğitim otoritesinden yılda 285 sterlin aldığı Leeds’dir (Miers 1928: 33).

Üçüncü hizmet kategorisinde, yani ileri düzeydeki öğrencilere ve araştırmacılara eğitsel hizmet sunumu konusunda Miers, üniversite müzelerinin genellikle koleksiyonlarını kendi eğitim amaçlarına göre sistemli biçimde düzenlediklerine, ama diğer ziyaretçiler için hiçbir şey yapamadıklarına dikkat çekmiştir. Taşra müzelerinin büyük çoğunluğu, belli bir grubun üyesi olmayan yetişkinlere eğitsel hizmet sunmaktadır. Miers, alan klüplerinin ve diğer toplulukların eskisi kadar etkin olmadıklarını ve

İşçi Eğitim Birliği’nin ve diğer danışmanlık sınıflarının talep uyandırmada başarısız olduklarını belirtmiştir. Miers, oldukça cesur bir biçimde, eğer müzelerin işlevi;

Sergilenen nesneler yoluyla eğitmek ve hem çocuklara hem de yetişkinlere bilgi isteği aşılamak; sıradan ziyaretçinin ilgisini çekmek, uyarmak, düşgücünü harekete geçirmek ve uzman öğrenci için verimli bir araştırma alanı olmak (Miers 1928: 378)

ise, çoğu müzenin başarısız, hem de acınacak kadar başarısız olduğunu, bunun nedeninin de kısmen “müze geleneğinin bağlayıcı prangaları”, kısmen de politika eksikliği olduğunu ifade etmiştir. İstenmeyen hediyelerin reddedildiği koleksiyonlar için ve her bir serginin belli bir amacı bulunduğu serimleme için politikalara gerek vardır. Miers çocuk müzelerinde deneme yapmak için iyi bir fırsat olduğunu ve körler için bir müze kurmanın iyi bir fikir olduğunu öne sürmüştür (Miers 1928: 42).

Miers, çoğu taşra müzesinin harabiyeti karşısında açıkça şaşkınlığa ve düşkırıklığına uğramasına karşın, müzelerin eğitsel olanakları konusunda bir canlılık hissinin geliştiğine ve okullu çocuklara karşı sorumluluklarının giderek çok farkına vardıklarına dikkat çekmiştir (Miers 1928: 55). Raporun pek çok önerisi, müzelerin çeşitli kitlelerle kurabilecekleri ilişkiler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Genel halkla ilgili olarak Miers, değişen sergiler kurmayı, daha iyi tanıtım yapmayı, bir yemek salonu açmayı, daha iyi sergi hazırlamayı, bir görülecekler kitapçığı ve mümkün olursa, geniş kapsamlı bir rehber kitap hazırlamayı önermiştir. Öğrenciler ve okul çocukları için, belli bir eğitsel amacı bulunan ve açıklayıcı etiketlerle, listelerle, modellerle ve benzerleriyle desteklenen sergileri kapsayan bir tanıtım gösterimi yapılması önerilmiştir. Bu “tanıtım dizileri” ya da “endeks koleksiyonu” koleksiyonların geri kalanı için bir yönlendirme olacak ve bunları daha anlaşılır kılacaktır. Müzenin giriş bölümünün hem çocukların hem de sıradan ziyaretçilerin anlayabileceği, teknik ve bilimsel olmayan bir dilde yazılmış etiketler içermesi de tavsiye edilmiştir (Miers 1928: 67).

Miers, okullara özel hizmet sunumu konusunda müzelere okul ziyaretlerinin daha iyi organize edilebileceği, koleksiyonların özel muameleye tabi tutulmaları ve okul çalışmaları için özel bir oda gerektiği yorumunu yapmıştır. Kırsal alanlar için Miers’in önerisi merkezi bir müzeden (veya başka merkezlerden) okullara müze malzemesi taşıyarak çalışacak, kırsal alan gezici müzeleri sistemi kurulmasını önermiştir. Eğitim yöneticilerinin ve okul müdürlerinin yardımıyla okul müfredatıyla ilişkili bir malzeme kataloğu hazırlanabilir. Malzeme, “motorize karavanlar”la dağıtılabilir ve bütün şema eğitim otoriteleri tarafından yönetilebilir. Miers, Birleşik Devletler’deki Brooklyn ve St. Louis’deki sistemleri örnek almayı önermiştir.

Raporun sonuç bölümü Miers’in müzelerin büyük potansiyeline ilişkin görüşünü açıkça ortaya koyarken, en azından taşra müzelerinde gerçeğin oldukça iç karartıcı olduğunu da kabul etmiştir:

Müzelere karşı geleneksel tavırları ortadan kaldıracak ve geniş çaplı bir ilgi yaratacak bir hareketin zamanı gelmiştir. Açıkça söylemek gerekirse, bu ülkede çoğu insan müzelere ilgi göstermemekte ve inanmamaktadır; müzeler topluluk yaşamında şimdiye kadar sıradan insanlara neler yapabileceklerini farkettirecek kadar önemli bir rol oynamamıştır.

Miers Raporu’nu bağlamı içinde ele almak ilgi çekicidir. Miers, müzeleri, eğitsel olanakları tartışarak ve iyi uygulamaları betimlemek için çok uzun süre harcayan ve birkaç okul müfettişinin hazır bulunduğu Sheffield’deki Müzeler Birliği toplantısından yaklaşık on yıl sonra inceliyordu. Ayrıca, İngiliz Birliği’nin müzelerin eğitim rolünü ihtiyatlı şekilde ele almasının üzerinden sekiz yıl ve LEA’lara daha yakın şekilde bağlama önerileri üzerinde yapılan ateşli tartışmaların üzerinden sekiz yıl geçmişti.

Miers’in gözlemlerine göre Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana taşra müzelerinin pek azı yenilikçi ve heyecan verici yöneticilik çalışmaları yapmıştır. Miers, çoğu müzeyi derleme politikası ve stratejisi bulunmayan, serimleri soluk, durağan, kötü etiketlenmiş olan ve uzmanlık araştırma çalışmaları gerçekten hiç yapılmayan müzeler olarak betimlemiştir (Oxford’daki PittRivers Müzesi ile Londra’daki Horniman Müzesi bunun istisnası olarak sıralanmıştır).

Diğer yandan, bölük pörçük şekilde, birleşik bir yaklaşımdan yoksun olarak ve LEA’ların çok az yardımıyla da olsa, bu bölümde müzelerin eğitsel çalışmaları artmış gibi görünmektedir. Aslında, Miers bu bölümde (19251928 arası) Eğitim Otoriteleri’nin çoğunun müzelerde öğrenim olanakları konusunda bilgisiz ve kayıtsız olduğuna dikkat çekmektedir (Rosse 1963: 289). Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından yapılan yerel eğitim otoritelerinin müzeleri yönetmeleri gerektiği yönündeki önerilerin reddedilmesi, müzeler ile LEA’lar arasında daha yakın bağlar kurulmasına engel olmuştur. Yalnızca Manchester ve Norwich’de Eğitim Komiteleri özel müze öğretmenlerine fon ayırmıştır. Bu dönemdeki çoğu müze, kendi eğitsel sunum planlarını hazırlamışlardır ve eğitim işlerinin çoğu müze uzmanları tarafından yapılmıştır.

Amerika’daki müze çalışmaları hakkında bir rapor

Carnegie Birleşik Krallık Tröstü, Amerikan müze uygulaması örneğini İngiltere’deki müzecilik mesleğinin önüne koymaya çok istekliydi. Leicester’de şehir müzesinin ve kütüphanesinin müdürü olan Dr. E. E. Lowe, Tröst tarafından Amerika’daki müzeleri ziyaret etmek ve gördüklerini Miers Raporu gibi bir rapor haline getirmekle görevlendirildi. Yüzyılın başından beri, Amerika’daki müzeler, özellikle cömert mali destekleri, büyük binaları, eğitsel çalışmalara ve serimlemeye ilgileriyle İngiltere’de hayranlık uyarmaktaydı.

Lowe, müze müdürlerinin işletme gelirlerinin çoğunu gönüllü aboneliklerden sağlamakla sorumlu olduklarını kaydetmişti. Bu durum, organize üyelik sistemlerinin oluşmasını ve müzelere olan ilgiyi ve para desteğini artırmak üzere etkin kampanyalar düzenlenmesini sağlamıştı. Binalar, daha iyi, daha büyük, daha iyi donanımlı idi; mükemmel konferans salonlarının varlığı, müze çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olarak gösterimli halk konferansları yapılmasına verilen önemi yansıtmaktaydı (Lowe 1928: 20). Serimler modern, çarpıcı ve iyi etiketlenmiş idi.

Lowe, sekiz yıl önce, koleksiyon yapma adına eğitime karşı çıkmasına karşın, müze eğitiminin değerini anlamış ve Amerikan müzelerindeki eğitsel çalışmalar hakkında uzun uzun yorum yapmıştır. Bu yorumlar içinde, okullara ve tek tek çocuklara malzeme ödünç veren büyük ve gösterişli ödünç verme hizmetlerini; müzelerin her türlü öğrenci ve öğretmenle çalışmaya adanmış bölümlerini; üniversitelerle ve fakültelerle kurulan yakın bağları; müzelerin bir parçası olarak özel okul hizmet odalarını ve binalarını ve çocuk müzelerini betimlemiştir. Lowe, bu çalışmaların geniş kapsamlı ve yerleşmiş olmalarına karşın, ne müzelerin ne de okulların durumdan tatmin olmadıklarına ve Amerika Müzeler Birliği’nin daha yakın işbirliği yöntemlerini incelemek üzere müze yetkililerinden ve Ulusal Eğitim Birliği üyelerinden ortak bir komite oluşturduğuna dikkat çekmiştir.

Lowe, eğitim komitelerinin yardımıyla ya da bu yardımdan yoksun olarak İngiltere müzelerinde (Hull, Leeds, Leicester, Liverpool, Manchester, Salford, Sheffield ve Warnington) yapılan eğitsel çalışmalardan söz ederek raporuna son vermiştir. İngiltere’de, Amerika’daki gibi sistemli işbirliğinin kurulması halinde, “hem bundan yoksun kalacak çocukların yaşamlarına ek bir değer katılacağını, hem de yakın gelecekte müzelerin daha iyi anlaşılıp daha çok takdir edileceklerini” ileri sürmüştür (Lowe 1928: 31). Geriye bakıldığında bu ifadede ince bir alay olmadığı söylenemez. Bu büyük bir fikir değişikliğine işaret etmektedir. Lowe bu görüşleri daha erken benimsemiş olsaydı müze ve müze eğitimi tarihi çok daha farklı olabilirdi.

1931 eğitim kurulu muhtırası

1930’ların başında İngiltere’de eğitim sistemi sonunda müze eğitimini dikkate almaya başlamıştı. Daimi Komisyon’un desteğiyle, Eğitim Kurulu Müzeler ve Okullar: Kamu müzeleri ile kamu eğitim kurumları arasında işbirliği olasılığını artırma muhtırası adı altında yol gösterici bazı ilkeler yayınlandı (Eğitim Kurulu 1931). Burada, daha en başta müzelerde değerli eğitim fırsatlarının kaçırılıyormuş gibi göründüğü kabul edildi. Muhtıra güncel durumun nasıl geliştiğini gösterdi ve müzelerin okullarla çalışmasına ilişkin çağdaş durumu iyice gözden geçirdi. İngiltere ve Galler’deki 400 müzeden yaklaşık 20’si ilköğretim okullarına nesne ve numune gönderiyordu, yaklaşık 50 müze okullar tarafından organize okul ziyaretleri için kullanılıyor ve yaklaşık 100 müze de daha rastgele ve sistemsiz bir tarzda kullanılıyordu.

Değişik işbirliği şekilleri betimlendi; bunların arasında ortaokulların müzelere ziyaretleri (Muhtıra’da bu konuda kız okullarının erkek okullarından daha çok ilerlemiş olduklarına dikkat çekilmiştir); serimlenen nesnelerin ödünç verilmesi; öğretmenlerin müzelere ziyaretleri; öğretmenlerin müze ve öğretmen kursları hakkında bilgilenebilmeleri; numunelerin saptanması ve karşılıklı derleme yapma; ve ulusal müzelerin değerli çalışmalar yaptığı bir alan olan yayınlar ve röprodüksiyonların üretimi vardı.

İyi uygulamalara ilişkin olarak hem İngiltere’den hem de deniz aşırı ülkelerden örnekler verildi. Deniz aşırı örnekler arasında Birleşik Devletler’de Brooklyn Çocuk Müzesi, St Louis Okul Müzesi, Cleveland Ohio’daki müze; Münih’deki eski bir etkileşimli Bilim Müzesi olan Deutsches Museum ve Danimarka, İsveç ve Hollanda’daki halk müzeleri bulunuyordu. İngiltere’den ve Galler’den verilen örnekler Londra’daki birkaç müzeyi ve müzelerde Londra İl Konseyinin Victoria ve Albert Müzesi, Bethnal Green Müzesi, Bilim Müzesi ve Londra Müzesi’yle ortaklaşa yaptığı çalışmaları ve müzelere girişi içeren öğretmen kurslarını betimliyordu; sözü edilen diğer örnekler arasında Batley, Bagshaw Müzesi’nde kör ziyaretçiler için ayrılan bir oda; Leeds’de 1931’den beri otuz yıldan uzun süre işlev gören okul müzesi şeması; Manchester, Norwich, Salford ve Salisbury’deki çalışmalar vardı. Galler Ulusal Müzesi kısa süre önce açılmıştı ve serimler, Miers’in önerdiği gibi, ayrı ziyaretçi gruplarına göre düzenlenmişti; Merthyr ve Newport’daki müzeler hem okullara malzeme ödünç vermeleri, hem de iyi organize edilmiş okul ziyaretleri alanlarındaki çalışmaları nedeniyle övülmüşlerdi. İngiltere’de Brooklyn Çocuk Müzesi gibi bir çocuk müzesi olmadığına ve buna en yakının Ancoats Hall’deki Horsfall Müzesi olduğuna dikkat çekildi.

Kurul, çok kısa süre önce okul sistemiyle bütünleşen kütüphanelerle bir karşılaştırma yaparak, önümüzdeki on yılda okullarla müzeler arasında daha fazla işbirliği olmasını istiyordu. Gerçekte, 1930’lu yıllarda pek çok anlamlı gelişime işaret edilebilir.

Okul çalışmalarındaki diğer gelişmeler

1930’lu yıllarda müzelerle okulları birkaç açıdan birbirine bağlamak için çalışmalar yapıldı. Carnegie Birleşik Krallık Tröstü bu girişimlerin çoğuna kaynak sağladı, çünkü Miers’in raporunun ardından müzelere maddi yardım ve destek politikası benimsenmişti. Carnegie tarafından onaylanan çalışmalara, yerel otorite kaynakları sağlanması halinde, müze geliştirme yardımları verilecekti. Kırsal alanlarda müze hizmetlerinin genişletilmesi için para yardımları da kısa bir süre sonra verilmeye başlandı.

Eğitim yetkilileri ile müzelerin birlikte çalışmalarını özendirmek üzere tasarlanmış bir olay olarak CUKT ve Müzeler Birliği, 1931’deki Eğitim Yöneticileri ve Sekreterleri yıllık toplantısı için işleyen ödünç verme hizmetlerinden (Batley, Huddersfield, Liverpool, Middlesborough, Perth, Reading, Salford ve Leicester) alınan kasa içindeki sergi malzemelerinden bir serim düzenledi. Bu serginin özel hedefi müzelerin kırsal alanlarda nasıl yayılabileceğini göstermekti (Rosse 1963: 289).

Aynı yıl Leicester Müzesi, daha sonra (Carnegie kaynaklarıyla) Amerika’daki müzelerin eğitsel çalışmalarını gözlemlemek için Birleşik Devletler’e gönderilen bir okul yetkilisi atadı. Ruth Weston gördüklerini ayrıntılarıyla betimledi; bunların arasında onu açıkça çok etkileyen çocuk müzelerinin etkinlikleri, ödünç verme servislerinin işleyişi, uzman kullanmanın yararları vardı. Ruth Weston geri döndüğünde, gelecekteki modeller için bir plan oluşturmak üzere, kısmen Carnegie’nin kısmen de yerel yetkilinin maddi yardımıyla desteklenen bir ödünç verme hizmeti kurdu (Weston 1939).

1936 yılında, sergilenecek nesnelerin satın alınması için yine Carnegie’nin yardımıyla LEA, İl Okul Müze Servisi’ni kurması için Derbyshire’ye Barbara Winstanley’i atadı. Winstanley, Leicester’deki ödünç verme hizmetini inceleyerek iki haftasını yönlendirmeyle geçirdi ve koleksiyonları dayandıracak müze olmamasına karşın kendi ödünç verme servisini kurdu. Alımları özellikle her türlü yerel malzeme üzerinde durarak ve okul müfredatının gereklerine bağlı olarak yaptı. Başlangıçta nesneler, standardı yüksek, küçük, camlı, meşe kutular içinde saklanıyordu; ancak daha sonra bunların yerini yine kaliteli ve nesnelere dokunulmasını engelleyen daha sade tasarımlı kutular aldı. Servis başladığında küçüktü, ama 1939 sonuna kadar 500 sergi malzemesi, 100 çerçeveli resim röprodüksiyonu ve bir kütüphane oluşturacak kadar gramafon kaydı toplandı. Malzemeler 80 okula gönderiliyor ve dönemde üç defa değiş tokuşlar yapılıyordu. CUKT’nin ek yardımları servisin İkinci Dünya Savaşı’na kadar ve savaş boyunca devamını sağladı (Derbyshire Eğitim Komitesi, tarihsiz.).

1936’da Letchworth Müzesi’nde bir ödünç verme hizmeti başlatıldı. Müze uzmanı, onun yarı zamanlı ‘bayan vekili’ ve Naturalist Society’nin kimi üyeleri kutuları hazırladılar. Carnegie küçük bir para yardımı yaptı ve her bir kutunun konusunun okul müfredatıyla ilgili olmasını rica etti. Öğretmenlerden işlerine en çok yarayacak kutuları önermeleri istendi. Konular, başlıca tarih ve doğa tarihi nesne ve numuneleriyle ilgiliydi. Ekim ayına kadar 44 kutu hazırlandı ve Letchwarth İlköğretim Okulu salonunda sergilendi. Kutular Kuzey Hertfardshire’de doksan dört okula dağıtıldı ve bunların yaklaşık yarısı planla ilgilendiklerini ifade ettiler (Hunter 1986).

Markham Raporu

İngiltere’deki taşra müzeleri hakkında ikinci bir inceleme de CUKT tarafından desteklendi, Frank Markham tarafından yapıldı ve 1938’de tamamlandı. Bu rapor, on yıl öncesinin Miers raporunun takipçisiydi. Aslında Markham bir önceki raporla da ilgilenmiş ve kısa bir süre Müzeler Birliği Sözcüsü olmuştu. Miers ve Markham, Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Batı Hint Adaları, Fuji ve başka yerler de dahil olmak üzere İngiltere Kolonileri’nde birtakım müze araştırmalarında birlikte çalışmışlardı (Lewis 1989: 53).

Markham, insanların hâlâ müzeleri kullanmadıklarını ve onlarla ilgilenmediklerini görünce düşkırıklığına uğramıştı ve “bu ülkede müzecilik hareketinin tüm vatandaşlık hizmetleri içinde en az anlaşılan, en çok gözardı edilen ve gelişigüzel hizmetlerden biri olmasının, bu anlayış eksikliğine bağlı olduğunu” belirtmişti (Markham 1938: 11). Koleksiyonların dağınık, karışık ve belgelenmemiş olmalarının yanısıra, müzelerin içlerinin anlatılmayacak kadar kasvetli olmasına üzüldüğünü kaydetmişti.

Bununla birlikte, Markham serimleme ve sergileme çalışmaları konusunda bazı iyileşmeleri belirtti. Markham’ın “görsel eğitim” dediği etkili serimleme, müzelerin geleceği için açık yollardan en önemlisi olarak benimsenmiştir (Markham 1938: 84). Markham serimlerin eğitim görevini yerine getirebilmeleri için ziyaretçiyi çekmesi, tutması ve şaşırtması gerektiğini söylemiştir. Her sergi bir öykü anlatmalı, öyküyü basit biçimde ama bir amaç doğrultusunda anlatmalıdır. Markham, başlıca iki müzecilik alanı olan arkeoloji ve doğa tarihinde önemli adımlar atıldığını belgelemiştir, fakat sanat galerilerinde çok az gelişme olduğuna dikkat çekmiştir. Markham, bazıları güncel olayları kutlayan, bazıları da okul müfredatıyla ilgili özel ve geçici sergilerin gelişimini övmüştür. Daha iyi tanıtım ve daha saldırgan reklam yapılmasına dikkat edilmesini istemiştir.

Markham eğitsel çalışmalardaki büyümeyi memnuniyetle kaydetmiştir. Büyük Britanya’daki 800 müzeden yaklaşık 400’üne okullardan ziyaretler yapılmakta ve bunların 150’si de gruba uzmanın veya personelin başka üyelerinin eşlik etmesi için düzenlemeler yapmaktadır. 80 müzede rehber konferansçılar vardır ve 80 müze okullara malzeme ödünç vermektedir. 40 müzede körler için kurs yada tesisler bulunmakta ve 30 müze BBC radyo konuşmalarına denk düşen özel sergiler düzenlemektedir.

Markham, Birinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri müzelerin okulların gereksinimlerini karşılamak için harcadıkları çabaları övmüştür. Özel eğitim görmüş, atanmış öğretmenlerin müzelere yerleştirildikleri ve şu anda haftada 3000 çocukla çalıştıkları Manchester planını betimlemiştir (Markham 1938: 115). Müzeler ile yerel yetkililer arasında öğretmenlerin müzelerde çalışmalarını da içeren benzer ortak planlara StokeonTrent, Huddersfield ve Norwich’de dikkat çekilmiştir. Diğer müzelerde ya öğrencilerle ya da öğretmenlerle çalışan müze personeli vardır. 1936 yılında Leeds’de 9.000 çocuk Şehir Müzesi’ni, Temple Newsam’i ve Abbey House’u ziyaret etmiştir. Leicester’de bir okul yılında Ruth Weston 10.000 çocuğa 350’nin üzerinde konuşma yapmıştır. LEA tarafından öğretmen olarak değil de müze tarafından rehber konferansçı olarak çalıştırılan Ruth Weston, halka da konuşmalar yapmış ve klüplerden ya da başka örgütlerden yetişkin gruplarıyla çalışmıştır.

Müzede öğretimi kimin yapacağı sorununa çeşitli çözümler o sırada gelişmekteydi. Bu örnekler üç farklı çalışan türünü gösterir: Manchester’de LEA’dan atanan (ama öğretmenlik koşullarından ve çalışma sürelerinden hâlâ yararlanan) öğretmenler, Leeds’de müze uzmanları ve Leicester’de şimdi müze eğitim görevlisi dediğimiz kişiler. Son iki kategorideki personel yerel yönetim koşullarına göre çalışmıştır.

Markham’ın daha iyi eğitsel sunum için genel önerileri içinde uygun donanımlı konferans salonları ve çocukların okuldaki derslere uygun malzemeleri görmeleri ve ellemeleri için daha iyi fırsatlar bulunmaktaydı. Markham, gelişmelerin üç düzeyde olmasını önermiştir: Müzelere okul ziyaretleri, müzelerden okullara ödünç koleksiyonlar verilmesi ve okul müzeleri. Markham, aynı zamanda eğitim yetkilileri ile müdürler arasında daha fazla işbirliği olması gerektiğini vurgulamıştır. Yetişkin eğitimiyle ilgili olarak, müzelerin etkili birer yetişkin eğitimi merkezi olabileceklerini, ama kaynakların yetersizliği nedeniyle kendilerini konferans sunumlarıyla sınırlamalarının daha iyi olabileceğini vurgulamıştır (Markham 1938: 142).

Markham, genel bir müze hareketi olmayışından duyduğu üzüntüyü belirtmiş ve müzelerle ilgilenecek ve politika geliştirecek yeni bir Bakanlık kurulmasını önermiştir. Bakanlık kurulmaması halinde, müzeleri Eğitim Kurulu altına yerleştirmenin etkili olabileceğini önermiş, ama buna önceki karşı çıkışları belirtmiştir (Markham 1938: 171).

Kendisinden önceki Miers Raporu gibi Markham Raporu da sadece taşra müzelerini ele almıştır. Londra ulusal müzelerinde eğitim sunumu Londra İl Konseyi’nin anketinde açıklanmıştır (Rich 1936). Rehber konferansçılar Londra’daki hemen hemen tüm ulusal müzelerde hizmet vermektedir ve ele alınan konular ankette sıralanmıştır. Müzelerin çoğunda serbest galeri konuşmaları vardır. Bu konferans turları, genellikle önceden rezervasyon gerektiren okul partileri dışında, herkese açıktır. Okul çocuklarına da yetişkinlerle aynı konferans menüsü ve tur formatı verilmiş gibi görünmektedir.

İki Dünya Savaşı arasındaki yıllarda müzelerin eğitime geniş kapsamlı yaklaşımı yavaş yavaş bir dönüşüm geçirmiştir. Hem Miers hem de Markham, müzelerin eğitim rolünün yetişkin ve çocuk gruplarına özel sunumları, tanıtımı, yayınları, serimleri ve sergileri kapsadığını anlamıştır. Sudely ve Howarth’ın ondokuzuncu yüzyıldaki tutkularını anlamış ve takdirle karşılamışlardır. Okul gruplarına eğitim sunumları arttıkça ve bu eğitimi yapmaları için özel personel atandıkça müzelerde öğretim ve müze uzmanlığı işleri arasındaki çatlak büyümüştür. Bütün olarak bakıldığında, sergi işi müze uzmanının sorumluluk alanına girmiştir ve öğretim elemanları ile sunumların geliştirilmesi ve tasarlanması arasında çok az ilişki vardır. Yerel eğitim otoritelerinin de işe karışmaları ve müze deneyimi olmayan ama öğretim deneyimi olan kişilerin atanmalarıyla birlikte, müzenin eğitsel rolünün daralıyor olduğu algılaması artmıştır. Ve 1960’larda tasarımcıların, ardından başka görevlilerin atanması sonucu müze personeli gittikçe uzmanlaştıkça müzelerin “eğitsel çalışmaları” daha da daralmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden günümüze kadarki resmi raporların hemen hemen hepsinde müzelerin geniş kapsamlı eğitim alanının vurgulanmasına ve buna serimler, geçici sergiler, etiketleme sistemleri, yayınlar, toplulukla ilişkiler ve benzerlerinin dahil edilmesine karşın, “müze eğitimi” genellikle eğitim grupları için belirli bir eğitim sunumunun organize edilmesi ve bu gruplara sunulması anlamında anlaşılmaktadır. Yerel eğitim yetkilileriyle ilişki kurma olanağı bulunan taşra müzelerinde bu, okullara yapılan ziyaret ve ödünç verme çalışmalarıyla kısıtlıdır; ulusal müzelerde konferans turları ortamıyla birincil olarak yetişkinler hedeflenmekte, okul grupları turlara ancak özel istek ve rezervasyonla kabul edilmektedir.

6. TEMELLER VE FELSEFELER

İkinci Dünya Savaşı’nın başında, müzelerde eğitim hizmetlerinin sunumu için farklı yapılanma ve örgütlenme modelleri vardı. Bunlar, Manchester’deki gibi tamamen LEA tarafından desteklenen hizmetler, ulusal müzelerdeki gibi tamamen müze tarafından desteklenen hizmetler ve ikisi arasında birtakım işbirliği çeşitleriydi. Artık eğitim sunumu taşra müzelerinde okul hizmetleri olarak (okulların müze ziyaretleri ve müzelerin okullara ödünç malzeme vermeleri), ulusal müzelerde ise başlıca yetişkinler için rehber konferanslar verilmesi olarak yorumlanıyordu. Bu girişimler savaştan sonra başlamıştı, ama 1963’de Rosse Raporu’nun yayınlanmasına kadar ilerlemeler yavaş oldu. İlerlemelerin bir yanı da müze eğitim hizmetlerini kuran bireylerin amaçları ve bu amaçlara ulaşmanın en iyi yolları hakkında fikirler geliştirmeye başlamalarıyla birlikte eğitim felsefelerinin oluşturulmasıydı.

Glasgow’dan bir hizmet modeli

1941 yılında Glasgow Şehir Encümeni bir Okul Müze Servisi kurdu. Bu servis son derece başarılı oldu ve yöntemlerinin pek çoğu başkalarına model oldu. Servis, müze ile şehir eğitim otoriteleri arasındaki coşkulu bir işbirliğinden doğmuştu. Kaynakları tamamen Şehir Eğitim Dairesi tarafından sağlanacak, ama yeri müzenin içinde olacak ve müze uzmanları ve teknik personel arasında işbirliği yapılacaktı. Müzenin servis fikrine, LEA’nın da hırslı ama sağlam planları gerçekleştirmek üzere yeterli personel için kaynak sağlamaya yürekten destek vermesi, servisin hızla gelişmesine ve etkili örgütlenme ve öğretim yöntemleri uygulamasına olanak sağladı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Manchester’de olduğu gibi İkinci Dünya Savaşı sırasında müze, az sayıda personelle yarı zamanlı olarak işlev gören okulların eğitim vermedeki yetersizliklerini kapatacak uygun bir yer olarak görülüyordu. Başlangıçta çalışmalar gayri resmi olarak yürütülüyordu; müze uzmanlık personeli galeride buldukları çocukları özel koleksiyonla ilgili konular üzerinde çalışan gruplar halinde organize ettiler. Ancak 1941 eylülünde, Sanat Galerisi ve Müzeler Komitesi ile Eğitim Komitesi üç yıllık bir deneme yapmaya karar verdi. Glasgow’lu bir öğretmen olan Sam Thompson, okulların kaynakları en iyi biçimde kullanmalarına yardım etmek için Sanat Galerisine atandı.

İlk birkaç ay eylem planı hazırlamakla geçti. Başlangıçta kaynaklar son derece kısıtlıydı. Eğitim görevlisi müzenin bodrumundaki bir depoda kalıyordu. Serimde olan nesnelerin pek çoğu depodaydı; resim galerileri soyulmuştu ve o yılın başında müze binasının yoluna düşen bombalar nedeniyle doğa tarihi bölümü büyük bir zarar görmüştü. Gelecek için bir yol planlayan Sam Thompson İngiltere’de eğitim servisleri daha önceden kurulmuş olan birkaç müzeyi ziyaret etti ve sonra da konferans turu fikrinden vazgeçti; bunun nedeni kısmen müzenin tur yapmaya uygun bir yer olmamasıydı, ama büyük ölçüde kırk çocuğun bir serim kutusunun etrafına toplanmasının eğitsel değeri şüpheliydi. Müzede numuneleri gözlemlemek ve onlara dokunmak için bir sınıf yapmak istiyordu ve müzedeki ikinci bir depo bu amaç için seçildi. Etnografya malzemeleri serimi duvarlara canlılık verdi; o bölgedeki bir sergi salonundan sandalyeler getirildi ve bir bölme projeksiyon kabini ve depo olarak perdeyle ikiye bölündü. Daha sonra küçük bir vestiyer oluşturuldu.

Plana önce müzeye yürüme mesafesindeki okullar katıldı. Bir dizi konu seçildi, “verilebilir dersler”in teksir edilmiş bir listesi hazırlandı; bu derslerin her biri müze malzemeleri kullanılarak verilecek, slayt ve filmlerle desteklenecekti. Müze eğitim yetkilisi yakındaki okulları ziyaret etti ve müdürlerle görüşerek, öğretmenlerden sunulan dersleri “örneklemek” için müzeye sınıflarını getirmelerini istedi (Glasgow Sanat Galerisi ve Müzeler, tarihsiz:10).

Geliştirilen öğretim ve organizasyon yöntemleri başka pek çok müzenin eğitim görevlilerince kullanılır hale geldi. Öğretmenlerin rezervasyon yaptırmaları şarttı; bunu önce doğrudan müze eğitim yetkilisi yapıyordu, sonra bu iş asistanınca yapılmaya başlandı. Sınıfın müzeye gelmesiyle müze öğretmeni çocukları dersliğe götürüyordu. Burada nesneler ve numuneler o oturumun konusuyla ilişkili olarak yerleştirilmiş, duvarlar ilgili tablo ve grafiklerle kaplanmış oluyordu. Bir slayt projektörü, bir epidiyaskop ve film projektörü kullanıma hazır bekliyordu. Öğretmen ve müze eğitim görevlisince planlandığı üzere çocuklar konuya bir ölçüde hazırlanmış, hatta konu üzerinde bir giriş konuşması yapmış oluyorlardı.

Örnek bir oturum, öğretim yaklaşımını göstermektedir. Örneğin ele alınan konu “Avcı Kuşlar” ise, masaya dizilen numuneler arasında baykuşlar, şahinler, bir altın kartal ve belki de bir çaylak bulunuyordu. Duvardaki resimlerin bir kısmı bu kuşları doğal ortamlarında gösterirken, diğerleri de onların gagaları ve pençeleri gibi önemli özellikleri hakkında ayrıntılar veriyordu. Dersin başında çocuklar numunelere bakarken müze öğretmeni sorular sorarak onları çıkarımlarda bulunmaya yönlendiriyordu. “Neden esmer baykuşun gözleri büyük, tüyleri yumuşak ve rengi kahverengidir?” İşaret edilen özelliklerin her birinin açıklamasını çocukların yapmaları vurgulanıyordu. Sonra bu, duvardaki resimlerde gösteriliyordu. Slaytlar örneğin yumurta ve yuvalar hakkındaki diğer ayrıntıları ekliyordu. Sonra oniki dakikalık sessiz bir film ile baykuşun yavru halden büyük bir kuş haline gelene kadarki büyüme süreci gösteriliyordu. Filmin sonunda çocuklar artık kendilerine çok tanıdık gelen müze numunesine tekrar bakıyorlardı. Durağan numune filmdeki kuşun anısı zihinlerde taptazeyken görülüyordu. Dersin son kısmı benzer numunelerin görülebileceği doğa tarihi serimlerinin ziyaret edilmesiydi. Derslerin her biri katılan öğrencilerin yaşına ve yeteneğine göre düzenleniyordu ve bu erken devrede katılanların çoğu ilkokul öğrencileriydi. Bu yöntemlerin bu yaş grubundaki öğrencilerde işe yaradığı ve aynı zamanda görme ve duyma bozukluğu olan çocuklarda da etkili olduğu bulundu (Glasgow Sanat Galerisi ve Müzeler, tarihsiz: 278).

Yöntemler, rehber konferansçınınkilerden çok farklı olmaları bakımından ilgi çekicidirler. Galeri turu, sadece en yakındaki öğrencilerin duyabildiği bir rehberin arkasında uzun kuyruklar oluşturan çocukların (ya da yetişkinlerin) galerileri dolaşması haline dönüşmüştü. Oysa Glasgow’da kullanılan yöntemler, tümdengelimli düşünmeyi, numunelere dokunmayı, ziyaretten önce hazırlık yapmayı ve belli bir konu üzerinde yoğunlaşmayı vurguluyordu. Nesnelerin bu şekilde kullanımı ondokuzuncu yüzyılın nesne öğretimine yakındı. Deneyimi çeşitlendirmek için değişik ortamlar kullanılıyor ve sınıf içi çalışmalar galerilerdeki serimlerle ilişkilendiriliyordu.

Müze eğitim hizmeti geniş kapsamlıydı. Okullara yukarıda betimlenen şekilde hizmet veriliyordu. Ancak hizmetin ikincil bir yönü de doğa tarihi numunelerini, slaytları, tarihi binaların ölçekli modellerini ve duvar resimlerini içeren küçük bir ödünç verme servisiydi. Glasgow’daki servis, okullarla birlikte çalışmaya ek olarak, “nesneyi bul” alıştırmalarından uygulamalı sanat derslerine kadar değişiklik gösteren çok popüler Cumartesi sabahı dersleri de veriyordu. Çocuklar için yılda bir kez resim yarışması yapılıyordu ve 1949 yılında da İleri Eğitim Bölümü ile birlikte, Sanat Galerisinde ücretli kurslar düzenlenerek yetişkin eğitim çalışmaları yapılmaya başlandı. Eğitim yetkilisi ve personeli genellikle eğitsel çalışmalardan özel sergiler düzenliyordu.

19471949 arasında Glasgow’un dış bölgelerinde “komşu sergiler” organize edildi. Bunlar normalde müzeye gelmeyecek kişilerin kendilerini daha güvenli ve ilgili hissederek müzeleri ziyaret etmelerini özendirmek için tasarlanmıştı. Sürekli koleksiyonlardan seçilen resimler, bu amaçla yeniden dekore edilip aydınlatılmış bir okul sınıfında sergileniyordu. Sınıfı daha çekici hale getirmek için içeri bitkiler konuyordu. Bütün gün çocuklara konuşmalar yapılıyordu ve çocukları akşam anababalarını getirmeye özendirmek için sergi saat 9’a kadar açık bırakılıyordu (Glasgow Sanat Galerisi ve Müzeleri, tarihsiz: 45).

Sam Thompson okul tarafından o gün için müzeye gönderilen yerel öğretmenlerle yan yana çalışıyordu. İlk günlerden itibaren, film projektörleri ve diğer aygıtlarla ilgilenmek üzere bir teknisyen ve rezervasyonları yapmak üzere şehir Eğitim Dairesi’nden bir yazıcı atanmıştı. 1944’de resmi bir Müze Eğitim Bölümü tanındı. Glasgow şehri Eğitim Dairesi servisin maddi sorumluluğunu tamamen üstlendi ve 1945 yılında proje üzerinde tam zamanlı çalışacak bir öğretmen atadı. 1951’de servis, beş öğretim elemanıyla onbeş personelden oluşuyordu. Bu onbeş kişinin ikisi sanat uzmanı, ikisi tarihçi ve biri de bilim öğretmeniydi. Bu öğretmenlerin hepsi ilköğretim öğrencilerine çok çeşitli konularda ders veriyor, ancak orta öğretim öğrencileri ve yetişkinlerle çalışırken herbiri kendi uzmanlık alanında konuşuyordu. Başka müze eğitim bölümleri kurulurken, bu öğretim bölümü oldukça standart hale geldi.

Servisin başlangıcından itibaren, hem uzun hem de kısa vadeli politikalar gerektiği biliniyordu: Kısa vadeli politikalar savaş yıllarının özel koşullarıyla başa çıkmak ve servisi eyleme geçirmek içindi, uzun vadeli politikalar ise üç yıllık deneme süresinin sonunda yürürlüğe girecek bir plana dayanıyordu. Günlük işler ilerlerken, mevcut projeler üzerinde bir dizi rapor gelecekte genişletilmiş bir müze eğitim bölümünün nasıl işlev göreceğini anahatlarıyla belirliyordu. Sam Thompson, Sanat Galerisi’nde yeni olanaklara gereksinim duyulduğuna işaret etti: Uygun donanımlı derslikler, kalifiye öğretim personeli; yeni öğretim araç gereçleri; slaytları, baskıları ve müze nesnelerini ödünç verecek bir kütüphane; komşu okullarla çalışacak bir öğretmeni olan branş müzelerinin kurulması; çocuklar için Cumartesi sınıfları; ve yetişkinler için dersler ve eğitsel sergiler (Glasgow Sanat Galerisi ve Müzeleri, tarihsiz: 11). 1941’de hırslı idealler olan bu fikirler 1951’de gerçekleşti. İleriye yönelik güvenli ve ayrıntılı planlamalar yapılmasaydı şüphesiz bunlar olmazdı. Müze yetkilileri ile Eğitim Dairesi arasındaki mükemmel işbirliği ve Eğitim Bölümü’nün maddi desteği de, küçük ölçüde de olsa bu başarıya katkıda bulunmuştu. Bir başka etken de, projelerin başarıya ulaşmalarını ve böylece büyüme ve ilerleme kaydedilmesini sağlayan, öğretmen ve başöğretmenlerin ilgisi ve coşkusu ve büyük miktarda bölgesel destekti.

Diğer gelişmeler

Savaşı izleyen yıllarda çeşitli başka hizmetler de yavaş yavaş başlatıldı. 1948 yılında Galler’deki bölgesel LEA’ların yıllık yardımıyla Galler Ulusal Müzesi’nde büyük bir plan hazırlandı. Planı, hem müzelerin hem de Galler’deki eğitim kurumlarının çıkarlarını temsil eden ortak bir komite yönetiyordu (John 1950: 5). Bütün Galleri kapsayan bir ödünç verme servisi kuruldu ve Ulusal Müze’de okullara servis personeli tarafından grupların kabul edilebileceği bir merkez sağlandı (Rosse 1963: 20). Personel, ulusal müze personeli olarak istihdam edildi, öğretim deneyimine sahipti ve müze koleksiyonlarının kapsadığı konulardan birinde uzmanlaşmıştı. Personelin bir ekip olarak çalışmasına karşın bu evrede ayrı bir müze eğitim bölümü oluşturulmadı, ancak her bir öğretmen kendi uzmanlık konusundaki bölüm başkanının altında çalışıyordu (Rosse 1963: 32).

Eğitim görevlileri müzeye belli bir amaçları olmadan gelen çok sayıda çocukla ilgilenmek üzere yollar geliştirmek için çok çalışıyorlardı. Bir makale yazarı Galler’deki servisi şöyle betimlemişti:

Okullar Servisinin ilk yıllarında, İngiliz Demiryolları’nın düzenlediği özel bir tren gezisiyle Kuzey Galler’den gelen 660 çocuğun ana salona sel gibi aktığını çok iyi anımsıyorum. Müze, Belediye Binası, Cardiff Kalesi ve Barry Adası’ndaki panayırı içine alan gezide kısa bir araydı [Moore 1973: 6].

Müze ziyareti, oradakiler için bir felaket oldu ve İngiliz Demiryolları’ndan, bir daha bu kadar çok sayıda çocuğun getirilmemesi istendi. O sırada, belki de ne öğretmenler ne de halk bir müzenin nasıl kullanılması gerektiğini pek bilmiyorlardı. Aynı yazar, Amerikalı bir kadının kocasına şöyle dediğini aktarmaktadır: “Sergilenen şeylere bakıp duracaksan, Müzeyi görmeyi nasıl umabilirsin?” Bu, özellikle ulusal müzelerde çok genel bir sorundu ve eğitim görevlileri atanır atanmaz öğretmenlere müze öğreniminin eğitimsel geçerliliğini gösterecek çalışma yollarını oluşturmaya başlamak zorundalardı.

O sırada kurulan diğer servisler tüm il çapında malzeme ödünç vermeyi amaçlıyordu. Yapılan çalışmalar arasında 1949’da Yorkshire West Riding’de müzeden bağımsız büyük bir ödünç verme servisinin kurulması; 1959’da Durham ilinde Bowes Müzesi’ne, ücreti şehir Eğitim Komitesi’nce ödenen bir ödünç verme servis görevlisi atanması; Buckinghamshire, Hampshire ve Somerset’de benzer görevliler atanması vardı (Rosse 1963: 290).

Araştırılan eğitim felsefeleri ve yöntemleri

Savaş sonrası dönemde, çocuklarla müzeleri kullanma yöntemleri (müzenin yetişkin öğrenmesiyle ilişkili olarak ciddi şekilde ele alınması çok daha sonra oldu) yavaş yavaş saptanmaya başlandı. Londra Geffrye Müzesi’nde Molly Harrison, Victoria ve Albert’de René Marcousé ve Derbyshire’de Barbara Winstanley gibi birçok bireyin çalışmaları bu gelişime katkıda bulundu. Bunların hepsi çocuk merkezli öğrenim ve pratik organizasyonun en iyi yöntemlerini bulmakla ilgileniyorlardı. Neyse ki, hepsi bulgularını yazmışlardı (Harrison 1942, 1950, 1967, 1970; Marcousé 1961: Winstanley 1967).

Hem Harrison hem de Marcousé yararlı felsefi içgörüler sunmuşlardır. Harrison küçük bir toplumsal tarih ve dekoratif sanat müzesinde, Marcousé Victoria ve Albert’de çalışıyordu. Molly Harrison, müze ve galeri öğrenimini, genel eğitim gelişimiyle ilişkili olarak bağlamsallaştırdı. Harrison, Learning out of school adlı kitabının 1969 tarihli giriş bölümünde özgün basımı 1954 yılında yayınlanan ilerleyici eğitimin şu amaçlarla çalıştığına dikkat çekmektedir: Çocukların ufuklarını genişletmek; öğretimi yirminci yüzyıl sonundaki bireylerle ve kişisel deneyimle ilişkilendirmek; eğitimi edilgin değil etkin olarak görmek; bütünleşmiş bir gün boyunca takım öğretimi yoluyla disiplinlerarası eğitim sunmak ve boş zaman etkinliklerinin artmasıyla ilişki kurmak (Harrison 1970: 9).

Harrison’un müzelerin ve galerilerin eğitsel potansiyeli konusundaki çözümlemesi, nesnelerin kanıt olarak kullanımını, estetik bir farkındalığın gelişimini ve toplumsal eğitimi içine alır. Müze ve galeri ziyaretleri, yoğunlaşma, inceleme ve gözlemleme yeteneğini uyarabilecek şekilde, kanıtların ve gerçek nesnelerin çalışılması yoluyla yeni öğrenim olanakları doğurur. Özgün düşünceyi özendiren gerçek nesnelerin görülmesi ve ele alınması bu beceri gelişimini mümkün kılar. Düşgücü ve duygu oyunu, olguların iletilmesinden daha önemlidir. Güzel nesnelerin yakından izlenmesi ve anlaşılması, genel olarak nesneleri eleştirel açıdan ele alma becerisini geliştirir. Her şeyin ötesinde yeni bir yere gitmek ve yeni insanlarla tanışmak çocuğun dünyasını genişletecektir. Müzelere gitme, ziyarette bulunma, seyahat etme, uygun ama bireysel şekilde giyinme ve davranma hususlarında bulunan kişisel ve toplumsal eğitim fırsatları, öğrenimin diğer yönleriyle eşit öneme sahip olarak vurgulanır.

Harrison, ziyaret için öğretmence yapılacak çok önemli temel amaçları aydınlatarak ziyaret öncesinde müze personeliyle konuşmaların, çocukların ve anababaların hazırlanmasının ve bakılacak şeylerin seçilmesinin önemini ayrıntılarıyla açıklar. Müzelerde sergilenen malzemelere dokunulması, çalışma modellerinin kullanılması, not alma, çizim yapma, drama yapma, müzik yapma, okuma ve alıştırmalar kullanma gibi olası etkinlikler tartışılır.

Marcousé oldukça farklı, ama aynı ölçüde değerli bir yaklaşım benimser. Görmeyi öğrenmenin önemini vurgular. Bunun ilk başta göründüğünden çok daha sorunlu olduğunu belirtir ve görme sürecinin “dokunma duyumuza, görsel belleğimize, düşgücümüze, geçmiş yaşantımıza, tercihlerimize, ayırım yapma yeteneğimize ve değerler duyumuza” bağlı olduğuna dikkat çeker (Marcousé 1961: 2). Marcousé kendi deneyiminin uygulamalı güzel sanatlar müzesinde öğretmenlik olduğunu ve yöntemlerinin başka yerlerde değil bu bağlamda geçerli olduğunu özenle belirtir. Eleştirel görsel yeteneklerin ve estetik farkındalığın geliştirilmesini vurgular.

Marcousé nesne yaşantısını sözcüklerle bastıran müze öğretmenlerini çok eleştirir. Kendi yaklaşımı, çocuğun bakarak çok uzun zaman geçirmesini destekleme yolları bulmaktır. Bu, en iyi taslak yapmakla başlar: Çocuk çalışılan konuyla ilgili bir nesne seçer ve durup bakmayı sağlamak için çocuğa çizim yaptırılır. Çizimler oldukça zayıf olabilir ve yalnızca nesnenin izlenebileceği bir ortam oluşturulur.

İzleme çalışmalarının önemi “Dinleyen Kulak”da tartışılır ve ilgi çekici örnekler verilir. Örneklerden biri Uzak Doğu galerisinde dış mekan sahnelerinin taslağını yapan oniki yaşındaki bir öğrencidir. Çocuklar okula döndüklerinde sergide gördükleri ağaçları belleklerinden betimlemeleri istenir:

‘Ağaç gövdeleri çentiklidir’, ‘incedir’, ‘hemen hemen her zaman eğridir’, çam ağacının iğneleri incedir, ‘sivri uçludur’, ‘bir kalem ucu kadar incedir’, yapraklar ‘sivri uçludur’, ‘armut şeklindedir’, ‘çadır veya üçgen’ gibidir, ‘kek gibi yuvarlaktır ve siyah çizgilerle kaplıdır’, ‘soluk yeşildir’, ‘mavi yeşildir’, ‘sarı yeşildir’, soluk mavi üzerine siyah çizgilidir (Marcousé 1961: 10).

Böylece çizimler ve ziyaretin anısı dil öğretimi için bir kaynak oluşturmuştur. Çocukların maddi nesnelerle etkinlikleri ve onlara tepki verme yoluyla edindikleri bireysel deneyimler üzerinde duran bu yöntemler sonraki yıllarda çok etkili olacak ve sonunda, yetişkinler için devam eden rehberli tur yönteminin çocuklar söz konusu olduğunda fiilen terk edilmesine yol açacaktır.

7. BİR MESLEĞİN DOĞUŞU

Rosse Raporu

1950’lerin başında müzelerde çok az sayıda uzman eğitim personeli çalışıyordu. Müze eğitimi çalışmalarının daha büyük bir ölçekte gelişmeye başlaması 1963’de Rosse Raporu’nun ortaya çıkmasıyla oldu. Rosse Raporu müze eğitimi konusunda çok coşkuluydu:

Gelecek kuşakların çocuklarına müze nesnelerinin kullanımını ve anlamını öğretmenin önemini abartmak bize olanaksız görünmektedir ve şimdiye kadar bir okul müze servisi kurmalarına yardım etmeyen yerel yetkililerin bunu gecikmeden yapmalarında ve bütün kırsal alanlarda bir ödünç verme servisi kurmalarında ısrar ediyoruz [Rosse 1963: 33].

Rapor, müze eğitim servislerinin sunumunun hâlâ çok gelişigüzel olduğuna ve okulların çoğunluğunca kullanılabilecek organize bir servis bulunmadığına dikkat çekti. LEA’lar ile müzelerin işbirliği yapmaları için değişik yolları anahatlarıyla belirledi. Rapor, il meclisleri ya da kasabalarca olsun, LEA’lar tarafından müze okul servislerine harcanan paraların, merkezi hükümetin eğitsel ve diğer amaçlarla sağladığı yardımdan “uygun harcama” olduğuna açıkça işaret etti. Rosse Raporu’nun E Eki’nde Barbara Winstanky müzeleri ziyaret eden şehir okullarıyla, ödünç verme servislerine gerek duyan kırsal kesim okullarının farklı gereksinimleri üzerinde yorumlarda bulundu.

Rosse Raporu öğretmen eğitimini de tartıştı. Özellikle, öğretmenlere koleksiyonların doğası ve müze malzemelerinin öğretimde kullanılması hakkında kısa derslerin verildiği Glasgow ve Manchester’de bu yönde yapılan kimi çalışmalara dikkat çekti. 1951 yılında Eğitim Bakanlığı, René Marcousé’den, Victoria ve Albert Müzesi’nde hem küçük hem de büyük çocuklara müzede eğitim verme yöntemleri üzerinde denemeler yapmasını istedi (Marcousé 1961). Marcousé aynı zamanda, tüm ülkedeki eğitim kolejlerinin isterlerse öğrenci gönderebilecekleri kurslar yapıyordu. Rosse Raporu, müzelerin kullanımı eğitiminin, bütün öğretmen yetiştirme kolejlerinde müfredatın standart bir parçası olmasını önerdi (Rosse 1963: 33).

Yüzyılın başındaki diğer raporların aksine, Rosse Raporu’nda müzelerin geniş eğitim yükü pek fazla vurgulanmıyordu. Raporun büyük bölümü, farklı koleksiyon çeşitleriyle ilişkili müze uzmanlığı konularıyla ilgiliydi. Hem Miers’in hem de Markham’ın raporlarındaki gibi “görsel eğitim”, “serim”, “ziyaretçiler” ya da “halk hizmetleri” konularında ayrı bölümler yoktu. Eğitsel etkinlikler üzerine ayrı bir bölüm, “okul müze servisleri” ve “okul öğretmenleri için müze eğitimi”ni kapsıyordu. Yalnızca bir sayfalık “toplumsal etkinlikler” bölümünde ise müzelerin yerel halkın ilgisini nasıl çekebileceği ele alınıyordu.

Müzelerin temel eğitsel rolüne karşı bu ilgisizlik İkinci Dünya Savaşı’ndan beri işlerin ne kadar değiştiğinin bir göstergesidir.1920 yılında mesleğin eğitim komiteleri tarafından resmen denetlenmeye karşı çıkmasına karşın, Markham’ın raporunda kaydettiği gibi, eğitsel çalışmaların müze uzmanlarının başlıca işlerinden biri olması gerektiği düşünülüyordu. İkinci Dünya Savaşı’na kadar müzeler, en azından sözde, genel halk için bir esin kaynağı, sıradan insanlar için üniversite, çocuklar ve yetişkinler için görsel eğitim kurumları olarak kaldılar. Bu geniş çaplı eğitsel işlev, müzelerin başlıca varoluş nedeni değilse bile diğer görevleri kadar önemliydi.

Rosse Raporu vurgudaki bir değişime işaret eder. Artık müze çalışanlarının başlıca önceliği, müze uzmanlık işleri ve koleksiyonların bakımı olarak görülüyordu. “Eğitsel çalışmalar” okullarla çalışmalara indirgenmişti ve bu da tamamen LEA’larla işbirliğine bağlıydı. Aslında eğitsel çalışmaları okul çocukları ve öğretmenler üzerinde yoğunlaşarak kısıtlayan, kısmen, LEA’larla yapılan bu işbirliğiydi: LEA’nın maddi yardımı olmadığında da, uzmanlar okul gruplarıyla konuşuyor ve kimi durumlarda yetişkinlerle çalışıyor, ama bunu diğer görevlerine ek olarak yapıyorlardı. LEA’ların yardımıyla özel personel atandıkça, bu bireyler çoğu zaman müze personeli içinde ayrı bir kategori oluşturuyorlardı.

Öğretmenlerin doğrudan LEA’lar tarafından istihdam edildiği durumlarda farklı ücret ve ayrılma düzenlemeleri uygulanıyordu. Koleksiyonlarla ilişkili olarak odak noktasındaki farklılık ve farklı çalışma modelleri eğitim personeliyle müze uzmanlık personeli arasındaki yapısal farkları arttırıyordu. Bireyler okullarla çalışmak için atandıktan sonra müze uzmanları okul gruplarına kendileri konuşma yapmaktan vazgeçiyordu ve pek çok müzede bu iki çalışan kategorisi ayrı şekilde hareket ediyordu.

Rosse Raporu, ulusal müzelerle değil taşra müzeleriyle ilgilenmişti. Ulusal müzelerde “eğitsel çalışmalar” yetişkin halk için konferans turları yapılması anlamına geliyordu. Buradaki elemanlar genellikle müze personeli olarak istihdam ediliyordu ve diğer müze personeliyle aynı koşullara tabiydi. LEA’nın işe karışması çekici gelmiyordu (Galler Ulusal Müzesi dışında) nedenle pek çok rehber konferansçı istek üzerine çocuklara da konuşma yapsa bile, okullarla ve öğretmenlerle çalışma yapmak özel olarak vurgulanmıyordu. Ancak, iki personel kategorisi arasında daha az yapısal bölünme olmasına karşın, müze ve onun koleksiyonlarıyla ilgili farklı hedefler bulunması yanlış anlamalara ve kırgınlıklara yol açıyordu.

İlk uzman müze çalışanları grubu

Eğitsel çalışmalar için özel olarak insanlar atandıkça müzelerdeki ilk uzman gruplar haline gelecek bir forum oluştu. 1948 yılında Londra’da Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) Çocuk Konuları Bölümü’nün bir toplantısının ardından, Müzelerde Çocuk Etkinlikleri Grubu kuruldu. Bu grup ICOM’un gayri resmi İngiliz Ulusal Eğitim Komitesi olarak görev yaptı. 1963’te grubun adı Müzelerde Eğitim Hizmetleri Grubu (GEM) ve 1970’lerin sonunda Müzelerde Eğitim Grubu olarak değiştirildi. Grubun adının bu şekilde arka arkaya değiştirilmesi “müze eğitimi”nin doğasının algılanışında yeni bir değişikliği yansıtır.

1970’lerde müze ve galeri eğitiminde çalışan pek çok insan başlangıçta okullarla çalışmak için istihdam edilmişken, kısa süre sonra, müzelerin eğitim olanaklarının yetişkinler ve üniversite öğrencileri gibi okul dışı resmi grupları içine alacak şekilde genişlediği açıkça ortaya çıktı. Müze serimlerinin eğitsel potansiyeli de, eğitim çalışanları için, en azından sergi planlama toplantılarında etkin biçimde söz hakkı talep etmeye başlayan müze eğitim görevlileri tarafından, haklı bir odak noktası olarak gitgide daha fazla tanınmaya başlandı.

Diğer raporlar ve yayınlar

Rosse Raporu daha başka müze eğitim servislerinin gelişmesini sağladı; bunlar arasında Nottingham, Doğu Sussex ve Yorkshire vardı. 1963’de Müzelerde Eğitim Servisleri Grubu’nun kaydında tam zamanlı kalifiye eğitim personeli istihdam eden müze sayısı 44 idi ve 1967’de bu sayı 48’e çıktı (Carter 1984: 436). 1978’de resmi raporlarda ulusal müzelerdekiler de dahil olmak üzere toplam 85 müze eğitim servisinden söz ediliyordu (Drew 1979: 51).

1967’de müze eğitim görevlileri için ilk yöntem kitabı üretildi. Müze Okul Servisleri başlıklı kitap Müzeler Birliği tarafından yayımlandı (Cheetham 1967) ve amacı taşra müzelerinde bir müze eğitim servisi kurmak ya da yönetmekle ilgilenen yerel yetkililere, komite üyelerine ve müze görevlilerine rehberlik etmekti. Ayrıca öğretmenlere de hitap etmekteydi.

Kitap mevcut okul servisleri türlerinin ayrıntılarını vererek Bristol ve Leicester’deki gibi bir il ya da ilçe müzesine bağlı olan ve kaynakları kısmen ya da tamamen LEA tarafından karşılanan servisleri veya Buckinghamshire’deki gibi bir taşra müzesine bağlı olan ya da Derbyshire’deki gibi müzeden bağımsız olan taşra servislerini betimliyordu. Yönetsel düzenlemeler, servisin türünü etkileyen yerel etkenler, okul servisi için gereken ağlar ve temaslar, barınma, personel, bütçe ve öğretim yöntemleri konuları etraflıca ele alınıyordu.

Cheetham, müze okul servislerinin gelişimi sırasında ortaya çıkan, LEA’larla işbirliği fikrini hiç çekincesiz önermişti. Sadece, çok büyük müzelerin mali yardım almadan okullara makul olanaklar sunabileceğini; ayrıca, LEA’nın katılımı olmayan ve benzer talebi tam bir incelemeden geçmeyen sunumun makul olmayacağını belirtmişti. Bütçe harcamaları (personel, ulaşım ve malzeme dahil olmak üzere) üç değişik servis türü için verilmişti:

  1. Kasaba ya da şehir (ödünç verme ve öğretim) yıllık 3.0005.000 Sterlin

  2. Kasaba ya da şehir, artı kırsal kesim (ödünç verme ve öğretim) yıllık 5.00010.000 Sterlin

  3. İlçe (ödünç verme) yıllık 10.00018.000 Sterlin

Cheetham, farklı okul konularını müzelerdeki koleksiyonlarla ilişkilendirmenin çeşitli yollarını tartışmış ve çoğu müze nesnesinin bilginin okullarda geleneksel olarak ayrıldığı bölümlerin açılmasına nasıl olanak tanıdığına dikkat çekmiştir. Müze nesnelerine dokunulmasının ne kadar yararlı olduğu ve çalışma sayfaları kullanmanın yarattığı olanaklar ve sorunlar incelenmiştir.

Yeni etkiler

1960’ların sonunda müzelere eğitsel ziyaretler büyük ölçüde artmıştır ve kısa bir süre sonra, müze eğitim personeli her bir grupla kişisel olarak ilgilenemediğini fark etmiştir. Bu talep artışını karşılamak için, öğretmenlere kaynak paketleri ve özel yöntem kursları yapılması da dahil olmak üzere yeni yöntemler geliştirilmiştir (Carter 1984: 436). Aynı zamanda, öğretmen merkezlerinin ve kentsel ve kırsal yorum merkezlerinin kurulması gibi öğretmen destek hizmetlerinde de hızlı bir artış olmuştur. Müzeler bu kurumların pek çoğuyla yakın bir işbirliği içine girmiş ve Açık Üniversite’nin ve BBC yerel radyo istasyonlarının kurulması işbirliği için daha başka fırsatlar sunmuştur.

HMİ Müze Komitesi 1965’de kurulmuş, önce bir grup, daha sonra 1971’de bir Komite olarak çalışmıştır. Bunun beraberinde HMİ’ye müze eğitiminden ulusal sorumluluk görevi de verilmiştir. HMİ ve DES tarafından yılda bir düzenlenen bir haftalık müze kullanım kursları başlamıştır (Moffat 1988 b).

1970’lerdeki önemli gelişme çevresel eğitim, yani doğal çevreyle ilgili çalışmalardır. Koruma eğitimine ilginin artması ve ziyaretçi merkezleriyle açık hava müze alanlarının gelişmesiyle birlikte yeni bir eğitim personeli kategorisi ortaya çıkmıştır. Yorumlama görevlisi genellikle ülke parklarında veya tarihi alanlarda çalışırken görülebilir.

“Yorumlama” fikri İngiltere’ye Kanada’nın Ulusal Parklarından gelmişti. Kanada’da yorumlama personeli, parkların ekolojisi ve diğer yönleri hakkında serimler düzenlemekle uğraşıyordu. Bu yorum merkezleri müze değildi, çünkü sürekli koleksiyonları yoktu ve serimleri çoğu zaman üç boyutlu değil iki boyutlu malzemelere dayanıyordu. Yorumlama görevlilerinin, ziyaretçi merkezlerinin içeriğinden rehberli turlara kadar uzanan ve sıklıkla ziyaretçilerin tam yönetimini içeren geniş bir sorumluluk alanı vardı.

Yorumlama hareketinin eğitim felsefesinin kaynağı, doğal bir olgunun izleyicisi ile doğal olgunun kendisi arasında ilişkiler kurmayı vurgulayan Freeman Tilden’in ilk çalışmalarıydı. Tilde’nin ilk çalışmaları, öğretmen eğitimi olmaksızın eğlenceli bir çevrede, çoğu zaman ailelerden oluşan karışık gruplara ormanlarda ve parklarda rehberlik yapan yorumlama görevlilerine yönelikti. Bu çalışmalar daha sonra bilişsel psikoloji bağlamında yeniden okunarak yarar sağladı (Hammilt 1981).

Bu dönemde yeni bir müze şekli ortaya çıktı. Çoğu zaman özel yardım kurumları olarak işleyen bağımsız müzeler kuruldu. Bu müzeler kent merkezlerinde değil kırsal bölgelerde bulunuyordu ve kamu kaynaklarının kısıtlılığı nedeniyle, ücret ödeyen halkı çekmek için çekici serimler ve canlı olaylar yaratıyordu. Bu müzelerin çocuklara da açık olmalarına ve gelirlerini arttırmak için çok büyük ölçüde okul rezervasyonlarına bağımlı bulunmalarına karşın, eğitsel çalışmalar sıklıkla geçici ve eğitimsiz personele bırakılıyordu. En güncel tasarım yaklaşımları kullanılarak hazırlanan serimler yoluyla yorumlamaya büyük önem veriliyordu ve okulların müzeyi kısıtlı şekilde kullandıkları yerlerde sergi alanlarında rehberli bir tur yeterli oluyordu. Daha sonra, Quarry Bank Mill, Styal ve (çok sonraları) İronbridge Gorge Müzesi gibi büyük bağımsız müzelerin bazıları geniş kapsamlı eğitim servisleri kurdular.

1970’lerin başında birkaç önemli rapor yayımlandı: İskoçya’daki Müzeler ve Galeriler Konseyi tarafından Eğitimde Müzeler Raporu (1970); Müzeler Birliği tarafından Eğitimde Müzeler, sayı 1; Eğitim ve Bilim Dairesi tarafından Eğitimde Müzeler (Eğitim Taraması, sayı 12); Okullar Konseyi tarafından Uçan Sürüngenler ve Eski Bağcıklar (1972).

DES Raporu, o sırada İngiltere ve Galler’deki durumu betimliyordu. Daha önceki raporların çoğunun aksine ulusal müzeler ağırlıktaydı. HM Müfettişleri müzelerin çok büyük kaynaklarının eşit ve düzenli şekilde kullanılmadıklarını kaydetmişlerdi. Birinci sınıf öğrencilerinin pek çoğu çalışmalarını müzeleri kullanmadan tamamlıyorlardı ve müzelerin potansiyeli çok az sayıda öğretmene tanıtılmıştı. Raporda, müzelerin eğitsel çalışmaları için daha iyi barınma gereksiniminin, yetişkin eğitimini ve gayri resmi eğitimi geliştirme gereksiniminin ve öğretmen eğitiminin öneminin altı çizilmişti.

Wright ve Drew Raporları

Taşra müzeleri hakkındaki Wright Raporu, müze eğitimine bir bölüm ayırarak müze çalışmalarının bu alanına ilginin arttığını gösterirken, müzeler için ulusal bir çerçeve tartışan Drew Raporu müze eğitimi gözlemlerini tüm rapor içinde beş paragrafla sınırlamaktadır.

Wright Raporu, uygun barındırma, LEA’lardan daha çok katkı ve ilk öğretmen eğitiminde ve hizmet içi çalışmalarda öğretmenlerle çalışma gereksinimini vurgulamaktadır. Bir müze eğitim bölümünün yapısı, müzenin tamamlayıcı bir parçasını oluşturması ve diğer bölümlerle eşit tutulması gerektiği yönündeki önerilerle birlikte tartışılmaktadır. Sorumlu eğitim görevlisinin görevleri şöyle sıralanır: Ödünç verme servisinin denetlenmesi; konferans servisinin organize edilmesi ve bu servise katılma; serim ve yayınlardan sorumluluk değilse de bunlara katkı, her türlü grup ziyaretlerinin düzenlenmesi, tek tek öğrencilere yardım ve gereken bilginin doğası ve ölçüsü ile eğitim teknolojisinin potansiyeli hakkında müze uzmanına tavsiyelerde bulunma (Wright 1973: 42).

Bu ilgi çekici bir iş tanımıdır ve müzelerin eğitsel rolü hakkında çok geniş bir bakış açısına dayanmaktadır. Eğitim görevlisinin becerilerinin, müzenin başlıca iletişim işlevlerinin hepsini içine alması önerilir ve ziyaretçi eğitim gruplarına bir hizmet sunulmasıyla sınırlı görülmez. Eğitim görevlilerinin serim ve yayınlardan sorumlu olmasalar bile bunlara katkıda bulunmaları önerisi, müzelerdeki çağdaş hatta mevcut uygulamalar ışığında oldukça olağandışıdır. 1990’larda bile, hemen hemen bütün müzelerde müze eğitim personeli müze serimlerinin hedefleri ve yorumlama yöntemleri üzerinde gerçek bir etkiye sahip olmak için hâlâ çalışmaktadır. Müze yayınları şu anda eğitim personeli tarafından serimlerin iyileştirilmesinden daha önemsiz görülse de, az sayıda müze eğitim personeli bu yayınlar üzerinde etkiye sahiptir. Wright Raporu müzelerdeki eğitim çalışmaları personelinin arttırılmasını istemiş ve gelecek gelişmelerde okuldan ayrılma yaşının yükseltilmesi bağlamında okul kariyerinin sonundaki genç insanların gereksinimlerine daha çok önem verilmesini tavsiye etmiştir.

1979’da ortaya çıkan Drew Raporu, Müzeler ve Galeriler Sürekli Komisyonu tarafından, Wright Raporu’nun kimi önerilerini izlemek ve özellikle de ulusal bir müzeler sistemi için bir plan üretmek üzere kurulan bir çalışma grubu tarafından hazırlandı. Raporda, müze eğitimi büyük yer tutmaz. 1960’larda müze eğitiminde yapılan gelişmeler Wright Raporu’nda öne sürüldüğü şekilde beğeniyle karşılanır, ancak yerel otorite harcamaları üzerinde kısa süre önce yapılan kısıtlamaların bu gelişmenin azalmasıyla sonuçlandığı belirtilir. Üstlenilen çalışmanın doğasının betimlenmesi olarak Wright Raporu’nun yapılar hakkında yaptığı yorumlar tekrar edilir. Müzenin bütün eğitim gereksinimlerine daha geniş bir yaklaşım gerekli olduğu için, personeli atanmış öğretmenlerden oluşan bir bölüm yerine, personelini müze personeli olarak istihdam eden tamamen bütünleşmiş bir müze bölümü tercih edilir.

Rapor geçmişte Sürekli Komite’nin sadece okullar ve fakülteler için kurulmuş eğitim tesislerinin kaynaklarının tamamen LEA’lar tarafından sağlanmasını önermiş olmasına karşın, gerek duyulan daha geniş servisin geliştirilmesi için bir miktar görüş alışverişi yapmanın uygun olabileceğini öne sürer. Diğer bir deyişle, müze kendi eğitim görevlerini fark edecek ve bunları yapmak için kaynak ve personel sağlamaya hazırlıklı olacaktır (Drew 1979: 36).

Her halükarda, Wright Raporu’nun etkisi 1974’de yerel yönetimin yeniden organizasyonu sırasındaki karışıklıkta kaybolmuştur (Charter 1984: 436). Pek çok müze profesyoneli müzelerin genel eğitimle ilişkili olarak yeniden gruplanması gerektiğini düşünmüş, ancak boş zaman etkinlikleriyle ilgilenen komitelerce idare edildiğini fark etmiştir. Bunun bir sonucu müze eğitim bölümlerinin ülke parkları ve ziyaretçi merkezleriyle yakından ilişkilendirilmeleri olmuştur, ancak müze etkinlikleriyle dolaysız bir bağlantı şüphesiz müze eğitimi üzerinde daha uyarıcı bir etki yaratırdı.

Sonuçlar

1970’lerin ortasında profesyonel bir kimlik ortaya çıkmaya başlamıştı. On yıl sonra bu kimlik öyle pekişti ki Müzelerde Eğitim Grubu bütün müze personeli uzman gruplarının en büyüğü ve en etkini oldu. 1983 yılında 154 müzede eğitimde 362 profesyonel kadro bulunuyordu.

1990’ların başlangıcında büyük ulusal müzelerin, taşra müzelerinin ve bağımsız müzelerin çoğunun son derece deneyimli ve uzman personelden oluşan yerleşik müze eğitim bölümleri bulunmaktadır. Taşra müzelerinde LEA’larla çeşitli işbirliği türleri ortaya çıktı, ama ulusal bir sistem yoktu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ulusal müzelerde rehber konuşmacıların kullanımı eğitim açısından daha ilgisiz görülmeye başlandı, fakat müzelerin çoğunun bunların yerini alacak eğitim görevlileri ataması 1970’lerin başını buldu.

Denenmiş farklı metodolojiler ortaya çıktı, ancak bütün olarak bakıldığında hizmetler iki cephede toplanıyordu; öğretme hizmetlerinin sunulması ve öğretmenler için kaynaklar sunulması. “Öğretme” çok geniş şekilde yorumlanmakta ve hem çocuklar hem de yetişkinler için konferansları, galeri konuşmalarını, dokunma oturumlarını, sanat çalışmalarını, gösterimleri ve rol yapmayı içermektedir. Kaynakların sunulması ise öğretmenlere ve grup önderlerine yazılı ve görsel malzeme şeklinde destek vermeyi, öğretmen derslerini ve kimi taşra müzelerinde ödünç verme hizmetlerini kapsamaktadır.

Çoğu müze ve galeri eğitim bölümlerinin LEA meslektaşlarıyla güçlü bağları vardır ve uzman personeli olmayan pek çok müze ve galeride de bu bağlar kurulmuştur. Pek çok müze, barındırma sorunlarına bir tür çözüm bulmuştur; en büyük müzelerde hem öğretim hem de personel büroları için birkaç oda ayrılmıştır.

Savaş sonrasının başlıca raporları ve belgeleri gözden geçirildiğinde müzelerin ve galerilerin eğitim rolüyle ilgili olarak birtakım karışıklıklar ve çelişkiler görülmektedir. Çoğu rapor müzelerin eğitim alanı hakkında çok geniş bir görüş benimsemekte ve bu görüş çoğu müze eğitim personelinin yaptığı çalışmalarla çelişkili olmaktadır. Günümüzde çoğu eğitim personeli, organize dersler ve her türlü olayın planlanması, üretilmesi ve sunulması üzerinde çalışırken, sergilerin planlanması ve düzenlenmesi müze uzmanları tarafından yapılmaktadır ve sergilerin sunabileceği öğrenme fırsatları her zaman en üst düzeye çıkarılamamaktadır.

Yüzyıl boyunca raporların pek çoğunun müzelerin halkın eğlenmesi, esinlenmesi ve eğitilmesi açısından nasıl olabilecekleri hakkında açık ve genellikle vizyonlu bir görüş sunmuş olmalarına karşılık, bu vizyonun müze ve galerilerin uygulamalarına taşınması çok kısa bir süre önce olmuştur. Son yüzyılın bitiminden bu yana mükemmel ve heyecan verici çalışma örnekleri daha genel sıradanlığın içinde pırıl pırıl parlamaktadır. Bu dönem boyunca yeterli kaynakların bulunmayışı, İkinci Dünya Savaşı’nın personel mevcudiyeti, alımı ve işin devamlılığı üzerindeki zararlı etkileri ve kritik anlarda ileriyi görme, sakin olma ve uzlaşmada başarısızlık müzelerin başlarına bir bütün olarak ağır birer darbe indirmiştir.

Öte yandan, çoğu zaman zor ve karışık bu ortamda çalışmak üzere atanan elemanların pek çoğu becerikli, azimli ve son derece işine bağlı bireylerdi, birçoğu yeni bir eğitim alanı oluşturacak örgütsel yapılar ve belli öğretim yöntemleri geliştirmeyi başardı. Son yirmibeş yılda müzeler etkin, canlı ve gitgide daha çok halka yönelen kurumlar olurlarken, onların eğitim çalışmaları da daha güçlü ve daha kendinden emin olmuştur.

2. BÖLÜM YÖNETİM VE YÖNTEMLER

8. GÜNÜMÜZDE KENDİ BAĞLAMI İÇİNDE MÜZE VE GALERİ EĞİTİMİ

Yeni bir vurgu

Tüm dünyadaki pek çok ülkede şu anda müze ve galeri eğitimi, sağlam bir uygulama bünyesinin hazırlandığı, deneyimli ve işine bağlı görevlilerin yerlerinde bulundukları ve son derece sağlam temellenmiş bir kendine güvenin ortaya çıktığı bir noktaya ulaşmıştır (HooperGreenhill 1986:68). Müze ve galeri eğitimi artık müze dünyasında iyi yönetilen bütün müzelerin yaşamsal ve ayrılmaz bir parçası ve eğitim alanında da devletin aydınlatıcı sunumunun temel bir yönü olarak kabul edilmektedir.

İngiltere’de şu anda müze eğitiminin önemini vurgulamak için çok sayıda etkili güç bir araya gelmektedir. Sanat Bakanı Richard Luce, kısa süre önce müze ve galerilerin eğitsel rollerini vurgulamıştır. 1989’da New York’da düzenlenen Müzeler Birliği Yıllık Konferansı’nı açarken müzelerin müze eğitiminde bir büyüme planlaması yapmalarında ısrar etmiştir.

İngiltere’deki müze ve galerilerin “gelecekte karşılaşacakları üç meydan okumayı” anlatan Bakan, müzelerin eğitim rolünü genişletme, mükemmelliği ve ulaşılabilirliği yaygınlaştırma gereğine dikkat çekmiştir.

Hükümetin verdiği çekirdek maddi yardımın azaltılması bağlamında, halkla kurulacak yeni ekonomik ilişkilerde ziyaretçilerin müze ve galerilerdeki gereksinimlerine yeni bir özen gösterilmesi gerekmektedir. Aslında eğlence endüstrisinin gelişmesi müze ve galerilere ziyaretçilerin genel bir artışı anlamına gelmiştir; ancak nüfusun yapısındaki demografik kaymalar bu halkın biraz değiştiğini düşündürmektedir. Ulusal Müfredatın kabul edilmiş olması, müze ve galerilere koleksiyonlarla müfredat arasında bağlantı kurma fırsatını sağlamıştır; ancak yeni okul fonu düzenlemeleri pek çok müzeyi LEA desteğiyle ilgili olarak sorunlu yeni görüşmelere girmek zorunda bırakmıştır.

İngiltere’de
ve diğer ülkelerde müze ve galerilerde eğitim için yeni olanaklar ve yapılar doğmakta, galeri eğitimi gözden geçirilmekte, değerlendirilmekte ve etkin biçimde geliştirilmektedir. Amerikan Müzeler Birliği’nin 1984 yılı raporu Yeni Bir Yüzyıl İçin Müzeler müze eğitimini ayrıntılarıyla tartışmakta, müze öğrenme süreçleriyle ilgili daha fazla araştırma yapılması gereğine öncelik vermektedir (American Association of Museums 1984). Müze Eğitimi Dergisi, kısa süre önce eğitim kuramcılarını öğrenme kuramı hakkındaki bilgilerini müze bağlamına uygulamaya davet etmiştir (Hein 1990). Avusturalya’da müze eğitimi personeli felsefi yaklaşımlarını gözden geçirmekte (Sadler ve Morris 1989), Yeni Zelanda ve Kanada’da müze eğitimcilerinin mesleki uygulamaları titizlikle incelemekte ve değerlendirilmektedir.
Mesleki değerlendirme ve gözden geçirme süreçlerini izleyebilecek bir gelişme, müze eğitim politikalarının ve rehber ilkelerin oluşturulmasıdır. Örneğin, Güney Afrika’da son birkaç yıldır eğitim sorumlularının işlevlerini belirleme ve geliştirme yönünde yaptıkları çalışmalar (Zyl 1987a; 1987b), müzelerin ve galerilerin eğitim işlevini müze iletişimi bağlamında çözümleyen son derece ayrıntılı bir müze eğitim politikası belgesinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır (Southern Africa Museums Association 1989). Ontario’da küçük tarih müzeleri için bir dizi geniş kapsamlı ilke geliştirilmiştir ve yol gösterici bu ilkeler arasından bazıları eğitim ve yorumlama ile ilgilidir (Ontario Ministry of Culture and Communications 1985). Bu rehber ilkelerin uygulanması, her bir müzenin federal para yardımı verilmeden önce çok basit de olsa eğitim politikalarının bulunması gereği özendirilmiştir.
İngiltere’de
Müze ve Galeriler Komisyonu, müze ve galerilerle ilgili tartışmalara, bunu daha sonra Ulusal Müze Kayıt Şeması gerekleriyle ilişkilendirmek amacıyla aktif olarak katılmıştır.

Müze ve galerilerdeki değişiklikler

İngiltere’deki müze ve galeriler son zamanlarda hızlı bir değişim geçirmektedir. Yapılar ve fonlardaki değişmeler arasında, çoklu fonun ve dolayısıyla fon bulma yönetimi olarak sponsorluk gereksiniminin geliştirilmesi ve müze işletmelerinin kimi bölümlerinin özelleştirilmesine doğru hareketler vardır. Müzeler, hükümet düzeyinde “müze endüstrisi” ve pazarlamacılar tarafından da “müze işi” olarak anılmaktadır. “Miras endüstrisi” 30 milyar sterlinlik bir piyasa olarak görülmekte (Rodger 1987: 28) ve müzelerin yöneticileri de bunun içinde kendi pazar paylarını belirlemeye çalışmaktadır.

Piyasaya girme gereksinimine ilk tepki büyük bir izleyici kitlesinin uyarılması üzerinde yoğunlaşma eğilimi göstermiştir. İnsanların bir kez içeriye alındıktan sonra ceplerinin boşaltılabileceği yönündeki saf varsayımla ziyaretçi sayısı hedef haline gelmiştir. Bu bağlamda eğitim çalışmaları modası geçmiş, emekyoğun, pahalı ve oldukça da ilgisiz olarak görülmüştür. Başlangıçtaki bu kaba yaklaşımın yerini kısa süre önce ziyaretçinin doyumuna daha çok dikkat gösterilmesini gerektiren çoklu fonu uygulayan fikirler almıştır.

Pazarlama görevlileri ve kıdemli müze yöneticileri insanları sadece içeri çekmenin yeterli olmadığını farketmeye başlamışlardır: İnsanlar müzede hoş karşılanır ve kendilerini rahat hissederlerse tekrar tekrar geleceklerdir. Eğitim de dahil olmak üzere bütün müze görevlerine pazarlama analiz ve stratejileri uygulanmaktadır (Sutton 1989).

Ziyaret kalitesi geçmişte hiç olmadığı kadar önemli olmaya başlamıştır ve niteliksel deneyimlere ilişkin kavramlar, farklı düzeylerde ve tarzlarda eğitim sunumu şimdi çok daha kabul edilebilir durumdadır. Örneğin, sergilerin karmaşık maliyet hesaplarında giriş ücretleri çok düşük tutulduğu ve deneyim iyi olduğu takdirde, ziyaretçilerin giriş ücreti kadar bir parayı müze mağazasında ya da restoranında harcayacağı kabul edilmiştir (Greene 1989). Bu tür ekonomik tartışmalar, müze ve galeri eğitimcileri tarafından, ziyaretçinin yaşantısının iyileştirilmesi için kaynak gerekliliğini haklı göstermek amacıyla kullanılabilir.

OPCS tarafından Ulusal Portre Galerisi için yapılmış olan hedefleri iyi belirlenmiş duyarlı bir ziyaretçi çözümlemesi (Horvey 1987), hem genel ziyaretçi politikalarını hem de özel eğitim sunumunu destekleyebilecek ve yönlendirebilecek bilgiler verir. Örneğin, Ulusal Portre Galerisi’nde ziyaretçilerin yaklaşık yarısı hobilerinin (ya da ikinci işlerinin) resim yapmak olduğunu belirtmiştir. Bu bulgu galeride yetişkinlere verilen pratik resim derslerini destekler ve haklı çıkarır. Hatta gelir getiren bir eğitim hizmeti olarak bu dersleri yeniden yapılandırmayı ve geliştirmeyi de mazur gösterebilir.

Müze ve galeri eğitim bölümleri, maliyeti düşürme gereğini gitgide daha fazla fark etmektedir. Kurumlar içinde maliyet ve bütçe odakları belirlendiği için, eğitim personelinin farklı hizmet türlerinin maliyetlerini belirlemesi istenmektedir. Örneğin, yerel yetkili müzelerden ödünç malzeme alma maliyeti kalem başına 10 sterlin, bir çocuğun gündüz Clarke Hall Eğitim Müzesi’ne gitmesinin maliyeti 15 sterlin, Yorkshire’da merkezden uzaktaki İngleborough Hall’da bir çocuğun gece kalmasının maliyeti 25 sterlin olarak hesaplanmıştır. LEA’ların müze eğitimine verdikleri desteği tekrar gözden geçirdikleri yerlerde bu maliyet ortaya çıkmaktadır, ancak paranın değerine ilişkin özel bir dikkat gösterildiği göze çarpmaktadır. Sunulan hangi eğitim etkinliklerinin bedava, hangilerinin paralı olacağına ilişkin ince tartışmalar geliştirilmektedir. Her bir müze felsefi yaklaşımına, eğitim çalışmalarının finansman yönetimine, hitap ettiği kitlenin yapısına göre bu zor sorulara kendi yanıtlarını geliştirmektedir.

Müzelerde “piyasaya duyarlı” bir yaklaşımın gelişmesi demek, hedef kitleyi araştırmak ve müze ve galerilerde denenen niteliksel çalışmalardan (Anderson 1989b) hareket etmek demektir. Eğlence endüstrisinin pek çok kesiminden pazarlama müdürleri ziyaretçilerin gereksinimlerini ve onların ilgi alanları, onların deneyimleri üzerinde yoğunlaşma gerekliliğini sürekli vurgulamaktadır. Müzelerin kendilerini konulu parklardan veya ilgili kurumlardan ayırmak için kullanabilecekleri özelliklerden biri, gerçek nesneye dayalı biricik, niteliksel, bilinç arttırıcı bir deneyimdir. Müzeler pazarlamalarının bu yönünü geliştirmeli ve ayrıca farklı şekillerde farklı hedef kitlelere göre ayarlanan eğlenceli ve zevkli etkinliklerle çokyönlü deneyim kavramını oluşturmalıdırlar. Burada en önemli unsurlar sunumun kalitesi ve entellektüel bütünlüktür ve müzenin geleneksel bilimsel temeli esastır. Düşük kaliteli araştırma, geçmişin ya da içinde bulunulan anın basit yorumları işe yaramaz ve harcanan çabaya değmez. Müzelerin diğer kurumlardan daha iyi, daha değerli bir ürün sunmalarının yollarından biri entellektüel güçtür. “Tarih”in yalnızca nostalji olarak veya daha kötüsü “miras endüstrisi”nin yeni eğlence piyasasından faydalanmak için hızla üretmiş olduğu işe yaramaz bir geçmiş olarak çözümlenmesine ve yargılanmasına dikkat çekerek uyarıda bulunmak gerekmektedir (Horne 1984: Hewison 1987).

Daha geniş toplumsal değişimler

Toplumda eğitme işlevleri bakımından müze ve galerilerle ilgili olan birtakım genel değişimler olmuştur. Demografik değişimler, titiz boş zaman tüketicisinin daha da gelişmesi, katı piyasacı 1980’lerden daha “yeşil” 1990’lara doğru potansiyel bir hareketlenme ve Avrupa Topluluğu’ndaki değişimler, müzelerin izleyicilerinin taleplerini zaman zaman önceden kestirilemeyecek gibi olsa dabelirli şekillerde etkileyecektir.

Eğlence tahmincileri, İngiltere’de “genel halk”ın sonraki birkaç yılda değişmesi olası kesimlerini belirlemişlerdir. Nüfusun dört yaşın altındaki kısmı giderek artmaktadır ve genç aileler müze ziyaretçileri profilinde giderek daha göze çarpan bir yer alacaklardır (Henley Centre 1986). Liverpool Müzesi’ndeki Doğa Tarihi Merkezi’ndeki ve Victoria ve Albert’deki resim çizme günleri gibi bütün ailenin hoşuna gidecek etkinlikler sunmak müzelerde son derece yaygın bir uygulama olmuştur. Gelecekte, çok küçük çocuklar, anababaları ve öğretmenleri için etkinliklerin ve özel fiziksel sunumların tasarlanması gerekecektir. Manchester Bilim ve Endüstri Müzesi’nin Deney galerisi beş yaşın altındakiler için bir yer ayırmış ve buraya “Beş Yaşın Altındakiler” adını vermiştir; aynı zamanda müzenin beş sınıfından biri uygun ve kaliteli masa ve sandalyelerle döşenmiştir.

“Gri güç” (ya da daha kibar deyişle “gümüş güç”) de nüfusun yaşlanmasıyla birlikte artmaktadır. Genç yetişkinlerin oranının azalması ve emekli yetişkinlerin oranının artmasıyla birlikte müze ve galerilerin gündüz bakım merkezlerine ve hastanelere götürülebilecek ve anımsama terapisi gibi uygun yöntemler kullanan programlar tasarlamaları gerekecektir (HooperGreenhill 1987a: 41; Beevers ve ark. 1988). Bu durumda müzelerin şu ankinden hem daha genç hem de daha yaşlı yaş gruplarıyla çalışmaları olasıdır.

Eğlence kuramcılarına göre, kişinin istediği gibi kullanabileceği boş zamanın artması olasıdır, ancak insanlar bunu ya evlerinde ya da gelişmekte olan “topluca yönlenme” çevrelerinde geçireceklerdir. Müzeler, çoğu eğlence kurumunun yalnızca müzelerinkinden daha dikkatle betimlenmiş bir dizi hedefle çalışmadığı, aynı zamanda fon düzeyinin de yüksek olduğu saldırgan ve etraflıca araştırılmış bir eğlence piyasasında rekabet ediyor olacaklardır. İnsanlar boş zamanlarını nasıl geçirecekleri konusunda seçimlerini dikkatle yapacaklardır, müze ve galeriler de standartları ve beklentileri yüksek titiz ziyaretçilerle ilgilenmek zorunda kalacaklardır.

Yeni bir on yıl başlarken ahlaki bir değişim de dikkati çekmektedir. Bireyin taleplerine öncelik veren piyasa merkezli bir felsefeden, gezegenin gereksinimleri üzerinde duran toplumsal açıdan daha bilinçli bir felsefeye doğru bir hareket gözlenmektedir. İnsanlarla gezegen, teknolojiyle yaşam kalitesi ve bütün dünyada çok değerli kaynakların duyarlı kullanımı arasında bir etkileşim manevi ve insani değerleri pekiştirecektir. Müzeler her zaman ekonomik değerlerden çok bu değerlere yakın olmuşlardır. Müzeler ve galeriler bilgi, özellikle de başka kültürler ve başka yerler hakkındaki bilgi yoluyla hazzı en üst düzeye çıkarmaya kendilerini adamışlardır. Ekolojik açıdan daha duyarlı bir iklimde insanlar, çevre ve koleksiyonlar arasında kesinlikle yeni ilişkiler kurulabilir.

Son birkaç yılda Fransa’daki, İtalya’daki ve özellikle de Münih, Frankfurt, München Gladbach, Essen ve Stuttgard’da yeni kurumların açılmasıyla Batı Almanya’daki müzelerde bir patlama yaşanmıştır. 1990’larda Avrupa Topluluğu (AT) uluslarüstü bir yapı haline gelecektir. Bunun şu andaki etkilerine ilişkin tartışmalar doğrudan müzelerin eğitsel işlevleri üzerinde yoğunlaşmış değildir, ancak Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) müzeleri güçlü yaygın eğitim ve kültürlerarası diyalog araçları olarak betimlendiğine dikkat çekmekte yarar vardır. AT’nin ekonomik yönlerinden çok kültürel yönleri üzerinde çok tartışma olmaktadır ve Kültürel Danışmanlar Komitesi, ticari ya da ekonomik yararlar gözetilmeksizin, kültürel kaynaklara ulaşmanın bir insan hakkı ve toplum için de yararlı olduğunu öne sürmüştür.

ICOM komitelerle çalışır ve Eğitim ve Kültürel Eylem Komitesi (CECA) yıllardır en güçlü komitelerden biri oldu. Doğu ve Batı Avrupa arasındaki bağların sıkılaşması ve kültürel uyumun artmasıyla birlikte, bu grubun başarabileceği şeyler artmaktadır. Avrupa’da insanların ve fikirlerinin dolaşımının ve hedef kitleleri çeşitlenen kültür turizminin artması sonucu da müze eğitimcileri diğer ülkelerdeki olaylar ve Avrupalı meslektaşlarının kullandıkları yöntemler ve yaklaşımlar hakkında daha bilgili ve bilinçli olmak zorundadır.

Eğitim alanındaki değişimler

Son birkaç yılda İngiliz eğitiminde çok büyük ve etkili değişiklikler olmuştur. Büyük bir hızla ve öğretim kaynaklarında gerçek anlamda bir azalmayla gerçekleşen bu değişiklikler, öğretmenlerin birbiri ardına yaklaşımlarını ve tavırlarını değiştirmelerini ve uyarlamalarını gerektirmiştir. Değişikliklerin pek çoğu, müze ve galerilere yararlı eğitim yaklaşımlarına dayanmaktadır ve aslında son beş yılda hükümet bu kurumların genel eğitime katkısını yavaş yavaş halkın öğrenmesini sağlamıştır.

Kraliyet Müfettişleri (HMİ) müze eğitiminin farklı yönleri üzerinde kurslar ve davetli konferanslarla bu konuda öncülük yapmıştır. Müzelerin potansiyeli hakkındaki bilincin arttırılması çalışmalarında öğretmen eğitmenleri ve yerel yetkililer hedef alınmıştır. Okullardaki ve müzelerdeki olayların izlenmesi yönünde çok çaba harcanmıştır ve ülkenin birtakım farklı bölgelerinde, çokkültürlü eğitim, ilköğretim ve GSCE gibi müfredat konularıyla ilgili olarak müzelere ilişkin ayrıntıları veren bir dizi serbest bildiri yoluyla bilgiler yayılmıştır (DES 1985a; 1985b; 1986a; 1986b; 1987a; 1987b; 1988a; 1988b; 1988c; 1989a).

Sanatlar ve Kütüphaneler Dairesi (OAL), müze eğitimi ve yeni eğitim girişimleri hakkında birkaç adet ve genel olarak yeni yaklaşımlar (HooperGreenhill 1987b) hakkında da bir adet kitapçık yayımlanmasına maddi destek vermiştir (Basdet ve Durbin 1989). Ayrıca OAL, Müzelerde Eğitim Grubu için yeni bir bibliyografi için de fon sağlamıştır. OAL ve DES’in okullardaki iyi uygulamaları örneklendirdikleri ortak bildirgede her ikisi de bir sanat deneyiminin eğitim potansiyelini kabul etmiştir.

Son on yılda çeşitli ders programları girişimleri ortaya çıkmıştır. 1983’de Ticaret ve Endüstri Bakanlığı, Eğitim Ajansı yoluyla eğitim sunumuna katılmış, Mesleki Teknik Eğitim Girişimi’nde (TVEİ) ondört pilot proje başlatılmıştır. Aynı zamanda Mesleki Eğitim Ön Sertifikası (CPVE) tanıtılmıştır. Her iki plan da çalışma dünyasını sınıfa yaklaştırarak öğrencilere iş çevresinde deneyim kazandırmayı ve işle ilgili beceri ve özellikleri geliştirmelerine olanak tanımayı amaçlamaktadır. Yeni teknolojilerin kullanımı vurgulanmış ve bu projelere hükümet önemli fon sağlamıştır (Millar 1989). Şu anda TVEİ bütün ortaokullarda mevcuttur ve müzeler birkaç yoldan projeye dahil olabilir. Örneğin, Beamish’de büyük ortaokul öğrencileri iş deneyimine katılmışlar ve Leicester’de büyük projenin parçası olarak sanat galerisini ziyaret eden gruplar için malzeme, ulaşım ve öğretmen giderleri karşılanmıştır.

1986’da İngiltere’de Orta Öğretim Genel Sertifikası (GCSE) uygulanması tanıtılmış, GSCE daha önceki sınav yapılarının yerini almıştır. Hem GSCE ve TVEİ, hem de İskoçya’daki Standart Grade (Lawson 1987) gerçek deneyimlerden öğrenmenin ve, etkin, sorun çözmeye yönelik ve deneyimsel öğretim ve öğrenme yöntemlerinin değerini vurgulamıştır. Final sınavları yerine kaynağa dayalı öğrenme, inceleme ve sınıfiçi çalışmaların vurgulanması öğrenme sürecinde müzelerin ve sitlerin değerini ön plana çıkarmıştır (Millar 1987; Tanner 1987).

Müze ve galeri eğitim personeli, sanat eserleri ve sitlerle çalışmadaki deneyim ve becerilerinin öğretmenler için değerini fark ederek, okullardaki yeni eğitim girişimlerinin yarattığı keyifli güçlüklere coşkulu bir yanıt vermiştir. Kimi müzeler öğretmenler için yol gösterici ilkeleri belirtmiştir. Örneğin, İronbridge Gorge’de müfredatın pek çok alanı için kimi müze yerlerinin projelerini betimleyen GSCE ve Müzeler: Öğretmenler İçin Bir El Kitabı (1987) çıkartılmıştır. Kuzey İngiltere Müzeler Servisi, öğretmenlerle müze eğitim görevlilerinin ne şekilde işbirliği yapabileceklerine ilişkin önerilerde bulunmuş (Paterson 1987), müze uzmanları için yol gösterici ilkeler sunmuş (Whincop 1987) ve GSCE için bir kaynak olarak müzeleri geliştirmek için fikirler ve öneriler içeren uygulama değeri çok yüksek ve kapsamlı bir liste hazırlamıştır (Anon 1987). Güneydoğu İngiltere Bölge Müze Servisi (AMSSEE) ilgili öğretmenlerce yazılan ve bütün yeni sınavlarla ilgili iyi uygulama örneklerini içeren bir kitapçık yayınlamıştır (Govolhew n.d.; 1988).

Pek çok müze ve galeri sunduğu hizmetlerin değerlendirmesini yapmıştır. Örneğin, Leicestershire Müzeleri eğitim servisi, Leicestershire Politeknik’deki öğretmen eğitmenleriyle yakın bir çalışma içine girerek uygulamalarını yeni eğitim gerekliliklerinin ışığında yeniden gözden geçirmiştir. Servisin çalışmasını tanıtan ve küçük bir masa üzerinde sanat eseriyle paravanlardan oluşan sergi okullara götürülmüş ve yeni temaslarda bulunmak, yeni gereksinimleri belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Sergi öğretmenlerle buluşmak için zaman ve mekanda bir odak noktası olmuştur. Bir dizi tartışma ve sunuşun ardından müze eğitim personeli şimdi, gerektiği üzere, ortak belirlenmiş kurslar ve malzemeler tasarlamaktadır. Bunlar arasında sanat eserleri çalışması hakkında öğretmen kursları ve müze ziyaretleri için videolar ve sergi paketleri de dahil olmak üzere destek malzemesi bulunmaktadır (AveryGrey ve ark. 1987).

1988 yılında Eğitim Reform Tasarısı İngiltere ve Galler’de yasalaşmıştır. Bu yasa diğer şeylerin yanısıra, Ulusal Müfredat ve Okulların Yerel Yönetimi’ni (LMS) öngörmüştür. Bunların her ikisi de müzeler için çok geniş kapsamlı bir anlam taşımaktadır. Ulusal Müfredat, öğretmenlere Başarı Hedefleri’nde (BH’ler) betimlenen ayrıntılı ve kesin hedefler ve çalışma programları sunmaktadır (Moffat 1989). Ulusal Müfredat Konseyi’nce hazırlanan ve özellikle müzeler için yazılan bir yayın 1991’de çıkacaktır.

Müfredatın ana dersleri İngilizce, matematik ve fendir ve diğer temel dersler teknoloji, tarih, coğrafya, müzik, sanat, beden eğitimi ve daha büyük öğrenciler için modern bir yabancı dildir. Din incelemeleri de zorunludur. Öğrencilerin yaşını ve yılını betimleyen dört Anahtar Devre (KS) belirlenmiştir (bk. Şekil 8.1). Boyutlar (kişisel ve toplumsal gelişim, eşit fırsatlar ve çokkültürlü konular); beceriler (iletişim, hesap becerisi, bilgi, teknoloji ve sorun çözme) ve temalar (ekonomik ve endüstriyel bilgi, sağlık eğitimi, çevre eğitimi) de dahil olmak üzere çapraz müfredat unsurları da saptanmıştır. Çocukların okul yaşamları boyunca sırasal gelişimleri vurgulanmakta ve çocukların deneyimleri çalışma programlarında belgelenmektedir.

İngiltere’de ve ardından da Galler’de bütün çocukların ve öğretmenlerin izleyeceği ayrıntılı öğrenme programları ilk kez hazırlanmıştır. Bu, müzelerin ve galerilerin okullarla çalışırken izleyebilecekleri belirli ilkeleri ve nesneleri, etkinlikleri sunabilecekleri belirli bağlamları olması demektir.

Yaş betimleme ana evre
5 ya da altı Kabul (K) AE 1
57 1 ve 2 yaşlar (Y 12) AE 1
711 36 yaşlar (Y 36) AE 2
1114 79 yaşlar (Y 79) AE 3
1416 10 ve 11 yaşlar (Y 1011) AE 4
1618 12 ve 13 yaşlar (Y 1213)

Şekil 8.1 Okul yaş gruplarını tanımlamada yeni yıllar (Ulusal Müfredat: Politikadan uygulamaya, DES 1989).

Şu anda müze ve galerilerdeki çalışmalar, Öğrenim Programları’yla, Başarı Hedefleri’yle ve farklı Ana Evrelerdeki çocukların çalışacakları çeşitli başarı düzeyleriyle ilişkileri gösterilerek pazarlanmaktadır.

Bir örnek, bunun nasıl işe yarayabileceğini gösterecektir. Bütün nesnelere çok sayıda bakış açısından yaklaşılabilir. Birmingham Müzesi ve Sanat Galerisi’nin yandaki çizelgesi (bk. Şekil 8.2) kimi kostümlerin pek çok Başarı Hedefleriyle, kişisel ve sosyal eğitimle (PSE) ilgili olarak ve pek çok farklı ders programı alanında sunulduğunu göstermektedir. Kostüm yapımının çalışılması için, Matematik BH8 (ölçülermiktarları tahmin etme ve ölçme ve ölçümün takribi oluşunun anlaşılması); ve BH10’la (şekil ve yeriki boyutlu ve üç boyutlu şekillerin özelliklerinin tanınması ve kullanılması) çalışılması gerekir. Kostüm tasarımını çalışmak için, Matematik BH12 (verileri ele almaverilerin toplanması, kaydedilmesi ve işlenmesi) ile çalışılmalıdır; ancak bilgisayar destekli tasarım da kostüm tasarımının bir yönü olduğu için müfredatlar arası bir beceri olan bilgi teknolojisi (BT) de çalışmaya dahil edilebilir. Öğretmenler müze veya yer ziyaretlerini Ulusal Müfredat’la ilişkili olarak haklı gösterebilmelidir ve müzeler sundukları deneyimlerin değerli ve ilgili olduğunu göstererek buna yardımcı olabilirler.

Aslında pek çok müze Ulusal Müfredat’la ilgili olarak koleksiyonlarını yeniden okumaktadır. Örneğin, Wakefield’deki Clarke Hall’da onyedinci yüzyıl evi; matematik, İngilizce, teknoloji, müzik ve tarih ile çapraz müfredat bağları kurularak büyük bir bilim kaynağı olarak kullanılmaktadır. 24 düzeylerde, asıl odak noktasının Bilim Başarı Hedefi 6

Şekil 8.2 buraya girecek

(BH6Malzemelerin Çeşitleri ve Kullanımları) olmasına karşın, birinci bilim müfredatının diğer Başarı Hedefleri (1, 6, 10, 12, 13 ve 14 BH’ler) de ele alınmaktadır (Pitt 1989). Müzeler ve Birincil Bilim adlı yayın (Goodhew 1989) 511 yaşlarındakiler için Ulusal Müfredat’ta müze koleksiyonlarının kullanımını inceler. Pek çok müze, çapraz müfredat boyutlarından biri olan Bilgi Teknolojisiyle çalışmaktadır (Bennett 1989).

Bazı müzeler sürekli serimlerini Ulusal Müfredat’la ilişkilendirmeye başlamışlardır. Manchester Fen ve Endüstri Müzesi’nin keşif galerisi olan “Deney”deki bütün sergiler bilim BH’sine bağlanabilir ve bu bağları anlatan bir öğretmen rehberi vardır. Müzede yeni galeriler tasarlanırken sergilerin eğitim potansiyellerini en üst düzeye çıkarmak için ne şekilde düzenlenebileceğinin bulunması için Ulusal Müfredat taranmaktadır.

Yerel Okullar Yönetimi (LMS) Eğitim Reformu Yasası’yla kurulmuştur. Bu, okullara fon sağlama işinin LEA’lardan okullara geçmesi anlamına gelmektedir. Müzelerin ve galerilerin eğitim işlevleriyle ilgili başlıca iki alan vardır. Bunlardan biri yerel yetkiliyi ve bazı bağımsız müzeleri ilgilendiren personel istihdamı; diğeri ise, tüm okulları ilgilendiren okul ziyaretlerinin ücretli olmasıdır. DES genelgesi ilkinin 7/88’ini, ikincisinin 2/99’unu kapsar (Davies 1989: 257).

Daha önce gördüğümüz gibi pek çok LEA yerel müze ve galerilerde bir okul servisi sunma masraflarının ödenmesi için az çok katkıda bulunmuştur. Bu katkı, personel maaşlarının tamamen veya kısmen ödenmesini, okul ziyareti ulaşımının ödenmesini ve ödünç verme servisi için fon sağlanmasını içerir. LMS ile birlikte, bir yerel eğitim yetki alanı içinde eğitim bütçesinin çoğu parayı nasıl kullanacağına karar verebilecek olan okullara verilir. Bazı fonlar LEA’da kalır: Bazı zorunlu istisnalar (yönetici unsurlar gibi) için bütçeye bir miktar ve isteğe bağlı istisnalar için bir miktar ayrılır. Toplam eğitim bütçesinin isteğe bağlı istisnalar oranı 1993 yılına kadar % 10 kalacak, bu tarihte % 7’ye düşürülecektir.

“İsteğe bağlı istisnalar” öğretmen merkezlerini, dışa bağlı merkezleri, okul psikoloji servislerini, yapının bakımı ve benzerlerini kapsayabilir. Kısmen ya da tamamen LEA’dan fon alan çoğu müze ve galeri eğitim servisleri isteğe bağlı istisnalar olarak sınıflandırılmaktadır. Bu servisler kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Fonlar hemen veya 1993’de azaltılabilir. LEA’ların müze eğitim servislerine artık fon vermemeye karar verdikleri yerlerde tek tek okullar müze eğitimi “satın alma”yı seçebilirler, ama bunun lojistiği sorun yaratabilir. Bazı alanlarda müzeler şu anda fonlardan paylarını almak için sıkı bir mücadele vermektedirler ve hepsi değilse de bir bölümü başarılı olmaktadır. Her halükarda müzelerden tam maddi yardım almayan müze ve galeri eğitim servislerinin fon durumu kaygan bir zemindedir ve sonraki birkaç yılda İngiltere ve Galler’de müze ve galeri eğitim sunumunun dağılım haritası yeniden çizilebilir.

ERA parasız eğitim hakkını korumuş ve okul dışı ziyaretlerin nasıl maddi destek alacağı hakkındaki ilkeleri açıklamıştır. İlk başta okulların müze ve sit ziyaretleri için anababalardan para ödemelerini istemeye devam edip etmeyeceği çok karışıktı, pek çok ziyaret iptal edilmişti ve bazı müzeler ziyaretçi sayısındaki ciddi düşüşten sıkıntı duyuyorlardı. Her ne kadar öğretmenlerin anababalardan ziyaret masrafına gönüllü katkılarını isterken ifadeleri konusunda uyarılmaları gerekiyorsa da, şimdi ziyaretlerin organizasyonun ve fon sağlanmasının çok fazla değişmeyeceği açıktır. Ne var ki, İç Londra Eğitim Yetkilisi’nin kısa süre önce yaptığı anket, daha önce okul ziyaretlerinden ücret talebinde bulunmayan müze ve galerilerin bunu yaptıkları takdirde, pek çok öğretmenin bu konuda zorluk çekeceğini belirtmektedir.

ERA, üniversite ve politekniklere ait koleksiyonların yönetiminde ve bunlara fon sağlanmasında etkili olmuştur. Merkezi bütçe organizasyonunda müze ve galerilere ilişkin bir başlık bulunmamaktadır. Böyle bir şey asla gerçekleşmemiş olsa da, ERA’yı izleyen fon yapıları çok daha sıkı denetlenmektedir ve sonuç olarak şu anda fonları kendi bütçelerinden gelmeyen müzeler ya da koleksiyonlar yeterli finansman istemede daha fazla zorlukla karşılaşacaklardır.

Sonuçlar

Okullar için müze ve galeri eğitiminin mevcut bağlamına bakıldığında 1990’ların başlarının tahmin edilmemiş değişikliklerle dolu bir dönem olduğu açıktır. Bu değişiklikler toplumda, müzecilik alanında ve eğitim dünyasında bir bütün olarak gerçekleşmektedir. Müze ve galeri eğitimi, değişimin hem olumlu hem de olumsuz unsurlarını dikkate alacak şekilde hızlı bir uyum sağlama ve düzenleme yapma süreci geçirmektedir.

Olumlu tarafta, müzeler ziyaretçilerinin algılarına ve desteğine giderek daha fazla güvenmektedirler ve ayakta kalacak olan müzeler niteliksel, zorlayıcı ve derin bir yaşantı sunanlardır. Müze eğitim personelinin bu bağlamda sunabileceği çok sayıda becerisi ve pek çok deneyimi olabilir. Yeni eğitim düzenlemeleri müze ve galerilerin konuyla ilgilerini kesin ve belirli bir şekilde gösterebilecekleri anlamını taşır. Olumsuz tarafta, yerel yetkililere bağımlı olanlar için fon bulma garantisi yoktur. Aslında bazı servisler bitebilir de; diğerleri ise gelecekte fırsatlarının çok kısıtlanmış olduğunu görebilirler.

Sunulan eğitimin hedef kitlesinin yapısı da değişebilir. Okul ortamı daha karmaşık ve sorunlu bir hal aldıkça eğlence endüstrisinin yeni hedef kitleleri, özellikle daha genç ve daha yaşlı gruplar müze ziyaretçi profilinde daha belirgin bir yer edineceklerdir. Sonuçta müze ve galeri eğitimcileri servislerindeki dengenin yeniden ayarlanması gerektiğini fark edebilirler. Çoğu müzenin eğitim programlarını ücretli yapmayı yeğlememesine karşın gelir yaratma konusu çok kısa sürede sorun haline gelebilir. Hatta şu anda, örneğin İngiliz Müzesi’nde olduğu gibi, eğitim personeli zamanlarını ve kaynaklarını tekrar sürekli ve geçici sergilerinin eğitim etkisini en üst düzeye çıkarma konusuna yönlendirebilir. Her bir servis yerel koşullara göre kendi yolunda ilerleyecek, fakat hepsinin değişmeyi başarması gerekecektir.

9. YÖNETSEL KONULAR 1: POLİTİKALAR VE PERSONEL İSTİHDAMI

Eğitim sunumunun yapılandırılması

20. yüzyılda müze ve galerilerde eğitim servislerinin gelişmesi gördüğümüz gibi görece dağınık ve gelişigüzel olmuştur. Belli bölgesel gereksinimlere ve olanaklara yanıt olarak belirli sunum şekilleri ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, eğitim servislerinin yapısı, finansmanı, personel istihdamı ve hedefleri kurumlar arasında büyük ölçüde çeşitlilik göstermektedir; fakat belirli müze türleriyle bağlantılı olarak kimi modeller seçilebilir ve kimi temel ilkeler öne sürülebilir.

Müze ve galerilerde eğitim bölümlerinin yapısına ilişkin olarak son zamanlardaki başlıca resmi belgelerin çoğu aynı önerilerde bulunmaktadır, ama bu önerilerin bazıları diğerlerinden daha açıktır (Wright 1973; Drew 1979; Williams 1981; Miles 1986). Miles Raporu müze eğitimi üzerine ayrıntılı bir bölüm içermektedir (Miles 1986; 5062). Williams Raporu müze eğitimini müzenin iletişim işlevi bağlamında ele almakta ve bu işlevi “tüm müzenin işletilmesinde temel” olarak görmektedir (Williams 1981; 21). Rapor, “bir müzenin eğitim bölümünün konumunun ve standardının bu kurumun eğitim alanına bağlılığının ölçüsü olduğunu” ortaya koymaktadır. Raporun devamında, daha büyük müzelerde eğitim için yapısal önlemler ele alınmakta ve eğitimin müzenin diğer bölümleriyle aynı tarzda ve uygun bir biçimde kurulmuş bir bölüm yapısına sahip olması, Eğitim Başkanının müdür düzeyinde bulunması gereği vurgulanmaktadır. Hale Raporu da bu yapıyı onaylamaktadır (Hale 1987; 47).

Bu ilke, orta büyüklükteki müzelerde uygulanabilir; bu müzelerde eğitim uzmanı yapı içinde diğer uzmanlarla (konu uzmanları, pazarlama görevlileri, tasarım görevlileri) aynı konumda bulunmalıdır. Eğitim görevlisi müze veya galerilerin yönetsel yapısıyla tam anlamıyla bütünleşmeli ve maaşı LEA tarafından ödeniyor olsa bile yönetsel planlamaya ve kararlara tam olarak katılmalıdır (ShorlandBall 1989).

Müzenin küçük olduğu ve her bir personelin pek çok işlev gördüğü yerlerde eğitim etkinlikleri konuyla ilgilenenlere bırakılıyor gibi görünmektedir. Eğer kimse bölgedeki öğretmenlerle çalışmak ya da gruplara konuşma yapmak istemezse hiçbir şey olmamaktadır. Eğer belli bir kadro üyesi bu konuda çok hevesli ya da deneyimliyse, tersi olabilmektedir. Bu açıkça kişisel özelliğe bağlı ve israfa yöneliktir. Uzman personel olmadığı ve kaynaklar sınırlı olduğu zaman müzelerin etkili olmak için yerine getirmeleri gereken çeşitli işlevlere ne kadar personel, zaman ve para harcanacağı konusunda politika kararları vermek önemlidir.

Eğitsel roller ve işlevler

Eğitim bölümünün birinci rolü müzenin potansiyelini en uygun yoldan en üst düzeye çıkarmak ve halka eğitim sunmaktır (Reeve 1988). Bu, örgün ve yaygın eğitimle birlikte boş zamanlar için etkinlik sunmayı da içerir. Şunların bir kısmı ya da tamamı verilebilir: Okullardaki, yüksek öğrenim kurumlarındaki ve üniversitelerdeki öğrencilere farklı türde deneyimler sağlayan uygulamalı konferanslar; öğretmenler için danışmanlık kursları; dersleri planlamak ya da bireysel öğrenim için yazılı ya da görselişitsel malzemeler, ödünç verme hizmetleri ve gezici sergiler; çocuklar, aileler veya yetişkin halk için konferanslar, konuşmalar, gösteriler ve diğer boş zaman etkinlikleri.

Bu etkinlikler müze veya galerilerin içinde de olabilir; sıklıkla ikinci bir tarafla işbirliği halinde dışarıda bir yerde de gerçekleştirilebilir. GEM tarafından kısa süre önce yapılan bir anket çoğu hizmetlerin çocuklara öğretim vermeyi, yetişkinlere konferanslar düzenlemeyi, öğretmenlere meslek içi eğitim sunmayı ve okullar için malzeme sağlamayı içerdiğini doğrulamıştır. Buna ek olarak eğitim yetkilileri mali yönetim de dahil olmak üzere eğitim bölümünü yöneteceklerdir (Siliprandi 1990;14).

Müze ve galeri eğitimi personelinin başlıca ikinci görevi, sergilerin ve serimlerin öğretme olanaklarını en üst düzeye çıkarmak için müze uzmanlarıyla ve tasarımcılarla birlikte çalışmaktır. Bu genellikle sergi metinlerini gözden geçirmeyi ve serginin okullarla bağlantısı hakkında önerilerde bulunmayı kapsar. En iyi uygulama bundan fazlasını gerektirir; eğitimciler, hedef kitlenin belirlenmesi ve öğretilecek konular, kavram düzeyi, aktarım tarzı vb. hakkında tartışmalar yapılması da dahil olmak üzere en baştan sergi planlamasına katılmalıdırlar.

Müze ve galeri eğitimcilerinin çalışmalarının çoğu bunların kurum dışındaki geniş ajans ağıyla bağlantı kurmalarını gerektirir; en fazla başarının kazanılması için, müze içinde işbirliği ağı kurulması da aynı ölçüde önemlidir. Personel birkaç müze arasında çalışabilir. Örneğin, Oxfordshire Müze Servisi gibi bir ilçe servisinde eğitim görevlileri servis tarafından işletilen müzelerin herhangi birinde programlar sunabilir ve olaylar organize edebilir ve aynı zamanda Oxford şehrindeki üniversite müzeleriyle işbirliği yapabilirler. Manchester’de fonları büyük ölçüde LEA tarafından sağlanan şehir müzesi eğitim servisi bütün şehir temelinde örgütlenmiştir ve Manchester Müzesi, Kütüphane, Şehir Sanat Galerisi ve Manchester Bilim ve Sanayi Müzesi’ni kapsar. Kadronun üyelerinin tek tek belli müzelerde çalışmalarına karşın bu servis ortak yönetilmektedir.

Müzelerin ve galerilerin eğitim çalışmaları belirlenirken ve yeniden düzenlenirken kararlar alınmalıdır. Hizmetlerin dengesi çok büyük değişiklikler gösterebilir. Örneğin Horniman Müzesi’nde müze öğretmenleri zamanlarının neredeyse yüzde yüzünü yüz yüze öğretim ile geçirirler. Bunu okul dışındaki gruplar ve yetişkinler için etkin oturumlar düzenleyen Eğitim Müdürü destekler. Diğer taraftan, Doğa Tarihi Müzesi’nde öğretmenler zamanlarının yaklaşık yüzde yüzünü Öğretmen Merkezi’nde, öğretmen malzemelerini, yüksek kaliteli çalışma çizelgelerini hazırlayarak, deneyerek ve değerlendirerek geçirirler. İngiliz Müzesi’nde Eğitim Başkanı, müze uzmanlarıyla sergi ve serim planlama işine, kendi kişisel zamanını planlamada öncelik verir. Hitchin Müzesi’nde, Kuzey Hertfardshire Müze Servisi’nde müze öğretmeninin kısa aralıklarla okullara nesneler gönderdiği ve geri aldığı, zaman çizelgesi yüklü bir ödünç verme servisi vardır. Herhangi bir yüz yüze öğretim bu çizelgeye uygun düşmelidir. Her müze ya da galeri, olanakları gözden geçirmeli ve kendi servisi için öncelikler üzerinde karara varmalıdır.

Müze ve galeri eğitimi politikaları

Müze ve galerilerin eğitim rollerini ve sunumlarını belirlemeye, seçmeye, öncelik vermeye ve değerlendirmeye yardım eden temel yönetim araçlarından biri politika belgesidir. Hedefler hakkında açık bir fikre sahip olunmadıkça çok sayıda olası etkinlikten hangisinin ilgili ya da uygun olduğuna karar vermek zordur. Hızla değişen bir toplumda, eğitim sistemindeki büyük değişiklikler, eğlence zamanı için rekabetin artması ve pek çok kurum için fonların giderek daha güvenilmez olmasıyla birlikte, müze ve galerilerin eğitim işlevlerini ve isteklerini açıklamaları gerekmiştir. Pek çok yer, kıt kaynaklarını en iyi şekilde kullanmak ve zaman zaman da ayakta kalmak için durumlarını gözden geçirmekte veya sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.

Politika belgeleri gelecek eylemlerin dayandırılacağı eğitim ilkelerini belirlemeli; personelin örgütlenmesi, kaynakların dağıtılması ve standartların değerlendirilmesi için etkili bir yönetim aracı olarak görev yapmalı ve müzelerin okullar da dahil olmak üzere ziyaretçilerine ve bunların değişen gereksinimlerine bağlılıklarını göstermelidirler. Böyle bir belge her düzeyde stratejik planlamada, sponsorlara ve idari makamlara yapılan fon başvurularını değerlendirmede ve sorumluluğun arttığı bir zamanda somut başarılar belirlemede ve kazanmada yararlıdır (Scadding 1990).

Durumu çok dikkatle gözden geçiren bir müze, Portsmouth’daki Kraliyet Denizcilik Müzesi’dir (Scadding 1990). Müze eğitim çalışmalarının politikasını geliştirmede bir önkoşul olarak, 1990’lar için genel amaçlarını ve hedeflerini incelemiş ve tanımlamıştır. Bunu takiben mevcut ziyaretçi kitlesinin profili kesinleştirilecektir. Turistik bir alanda yarıulusal bir müze ve yalnızca denizcilik tarihiyle ilgilenen tek İngiliz müzesi olan bu müzenin izleyici kitlesi, bölgedeki halkı, yerli ve yabancı turistleri, eski ve yeni denizcilik personelini, bilim adamlarını, öğrencileri ve konuyla özel olarak ilgilenen grupları kapsamaktadır.

Çeşitli ziyaretçi grupları; sergiler, koleksiyonlar, yayınlar, gösterimler, medya sunumları vb. dahil olmak üzere müzenin kullanılabileceği geniş bir iletişimsel ve eğitsel stratejiler yelpazesiyle ilişkili olarak görülecektir. Müzede eğitim görevlisi yoktur (ancak, müze Hampshire “Bölge Savunma” projesinden müze eğitimiyle ilgili tavsiye alır) ve bu nedenle öğrenim fırsatlarını en üst düzeye çıkarmayı bu kendi başına öğrenme teknikleri yoluyla başarmayı düşünmelidir. Aynı zamanda müze nerede ve ne kadar didaktik bir yaklaşım benimseyeceğine karar vermelidir.

İdeal beklentiler gerçeklere uydurulmalıdır, çünkü ziyaretçi kitlesinin bütün kesimlerinin gereksinimlerini her zaman karşılamak mümkün değildir. Önceliklere karar verilmeli, kısa süreli ve ulaşılabilir hedefler belirlenmeli, kaynaklar tahsis edilmeli ve değerlendirme süreçleri saptanmalıdır.

Bu müze, eğitim politikasının geliştirilmesinde geniş kapsamlı bir yaklaşım benimsemiştir. Uzman eğitim personeli bulunmayan bu küçük müzenin özel eğitim rolü, müzenin genel iletişim işlevleriyle birlikte ele alınmaktadır. Her müze ya da galeride eğitim politikası içinde üretildiği bağlamın sonucu olacaktır. Denizaşırı iki örnek bunu çok iyi göstermektedir.

Devrim sonrası Filipinler’inde, Manila Metropolitan Müzesi’nde eğitim personeli, hiç maceracı olmayan ve geleneksel öğretim yöntemlerine alışık öğretmenlere, çocuk merkezli öğretimin doğasını ve etkililiğini göstermekle sorumludur. Buradaki eğitim politikası etkin öğrenme tekniklerinin geliştirilmesi ve uygulanması üzerinde durmaktadır. Tanzanya’daki Zanzibar Müzesi’nde kaynaklar çok kısıtlı ve yerleşim yerleri birbirine uzaktır. Bu nedenle eğitim politikası düşük maliyetli geniş kapsamlı çalışmalar üzerinde durmakta ve bunları vurgulamaktadır.

LEA’ya yardımcı olarak bir eğitim görevlisinin bulunduğu yerlerde eğitim politikası kısmen LEA’nın gereklerine göre belirlenecektir. Bunun bir örneği İskoçya’daki Stirling’deki Smith Sanat Galerisi ve Müzesi’nde bulunabilir. Burada ilk başta Sanat Galerisi ve Müzesi Merkez Bölgesi’ne yirmiüç aylığına bir öğretmen atanmıştır. Yapılacak ilk iş, Merkez Bölgesi’nde öğrencilerin yararına olacak bir eğitim hizmeti hazırlamak ve daha genel topluluğun gereksinimlerine yanıt vermektir. Belirlenen bu hedefler bu işi yansıtmıştır. İlk İç Londra Eğitim Yetkilisi (İLEA) müzeleri olan Geffrye ve Horniman Müzelerinin her ikisi de diğer eğitim kurumları için İLEA politikasıyla uyumlu ırkçılık karşıtı bir politika belirlemiştir. LEA’nın saptadığı gerekler okullarla yapılacak çalışmalarla kısıtlı olduğunda ve daha geniş topluluğun gereksinimleri ele alınmadığında, müze ve galerilerin eğitim rolünün çocuklardan ve öğretmenlerden öteye geçmesi nedeniyle bunun nasıl ele alınacağına dair kararlar verilmelidir.

Yapı, işlev, fon ve sonuç hedeflerin çok çeşitli olması eğitim servislerinin çok bireysel ve zaman zaman gelişigüzel işletilmelerine yol açabilir. Bir politikanın geliştirilmesi daha düzenli bir yol çizilmesine yardımcı olacaktır.

İdeal eğitim görevlisi

Olası bir müze ya da galeri eğitimcisinden beklenen ideal özellikleri ve deneyimleri bir kişi gerçekte ömrü boyunca kazanamaz. İdeal bir kişi başarılı bir öğretim deneyimine; müze koleksiyonlarının tamamını bilecek kadar bilgiye; müzecilik alanında bir öğrenim derecesine ve müze tecrübesine sahip olmalı; görselişitsel medya ve sergiler de dahil olmak üzere bütün medyada becerileriyle akıcı iletişimde bulunabilmeli; nesnelerle çalışma konusunda özel bir yeteneğe sahip olmalı; mesai saatleri dışında da çalışmaya hazırlıklı olmalı ve farklı uzmanlarla birlikte çalışabilmelidir. Uygulamada eğitim personeli işe bu özelliklerin bir kısmıyla başlayacak ve diğerlerinin pek çoğunun zaman içinde biriktiğini görecektir.

Müze ve galeri personeli eğitimli ve deneyimli öğretmenler olmalıdır. Bu, Müzelerde Eğitim Grubu ve Miles Raporu (Miles 1986; 62) tarafından tavsiye edilmiş ve Hale Raporunda (Hale 1987; 33) onaylanmıştır. Başarılı bir öğretmen iyi iletişim becerilerine ve eğitim kurumlarında çalışma deneyimine sahip olacaktır. Bunların her ikisi de müze ve galeri eğitim çalışmalarında çok önemlidir. Ancak müze eğitim personeli ilk ve ortaokul öğrenci ve öğretmenleriyle ve pek çok durumda yetişkin ve aile gruplarıyla ilişki kurabilmelidir. Öğretim becerileri genellikle bu kitlelerden yalnızca biri için geliştirilir ve bundan dolayı bu becerilerin müze ya da galeri ortamına aktarılması önemli ayarlama ve gelişmeler gerektirecektir. Bu, öğretmenlerin sınıflarından ayrılmalarında güçlük yaratabilir, çünkü kariyerleri bölünecek ve ücretleri düşecektir. Okula geri dönmeyi düşünenlerin terfi fırsatları tehlikeye girebilir.

Eğitim personeli, çalışacağı koleksiyonların konusu hakkında temel bir uzmanlığa sahip olmalıdır. Elbette kimi durumlarda personel öyle çeşitli koleksiyonlarla çalışacaktır ki gereken bilgiyi elde etmek mümkün olmayacaktır. Bu durumda her ne kadar söz konusu koleksiyonlarla çalışma yoluyla uzmanlık kısa sürede kazanılsa da, ilgili uzmanlık bilgisinin geliştirilmesi için personele zaman verilmelidir. Ancak her durumda yeni atanmış eğitim personelinin koleksiyonları araştırmak ve sanat eserlerini, hizmet verecekleri grubun ilgi alanlarıyla ve gereksinimleriyle ilişkilendirmenin yollarını bulmak ve geliştirmek için zamana gereksinimi olacaktır. Müzenin belirli hedefleri personelin belli beceri ve deneyimlere sahip olmasını gerektirebilir. Örneğin, topluluğa geniş çaplı hizmet vermenin öncelikli olduğu Sheffield ve Dundee’ye bu tür deneyimleri olan görevliler atanmıştır. Dundee’de atama daha çok eğitim sunumuyla ilişkilendirilmiştir.

Birçok eğitim personeli istihdam etmenin mümkün olduğu yerlerde, bunlar, koleksiyonların çeşitli kısımlarıyla ilgili değişik konuları kapsayan deneyimleri temsil etmelidirler. Mümkünse, öğretim geçmişleri farklı yaş gruplarıyla ilgili elemanlar istihdam etmek yararlı olur. Müze eğitimi okultemelli eğitimin bütün alanlarıyla, çocuklar için informel önlemlerle ve yetişkinlerin öğrenmesi ve kültürel haz alması için formel ya da informel bütün sunum alanlarının kesiştiği ortak bir alana sahiptir. Personel söz konusu kurumun eğitim politikalarına göre bu kesişen alanı uzlaştırmaya yardımcı olmalıdır. Belirli bağlantıları ve çalışma ilişkilerini kuracak personel istihdam etmek mümkün olmadığı zaman ilgili uzmanlıklarla ve önerisi alınabilecek kişilerle ağlar oluşturulmalıdır. LEA’dan konular ve müfredatın sunulmasının diğer yönleri hakkında danışmanlar ve müfettişler öğretmenlerin hizmet içi eğitimiyle bağlantı kurulmasını sağlayacaklardır. Kent veya çevre çalışmaları birimleri, yerel tiyatro ve sanat grupları, oyun organizatörleri ve kütüphaneciler işbirliği yapabilecek kişilerdir. Müze uzmanlarının eğitim işlevini yerine getirdikleri durumlarda bağlantılara, ağlara ve işbirliğine daha da fazla gereksinim olacaktır.

Personelin istihdamı

Çeşitli müzelerde çeşitli şekillerde istihdam edilen tam zamanlı uzman eğitim personelinin, aldıkları ücretler ve çalışma uygulamaları da çeşitlidir. Ulusal bir sistem yoktur ve güçlü bir mesleki grup oluşturmalarına bağlı olarak çeşitli istihdam görev ve işlev koşulları altında çalışırlar. Bu dikkat çekici olan ama doyurucu olmayan sistemin kökleri müze ve galeri eğitim hizmetlerinin tarihinde ve gelişimindedir ve son altmış yılda diğer ülkelerin de çeşitli istihdam biçimlerini çok benzer sonuçlarla yaşamış olması ilgi çekicidir (Park 1989).

Öğretmenler, yöneticiler ve teknik personel de dahil olmak üzere ulusal müze eğitim personeli geçmişte, diğer müze personeliyle birlikte devlet memuru olarak işe alınmış ve memur bordrosundan ücret almıştır. Şu anda personelin devlet yerine Mütevelli Heyeti’nce istihdam edilmesi nedeniyle kimi durumlarda koşulların değişiyor olmasına karşın, elemanlar genel olarak müze tatilleriyle müze (resmi çalışma) saatlerinde çalışmaktadırlar. Ulusal müzelerdeki eğitim bölümleri genellikle yetişkinler, çocuklar, turistler vb. dahil olmak üzere müze ziyaretçilerinin bütün kesimlerine hizmet verme sorumluluğunu üstlenirler. Okul dönemleri dışında, çocuklar ve aileler için etkinlikler düzenlenir. Aynı çalışma kültürünü paylaşan müze uzmanları, tasarımcılar ve pazarlama görevlileri gibi müze çalışanlarıyla güçlü bağlar oluşturulabilir.

Yerel yetkili müzelerde ve bağımsız müzelerde durum biraz daha karmaşıktır. Yerel yetkili müze eğitim personeli doğrudan müze tarafından istihdam edilebilir ve ücreti eğlence komitesi bütçesinden ya da her iki kaynaktan birlikte ödenebilir. Örneğin, Leicester’de LEA, eğitim personelinin maaşlarının beşte dördünü, müze servisi de kalanını öder. Personel müze maaş ve tatiline tabi müze görevlileri olarak ancak sadece okullar ve öğretmenlerle çalışır. Yetişkin gruplarla yapılan çalışmaları müze uzmanlık personeli yürütür. Birmingham’da kullanılan atama sisteminde doğrudan LEA tarafından istihdam edilen öğretmenler öğretmen çalışma saatleri, tatilleri ve bordrosunda çalışırlar, ancak yine yalnızca okullarla çalışmak üzere müzeye atanmışlardır. Fonu LEA tarafından sağlanan işlerin tamamı okullarla yapılan çalışmalarla sınırlı değildir; bazı LEA’lar aileler ve bölge halkıyla çalışmaların geliştirilmesini de desteklemişlerdir.

Yerel Okul Yönetimi’nin (LMS) ortaya çıkmasıyla birlikte müzelerin okul hizmetleri finansmanının yeniden görüşülmesi gerekmektedir. Eğitimi karşılamak için ayrılan paranın % 90’ının tek tek okullara verilmesi nedeniyle müze öğretmenlerinin istihdamı ya isteğe bağlı kalemler için merkezi fon havuzunda kalan bütçenin % 10’undan (1993’de % 7’ye inecektir), ya okulların oluşturdukları bir konsorsiyumdan karşılanmalı ya da müzelerin kendileri maaşlar için gereken parayı bulmalıdır. Kimi yerel yetkililer öğretmenlerin ücretlerini okul bütçesi dışında bir bütçeden ödemek için yollar bulabilirler. Bulunan çözüm her ne olursa olsun müze eğitim personelinin istihdamı daha çok sorun yaratacak ve bazı durumlarda hizmetler azaltılma tehdidi altında olacaktır.

Geçmişte ve günümüzde müze ve galerilerde çalışacak öğretmenleri LEA’lar atamıştır. Bu atamalar zaman zaman geçicidir ve kısa süreli de olabilir. Sistemin kimi zaman çok başarılı olmasına karşın sorunlar çıkabilir ve çıkmaktadır da. Bu sorunlar, biri çalışma kültürlerindeki farklılıkla ilgili, diğeri ekonomik ve yapısal olmak üzere başlıca iki alana bağlanabilir.

Çalışma kültürü sorunları müze ve okul ortamındaki farklardan kaynaklanır ve atama kısa vadeli olduğu zaman daha şiddetli olabilir. Okulların hedefleri belli kitleler ve amaçlarla sınırlı oldukları için görece azdır; oysa bu hedeflerin toplumsal, kültürel, kişisel ve bilgiye dayalı eğitimle geniş çaplı bir etkileşim içinde oldukları bilinmektedir.

Müze ve galerilerin çok sayıda hedef kitleyi ve geniş bir amaç yelpazesini içine alan hedefleri pek çok açıdan olanaksız düzeyde çoktur. Öğretmenler başlangıçta odak noktasındaki bu farkı anlamazlar. Öğretmenler son derece uyumlu bir profesyonel çalışanlar bünyesinden gelen, ulusal bordroya göre maaş alan, kariyer yapısı tanınmış olan ve görece tutarlı bir dizi tavır ve yaklaşımı bulunan bir grup oluştururlar. Öğretmenlerin müzelerde var olan ve hepsi de müzelerin ve müzelerdeki nesnelerin eğitim potansiyelini vurgulamayan farklı mesleki değerleri ve tavırları anlamaları zor olabilir.

Çok farklı değer sistemleri, zaman çizelgeleri ve tavırlarıyla pek çok açıdan okul kültürüne taban tabana zıt olan müze kültürüne uyum sağlamak uzun zaman alabilir. Buna ek olarak yeni öğretmenlerin nesneleri öğretimde kullanabilmeleri için önce koleksiyonları öğrenmeleri gerekir. Atamaların kısa, yani bir yıl veya daha az olduğu durumlarda kültür şoku böyle bir kazanıma engel olabilir. Ancak idare sistemleri iyiyse, sürekli elemanlar yeni atananlarla birlikte çalışabilirse ve kısa vadede ulaşılabilecek gerçekçi hedefler belirlenebilirse, bu iki tarafın da yararına olur. Atama sürelerinin daha uzun olduğu yerlerde, uzmanlık ve tanışıklık arttıkça bu kültürel sorunlar azalacaktır.

Atanan ve özellikle de devamlı olmak üzere atanan öğretmenlerin yapısal ve ekonomik sorunları daha da belalıdır. Öğretmenlerin öğretmen bordrosuna göre maaş aldıkları yerlerde ücretlerinin müze uzmanı meslektaşlarınınkinden daha çok, küçük bir müzede müzenin kıdemli personelinden daha fazla olması olasıdır. Ayrıca, öğretmenlerin dönemleri ve koşulları müze uzmanlığı personelinin yararlandığından daha fazla hafta tatili içermektedir ve günlük çalışma saatleri daha azdır. Meslek küçük ve çalışanlar da uzmanlaşma eğiliminde oldukları için müze uzmanlarının mesleklerinde ilerlemeleri her zaman kolay değildir. Sıklıkla, bir bölgede müze uzmanlarının sahip oldukları deneyim ve uzmanlık düzeyiyle bağlantılı sadece bir tek kadro vardır ve o da dolmuştur. İnsanların coğrafi olarak yer değiştirmek için serbest olmadıkları yerlerde bu sorun daha karmaşık bir hal alır. Bu nedenle, müze uzmanlarının çalışma yaşamları boyunca aynı işte kalmaları anormal değildir. Müze çalışanlarının ücretleri (Ulusal Müzeler dışında) diğer profesyonellerin maaşlarıyla karşılaştırıldığında oldukça düşük olduğu için müzeye farklı bir kültürden, farklı bir dizi tavırla, farklı çalışma koşullarıyla ve (zaman zaman çok) daha yüksek bir maaşla gelen birine bir miktar içerlenmesi şaşırtıcı değildir. Bu sorunların çoğunun yapısal olduğunu ve o kadrodaki kişilerle ilgili yeni üyeleri için tanıtım kursları düzenlemek, onları destekleyici şekilde yönlendirmek ve bu kişilere eğitimcilerle tanışma, onları işbaşında izleme ve müze eğitimi alma fırsatı vermek bu yapısal sorunların üstesinden gelmeye çok yardımcı olabilir.

Okul öğretmenleri dışında başka atama türleri de ortaya çıkmıştır. Örneğin, Liverpool Üniversitesi Yetişkin Eğitimi ve Sürekli Eğitim Bölümü’nden bir öğretim görevlisi yetişkinlere sunulan eğitimi gözden geçirme göreviyle haftada bir gün çalışmak üzere iki yıllığına Liverpool Tate Galerisi’ne atanmıştır; İronbridge Gorge Müzesi’ne de Wolverhampton Politeknik’ten, akademik yıl boyunca haftada bir gün eğitim personelleri gönderilmekte ve bu kişilerin ücretleri, Eğitim ve Endüstri Bölümü’nün endüstri içinde meslek içi eğitim için Politeknik’e tahsis edilen paradan karşılanmaktadır; İronbridge Gorge Müzesi’nin Eğitim Müdürü de Shropshire LEA’dan atanmış bir danışmandır.

11. Kısım’dan alınan paralar (Yerel Yönetim Yasası 1966), Bradford, Leicester, Kirklees ve İpswich de dahil olmak üzere birkaç yerel yetkili müzedeki kadroları karşılamak için kullanılmaktadır. Bu kadrolar etnik ve kültürel çeşitlilikle ilgili çalışmalar üzerinde durmak üzere tasarlanmıştır. Leicester’deki kadrolardan biri özellikle çokkültürlü eğitim içindir; diğerleri ise daha çok müze uzmanlığıyla ilgilidir ve daha geniş iletişim ağları kurma ve bölgedeki etnik nüfuslarla ilgili sergiler düzenleme üzerinde yoğunlaşmaktadır (DES 1988c).

Ashmolean Müzesi ve Tate Galerisi gibi kimi müzelerde Kuzey Amerika fikirlerine dayalı bir “okutman” sistemi kullanılmaktadır. Okutman yarı zamanlı gönüllü bir rehber öğretmendir. Kuzey Amerika'da okutmanlardan 1907’den beri eğitim hizmetlerini sunmak üzere geniş ölçüde yararlanılmaktadır (Newsom and Silver 1978; 14, 2426). Burada, öğretime geçilmeden önce gönüllüler için müze veya galeri tarafından ağır eğitim programları düzenlenmektedir. Okutmanların çalışmalarında yardımcı olmak üzere görevleri, sorumlulukları, müzedeki konumları ve müzeye yararları hakkında ayrıntılı kitapçıklar hazırlanmıştır (Smithsonian İnstution, tarihsiz.). Müze; eğitim programlarını tasarlayan, bunları galerilerde çocuklar veya yetişkinlerle deneyen okutmanları eğiten ve öğretim programlarını hazırlayan bir koordinatör okutmanı istihdam edebilir. Ashmolean Müzesi’nde okul eğitim servisi kendi öğretim programlarını ve yönetim sistemlerini uygulayan okutmanlar tarafından verilir (Mattingley 1984; 826). Tate Galerisi’nde ve Victoria and Albert’de gönüllü rehber ekipleri Eğitim Dairesi tarafından eğitilir ve yönetilir. Bunlar yetişkinlere günlük galeri turlarında rehberlik yaparlar.

Geçmişte özellikle bağımsız müzelerde Gönüllüler ve İnsangücü Hizmetleri Komisyonu çalışanları eğitim çalışmalarında istihdam edilmiştir, ancak şu anda kısa süreli istihdam ya da eğitim planları yapı itibariyle bu tür istihdamı neredeyse olanaksız kılmaktadır. Daha büyük bağımsız müzelerin çoğunda atanan öğretmenler için sistemler olsa da en azından bir bağımsız müzede, Manchester Bilim ve Sanayi Müzesi’nde, LEA fonunu tamamlaması için müze bütçesinden önemli miktarda mali yardım yapılmaktadır.

Şu anda yeni bir eğitim fonu türü ortaya çıkmaktadır ve bu da eğitim personelinin ücretini ödemek için sponsorluğun kullanılmasıdır. Londra’daki Barbican Sanat Galerisi’nde British Petroleum PLC bir eğitim görevlisine üç yıl boyunca sponsorluk yapmıştır. Liverpool Tate Galerisi’nde British Telecom’un sosyal çalışma alanları geliştirilmiştir (Jackson 1989). Bu çalışmalar Mütevelli Heyeti tarafından Tate Galeri için uygun bir eğitim alanı olarak tanınmıştır. Manchester Büyük Bilim ve Endüstri Müzesi’nde National Power, bir öğretmene elektrik galerisinde çalışması için sponsorluk yapmaktadır. Dulwich Resim Galerisi’nde şehrin iç kısımlarında özel gereksinimlerle ve okullarla çalışacak yarı zamanlı öğretmenler için sponsorluk bulunmuştur.

Sponsorluk kısa vadede mevcut eğitim sunumunu yararlı şekilde tamamlayabilse ve yenilikçi ve yeni çalışma alanlarının açılmasına olanak sağlayabilse de, sürekli olarak istihdam edilen eğitim personelinin yerini tutamaz. Aslında, sponsorluk paketlerinin anlamlı tasarımının ve kullanımının önkoşulu kalıcı ve becerikli personeldir.

İstihdam şekilleri kurumdan kuruma büyük farklar gösterebilse de, genel olarak pek az eğitim personelinin hemen hemen hepsi, fonu sponsorlar tarafından verilen ve sınırlı sayıda yıl için desteklenen kadrolar dışında, sürekli elemanlardır. Proje temelinde istihdam edilen geçici elamanların sayısının artabileceğine dair işaretler vardır ve bunun LMS’nin sonuçlarından biri olması olasıdır. Bu durum gerçekleştiği takdirde çalışmaların gelişimi ve sürekliliği açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.

Müze eğitim elemanları müze ve galeri personelinin büyük bir kısmını oluşturmazlar. Müzeler Birliği’nin Birleşik Krallık Müzeleri çalışması müze ve galerilerde eğitim personelinin dağılımını göstermektedir. Rapora göre, tam zamanlı bütün personelin (güvenlik de dahil olmak üzere) % 5’inden azı eğitim, koruma ya da tasarımda istihdam edilmektedir (Prince and HigginsMc Cloughlin 1987: 80). Anketin yapıldığı sırada mevcut eğitim personeli bütün personelin küçük bir yüzdesini oluşturmaktadır; ulusal müzelerde % 1.8, yerel yetkili müzelerde % 3.6, bağımsız ve diğer müzelerde % 2.1.

Kısa süre sonra yapılan GEM taraması, Glasgow’daki ve İngiliz Müzesi’ndeki servisler gibi daha büyük birkaç servis bulunmasına karşın, çoğu bölümün biryedi kişiden oluştuğunu göstermiştir. Bu elemanların yaklaşık üçte ikisi kadın, üçte biri erkektir; ancak yüksek ücret alanlarında, maalesef oranlar tersine dönmüştür. Ücretlerin fon düzenlemelerine göre büyük değişiklikler gösterdiği bulunmuştur. Ulusal müzelerdeki ve fonu LEA tarafından verilen kadrolardaki maaşlar aşağı yukarı karşılaştırılabilir, ama parası yerel yetkililer ve yardım kurumlarınca sağlanan müze uzmanlığı kadrolarında maaşlar yaklaşık üçte bir oranında daha düşüktür. Müze eğitim personelinin kalifiye olduğu bulunmuştur: Anketi yanıtlayan görevlilerden % 91’inin bir derecesi, % 64’ünün öğretmenlik deneyimi, % 24’ünün mastır derecesi ve % 19’unun müze eğitimi vardır (Siliprandi 1990; 14). Pek çok müze ve galeride uzman eğitim personeli yoktur ve bu gibi durumlarda eğitim çalışmaları müze uzmanlarınca yürütülmektedir; ne var ki, en azından bir önemli rapor hem eğitim çalışmasının sorgulanabilir standartları sorununa, hem de müze uzmanlığı çalışmasının seyreltilmesi sorununa dikkati çekmiştir ve sorunlar bu çözümün içinde de varolabilir (Miles 1986;52).

Müzeler Birliği çalışması da bütün müze ziyaretlerinin yaklaşık üçte birinin çocuklar tarafından yapıldığını göstermiştir ve bazı müzelerin tablolarda ziyaretçi yetişkin ve çocuk sayılarını ayırmadıkları düşünüldüğünde bu rakam önemli ölçüde daha yüksek olabilir. Örneğin, 1988’de Ulusal Denizcilik Müzesi’ndeki “Armada 15881988” sergisinin ziyaretçilerinin % 50’si çocuklardır. Müze eğitimi sadece çocuklarla yapılan çalışmalarla ilgili olmadığı için çocuk ziyaretçilerin yüzdesi (tüm ziyaretçilerin % 30’u) ile onlara eğitim sunacak personelin yüzdesi (bütün müze çalışanlarının % 5’inden az) arasındaki fark çarpıcıdır.

Bu, ziyaretçi sayısı düşen ama eğitim bölümü çok yoğun olduğu için müşterilerini geri çeviren büyük bir ulusal müze hakkında duyulan öykülerin altını çizen türden bir istatistiktir. Büyük ve küçük müzelerdeki müze eğitim çalışanlarının çoğunluğu aşırı yoğundur. Yirminci yüzyılın sonunda, müzeler toplumla ne kadar ilgili olduklarını göstermek için yollar ararken bu son derece gülünç ve yakın gelecekte değiştirilmesi gereken bir durumdur.

Ancak istihdam güçlüklerinin çözümü kolay değildir. Bütün kadrolar müze uzmanlarınınkiyle aynı düzeyde ödenecek olsa, öğretmenlik mesleğiyle arada eşitlik kalmayacaktır, böylece deneyimli personeli çekmekte ve tutmakta büyük güçlükler yaşanacaktır; öte yandan aynı kurum içinde iki farklı koşullar ve görevler dizisi bulunması bölücüdür.

10. YÖNETSEL KONULAR 2: ORGANİZASYON VE PLANLAMA

Organizasyon

Eğitim bölümünün temel görevlerinden biri ziyaretçi gruplara yönelik atölye çalışmaları düzenlemektir. Bu; görevli kadro, uygun mekan ve düzenlenecek etkinlikler açısından karmaşık bir iş olabilir. Atölye çalışmaları genellikle broşür veya el ilanları aracılığı ile duyurulur; bunlar etkinlikleri betimler ve eğitsel yararını (var ise Ulusal Müfredat’daki yerini), gerekli süreyi ve kayıt işlemleriyle ilgili ayrıntıları kapsar. Müzenin kısa bir tanıtımını, adresini ve açık olduğu saatleri de içerir. Öğretmen haber bültenleri de bazen bu amaçla kullanılabilir. Her iki belge de LEA’nın okullarının posta servisi ve/veya müzenin eğitim bölümünün oluşturduğu posta listesi ile ilgili kişilere gönderilir.

Ziyaretçi gruplarının etkili yönetimi için ki bu ya eğitim bölümünün ya da müze uzmanının görevi olabilirbir randevu kayıt sistemi gereklidir. Birçok müze ve galeride her ziyaretçi grubunun ziyaret saatini önceden bilmek mümkün olmayabilir, ancak müze kadrosundan bir görevli ile çalışmak isteyen grupların önceden randevu almaları kesinlikle gereklidir. Öğretmenlerin ya da grup liderlerinin ziyaret saatlerini önceden bildirmeleri aşırı kalabalığı ya da galerilerin kapanmasından ya da diğer sorunlardan doğabilecek düşkırıklıklarını önlemek açısından yararlıdır.

Her grup ile ilgili bilgilerin kayıt edileceği bir randevu defteri tutulmalıdır. Burada, geziyi düzenleyen okulun ya da yüksekokulun adı, görevli öğretmenin adı, katılımcıların sayısı, yaşları ve müze eğitimcisine gerek eğitsel malzemeyi, gerekse grubun fiziksel özelliklerine (tekerlekli sandalye kullananlar, iyi okuyamayanlar, vb.) uygun donanımını hazırlaması açısından yardımcı olacak diğer bilgiler vardır. Museums and the curriculum adlı kitapta (Goodhew 1988) bir kayıt formu örneği bulunmaktadır.

Mektup veya telefon ile randevu alınabilir; bir telefon görüşmesi kritik bir ilişki biçimi olarak birçok yol içinde en iyisidir. Grup öğretmeni ile müzede grupla çalışan kişi birbiriyle doğrudan konuşabilirse, beklenenin ve sunulanın açık olması sağlanırsa bu en iyi yoldur. Bazen öğretmenin hedefleri tartışılabilir ve bu noktada daha açık biçimde belirlenebilir. Öğretmenin amacının bir müze gezisi ile gerçekleştirilemeyeceği durumlarda ise bunu bu evrede belirtmek en doğrusudur. Müzelerin eğitim kadrolarının çoğu her grup için özel bir atölye çalışması düzenlemek ister ve bu da ancak ön bilgilerin uygun olmasıyla yapılabilir. Bu noktada da ziyaretten önce okulda/yüksek okulda yapılabilecek çalışmalar ve ön ziyaretler görüşülebilir.

Randevu formunun doldurulmasının ve telefon görüşmesinin ardından öğretmen müzeye ziyareti yazı ile teyit eder. Müzenin de öğretmenin randevu mektubuna karşılık olarak bir kabul mektubu göndermesi gereklidir. Bu düzenleme eğitim bölümünün ajandasına işlenir ve ziyaret öncesi hazırlıklar için randevu formu gözden geçirilmek üzere dosyalanır. Randevu formlarını öğretmenin soyadına göre alfabetik sıra ile dosyalamak uygun olur. Ziyaret yapıldığında öğretmenin adı da ajandaya kaydedilmelidir. Okulun, galerinin ya da kullanılan sınıfın, bazen grupla çalışan müze öğretmeninin adı da ajandaya kaydedilmelidir. Böylece ajanda ve randevu formu; düzenlemeyi kaydetmek, uygun mekanı ve uygun öğretmeni tahsis etmek, grup hakkında gerekli bilgileri elde etmek ve öğretmenin ziyarete ayrıntılı biçimde hazırlanmasını sağlayacak hedefleri belirlemek üzere işler. Eğitim bölümlerinin çoğu bazı değişikliklerle bu sistemle çalışır ve özel servis için bunu geliştirmenin en iyi yolu başka bir ya da iki servisin işleyişini gözlemlemek, böylece özel bağlamına uygun bireysel bir sistem tasarlamaktır.

Ayrıntılı ajandalar eğitim servisinin gün gün yönetimi için esastır ve sıkı izlenen bir ajanda ile çifte randevu verilmesi önlenir. Ajandaların uzun vadeli gelişim ve etkinlik için başka yönetimsel doğurguları da vardır. Ajanda kayıtlarından ve randevu formlarından posta listeleri oluşturulabilir. Kapsamlı listelerin ya da kurum çeşitlerine (ilk, orta, yüksekokul), coğrafi bölgeye, verilen konuya göre sınıflandırılmış listelerin hepsinin atölye çalışmalarının ayrıntıları sanat öğretmenleri, ilkokullar ya da özel bir LEA alanındaki okullar için postalandığında özel bir uygulaması vardır. Kuşkusuz LEA’ların kendileri de kendi okullarının listelerini elde edebilirler. Eğitim servisinin ele alacağı konuların kapsamı hakkındaki ayrıntılı istatistikler de ajanda kayıtlarından geliştirilebilir. Servisi kullananların toplam sayısı, ziyaretlerin coğrafi dağılımı, ilkokul ziyaretlerine karşılık ortaokul ziyaretlerinin oranı vb. kaydedilebilir. Bölümün ziyaretçileri de listeye geçirilebilir.

Örneğin Horniman Müzesi, 198687 öğretim yılında Eğitim Merkezi’ni kullananların kaydını tutmuştur. 190 okul günü süresince Merkeze 1245 grup ziyareti organize edilmiştir. Şekil 10.1 ayrıntılı bir döküm vermektedir. Bu döküm müze personeli tarafından yeni Mütevelli Heyetine sunulan Eğitim Merkezi’nin yürüttüğü çalışmalar hakkındaki raporun bir bölümü olarak kullanılmış, böylece Horniman Müzesi bir LEA’ya (İç Londra Eğitim Yetkilisi) bağlı bir müze olmaktan çıkıp, bağımsız müze statüsüne kavuşmuştur. Stirling’deki Stirling Smith Sanat Galerisi ve Müzesi kayıtları, Aralık 1987’den Aralık 1988’e kadar geçen sürede müzeye gelen okul ziyaretçilerinin yüzde 82 arttığını göstermiştir. Bu bilgi “Merkezi Bölge”nin görevi desteklemeyi sürdürüp sürdürmeyeceği kararında yaşamsal önemdeydi. Hitchin Müzesi’ndeki, Kuzey Hertfodshire Müze Servisi’ndeki eğitim görevlisi tarafından tutulan ödünç verme servisinin organizasyonu kayıtları, yerel yetkili müzede bilgisayar dökümantasyonunu gerçekleştirmek için bir yol aradığında seçilen bir ödünç verme organizasyonu gibiydi.

Dolayısıyla bütün bu bilgiler, yıllık raporlar, LEA’ya verilen raporlar, fon başvuruları, yeni kadro başvuruları kadar yaşamsal önem taşır; her ne kadar ayrıntılı kayıt tutmak başlarda zevksiz bir iş ise de uzun vadedeki gelişim bu olmadan mümkün olamaz. Aslında, müze ve galeri eğitim servislerinin çoğunun hizmetlerini kullananlar hakkındaki bilgisi etkileyici ölçüdedir. Müzeler için başarı göstergelerini saptamaya duyulan eğilim bu ayrıntıları daha da yaşamsal kılmaktadır.

Yerleştirme

Uzman eğitim yerleşimi genellikle bir lüks olarak görülse de bir zorunluluktur (Cheetham 1967). Burası şu bölümleri içermelidir: Yönetim ve kayıt işlemleri için bir ofis; sanat çalışmaları ve incelenen nesneler için (eviyeli) bir sınıf; konferanslar için bir sınıf; incelenen koleksiyon, çalışma çizelgeleri ve donanım için bir depo; öğrenciler için yemekhane; tuvaletlere, çantalar ve paltolar için vestiyerlere ulaşılacak bir geçit. İdeal olarak bu yerleşim bir tek yerde olmalı ve otobüsün park edebileceği müze girişine yakın olmalıdır.

Bu liste birçok müze için hayal olabilir; ancak, örneğin Londra’daki Horniman Müzesi, Londra Müzesi, Manchester Bilim ve Sanayi Müzesi bu ideale oldukça yakın düşmektedir. Manchester Büyük Bilim ve Sanayi Müzesi’ndeki sunum bu amaca yönelik biri 5 yaş grubu için donatılmış beş sınıf, bir teknik atölye, bir odiyovizüel odası, bir kopyalama odası, bir bilgisayar odası, bir genel ofis, Eğitim Başkanı için bir ofis ve yedi kişilik eğitim kadrosu için bir personel odası içermektedir. Boş iken kullanılmak üzere konferans salonuna bir geçit de vardır.

Kendilerine ait bir sergi alanı olan eğitim bölümlerine de rastlanır. Eğitim personelinin istenildiğinde halka açılabilen sergiler düzenleyebildiği bir alanı içeren bir zemin katı olan Ulusal Portre Galerisi’nde durum böyledir. İdeal yerleşme, grupların ana müzeye ve onun sergi ve koleksiyonlarına ulaşmasını engelleyen kendi kendine yeter bir düzenleme olmamalıdır. Ziyaretçi gruplar eğitim bölümü kadar en azından müzenin bazı yerlerini de görebilmelidirler. Eğitim işinin ödünç verme servisini de içerdiği müzelerde yönetim, sürücüler, nesne temizleyicileri ve tasarım personeli için de özel yerleştirme zorunludur (Cheetham 1967: 20).

Eğitim personelinin bir kütüphaneye ulaşabilmesi önemlidir. İngiliz Müzesi’ndeki Eğitim Bölümü’nün, koleksiyonlar ve ilgili konular hakkındaki kitapları, müzebilimi kitaplarını ve eğitim kitaplarını içeren oldukça geniş kendi kütüphanesi vardır. Bu kütüphane bazen öğretmenlere ve öğrencilere de açılabilmektedir. Bir öğretmen kaynak odası üzerinde ciddi olarak durulmayı hak eder, kitapları ve diğer referans malzemelerini içerebilir; bir fotokopi makinası, öğretmenlere kendi çalışma sayfalarını yapmaları için malzemeler; ödünç verilebilecek videolar ve slaytlar; posta kartları, posterler, nesneler hakkında notlar ve satın alınabilecek diğer malzemeler.

Belki de en etkileyici eğitsel yerleşim Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nde bulunmaktadır; orada çok geniş bir zemin katı İngiliz Sheel’in desteğiyle eğitim bölümünün kullanımı için tadil edilmiştir (Middleton 1990). Bu mekan okullara büyük bir toplantı alanı, 1750 ziyaretçi için palto ve çanta konulacak yer, 320 kişinin herhangi bir anda dinlenebileceği bir alan sunmaktadır. Burası bir snackbar’la desteklenmiştir ve renk kodlaması yer tahsisini kolaylaştırmaktadır. Seminer ve toplantı alanları, bir Öğretmenler Merkezi ve referans malzemeleri olan bir kaynak odası olarak sağlanmıştır. 711 yaşlarındaki çocuklar için elle yoklama malzemeleri olan bir Keşif Merkezi de kurulmuştur. Bu alanlar hafta sonları ve tatillerde aile grupları tarafından da kullanılabilmektedir. Müze her yıl 180.000 okul çocuğu tarafından ziyaret edildiği için bu yeni amaçlı kolaylıklar iyi kullanılabilecektir.

Bütçeler

Müzenin eğitim çalışmasının, müzenin belirlenmiş görevler yelpazesiyle ve eğitsel hedefleriyle ilintili açıkça tanımlanmış bir bütçesi olmalıdır. Projeler için malzeme ve donanıma, ücretli konferanslar ve göstericiler için ücretlere, yayınlar için giderlere, mesleki gelişim için personel eğitimi ve gezilerine fonlar gerekecektir. Bazı büyük ulusal müzelerde olduğu gibi birçok personelin kullanıldığı yerlerde büyük fonlar kurulacak ve seçimler yapılacaktır. Kitap üretiminin ya da öğretmen malzemelerinin vurgulandığı yerlerde personel, birim maliyetlerini, nicelik ile niteliği dengelemeyi, eğer kâr isteniyorsa ne kadar kâr sağlanacağına karar vermeyi öğrenmek zorunda kalacaktır (Anderson 1989b).

Birçok müzede eğitim işine ayrılan bütçe düşüktür; malzemeler için 500 sterlin dolaylarında olması gibi. Pek çok müze eğitim personeli, belki bölgesel sponsorlardan ya da kazanılan yarışmalardan küçük miktarlarda para bulma konusunda deneyim kazanmıştır. Örneğin Geffrye Müzesi bu iki yöntemi de başarıyla uygulamıştır. Bu müze 1990’da Gülbenkyan Müze ve Galeri Ödülleri’nde “imgesel eğitim çalışması” dalında takdir kazandı. Ödül kazanan “Işığın Doğuşu” adlı program (Bastian 1989) kısmen İCİ’nin, Royal Society’nin ve diğer sponsorların müzeye verdiği 5500 sterlin ile gerçekleştirildi.

Diğer müzeler ve galeriler eğitim projeleri için yardım toplamaktadır. Liverpool Tate Galerisi’nde 1990 proje bütçesinin dörtte üçü sponsor aracılığıyla toplanmıştı. Bu galeri eğitsel çalışmaları için bulduğu fonlar üzerinde sıkı bir denetime sahiptir. Yeni projeler fon bulunursa yürürlüğe konulmak üzere ayrıntılı olarak tasarlanır ve maliyetleri hesaplanır. Örneğin, bölgesel sanatçıları içeren bir sanat projesi için bir sanat galerisi ve yerel okullar, bölgesel sanatçıların ücretleri için 900 sterlin, malzemeler için 350 sterlin, ulaşım için 200 sterlin, alçak gönüllü bir reklam yaprakçığı için 800 sterlin tahsis etmelidir. Bu kalemlerden herbiri farklı bir kaynaktan karşılanabilir: Sanatçıların ücretleri okulların bağlı olduğu LEA’dan (ya da LMS ile okulların kendisinden); sanat malzemelerinin parası yerel bir boya üreticisinden; reklam masrafları galerinin eğitim bütçesinden; ulaşım fonları yerel bir yardım kuruluşundan. Bu yolla projenin giderleri paylaşılır ve toplam miktar sağlandığında proje ilerleyebilir. Bu bütçe yapma tarzı bazı esnekliklere olanak sağlar. Yerel bir şirket sponsor olmakta isteksizlik gösterirse bir başkası eksikliği giderebilir. Müze hizmetleri birçok LEA aracılığıyla sağlanacaksa fonları sağlayan LEA’nın okulları bunun yararını görecektir, vb. Bazı durumlarda bu tür sponsorluk projenin maliyetini düşürebilir ve bu da dikkate değerdir.

Gitgide eğitim bölümleri müze içinde gizli masraf merkezleri olarak görülmektedir ve farklı sunum biçimlerinin gerçek giderleri belirlenmektedir. Gerçekçi bir gider yönetimi istenmektedir ve bazı durumlarda gelir sağlanması eğitim sisteminin önemli bir ögesidir. Bunu göz önüne almak gerekli ise de, eğitim bölümü müze içinde bir kazanç kapısı olarak görülmemelidir. Eğitim etkinliklerinin kâr sağlamak için kullanılıp kullanılmayacağı kararı ahlaki bir sorundur. Herkese eğitim hakkı verilmesi hâlâ önemli bir felsefi hedeftir ve ilke olarak parasız giriş mevcut olduğu yerlerde korunmalıdır. Bu; eğitim sunumunun bazı yönlerinin tamamen haklı bir biçimde gelir sağlayıcı olabileceğini ve ücretsiz sunulabilecek diğer hizmetlere paylaştırılabileceğini yadsımak demek değildir. Dengeyi kollamak eğitim yönetiminin görevinin bir parçasıdır; ama gelir sağlamaya harcanan zamanın oranlanmasına ve bunun uygun olup olmadığına dikkat etmek de önemlidir. Bir konuda bir politika belgesi yardımcı olabilir.

Bölüm içi iletişim

Hem eğitim bölümünde hem de müze içinde açık bir iletişim zorunludur. Pek çok durumda, ya bölümler içinde ya da eğitim çalışanları ile müze uzmanları arasında geniş uçurumlar vardır. Başarılı bir yönetim büyük ölçüde iyi iletişime ve etkili danışma süreçlerine bağlıdır. Bu, başka yerlerde olduğu gibi müze eğitim servislerinin yönetiminde de doğrudur.

Düzenli yönetim toplantıları kural olarak ya haftada ya da ayda bir yapılmalıdır. Liverpool Tate Galerisi’ndeki eğitim bölümü bir sonraki haftanın programını görüşmek üzere her hafta toplanmaktadır ve yeni uygulamaları ele almak, mevcut işleri gözden geçirmek üzere iki ya da üç günde bir düzenli “thinktanks” (fikir araştırması) toplantısı yapmaktadır. Sürekli öğretim yapmak ileriye yönelik planlama yapmayı ihmal ettireceği için yanlış olur.

Sorumlulukların ve görevlerin açıkça tanımlanması önemlidir ve herkes tarafından anlaşılır olmalıdır. Örneğin, kayıtları tutmak ve randevuları vermek gerektiğinde kadronun hangi üyesinin uygun olduğu açık olmalıdır. Personelin gelişimi dikkate alınmalıdır ve seminerlerin ve konferansların, yeni eğitim yöntemlerine ve yeni müze konularına ayak uydurmak için yapılacak eğitimin ve yenideneğitimin de içinde olduğu bir planlamaya ve bütçeye olanak sağlanmalıdır.

Eğitim alanında çalışan müze ve galeri personeli eğitim dünyasındaki güncel değişimlerin farkında olmak zorundadır. Bu, eğitim günlerine ve mümkünse uzun süreli kurslara katılmaları demektir. Müze Eğitim Grubu, eğitim personeli ve müze uzmanları için bir günlük seminerler sunmaktadır; bazı müze personeline, LEA’nın, Ulusal Müfredat’ın tanıtımı eğitiminin bir bölümü olarak düzenlediği öğretmen eğitimine katılma izni verilmiştir; HMİ zaman zaman kısa süreli kurslar açmaktadır ve İngiliz Mirası’nın ortaklığıyla her yıl bir eğitim haftası düzenlemektedir; Leicester Üniversitesi ve İronbridge Enstitüsü gibi kuruluşlar uzun süreli müze eğitimi kursları yanında günlük kurslar da sunmaktadır.

Müze eğitimi görevlilerine yönelik tek tamzamanlı eğitim Leicester Üniversitesi’ndedir; orada Müze Çalışmaları Bölümü’ndeki müze uzmanlığı programına müze eğitimindeki seçmeli konular eklenmektedir. Bu kurs müzelerde eğitim çalışması yapmak isteyenler için tasarlanmıştır ve kendi öğretim çevrelerini değiştirmek isteyen öğretmenlere (ve başkalarına) ve eğitim becerilerini geliştirmek isteyen müze uzmanlarına açıktır. Bu kurs kural olarak bir yıl tamzamanlı ya da iki yıl yarızamanlı olarak alınabilir ve Müze Çalışmaları alanında master derecesine götürmektedir. Program modüler olarak düzenlendiği için, bütün Müze Çalışmaları programını tamamlamadan da müze eğitiminin seçmeli derslerini izlemek olanaklıdır.

Müze dışı ilişkiler

Müze ve galeri eğitim servislerinin başarısı müze dışı ilişkilerin etkililiği ile yakından bağlantılıdır. Sunumun kullanıcı gruplarla tartışılmaksızın tasarımlanabileceğine ve çok popüler olan bazı büyük müzelerde bunun oldukça uygun biçimde işlediğine kuşku yoktur. Bununla birlikte, en başarılı ve etkili eğitim projeleri hedeflenen grupların görüşlerini ve gereksinimlerini dikkate alırlar. İleriye yönelik en iyi yol genellikle işbirliğidir; Leicester Müzesi’ndeki Sanat Eğitimi Görevlisi’nin yerel sanat öğretmenleri için bir GCSE projesi geliştirmek istediğinde yaptığı budur. Proje geliştirme grubuna sanat danışmanının girmesi çalışmanın başka türlü mümkün olamayacak biçimde ilerlemesini sağlamıştır. Bu sanat danışmanı katılan okulların ürettiği çalışmaların sergilenmesini ve Valiliğin ödediği serginin tanıtımı için poster yapılmasını yüreklendirmiştir. LEA fotoğrafçısı hem sergiyi hem de müze ziyaretinin ardından okullarda ilerleyen çalışmaları belgelemiş, bu da müze eğitimi görevlisinin bir slayt takımı oluşturmasını sağlamıştır.

Daha sonra TVEİ koordinatörü gruba katılmış ve çalışmanın ikinci yılında yeni ve daha büyük bir öğretmen grubu müze ziyaretlerini planladığında bu koordinatör okuldaki izleme çalışması için gereken malzemenin parasını, müzeye ulaşımı, okuldaki öğretmenin masrafını ve belgeleme için filmi TVEİ’den sağlayabilmiştir. Bu fonların, özellikle yeni malzemeler için fonların bulunması projeyi sanat öğretmenleri için çok çekici kılmıştır; bu öğretmenler, başka türlü ulaşmaları mümkün olmayan örneğin resim kalıplarını ve mürekkebi ya da yağlıboyayı satın alabilmişlerdir. İşbirliği, hem eğitim personeli hem de eğitim işlevi gören müze uzmanları için uyaran görevi görebilir ve ek kaynaklar sağlayabilir. Bu son örnekte, belki kurulan ilişkilerin değeri daha da büyüktür.

Müze dışındaki örgütlerle kurulan ilişkilerin pek çok işlevi vardır. Proje tasarımlamada yeni yaklaşımlar yaratılabilir, özel gruplar için uyarlamalar yapılabilir, müze ya da galeri çalışmalarının farkında olmayı arttırabilir, belki fonları ve diğer kaynakları oluşturabilir. Kurulacak ilişkilere yerel düzeyde eğitim sunumundan sorumlu kuruluşlar dahil edilmelidir; bunların içinde LEA (Paterson 1989) ve National Trust, Countryside Commission gibi diğer kuruluşlar ve çevre eğitimi veren diğerleri, sunumun kendileri için geliştirildiği grupların temsilcileri, üçüncül yerel eğitim kurumları ve yerel sanat grupları vardır. Bazı projeler yakın alanlardan ortakların katılımıyla çok başarılı bir biçimde çalışılmıştır. Örneğin, Warwickshire’de bir hafta sürecek geniş çaplı bir “yaşayan tarih” projesinin planlanmasında ve örgütlenmesinde müze servisi yerel ortaokullarla, İngiliz Mirası ile ve Warwick Üniversitesi ile birlikte çalışmıştır.

Öğretmen yetiştiren okullarla bağlar kurulması önemlidir. 1988’de Ulusal Denizcilik Müzesi’ndeki Armada sergisinde eğitim bölümü sergiyle ilişkili olarak küçük çocuklar için etkileşimli bir keşif alanı tasarlamada Goldsmiths Koleji ile işbirliği yaptı. Daha sonra, görev alan Goldsmiths öğrencileri erken çocukluk kuramlarına ilişkin bilgilerini kendi küçük ziyaretçileriyle uygun ilişkiler kurmakta kullandılar (Anderson 1989a). Öğretmen yetiştiren kuruluşlarla kurulan başka bağlar içinde, Londra Üniversitesi Eğitim Enstitüsü ve Londra’nın pek çok müzesi ile yapılan çok iyi işbirliği vardır. Enstitü öğrencileri müze eğitimi personeliyle birlikte çalışarak müzelerde belirli bir süre geçirdiler ve daha sonra okullardaki kendi öğretim uygulamalarında müzeye bir ziyaretçi grubunu götürme yeteneğini kazandılar (Paine 1989).

Üniversitelerle kurulan bağlar çeşitli biçimlerde olabilir ve unutulmamalıdır. Örneğin, Açık Üniversite ve Ulusal Galeri sanat tarihi kurslarında işbirliği yapmaktadır, Glasgow Müzesi konservasyon bölümü Glasgow Sanat Okulu öğrencilerine tek dönemlik bir kurs vermektedir. Bütün olarak bakıldığında bu bağlar olabileceği kadar geniş değildir ve bazı müzeler için, özellikle yerel yönetim müzeleri için güçlendirilmeleri gerekmektedir. Yerel gruplar ve topluluk grupları yararlı bir biçimde birbirine yaklaşabilir. Çokkültürlü çalışmalar çeşitli etnik ve dinsel gruplarla işbirliği içinde yürütülmelidir (Nicholson 1985); körler gibi özel izleyicilerle birlikte çalışıldığında Körler İçin Ulusal Kraliyet Enstitüsü ve yerel okullar ya da gündüz bakımevleri ile ilişki kurmak zorunludur (Pearson 1989).

Müzeler arasında da ilişki ağları kurulabilir. Bazen koleksiyonlar arasındaki bağlarla yararlı ortak projeler tasarlanabilir. İngiliz İç Savaşı konusu üç müzenin ve bir program geliştirme biriminin kullanımını içermiştir: Ulusal Portre Galerisi’nde öğrenciler portreleri ve önemli kişilerin özelliklerini incelediler; Geffrye Müzesi’nde yeniden kurulmuş dönem odaları ev yaşamını ve savaşın etkilerini tartışmayı sağladı; Ulusal Ordu Müzesi’nde silahlar, taktikler ve stratejiler incelendi.

İlkokul grupları her kuruluşta yarım gün geçirdi ve sonra Cockpit Sanat Atölyesi katılan okulların herbirini yarım gün ziyaret etti ve müze ziyaretlerini anımsatmak ve değişik yaşantıları bütünleştirmek için drama, sanat ve video etkinlikleri kullanıldı (Heart 1976). Müzeler arasındaki bağlar özel bir eğitim kadrosu olmayan müzelere yardımcı olabilir; yakındaki bir müzenin eğitim bölümüyle ortaklaşa düzenlenen bir proje müze uzmanının deneyimli eğitimcilerin uzmanlığından yararlanmasını sağlayabilir.

Medya ile de bağlar kurulmalıdır; yerel basın, radyo ve TV istasyonları ile tanıtım için, ulusal eğitim televizyonu ağları ile müze projelerini program öğretmenlerinin okullarda kullanmaları için ilişki kurulmalıdır (Reeve 1988: 83, 86). Örneğin, İTV’nin “Görmek ve Yapmak” adlı yeni okul dizisi eski ve etnik müzik hakkında bir konu içermektedir. Bu programı izleyen çocuklar Horniman Eğitim Merkezi’ni ziyaret ettiler, dünyanın her yerinden değişik çalgıları gözlemlediler, özgün mekanlarında kaydedilmiş seslerini dinlediler ve bazılarını kendi başlarına deneme fırsatını buldular.

Sonuç olarak, müze eğitim personelinin kendi işinin kural olarak gerektirdiği müze dışı ilişki ağının çeşitliliği ve genişliği çok büyüktür ve çok uyarıcı olabilir. İlişki ağının kurulması, gelişmesi ve sürdürülmesi müze ya da galerinin eğitim işinin bütünleyici bir yönü olarak görülmeli ve dolayısıyla politikalara ve stratejilere dahil edilmelidir.

Müze içinde ilişkiler ve roller

Müze dışındaki her tür meslektaşla birlikte çalışmaya ek olarak müze ve galeri eğitim personeli kurum içindeki meslektaşlarla da çalışmak zorundadır. Müze eğitimcilerinin, müze uzmanlarının ve diğer uzman personelin görevlerine ve önceliklerine karşı bilinçli ve anlayışlı olmaları gerekmektedir. Aynı şekilde, müze uzmanlarının ve diğerlerinin de kendi işlerini görürken hem müze ya da galeri eğitimcisinin gereksinimlerini, hem de eğitimcilerin başkalarının görevlerine katkıda bulunabileceği yolları anlamaları gerekmektedir.

Birçok müzede müze uzmanları eğitim hizmetlerinin görülmesinde yaşamsal bir rol oynarlar. Bu; konferans programlarına katkıda bulunma, etkinliklerin ve olayların örgütlenmesi, halkın müzenin “sahne arkası”nı görmesini sağlama, müze dışındaki konuşmalar aracılığıyla olur. Müze Çalışmaları Bölümü’ndeki CSE sınav kursu Ulusal Portre Galerisi’nde kurulan eğitim personeli ve bir öğretmen çalışma grubu tarafından 1970’lerin sonlarında düşünülmüştür; bu çalışma, örneğin Galeri’nin uzmanlarının, kayıtçısının, konservatörünün katkısı olmadan gerçekleşemezdi. Birçok müzede, genellikle uzman eğitimci personelin olmadığı küçük müzelerde, müze uzmanı eğitim sunumundan da sorumludur.

Müze uzmanları ve eğitimciler, düşünce oturumlarına katkıda bulunmaya ek olarak, başka yollarla da işbirliği yapabilirler; yukarıda sözü edilen Horniman Müzesi’ndeki müzik oturumu bunu göstermektedir. Önce, koleksiyon sürecinin bir bölümü olarak, müzedeki çalgılar ve onların toplumsal ve teknik geçmişleri belgelenmiştir, bu da müze öğretmenine hareket noktası olacak bilgiyi sağlamıştır. İkinci olarak, koleksiyon sürecinin bir bölümü olarak çalgıların kendi özgün çevrelerinde kaydedilen sesleri elde edilmiş ve gruplara dinletilecek kopyalar hazırlanmıştır. Üçüncü olarak, elle dokunmaya ve hatta kullanmaya uygun bazı elişleri toplanmıştır. Bunlar, bu özel amaçla toplanmış modern çalgılardır ve içlerinde Batı Afrika davulları, bir Yugoslav kemanı, bir Avusturalya didgeridosu vardır.

Bazen öğretmenler ve yeni eğitim personeli için, nesnelerin sınıfta serbestçe kullanımının beklenenin aksine neden mümkün olmadığını anlamak güçtür. Müze uzmanlarının temel ilgisinin ve doğal görevinin koleksiyonlarının sağlığını korumak olduğunu anlamak önemlidir. Bu da, belgelemeye, depolamaya ve nesne araştırmasını sürdürmeye ve iyileştirmeye çok fazla zaman ve çaba harcamak demektir. Bazı müze uzmanları koleksiyonlarını genişletme işine de girerler. Bu temel görevlerin buluntuların eğitsel amaçlarla kullanılabilmesinden önce gelmesi gerekir. Eğer bir nesne hakkında hiçbir şey bilinmiyorsa, eğer nesnenin bozulmasına hatta kaybolmasına izin veriliyorsa, o nesnenin eğitsel değerine ciddi biçimde zarar verilmiş olacaktır. En iyi uygulama müze uzmanının, koleksiyon yapma politikasını geliştirmenin bir parçası olarak eğitimcilerin gereksinimlerini dikkate almasıyla sağlanır. Yerel okul nüfusunun çoketnikli yapısının, modern müfredatta çokkültürlü oluşa odaklanmanın, müze öğretmenlerinin kullandığı aktif öğretim yöntemlerinin benimsendiği Horniman Müzesi’nde durum böyledir.

Hepsine değilse bile pek çok müze nesnesine müze ziyaretçileri hiçbir zaman el süremez. Bununla birlikte bazı şeyleri ulaşılabilir kılmak olanaklıdır: Ev eşyaları, heykel ya da fosil gibi sağlam nesneler, çanak çömlek parçaları gibi nesne parçaları, yerine konulabilir olan ya da nadir olmayan nesneler bazen kullanılabilir. Müze uzmanları ve eğitimciler bu konuda birbirlerine karşı duyarlı olmak zorundadırlar; ancak sonuçta bir müze buluntusunun ele alınmak için serbest bırakılması her zaman müze uzmanının kararına bağlıdır.

Müze eğitimcilerinin iletişim becerileri diğer müze ve galeri personelinin becerilerinin tamamlayıcısı olarak müze yönetimi için değerlidir. Müze eğitimcileri, her türlü ziyaretçinin çok geniş kapsamlı (toplumsal, fiziksel, duygusal ve zihinsel) gereksinimlerine tepki göstermeye yetenekli, duyarlı, empatik olmaları gereken profesyonel yaklaşımları içinde belki de biriciktirler. Ziyaretçilerle iletişim ya coşkunun, yaklaşılabilirliğin, empatinin ve saygının yaşamsal olduğu doğrudan yüzyüze karşılaşma aracılığıyladır; ya da önceki yüzyüze iletişimin ve ilgili araştırmaların tam olarak bilgilendirdiği hazırlanmış yazılı ya da görsel malzeme aracılığıyladır. Her türlü ziyaretçinin kendi ziyaretini haz verici, güdüleyici, akılda kalıcı bulması ki bunları insanlar kendi açılarından değerlendirirbirincil kaygı olmalıdır. Bu beceriler, yaklaşımlar ve hedefler tasarımcının ve pazarlama görevlisinin iletişim becerilerini tamamlarlar. Müzenin sağlığı ve yaşamını sürdürmesi için ve ziyaretçilere olası en iyi deneyimi yaşatmak için birlikte çalışmak kaynakları en üst düzeye çıkaracaktır. Bu işbirliğinin, takım çalışması, iyi iletişim ve danışma stratejileri aracılığıyla müze yönetimi yöntemleri içinde kurulması gerekir (Locke 1984).

Müze eğitimcilerinin sürekli ve geçici sergilerin planlanmasında ve üretilmesinde yapacakları çok şey vardır. Bu yıllarca pek çok raporda (örneğin Wright 1973: 42; Williams 1981: 22) tavsiye edilmiştir; ama pek az müze bunu politikalarının bir parçası olarak benimsemiştir. Bunun olduğu yerlerde ziyaretçilerin buluntularla etkileşimlerinde niteliksel değişimler ortaya çıkmıştır. Örneğin, eğitim görevlisinin etiketlerin yazılması işine tam olarak girdiği Nottingham Galerisi’ndeki açık hava galerisinde ziyaretçilerin her tablonun karşısında alışılandan daha fazla zaman geçirdikleri ve tablonun etiketin telkin ettiği tabloda sanatçının yaptığı değişimler gibiyönlerini tartıştıkları gözlemlenebilir.

Sergileri planlama kurulları eğitim personeline de yer vermelidir. Hangi sergilerin düzenleneceği kararında eğitim personelinin görüşlerine de başvurulmalıdır. Eğer eğitim programlarının bu sergilerle bağlantı içinde düzenlenmesi bekleniyorsa öğretim yılının zaman çizelgesi dikkate alınmalıdır. Yaz tatiline ya da Noel konserine rastlayan mükemmel eğitim potansiyeli olan kaç sergi planlanmıştır? Okullar müzeleri ve onların sergilerini öğretimde daha fazla kullanmaya özendilirken, sergilerin tutarlı müfredatın gerekleriyle, ders programlarıyla ve ulaşılacak hedeflerle ne kadar ilişkili olabileceğini geniş bir biçimde araştırmak anlamlı olacaktır. Sergi programlarını, örneğin müzelerin nasıl kullanılacağını, nesnelerin nasıl “okunacağını”, ya da ilgili bir grup nesneyi birçok farklı müfredat alanında nasıl kullanılacağını gösterecek biçimde planlamak da yararlı olacaktır (Reeve 1988: 87).

Yönetim konuları müzelerin eğitsel işlevlerine göre son derece karmaşıktır. Personelin istihdam düzeylerinin karışıklığı, diğer müze işlevleriyle ilişkinin çeşitliliği, gün gün yapılması gereken ayrıntılı ve kesin planlama bunu müze ve galeri eğitiminin yaşamsal önemi olan bir yönü yapmaktadır. Eğer servisin yönetimi zayıf ise öğrenme potansiyeli gerçekleşmeyecektir.

11. MÜZE VE GALERİLERDE ÖĞRENME: FELSEFE VE YÖNTEM

Nesneler ve kurumlar

Müze ve galerilerde öğrenme seçenekleri oldukça fazladır. Koleksiyonlar bir yönden kendileri hakkında bilgi kaynakları olarak incelenebilir; ama diğer yönden de nesneler, üzerinde daha az durulan öğrenme sürecinin bir parçasını oluşturabilir. Örneğin, bir Minoan vazosu dikkatle incelendiğinde Minoan çağının teknolojisi ve kültürü hakkında bilgi verebileceği gibi, vazonun üzerindeki dekorasyon bir kumaş deseninde kaynak olarak kullanılabilir ve vazonun işlevi de konserve kutularının karşılaştırmalı incelemelerinde fasulye konservesi kutusu ile karşılaştırılabilir.

Öğrenme sürecinde nesneler katalizör gibidir: Nesnelerin malzeme yönü, “gerçek olmaları”, yazılı dünyaya gösterilen dikkatten niteliksel olarak farklı olan bir ilgiyi ya da dikkat yoğunlaşmasını uyandırma olanağına sahiptir. Doğal numuneleri ve maddi kültürü çalışmak duyuların kullanılması yoluyla beynin çalışmasını gerektirir.

Müze ve galerilerde çalışmak koleksiyonlarla ilgili olabileceği gibi kurumun kendisine yönelik de olabilir. Müze ve galerilerin oynadığı toplumsal rol nedir? Onları kim, niçin ziyaret eder? Kurum nasıl çalışır? Kim neyi, niçin yapar? Müzelerin bütün bu yönleri ile ilgili çalışmalar “Müze Çalışmaları” olarak adlandırılır ve yararlı öğrenme için potansiyel alanlardır; belki de sosyal çalışma, sanat tarihi ya da insan bilimleri kurslarının bir parçası olarak, kendi başına bir kurs olarak ya da kişisel ve toplumsal eğitimin bir yönü olarak da müze çalışmaları yararlı öğrenme alanlarıdır.

Öğrenmede buluntuları ve numuneleri kullanma

Müze koleksiyonlarının öğrenmede kullanılmasında çok çeşitli yaklaşımlar vardır. Buluntular ve doğal nesneler kendi başlarına dikkat odağı, “öğrenme nesnesi” olabilirler. Sorulacak ilk sorular hemen onların görülen yönlerine yoğunlaşacaktır: “Neye benziyor?”, “Kaç parçadan yapılmış?”, “Nereden geldi?”, “Kim yapmış?”, “Niçin?”, “Kimin için?” ve sonra, “O zamandan beri bu nesneye ne oldu?”, “Değişikliğe uğramış mı?”, “Nesnenin yapıldığı dönemdeki anlamı ne idi, şimdiki anlamı nedir?.”

Bu bakış yolu nesnenin kendisi, maddi özellikleri, tarihi ve geldiği yer üzerinde odaklanır. Bu bakış açısıyla iki boyutlu bir tablo bile üç boyutlu bir nesne gibi değerlendirilebilir. Tablonun bir dizi tabakadan (tuval, zemin, boya, cila, çerçeve) ve farklı maddelerden yapıldığı görülebilir. Bir tablo kaç parçadan oluşmaktadır? Jeolojik numuneler gibi doğal nesneler ne görüldüğüne ilişkin temel sorular sorularak da yorumlanabilir. Fosiller gibi bazı jeolojik numuneler bir zamanlar yaşayan yaratıklardı ve bu yaşayan hayvan nasıl hareket ediyordu, yaşıyordu, besleniyordu gibi sorularla değerlendirilebilir (Knell ve Taylor, 1989: 75).

Müzelerde bulunan bütün tarihi buluntuların ve doğal numunelerin bir yerden bir başka yere göç etme gibi karmaşık tarihleri vardır; çoğu zaman yıpranma ve onarım sıkıntısı çekmişlerdir; önemli olaylara tanık olmuş olabilirler; sahip oldukları anlam zaman içinde değişmiş olabilir. Özgün araştırmalara dayalı müze katalogları bazen bu konuların açıklanmasında çok yararlı olabilir. Bazı durumlarda ve bazı düzeylerde özgün araştırma öğrenciler tarafından gerçekleştirilebilir; fakat bu özellikle çağdaş parçalar ve müzedışı nesneler için uygundur.

Bazı şeylerin, belki de özellikle sanat nesnelerinin bir hikayesi vardır, bir görüş ortaya koyar, bir görüngüye verilen yanıtın kaydını ya da irdelenmesini içerirler. Sanat nesnelerinin amaçlı olarak iletişim ve açıklama işlevleri vardır. Söylemek gerekirse, bu durum tablolar için oldukça açıktır, fakat değişen derecelerde binalara, mobilyalara, ya da kostümlere de uygulanabilir. Örneğin, Harwick’li Bess’in Derbyshire’deki onaltıncı yüzyıla ait büyük evinin ön yüzündeki baş harfleri ve Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’ndeki oyma hayvanlar bize onların işlevine ilişkin bilgi verir. Özellikle mesajlar artık gündemde değilse ve dolayısıyla az ya da çok görünmez iseler nesnelerin maksatlı mesajlarını incelemek büyüleyici olabilir.

Nesnelerin maksatlı olmayan mesajları da okunabilir. Bütün buluntular zamanlarının ve yerlerinin ürünüdür ve malzemelerinde, biçimlerinde, dekorasyonlarında vb. teknolojik olanaklar ve kültürel değerler yansıyacaktır. İskoçya’daki 4’cü tren köprüsünü analiz ettiğimizde, Almanya’dan gelen yeni malzeme ve yöntemlerin kullanılabilirliğinin, Tibet’deki köprü örneklerinin ve ondokuzuncu yüzyılda üsluba ve zevke ilişkin İngiliz tutumlarının nasıl nihai tasarımdaki etmenler olduğunu görürüz (Baxandall 1985: 1240). Onyedinci yüzyılın sahiplerine sıcaklık ve mahremiyet sunan büyük ve dört tarafında ağır askıları olan bir yatağı, hem evlerin yapısı, hem de evde yaşayan insanlar hakkında bize bilgi verir. Duvarlara asılan boynuzlu ceylan ve geyik başları bunların yapıldığı dönemde hayvanlara karşı geliştirilen tutumlar hakkında bize neler anlatmaktadır?

Nesnelerin yorumları nadiren sabittir; zamana, yere, geçmişe, yorumcunun bilgi düzeyine ve görüşlerine göre değişiklik gösterir. Gainsborowgh tarafından onsekizinci yüzyılda yapılmış “Bay ve Bayan Andrews” adlı portre, Bay Andrews’i, yanındaki bir kanapeye oturmuş modaya uygun giyimli karısının yanında bir köpek ve tüfek ile ayakta dururken göstermektedir. Çift, aslında kendilerine ait bir arazide mısır koçanları arasında portrelerinin yapılmasını istemişti. Bu tablo o çağdaki üst sınıfın kadınlara, erkeklere ve mal sahipliğinin seyirciye ilişkin tutumlarını ve insanoğlu ile doğa arasındaki ilişkiyi yansıtmaktadır (Berger, 1972: 1068).

Bütün buluntuların ve pek çok doğal numunelerin olası yorumlanma ranjı vardır ve öğrenme sürecinde bu onların güçlü yönlerinden biridir. Bir buluntuya ya da bir numuneye verilen bireysel tepki kişisel anlatımdır ve kendi içinde değerlidir. Sözcüklerle, çizimle, duygularla ya da müzikle verilen herhangi bir tepki ne kadar küçük olursa olsun bazı çocuklar ve bazı yetişkinler için büyük bir başarıdır. Diğerleri için ise karmaşık yorumlamalar her tür yöntemle denenebilir ve iletilebilir; ilk kişisel tepki bilgiyle beslenebilir ve daha fazla analizle geliştirilebilir. Eğitim terimleri ile söylersek, yorumun “doğruluğu” bazen nesnenin yorumcuya verdiği tepkinin değerine göre ikincil durumdadır.

Nesnelerin anlamı değişkendir. Müze ve galeriler kendi iç bölümleşme sistemlerine ve koleksiyonların yönetimine göre buluntu ve numuneleri sınıflandırma eğilimindedirler. Böylece, nesneler üzerindeki giriş numaralarıyla gözlemlenebilir ve genellikle kendi tiplerindeki diğer nesnelerle birlikte sergilenir ve aynı müze bölümü tarafından korunurlar. Fakat, farklı bir koleksiyonla birlikte gruplanarak diğer nesnelerle birlikte sergilendiğinde nesnelerin görüntüsü ve anlamı farklılaşabilir. Örneğin,

onyedinci yüzyıla ait ahşap bir sandalye, bir dizi benzer buluntu ile birlikte sergilenebilir (bk. Şek. 11.1). Her bir bağlam orijinal sandalyenin farklı bir yönünü ön plana çıkaracaktır. Eğer aynı sandalye bir zanaatkarın diğer eserlerinden biri olarak ve diğer eserleriyle birlikte sergilenirse aynı sandalye zanaatkarın en güzel (ya da en çirkin) eseri olarak görülebilir, ya da bu sandalye belli bir tüketicinin özel istekleri doğrultusunda ya da oldukça zor koşullarda yapılmış bir sandalye olarak görülebilir. Onyedinci yüzyıl resimlerinden bazıları, örneğin Mary Beale’nin resimleri, Mary Beale çok yoksul iken ve tuval yerine soğan çuvalları kullandığı zamanlar yapılmıştı.

Bu sandalye başka tür sandalyelerle birlikte sergilenebilir: Vurgulanacak yön sandalyelerin tasarımları, kullanımları ve teknolojileri olabilir. Onyedinci yüzyıla ait bir Fransız sandalyesi geç yirminci yüzyıl koltuğu ile ya da Brezilya sedyesi ile nasıl karşılaştırılabilir? Sandalye belki de büyük bir koleksiyonla birlikte, özel bir kişi tarafından müzeye bağışlanmıştır. Eğer bu sandalye başka şeylerle birlikte sergilenirse zevki, kişisel üslubu ve değerleri, refahı ve müzenin tarihini betimlemeye başlayacaktır.

Nesneler sınıflandığında ve tekrar sınıflandığında nesnelerin disiplinlerarası olduğu görülebilir ve konunun sınırlarını göstermede ve aşmada kullanılabilir. New York’ta Metropolitan Sanat Müzesi’ndeki İslami Çalışmalar Projesi İslam sanatının matematikte kullanılma yollarını irdelemiştir. İslam sanatının her yerinde görülen karmaşık geometrik desenler uygulamalı matematiğin örnekleridir ve matematik öğretmenleri öğrencileri ile birlikte bu desenleri çalışmışlardır. Bu, sanatla ve sosyal çalışma ile de bütünleştirilmiştir (Norman ve Stahl, Unesco taraması).

Sayfa 73’de anlatıldığı gibi (bk. Şekil 8.2), benzer biçimde, buluntularla çalışmak, Ulusal Müfredat’ın farklı hedeflerine ulaşma ile ilişkilendirilebilir.

Buluntuları kullanmanın eğitsel değeri

Buluntular yaşa bağlı değildir ya da onlar hakkında daha önceden bilinenlere bağlı değildir. Gençler ve yaşlılar tarafından bağımsız anlamlar yüklenebilir ve buluntuları benzer biçimde her düzeyde güdüleyici olabilir. Kuşkusuz nesnelerin yarattığı duyular her zaman aynı olmayacaktır. Anlam, olgunlaşma düzeyinden, yaşam deneyiminden, bilgiden vb. bilgilenecektir. Fakat genellikle sırf nesneleri araştırmanın getirdiği heyecan yeni kapıları açmak, yeni etkinliklere neden olmak, yeni soruları sormak için yeterlidir.

Nesnelerle ilgili bilgi gelişiminin her evresinde soyut kavramların doğrulanması için nesneler gereklidir. İşin başlangıcında olan biri nesnelerle çalışırken aynen eğitimli bir bilginin gittiği yolu izler. Doğruluğun ve uygunluğun kararını verecek sonul hakem yine buluntunun kendisidir. Dolayısıyla, bilgi edinme sürecinin pek çok değişik aşamasında bir nesneye geri dönebiliriz ve doğrudan uygunluğu keşfedebiliriz. Nesne “belge” gibi iş görür, bilgiyi tutar ve kaydeder; biz daha fazlasını öğrendikçe değişmekle kalmaz, aynı zamanda bize ne bildiğimizi hatırlatan bir kapasiteye sahiptir.

Nesneler, bizim anlam dayatmalarımıza durmadan tepki vermelerinin yanı sıra, özellikle dokunma yoluyla beden ve beynimizin de yanıtını içerentepki verdiğimiz bir maddeselliğe sahiptirler. Tepkinin böyle canlı olması, öğrenme için gerekli olan bütüncül etkileşim sürecini başlatma olasılığını açar. Nesnelere hemen verdiğimiz istemdışı tepki, edilginlik ile etkin katılım ve öğrenme arasındaki genellikle zor olan aktarımı kolaylaştırır.

Bazen, gerçek şeyler yerine fotoğrafları ve slaytları kullanmak olanaklıdır, fakat bu genellikle yaşantının azalması ile sonuçlanır. İki boyutlu reprodüksiyonlar nesnelerden bütün boyut duygusunu ve sağlamlığı çekeralır; 4,5 metrelik bir fresk ile küçücük bir metal parayı aynı biçimde sunar. Belli ölçüleri olan insanlar olarak boyutlara farklı biçimlerde tepki veririz. Büyük şeyleri gözdağı verici ya da huşu telkin edici olarak; küçük şeyleri rahatlatıcı ya da korunmaya gereksinimi var gibi bulabiliriz. Bir

slayt gösterisinde bedenimizin büyüklüğe ve ölçülere tepki vermesi mümkün değildir.

Doku da gözden kaybolur. Kaba, hantal, hayvansı bir dokuma battaniye ve pürüzsüz, duyusal, kaygan bir ipek dokuma renk izlenimine indirgenir. Renge dayanarak dokumanın ne olabileceğini tahmin etmek için

deneyimlerimizi ve hayal gücümüzü kullanmak zorunda kalırız. Eğer o renk ya da dokuma hakkında herhangi bir deneyimimiz olmadı ise tahminde bulunmamız olanaksızdır. Fotoğraflanma sürecinde renk nasıl olsa değişmektedir ve kuşkusuz iki boyutlu reprodüksiyonların çoğu siyah ve beyazdır. Hiçbir şeyin olmamasındansa bu durum daha iyidir; ama duyu yoksunluğuna, özellikle dokunma ve koku duyularının yoksunluğuna, sonuçta elde edilen bilginin seyreltilmiş olduğuna dikkat edilmelidir.

Gerçek şeylerle deneyim bütüncül öğrenmeyi sağlayabilir (Matthews, 1980:934). Bütüncül öğrenme ilişki içinde bilmedir, bütünle nasıl bağlandığını anlamadır. Bir filin etrafındaki gözleri bağlı bir grup insan benzetmesi bu durumu açıklayabilir. Kuyruğu tutan biri yılan olduğunu, ayağı tutan biri ağaç olduğunu, hortumu tutan biri kertenkele olduğunu söyler. Göz bağları açıldığında aynı şeyin değişik parçalarını tuttuklarını görürler. Nesneleri çalışmak kültür, teknoloji, insanlar, toplumsal yapı, geçmiş, şimdi ve gelecek ile bütüncül öğrenmenin gelişmesini sağlayacak ilişkileri kurar. Eğer doğru ise, Aquinas’ın da önerdiği gibi (HooperGreenhill 1988c), soyut yerine somut ve maddi olanla daha iyi ve daha temelli öğreniriz; yaşam boyunca bu dünyada var olduğumuzu hissedebilmek ve zihinsel sembollerimiz ve soyutlamalarımız için sağlam bir maddi temel oluşturmak için nesnelere yoğun bir gereksinim duyarız.

Nesnelerle çalışmanın en heyecanlı yönlerinden biri düşüncenin kendisinin gelişmesi olasılığıdır (Delahaye, 1987). Gerçek şeylerle çalışmak; karşılaştırma yapmak, anımsamak, ilişki kurmak, sınıflandırmak, sorgulamak, somut gözlemlerden soyut kavramlara geçmek, bilinenden bilinmeyene uzanmak, belirgin gözlemlerden genellemelere ulaşmak da dahil olmak üzere her türlü düşünmenin gerçekleşmesini sağlar. Müze ve galerilerde bu süreçlerin gerçekleşmesinin biricik özelliği, duyularımızın hemen hemen istemdışı olarak kullanılmasıyla bağlantılı olarak kendiliğinden gerçekleşmesidir. Öğrenme, daha az beceri gerektirir, daha eğlenceli ve gerçekten keşfedici olur.

Nesnelerden öğrenmek için duyuları kullanmak

Bir nesneye ilk tepki, bakma, dokunma, hissetme, dinleme, koklama ve tatma yolları ile uyarılabilir (bk. Şekil 11.2). Açıkça, bu duyuların hepsinin bütün nesnelerle gerçekleşmesi olanaklı ya da istendik değildir ve pek çok nesne için bakma nesnelere tek yaklaşma aracı olarak kalır.

Bununla birlikte, mümkün olan durumlarda dokunma ve elle yoklama heyecan verebilir ve nesneyi öğrenme güdüsünü arttırabilir: Nereden geldi, kime aitti, bu nedir, vb. Başka bir yerde elde edilemeyecek çok eski, hiç bilinmedik bir şeyi elle yoklamanın heyecanını müze ve galeriler sunar. Pek çok kişinin, nesneleri elle yoklamayı, eline almayı, alt tarafına ve içine bakmayı, yıpranma izlerini ya da yapımcısının markasını bulmak için yapıldığı maddeyi incelemeyi öğrenmeye gereksinimi vardır. Dikkatli bakma dikkatli dokunma ile birleştiğinde, örneğin bir tabağın kalıba dökülerek mi yapıldığı, elle mi yapıldığı ya da çarkta döndürülerek mi yapıldığı keşfedilebilir. Dokunma ısıyı, kaldırma ağırlığı gösterir; buradan maddenin doğası hakkında sonuç çıkarılabilir. Bir yumru, leke ya da aşınmayı hissetmek nesnenin geçirmiş olduğu kullanım türünün ve miktarının göstergesidir. Biri tarafından üretilmiş bir buluntuya ya da günlük yaşamdan çok uzak bir şeye dokunmak olağandışı bir deneyim olabilir. Örneğin, uzun zaman önce ölmüş bir heykeltraşın parmak izine ya da bir dinozorun ayak izine dokunmak çok özel bir deneyimdir.

Eğer mümkünse nesneye ilişkin olarak diğer duyuları kullanmak hem deneyimin kendisini, hem de özümsenebilecek bilgiyi genişletir ve derinleştirir. Bazı nesneler dinlenebilir: Müzik aletleri ve gösterime sunulan makinalar bunlara örnektir. Bazı nesneler koklanabilir; Kanada’nın batı kıyılarında yapılan buharda pişmiş sedir ağacından bir kutu gibi. Baharatların ve doğal numunelerin çoğu ya da deri gibi doğal malzemelerden yapılan şeyler de koklanabilir. Tadına bakılacak nesne sayısı fazla değildir, fakat bazı müzelerde onyedinci yüzyıl usulü bir yemek pişirmek ve yemek bazen olanaklıdır. Strasburg’da Modern Sanatlar Müzesi’nde gerçekleştirilen bir sanat atölyesinde Braque’nin bir tablosu uyaran olarak kullanılmış ve çocuklar armut ve elmalardan oluşan bir tablo ile çalışmışlardır, çalışma sonunda aynı meyvaları önce koklamışlar sonra yemişlerdir. Müze ve galeri eğitimcilerinin çoğu buluntularla deneyimin müze ve galerilerin sunabileceği en değerli şey olduğunun farkındadır ve etkinlik oturumlarının çoğu birden fazla duyudan yararlanacak biçimde örgütlenecektir. Pek çok oturum yalnızca duyuları içermez; aynı zamanda oyunlar, kostümleri deneme, sanat ya da başka nesneler yapma, roloynama, ölçme ve tartmada olduğu gibi bedeni de içerir.

Bütün olarak, müze personeli özel bir etkinlik programı düzenlemediğinde, bakma, kullanılma olasılığı en yüksek duyudur. Bazılarının düşündüğü gibi bakma basit saf bir duyu değildir ve genellikle sorunludur. Sadece bakmak zordur. Çizim, elle yoklama, tartışma aracılığıyla ya da görmeyen birine nesneyi anlatmada olduğu gibi belli bir amaç için bakma durumu kolaylaştırır. Bir büyüteçle, bir çerçeveli kart aracılığıyla ya da farklı bir açıdan bakmak yardımcı olabilir.

Neyin görüldüğü neyin bilindiğine bağlıdır; dolayısıyla müze uzmanları bir buluntuyu onun üzerinde yaptıkları ya da yapacakları bir araştırmayla ilişkili olarak göreceklerdir; bir sanatçı nesneyi düşüncelerin kaynağı olarak, küçük bir çocuk garip ve belki de korkutucu bir şey olarak görecektir. Bilgi özel bir nesne hakkında derinleştirildiğinde daha fazla şeye bakılacak ve görülecektir. Örneğin, eğer yapan kişinin işaretinin olma olasılığı varsa, belki de nesne ters çevrilecektir. Yanan bir evden gelen bir mobilyada dumanın hasarından doğan renk değişimi farkedilecektir. Dikkatli bir biçimde kaya örneklerini inceledikten sonra bir binaya bakmak binada kullanılan malzemenin farklı bir biçimde ele alınmasına neden olacaktır.

Bakma kendi başına mesafeli bir duyudur. Diğer duyulardan daha az fiziksel ve daha az doğrudandır. Bu, özellikle müzenin sergilerine camekan arkasından bakıldığında geçerlidir. Bakma, elle yoklama ile birlikte olduğunda durum oldukça farklıdır: Küçük bir şeyi tutmak ya da büyük bir şeyi okşamak istemdışı fiziksel tepki gerektiren fiziksel bir etkinliktir ve görmek ile hissetmek yan yana gidecektir. Bakmak kendi başına katılımı benzer biçimde kışkırtmaz.

Fakat uzun uzun bakmak bilişi gerektirir; hem kişisel hem toplumsal olan bireysel bir dünya görüşünün bir parçası olarak ısrarlı bakışı temsil edebilecek biçimde nesnenin içe alınmasını ve yorumlanmasını gerektirir. Bu, öğretmeyi ve öğrenmeyi gerektiren zor ve karmaşık bir süreçtir; fakat gerçekte nesnenin bakan kişinin zihinsel yapısına ve varolan deneyimlerine mal edilmesi için gereklidir. Dünyanın bilgisinin ve yorumlanmasının temelinde bu deneyim vardır. Nesneleri çalışmak dünya hakkındaki bu yorumu geliştirebilir ya da değiştirebilir, fakat bu ancak bakan kişinin dünyaya verdiği anlam ile sözkonusu şey arasında ilişki kurulabilirse olur.

Anlamlar bireyseldir, akıcıdır, değişkendir, kararsızdır ve bazıları birbiriyle örtüşen, bazıları da çelişen kültürel, bireysel, politik ve ekonomik bağlamlarda var olurlar. Biz hergün dünyaya anlam vermeye çalışırız; kendi anlamlarımızı ve başka insanların oluşturduğu anlamları oluşturur, değiştirir ya da doğrularız. Kuşkusuz bu kısmen bizi çevreleyen maddi kültür aracılığıyla ve genellikle kendiliğinden gerçekleşen bir süreç aracılığıyla yapılır. Belli bir ortamda bu ortamdaki maddi kültürün doğasını nasıl okuduğumuza göre kendimizi rahat ya da rahatsız hissederiz. İnsanlara nesneler hakkında ve nesneler yoluyla öğretmenin bir bölümü bu toplumsal beceriyi ortaya çıkarma ve yansıtmadır, çoğu zaman onu incelemeden bu beceriye hepimiz sahibizdir ve bu beceri toplumsal yaşam için gereklidir. Bu beceri nesne öğretiminin başlayacağı temeldir ve duyusal algılamalar aracılığıyla ortaya çıkar ya da üstü açılır; bu duyusal algılamalar da analiz edilebilir, sorgulanabilir, düzeltilebilir ve yeniden yorumlanabilir.

Resmin kurulması

Bir ön duyusal inceleme, nesne hakkında oldukça fazla miktarda bilgiyi ortaya çıkarabilir ve nesneye katılıma yol gösterebilir. Bu bilgiler bu incelemenin tartışılması ve soruşturulması aracılığıyla kurulabilir; bu süreç sırasında belki hemen yanıtlanamayacak pek çok soru ortaya çıkacaktır ve gelecekteki araştırmalar için pek çok kapı açılacaktır (bk. Şekil 11. 3). Nesneleri araştıran müze eğitimi görevlileri pek çok sorunun yanıtlarından bazılarını bileceklerdir, fakat hangi bilgilerin ve ne kadar bilginin seçilmesi gerektiği konusunda grup liderleri ile çalışmaya gereksinimleri vardır. Görüşme için randevu alındığında ilk tartışma bu konuda rehberlik sağlamalıdır.

Nesnelerle öğretim yapmada temel sorun dersi erken bitirmekten kaçınmadır. “Bu nedir?”, “Bu bir ahşap sandalyedir.” Nesneye bir ad verme inceleme sürecinin başlamadan bitmesine etkide bulunur. Bakmanın ilk

Şekil II. 3. Analiz, tartışma ve araştırma duyusal verilerle birleştirilerek nesnenin derinlemesine incelenmesinde kullanılabilir.

aşamasında olabildiğince çok konu açmak ve yanıt için nesneye yeniden bakmayı gerektirecek soruları sormak önemlidir: “Sandalyede hangi tür dekorasyon görüyorsun?” Bunu izleyen soru varolan bilgiye dayanır: “Bu sandalye kumaş ile kaplanmamıştır. Buna oturmak neden rahatsız etmez?” Erken onyedinci yüzyılın yastıklı giysileri hakkında önceden verilen bilgi yanıtı verebilmek için gereklidir.

Nesne çalışmasının amacına göre, becerikli bir öğretmen ilk incelemenin yönünü manipüle edebilir ve deneyime biçim verebilir. Örneğin, eğer öğretmen İronbridge’deki köprüye bakmanın nedenini, köprüde hangi malzeme kullanıldığını ve bu bilginin demirin diğer kullanım alanları ile ilişkilendirileceğini biliyorsa, nehre köprü kurmanın toplumsal etkisine değil, demirin maddi özelliklerine ve bu tür köprü yapmadaki kullanım alanlarına yoğunlaşılacaktır. Fakat bu ilk incelemeyi çok daraltmak hata olacaktır, çünkü nesnelerle çalışmanın en ilginç yönlerinden biri nesnelerin disiplinlerarası etkisidir; konunun sınırlarını aşma yolu nesnelere yeni bakma yollarını açar ve örneğin teknolojinin nasıl toplumsal etkiye sahip olduğunu gösterir. Demirin maddi özellikleri gibi soyut kavramlar somut etkilerle ilişkilendirildiğinde çok daha kolay öğrenilir.

Duyusal inceleme yoluyla toplanan bilgi ve bilginin analizi tartışılabilir ve daha önceki bilgi ve deneyimlerle ilişkilendirilebilir. Çoğunlukla olduğu gibi bu bir grup denemesi ise bireysel algılamalar ve izlenimler diğerlerininki ile karşılaştırılabilir. Bilgi paylaşılabilir. Bu, farklı geçmişe sahip yetişkinlerle çalışılırken özellikle ilginçtir; örneğin, biri kimyager olabilir, diğeri köprü yapımını bilebilir, üçüncüsü bir balıkçı, dördüncüsü erken onyedinci yüzyıla ait okulda çalışma yapmış biri vb. olabilir. Bütün bu değişik deneyimlerden, örneğin İronbridge’deki nehri aşan köprüye ilişkin oldukça kayda değer bilgiler kurulabilir. Bütün bu malzemenin sentezi daha fazla bilginin edinilmesini gerektirir ve öğretmenlerin, öğrenicilerin ya da hepsinin birlikte bir araştırma yapmasını özendirir.

Nesnenin kullanımının ve anlamının zaman içindeki değişimleri konusunda hipotezler ve tümdengelimler önerilebilir ve tartışılabilir. Onyedinci yüzyıldan kalma ahşap sandalye ya da demirden yapılmış yarıdairesel köprü evimizdeki sandalye ile ya da bölgemizdeki köprü ile karşılaştırılabilir. Belki evimizdeki ahşap sandalyeler mutfak küçük olduğundan katlanmıştır ve oturma odasındaki sandalyeler büyük ve yastıklıdır. Belki yöremizdeki demiryolunu aşan köprü güçlükle farkedilmektedir, çünkü yol seviye ya da üslup değiştirmeden üzerinden geçmektedir. Bu basit karşılaştırmalar bilgileri ortaya çıkarıcı olabilir.

Farklı kültürlerle de karşılaştırmalar yapılabilir. Müzelerin burada yerine getirecek güçlü bir işlevi vardır. Şu anda içinde bulunduğumuz zaman ve mekan da dahil olmak üzere, zaman ve mekanda aynı amaç için kullanılan nesnelerin karşılaştırmalı serimi insanların bildik olmayan nesnelerin kodlarını çözmeye hemen başlamalarını sağlar. Örneğin, bir modern dönem cam su testisi, bir çalılık devekuşu yumurtası, bir Yunan vazosu ve onaltıncı yüzyıla ait deriden bir Tudor kovasının müzede karşılaştırmaya elverişli biçimde serimlenmesi heyecan vericidir. Ulusal Müfredat’ın teknoloji ile ilgili bölümünde buluntuların tasarım sorunlarını çözebileceğine işaret edilmektedir. Az önce sözü edilen karşılaştırmalı serim su taşıma sorununa bazı çözümler sunmaktadır. İlgili nesneler, fotoğraflar, belgeler vb. yoluyla sunulan ek bilgiler niçin bu özel çözümlere ulaşıldığına ilişkin gerçek ayrıntılı öğrenme deneyimi sağlayacaktır.

Müze süreçlerini öğrenme

Müze ve galerilerdeki nesneleri çalışmak, genellikle, nesne niçin müzededir, müze uzmanları ve konservatörler bütün gün ne yaparlar ve müzeler ne içindir sorularına götürecektir (bk. Şekil 11.4). Bu sorular müze ve galeri eğitiminin temel bölümleridir ve eğitim görevlisinin işlevlerinden biri müzelerin rolü ve işlevi hakkında insanları bilgilendirmektir. Bu belki de yardım almadan müze ziyareti planlayan bir öğretmen için daha zordur, fakat sorulardan çoğunun ilk yanıtları oldukça açıktır ve diğerleri ya müzede sorulmak üzere ya da daha sonra kitap araştırması yaparak doğrulanacak olan araştırma soruları olarak kullanılabilir (Harrison 1973; Ambrose 1987). Fakat müze süreç ve etkinliklerini müze ve galerilerle birlikte yürüterek çalışmak özellikle verimlidir. Proje bazen okulda (Uldall 1982) ya da yetişkin eğitim çalışmasının bir parçası olarak topluluk içinde gerçekleşebilir (Riksutstallningar 1976: 119).

Danimarka’da Odense belediyesi müzesi, istendiğinde tümü yerel okullara ödünç olarak verilebilecek buluntulardan bir koleksiyon oluşturmuştur. Bunlar ya geldikleri yer belirlenememiş ve belgeleri yapılamamış olduğundan ya da kopya olduklarından müze uzmanları için fazla değerli olmayan nesnelerdir ya da özel olarak ödünç verme amacıyla toplanmış nesnelerdir. Müzelerin nesneleri ulaşılabilir yapma amacı esas olarak müze süreçlerinin demokratikleştirilmesidir ve müzenin herhangi bir müdahalesi olmadan topluma müze uzmanlarıyla aynı yolda maddi kültürle çalışma sorumluluğu ve olanağı vermektedir. Bu, müzelerde norm olma eğilimi taşıyan tek yönlü iletişim kanalını ve müze uzmanlığı mesleğinin kültürel seçkinciliğini tersine çevirme şansı olarak görülmektedir.

Nesneler, genellikle, normal öğretimin askıya alındığı, genişletilmiş projeler ve disiplinlerarası takım çalışması için fırsat çıktığı “özel haftalarda” okullar tarafından kullanır. Öğrenciler müzeden ödünç alınan

maddi kültürü, anababalarını, büyük anababalarını, yerel fabrikaları, dükkanları ve diğer müzeleri ziyaret ederek çalışabilirler Demirden yapılmış elişlerinin çalışılmasının bir parçası olarak, örneğin demirci dükkanlarındaki demirci gibi zanaatkarlar ziyaret edilebilir.

Gerektiğinde yazılı sözcüklerden destek alarak pratik araştırmalara yoğunlaşılır. Araştırma sonuçları öğrenciler tarafından ve öğrenciler için tasarlanan ve düzenlenen bir okul sergisinde serimlenir. Müzenin rolü bilinçli olarak, ödünç verme nesneleri, sergi kasaları ve plan, harita ve kitap gibi öğretme malzemeleri ile sınırlandırılmıştır. Müze, uzmanların dışındaki kişilerin de “kültürümüzü yönetebileceği”ne ilişkin kendine güvenli bir beklenti içinde rolünü sınırlandırmıştır (Uldall 1982). Öğrenciler bir sergide edilgin seyirci olmaktan, etkin ve yapıcı olmaya dönüşmüşlerdir.

1970’lerin sonlarında Ulusal Portre Galerisi’nde geliştirilen CSE Müze Çalışmaları müzenin işlevlerini ve süreçlerini araştırma konusuna farklı bir görüşle yaklaşmıştır (Morris 1985). Bu kurs, ortaöğretim öğretmenlerinin bir müze ziyaretinin nedenlerini nasıl haklı çıkarabileceğine yardımcı olmak amacıyla düzenlenmiştir. Bu kursun oldukça karmaşık bir yapısı vardır: Müze işlevlerinin öğretimi genellikle UPG’de gerçekleşmiştir ve sonra diğer müze ve galerileri ziyaret ederek kurs desteklenmiştir. Sergi ofisi, tasarım ofisi, konservasyon stüdyosu, kayıt, yayın bölümü, müze dükkanı, basın ofisi, fotoğraf koleksiyonu, eğitim bölümü, kütüphane ve arşivi de dahil olmak üzere galerideki tüm elemanlar kendi görevlerini, eğitimlerini, çalışma saatlerini, masrafları ve deneyimlerini anlatmışlardır. Öğrenciler, “sahnenin gerisindeki” uzmanlık alanlarını, örneğin, galerinin düzenlenmesini ya da sökülmesini, ultraviole lambaları ve diğer koruma malzemelerini, depolama alanlarını, arşiv malzemesi kutularını ziyaret etmektedir.

Kursun temeli, müze görevlerini öğrenme ve anlama üzerinde yoğunlaşmaktadır. Böylece, müze ve galerilerin kullanımına dayalı iki özel seçenek belirmektedir; örneğin, “1880’den günümüze kadar olan ev mimarisi” ya da “tarihsel ya da kurgusal bir karakter çalışması.” Kursun bir parçası olarak, farklı müze ve galeri türlerine on ziyaret yapılmalı, böylece kurumların ulaşabileceği sınırın anlaşılması sağlanmalıdır.

Kurs on yıldan fazla süredir başarıyla sürdürülmektedir, fakat eğitimin yapısındaki yeni değişimler kursun sürekliliğini tehlikeye atabilir. Kurs çok başarılı olmuştur. Kursa katılan öğrencilerin müzeler, buluntular ve kendileriyle çalışan profesyoneller konusunda güven ve bilgileri artmıştır. Altıncı form grubu ile çalışan öğretmenlerden biri öğrencileri hakkında şunları yazmıştır: “Bu kursu sürdürmekteki gerçek hazlardan biri öğrencilerde yetişkin gibi konuşma, soru sorma ve dinleme yeteneğinin gelişmesi oldu.” Sınav sonuçları haz verici hale geldi. İlgili müze personeli için bu kurs küçük bir grup öğretmen ve öğrencinin büyük çabalarını temsil etmektedir. Ancak, kursun, derinliğine niteliksel öğrenmede zorunlu bir çalışmadan daha fazlasını sağlayabileceği söylenebilir.

Müzelerde öğrenme potansiyeli, nesnelerden öğrenmeyi, müzeler hakkında ve müzelerin ne yaptığı hakkında öğrenmeyi içermektedir. Bu potansiyelin gerçekleştirilmesi müzeler ile öğretmenler arasında dikkatli ve ayrıntılı planlamayı ve işbirliği içinde çalışmayı gerektirmektedir.

12. PROGRAM TASARIMI VE DEĞERLENDİRME

Müze ve galerilerde öğrenmenin planlanması

Müze ve galerilerin eğitimde kullanımı potansiyel olarak oldukça zengindir; fakat müze ziyareti sonunda öğrenmenin gerçekten gerçekleştiğinden emin olmak için hangi adımların atılması gerekir? Diğer bütün eğitim süreçlerinde olduğu gibi, müzede öğrenmenin doğası anlaşılmalı ve öğrenme süreçleri dikkatle planlanmalı ve değerlendirilmelidir.

Okul öğretmenlerinin bir müze, galeri ya da sit ziyaretindeki öğrenme potansiyelinin her zaman farkına varmadıklarına ve böylece öğrenme fırsatlarının kaçırıldığına ilişkin bazı bulgular vardır. Müzede gerçekleşen çalışmalar her zaman müfredatla bütünleşmemekte ve müze ziyareti öğrenme sürecini geliştirici bir fırsat olmaktan çok yalnızca bilgi edinme şansı olarak görülmektedir (Clarke, 1989). Çocuklar genellikle müze ziyaretinin işlevlerini karıştırırlar. Öğretmenler bazen eğitimsel amaçları tam olarak tanımlamamakta ve ziyaret deneyimini kendi kendisini doğrulayan bir deneyim olarak görme eğilimini taşımaktadırlar.

Bu konudaki araştırmaların çok eksik olmasına karşın, müzelerin öğrenme potansiyelini maksimuma çıkarmak için temel örgütlenme ve ziyaret planı hakkında yardımcı olabilecek bir ya da iki yararlı çalışma vardır. Bu çalışmalar müze ve galeri ziyaretlerine özgü planlama yapılması konusunda birkaç noktada bizi uyarmaktadır.

Amerika’da yapılan bir araştırma, okul çocuklarının yeni bir yere götürüldüklerinde çevrenin yeniliklerine olan tepkilerini, çocukların çevreyi araştırmalarını özendirecek görevleri tasarımlamak gerektiğini göstermektedir (Falk, Martin ve Balling 1978; Falk ve Balling 1980). Müze, galeri, sit ve doğa merkezlerine yapılan seyahatlerin çoğu çocukların tanış olmadıkları uyarıcı ortamlardır (ve bu araştırmacılar çevre eğitimi ile ilgilidirler); bu tür çevrelerde çocukların uyum sorunları çevreyi araştırma yoluyla giderilmelidir. Bilgitemelli görevler araştırıcı tarzda gerçekleştirilmediği takdirde, kendini rahat hissetmeden önce çevreyi araştırma gereksinmesi bilgitemelli görevlerin gerçekleştirilmesini engelleyebilir.

Pek çok müze ve galeri eğitimcisi farklı yaşlardaki izleyicilerin yabancı ortamlarda kendilerini rahat hissetme gereksiniminin farkındadır. Örneğin, bazı çocuklar nereye geldiklerini ve müzenin ne olduğunu bilmeden müzeye gelirler. Galeri gezisi bu uyum sorununu arttırabilir. Eğitim oturumunun yapılacağı yere gelindiğinde bazı temel uyum düzenlemeleri ziyaretin temel amacı için yaşamsal önemdedir. Bu ziyareti eğitim görevlisi düzenliyorsa ve hatta sınıf öğretmeni grup lideri ise, grubun dikkatini yeniden yoğunlaştırmak için bu ilk uyum aşaması gereklidir. Veri toplama, çeşitli yöntemleri kullanma gibi araştırıcı davranışlar bu aşamadan hemen sonra gerçekleştirilmelidir; uyum programından ve temel konuların ve yöntemlerin oldukça basit biçimde açıklanmasından sonra, alanın keşfedilmesine ek olarak, araştırmanın yapılandırılmış ve bilgitemelli olmuş olacağı umulur.

Beklenebileceği gibi, daha büyük çocuklar tanıdık olmayan ortamlarla başetmeye daha hazırdırlar. Büyük çocuklar tam günlük ziyaretlere çok iyi dayanabilirken, küçük çocuklar yerel müze ya da doğa merkezi gibi civarlarındaki ve okul çevrelerindeki daha kısa ziyaretlerden yararlanabilirler. Her yaşta tekrarlanan ziyaretler özellikle yararlıdır; ilk ziyaret etkinliklere tanış olmaya, ikinci ve daha sonrakiler daha kavramsal malzemelere yoğunlaşabilir.

Müze öğrenmesinin doğası, ikinci bir çalışmanın konusudur. Pond, tarih öğretmeninin bakış açısıyla, çocukların müze ve galerilere yaptıkları alan seyahatlerinden gerçekten herhangi bir şey öğrenip öğrenmediğini sorgulamıştır (Pond 1983; 1984 ve 1985). Piaget’in çalışmaları ile yaptığı deneylerde, somut işlemler dönemini aşan çocukların müze ziyaretlerinden daha fazla yararlanabildiğini keşfetmiştir. Bu, daha küçük yaştaki çocuklar için müze ziyaretinin uygun olmadığı anlamına mı gelmektedir? Pond bir başka seçenek önermektedir: Büyük ölçüde Piaget’in çalışmalarıyla ilgili sonlu, yapılandırılmış problemler karakteristik bir tarihsel yaklaşımı temsil etmemektedir.

Ponds, tarih çalışmanın, belirli bir insan eyleminin ve etkinliklerinin anlatımının süregelen kanıtlar üzerine kurulması girişimi olduğunu belirtmektedir (Ponds 1985: 33). Bu, spekülatif ve yönlendirilmiş düşgücü aracılığıyla gerçekleştirilir. Dolayısıyla, müze ve galeri ziyaretlerinde, öğretmenin çocuklara geçmişle duygusal ve düşsel bağlar kurma olanağını vermeleri uygundur. Müze ve galeri ziyaretlerinin yararlılığı düşgücünü kullanmada ve düşünceyi açık uçlu spekülasyon sürecine sokmada yatmaktadır.

Bu yaklaşım açıkça tarih öğretmenlerine uygundur. Fakat, bu bulgu diğer konu alanlarında çalışan gruplara nasıl uygulanabilir? Bu, ilk anda göründüğünden daha uygun olabilir. Amerika’daki Franklin Enstitüsü Bilim Müzesi’nde oldukça üst düzeyde yapılandırılmış bir okul ziyaretinin değerlendirilmesi sonucunda, etkileşimli bilim sergilerinin bilimi öğretmesine karşılık, müze ziyaretinin gücünün, bilişsel alandan çok duygusal alanda olduğu görülmüştür (Botun ve Flexer, Unesco taraması).

Araştırmacılar, öğrencilerin müze ziyareti deneyimleri konusunda, bir yandan eğlence, ilgi ve güdü, diğer yandan tanıma, anlama ve uygulama ile ilgili çeşitli testleri uyguladılar. Öğrenciler, ya etkileşimli sergi deneyimi yaşamışlar, ya bu sergide öğretilmek istenen kavramları müzede ders olarak görmüşler ya da her iki deneyimi birbirini izleyerek yaşamışlardı. Ayrıca bir kontrol grubu da test edildi. Sonuçlar, deneyde kullanılan etkileşimli sergilerin bilimsel kavramları didaktik ders kadar iyi öğrettiğini gösterdi. Fakat, daha önemlisi, öğrenciler sergiyi hem okulda hem de müzede verilen dersten daha eğlenceli bulmuşlardı. Ek olarak, öğrenciler, müze ziyaretini bilim öğretiminde etkili bir yöntem olarak algılamışlardı. Fakat, daha büyük başarı öğrencilerin tutumları, eğlenmesi ve duygularında yatmaktadır. Öğrenciler öğretmeyi eğlenceli ve hoş bulduklarında öğrenmenin daha etkili olacağı bilindiğinden, müzeler kolayca kazanmış görünmektedir.

Hem Pond, hem de Borun ve Flexer’in sonuç olarak önerisi, müzelerin gerçek öğrenme potansiyelinin, imgelem ve duygular için, aktif öğrenme yoluyla bilgiilişkili kavramları eğlenceli biçimde kullanma olanağını sağlamasındadır. Bu sonuç, uygulamada bunun doğru olduğunu keşfedecek olan pek çok müze eğitimcisine tanıdık gelecektir. Müze ve galeri programlarını planlamada başka yerlerde ne yapıldığını tekrarlamaya gerek yoktur. Ziyaret deneyimi buluntularla, numunelerle, tarihi sitlerle ve çevreyle düşsel ve duygusal bağlar kurabilmeyi sağlamaktadır.

Bu duygusal bağlar eğer belli bir çocuğun ya da yetişkinin dünyası ile kurulursa başarılı olacaktır. Ancak, örneğin sanatı değerlendirmeyi öğretmede, sanatçıların adlarını, tarihleri, tarihsel üslupları ve etkileri ezberden söylemek bu bağın kurulmasını büyük bir olasılıkla sağlamayacaktır. Eğer sofistike ve konuya tanış öğrenciler varsa, bu bilgiler onlar için uygun olacaktır. Yeni başlayanlar için tablolara nasıl bakılacağı konusunda bir giriş yapmak çok önemlidir. Temel ilke, müze öğretmeninin ya da uzmanının bilgisinden ve yaşam deneyiminden değil, izleyicinin bilgisinden ve yaşam deneyiminden çalışmaya başlamaktır. Bunun anlamı, açıkça, her bir grup ya da grup türü için yeni bir başlangıç noktası bulmaktır (Whitechapel 1989:16).

Okul çocukları ile ilgili olarak Ulusal Müfredatın gereksinimleri akılda tutulmalıdır. Öğrenmenin çeşitli alanlarında, özellikle tematik, bilgiilişkili ya da tutumlarda uyarıcı olabilecek okuldışı ziyaretler resmi kaynaklarda özendirilmektedir (DES 1989c: 9). Özellikle ortaöğretimde yeni görüşleri ele alabilmek, akılyürütmeye dayalı tartışmayı geliştirmek, deneyimleri içselleştirmek ve bunlardan kişisel açıklama yolu bulabilmek için HMI daha fazla konuşmaya ve tartışmaya gereksinim olduğunu belirtmiştir (DES 1989c: 10). Müze ziyaretleri bu gereksinimi tatmin edecek olanaklar sunabilir ve aynı zamanda, soyut görüşlerin ve genellemelerin temellendirilebileceği genişlik ve bütünlük, aktif öğrenme ve ilkelden deneyim gereksinimlerini de tatmin edebilir. Yine ortaöğretimde bu konuda bir yetersizlik olduğu belirtilmektedir (DES 1989c: 11 ).

Yetişkin ziyaretlerinin planlanmasında da öğrenicilerin gereksinimleri çok önemlidir; ama yetişkin izleyiciler tartışmaya ve soyut kavramlara dayalı deneyimlerden de yararlanacaklardır. İzlenmesi gereken en iyi yol olmasa bile, özel akademik bilgiye yoğunlaşan daha formel bir öğrenme yaklaşımının yetişkin izleyicilere sunulması daha olanaklıdır. Özel bir grubun gereksinimleri alternatif yaklaşımlar ortaya çıkarabilir. İskoç Müzeleri Konseyi’nin Boş Zamanlarda Öğrenme Programı için çekilen bir videoda (Stewart, 1988), kendi başına seyahat eden bir kadının, bir başka grup kadın ile tek başına seyahat etmenin zorluklarını ve eğlenceli yanlarını tartıştıktan sonra bu tartışmanın kadın sanatçının tablosundaki imgeleri nasıl etkilediği anlatılmaktadır. Londra Müzesi’nde elle yoklamaya dayalı öğlearası konferansları oldukça başarılı olmaktaydı. Bazı müzelerde, bir aileye hep birlikte bir şeyler yapma olanağı verilmektedir. Yaşlı kişilerin kendi yaşıtlarını galeriye getirdikleri RSVP (Emekli Kıdemli Gönüllüler Programı) adı verilen bir program Liverpool’daki Tate Galerisi’nde uygulanmaktadır. Benzer yaklaşımlar Amerika’da uygulanmaktadır (DES 1988a). Yetişkinlerle çalışmanın arkasındaki temel ilke işbirliği ve danışmadır. Gruplar homojen değildir ve danışma için herhangi bir program belgesi yoktur, ama bazı kılavuzlar ve örnekler bulunabilir (Collins, 1981; Bown, 1987; Carr, 1986; Jones ve Majer, 1986).

Şekil 12. 1. Müze programlarının planlanması ve yönetimi konuları

Müze eğitim görevlisi için planlama karmaşık ve çok yönlüdür. Müzedeki eğitim görevlisinin rolü, dış dünya ile müzenin iç dünyası arasında ilişki ağları, bağlar ve bağlantılar kurmaktır. Umulan, dikkatle tasarımlanmış ve yönetilmiş siyasetlerin varolan pek çok ilişkiden hangilerinin izlenmesi gerektiği konusunda ipucu vermesidir. Belli bir izleyici grubu için program tasarımlanmasında, o grubun taleplerini anlamak ve tanımak görevi, tüm müze deneyiminden grubun en çok yararlanacağı nesne, süreç ya da hatta bireyleri seçme görevi eğitim görevlisine aittir. Program tasarımlamada, eğitim görevlisinin soracağı bir dizi soru vardır. Program kimin içindir, hangi nesne ya da konular uygundur, hangi yöntemler kullanılmalıdır, varolan kaynaklar nelerdir, ortaya çıkabilecek sınırlılıklar nelerdir ve en iyi kullanım için bütün bu çalışmalar nasıl bir araya getirilmelidir? (bk. Şekil 12.1). Her bir sorunun yanıtı tanımlandığında, özel program aşamalı olarak gelişecektir.

Ziyaretin yapısı

Okul ziyaretinin yapısı dikkatli ve ayrıntılı bir ön planlamayı gerektirir. Hem eğitimsel amaçlar hem alan kullanımı için öğretmenlerin müze, galeri ve tarihi sitleri ziyaretlerde plan yapmasına yardımcı olacak bazı kılavuzlar vardır (Adams 1990: 163; Ambrose 1987: 10811). Çoğu müze ve galerinin okullara hangi hizmetlerin verildiğine ve sitte hangi etkinliklerin yer aldığına ilişkin, genellikle sayfa formunda, kendi ziyaret kılavuzları vardır.

Müze ve galerilere en iyi ziyaretlerin çoğu üç üniteden oluşur: Önhazırlık, müze ya da galeri ziyareti, izlemeçalışması. Önçalışma okul içinde ya da dışında gerçekleştirilebilir ve öğrencilerin hazırlanmasında kullanılır, böylece ziyaretten en iyi sonuç alınabilir. Müze ya da galeri ziyareti güdüleyicidir, uyarıcıdır, fiziksel deneyim ve kalıcı öğrenme sağlar ve çalışma programının oldukça başında ya da tam sonunda başarıya ulaşır. Sınıfa dönüldüğünde bu deneyim anımsanmalı, tartışılmalı, değerlendirilmeli ve yanıtlanmalıdır, aksi takdirde kazanılanın çoğu kaybedilecektir. Müze ziyareti çoğu zaman, bir çalışma programının yalnızca bir ögesi ise de, öğrenme sürecinin diğer yönlerini eklemleyen menteşedir ve bu da çalışmanın akışı için önemlidir (Woodward 1989).

Eğer alan ilk kez kullanılacaksa öğretmenin önceden siti incelemesi ziyaretleri planlamada esastır. Tuvaletlerin nerede olduğu, otobüs park yeri ve diğer pratik ayrıntılar, yeniden dekore edilen yemek salonu ya da müze önündeki yol inşaatı gibi beklenmedik potansiyel felaketler ve kullanılacak alanların analizi önziyarette belirlenebilir. Önziyaretlerde bazen çalışma sayfaları yazılabilir ya da uyarlanabilir. Eğer müze eğitim görevlisi de ziyarete katılacaksa gün içinde neler yapılacağını kesin olarak belirlemek ve ortak amaç ve yöntemlerde uzlaşma sağlamak yararlıdır.

Birçok öğretmen, en azından müzeyi yeni kullanmaya başladıklarında, nelerin yapılabileceği konusunda net değildir, dolayısıyla amaçlar genellikle tam olarak oluşturulmaz. Müzenin sunacağı olanakların ve etkinliklerin müze personeli ile ayrıntılı olarak tartışılması yardımcı olabilir. İlk ziyaretin başarı ile sonuçlanmasına özellikle dikkat edilmelidir; sonraki ziyaretleri planlamak daha kolay olacaktır. Örneğin, öğretmenin planladığı çalışma akışı içerisinde diğer kurum ya da sitleri, kiliseleri, kayıt bürolarını, tarihi binaları ya da parkları ziyaret etmek yer alabilir. Daha önceden ziyaret edilen yerler müze eğitim görevlisine iletildiğinde bu yerlerle bağlantı kurulabileceğinden ve buralara atıfta bulunulabileceğinden yardımcı olacaktır.

Müze ziyareti birçok şekilde gerçekleştirilebilir. Müze ziyareti çeşitli uyarıcı etkinlikler sunmalı, çocuklar nesnelerle ve sergilerle etkileşime girebilmeli ve müze dükkanına ve tuvalete gidebilecek zaman ayrılabilmelidir. Öğle yemeği ayarlaması ve gelişdönüş zamanı dikkatle çalışılmalı ve bilgiye gereksinim duyan herkes bilgilendirilmelidir. Özellikle yardımcılara rollerini yerine getirebilmeleri için bilgi verilmelidir. Ne zaman, nerede ve ne kadar sürede neler olur gibi pratik bilgiler yer almalıdır; ama eğer yardımcılar galerilerde küçük gruplarla çalışıyorlarsa kavram ya da nesneyle ilgili bilgiler de verilmelidir.

Müze ziyaretinin uyardığı izleme çalışması, çalışma akışının bir parçasını oluşturur. Bu öğretmenin amaçlarıyla ilgili olacaktır ve sonsuz sayıda olasılık vardır. Bazı ilkokul öğretmenleri bu deneyimi yazma ya da dil çalışması için kullanacaktır, ortaokul öğretmenleri müzede görülen nesnelerle ilgili daha fazla araştırma yapmayı özendirebilir. Liverpool Tate Galerisi’ni ziyarette, 7. sınıftaki çocuklar bir sanatçıyla birlikte çağdaş heykeltraşlığı ilgilendiren sorunlardan bazılarını tartışabilmişler ve bazı heykeller yapabilmişlerdir. İzleme çalışması çocukların kendi gözlemlerine dayanarak bir heykel yapmaları idi.

GCSE kursödevlerinin bir parçası olarak Manchester’deki Speke Hall’ı ziyaret eden çocuklar daha sonra binanın özelliklerini yazmışlar, onu tarihsel bağlamına oturtmuşlar ve binanın odalarına ilişkin notlarını, dönem konusunda aldıkları bilgilerle birleştirerek bu binaya sığınan Romalı bir katolik rahip olmanın nasıl olacağını hayal etmişlerdir (DES 1988b). Bazen, eğirme, dokuma ve oyma gibi müzede başlatılan pratik çalışmalar okulda bitirilebilir. Bir müzenin yeniden inşası görüldükten sonra, bir okulun sınıflarından birini Victorya dönemi sınıfına dönüştürmek istemesi örneğinde olduğu gibi bazı çalışmaların haftalar süreceği biliniyordu. Anababalar kostüm dikmede, arşivleri ve buluntuları kullanarak araştırma yapmada öğrencilere yardım ettiler. Ortaokullardan birinin 8. sınıf öğrencileri yerel bir sergiyi gördükten sonra Dünya Savaşı hakkında kendi müzelerini kurdular. Bağış ya da hediye nesnelerin elde edilmesi ve serginin planlanması ve düzenlenmesi yaşlı kişilerin davet edilip deneyimlerini konuşmaları ile desteklendi (DES 1985b).

Çocukların ve öğretmenlerin çoğu tekrarlanan ziyaretler yoluyla uzatılmış çalışmalardan hoşlanırlar ve bu çalışmalara yanıt verirler. Müze Çalışmaları’nın CSE 3 modunun harika yönlerinden biri, müzeler, galeriler ve Londra’nın kendisi hakkında öğrencilerde gözlenebilen güven ve bilgi artışı oldu. Balham’daki Convent of the Holy Family Okulu’ndan gelen bazı öğrenciler ki bu kursa katılan ilk grupların arasındaydılarUlusal Portre Galerisi’ni ziyaret ettikleri zaman Güney Londra’dan Thames nehrinin karşı kıyısına hayatlarında ilk kez geçiyorlardı. Bu öğrenciler iki yıllık kursun sonunda, müzeleri ziyaret ve müze personeli ile görüşmelerin ötesinde, Merkezi Londra’nın büyük bir bölümünün mevsimlik gezginleri olmuşlardı.

Yöntem ve içerik

Ziyaretin yöntemine ve içeriğine karar verilirken inceleme yapma gereksinimi akılda tutulmalıdır. Örneğin, gruba dedektif ya da film ekibi ya da diğer bir gruba öğretmen rolü yüklemek incelemeye bir amaç kazandıracak ve aynı zamanda nesneleri ve ortamları çalışma ve değerlendirme yoluna bir yön verecektir. Ulusal Portre Galerisi CSE grubu, onsekizinci yüzyıl tablolarını küçük çocuklara göstermek zorunda olduklarını öğrendiklerinde bu tablolara bakarken yeniden güdülenmişlerdir.

Yöntemler, buluntular ve görüşler ile imgesel ve duygusal bağları geliştirmede bir odak noktası sağlamalıdır. Warwick’deki St. John’un Evi’nde, Mayes ve Price aileleri, toplumsal tarih koleksiyonundan alınan nesneleri kullanarak gerçekleştirilen etkinliklerin odak noktası olarak keşfedildiler. Çocuk gruplarını York’a götüren ve çocukların kenti geçmişteki biçimiyle imgelemelerinin zor olduğunu anlayan Pond, müzeleri, York Kalesi Müzesi’ndeki Kirkgate caddesi ve dönem odaları gibi, çocukların ortamlara girebileceği yerler olarak kullanmıştır (Pond, 1985).

Yöntemler grubun yaş dağılımına göre değişmelidir. Küçük çocuklar inancı askıya almaya, drama ve rol oynamaya girmeye ve hikaye oynamaya çok gönüllüdürler ve bunları gerçekleştirebilirler. İlkokul çocuklarıyla kullanılan temalar yiyecek, ulaşım, kutlamalar gibi günlük yaşamla daha yakından ilgili ve geniş kapsamlı olma eğilimindedir. Yöntemler genellikle büyük çocukların güç bulacağı biçimde duygusal olarak açıktır. Büyük çocuklarla kullanılan yöntemler etkindir, ama bilişsel açıdan daha yönlendirilmiş olmaya eğilimlidir ve müfredatla güçlü bağları vardır.

Örneğin, Kraliçe Elizabeth’in 1575’de Kenilworth Kalesi’ne ziyaretinin büyük boyutlu olarak yeniden canlandırılmasında ilkokul grupları için vurgu, eğlenme, fiziksel etkinlik, rol oynama ve büyük grupla çalışma üzerinde olmalıdır; buna karşılık ortaokul grupları için vurgu öğrencilerin kendi çalışmalarının ürünleri üzerinde daha fazla kontrolü ve farkındalığı, hem bütünleşmiş bir sonuç için hem de kendilerinin ve grubun sicili için açık bir sorumluluk ile daha dikkatli, kontrollü, daha küçük grup çalışması üzerinde olmalıdır. İlkokul grubu olayı “yaşayabilir”; ortaokul grubu bu çalışmayı ışıkların, eşyaların vb. olduğu resmi bir tablo gibi düzenleyebilir ve filme çekebilir. İlkokul grubu için hedefler imgeleme, duygusal katılım ve toplumsal deneyim üzerinde odaklanır; ortaokul grubu için hedefler beceri yönelimli olabilir (ışıklandırma, video kameranın kullanımı, kostümlerin hazırlanması, tarihsel araştırma) ve proje belgesinin üretileceği bir sınav ile ilişkilendirilebilir.

Müzelerin çoğu geleneksel olarak sınıf ziyaretlerinde kullanılmak üzere çalışma sayfaları hazırlar (Reeve 1983; Fry 1987; Dubin 1989). Bu çalışma sayfaları ya çok iyi ya da çok kötü deneyimlere yol açabilir. Kötü çizelgeler, kullanacak grubun gereksinimleri ve becerileri ile tutarlı olmayan, dikkatin buluntuya değil etikete yöneldiği, düşünmeyle bakmayı ve gözlemi kullanmayı özendirmeyen, çok uzun olan, “bakişaretle” yaklaşımıyla sınırlandırılmış ve öğrenmeyi özendirmek yerine engelleyen sayfalardır.

İyi çalışma sayfaları, dikkatle planlanmış, denenmiş, belirlenen hedeflerle bağlantısı sınanmış, yaşla bağlantılı, tümdengelimli düşünmeyi özendiren, konu ya da kişi temelli, birkaç anahtar nesneyle sınırlandırılmış, çoğu zaman çizim ve resimleri düşsel yönde kullanan, müzede ya da okulda tartışmaları sürdüren ve öğretmen tarafından değişikliklerin yapılabildiği sayfalardır. Her birinde aynı yaklaşımın izlendiği bazı seri ya da “takım” sayfalar başarılı olabilir.

Nesnelerle çalışma

Öğrenmede nesnelerin kullanıldığı pek çok denenmiş ve sınanmış yol vardır (Marcouse 1961; Harrisen 1970; Morris 1989; Durbin ve ark. 1990). Başlangıç için en önemli şey belki de nesnelere bakma sürecinin yavaşlatılması gereksinimidir. Çoğu insan herhangi bir rehberliğin ya da yardımın verilmediği durumlarda müze ya da galerilerdeki nesnelere bakarken çok az zaman harcar, harcanan birkaç kısa saniye ilk iki ya da üç serim kasasından sonra hızla azalır. Özellikle uygun yöntemleri tanımlamada yararlı olabilecek iki öğretmen el kitabı İngiliz Mirası tarafından yenice yayınlanmıştır (Morris 1989; Durbin ve ark. 1990).

Çocukları ve yetişkinleri bakmaya yetenekli kılmak için özel tekniklere gereksinim olduğu genellikle kabul edilmektedir. Özellikle doku ya da form gibi özel bir yöne odaklanıldığında, bir nesnenin özelliklerini çizerek keşfetmek önerilmektedir. Nesnelerin nasıl çalıştığını göstermek için çizim yapılabilir ya da ölçüm kullanarak nesnelerin büyüklüğü ya da boyutu gösterilebilir. Bazen, çerçeveli kart ya da büyüteç gibi görüşü kolaylaştırıcı araçgereçler yararlı olur. Karşılaştırmalı ayrıntıların çizimi, sonradan kullanılacak bilgilerin oluşturulması için iyi bir yoldur. Örneğin, portrelerden ağız ya da göz koleksiyonu yapmak maske yapımında ya da demlik musluğu koleksiyonu demlik tasarımında kullanılabilir. Söz konusu ayrıntıya yoğunlaşmak diğer boyutlara bakmayı engellemez.

Bir nesneyi görmeden çizmek zorunda olan birinden nesneyle ilgili bir soru geldiğinde nesneyi sözel olarak betimlemek eğlencelidir ve yakından bakmayı, dilin dikkatli kullanımını gerektirir. Yazarak betimlemek dikkati arttırabilir (belki renkler, dekorasyon, büyüklük, parça sayısı vb. gibi bilinen yönlerle hazırlanmış bir çizelge üzerinde). Birkaç nesneyi birden tanımlamak için bir sayfa oluşturmak da ilginç olabilir.

Herhangi bir nesnenin alışılmışın dışındaki özelliklerini görmenin en kolay yollarından biri benzer ama aynı olmayan nesneleri karşılaştırmaktır. Nesnelerin çoğunu deşifre etmek zordur, çünkü aşılması güç açık bir “doğallık”ları ve kaçınılmazlıkları vardır. Bu sorunu çözmenin bir yolu aynı soruna uygulanan başka çözüm yolu ile karşılaştırmaktır. Örneğin, iki Bizans anne ve çocuk ikonu karşılaştırıldığında, büyüklük, figürlerin göreceli pozisyonu, yüzlerdeki özellikler (her ikisinde de gözler aynı biçimde mi boyanmıştır?), renk kullanımı vb. arasındaki farklılıklar belirginleşecektir. Aynı teknik, iki buhar motoru ya da doldurulmuş iki baykuşla da benzer biçimde işe yarayacaktır.

Bir nesneyi bir arkadaşa göstermek ilginç olabilir. Verilecek bilgi belirlenmeli, seçilmeli, yapılandırılmalı ve iletilmelidir. Eğer nesne satışa sunulmuş olsa idi, ya da nesneyi sunan kişi ona az önce çok para vermiş olsa idi, hangi bilgilerin verileceğine dair alınan kararlar farklı olur muydu? Tartmak, ölçmek ve sonuçları matematiksel olarak kaydetmek pratik beceri gerektirir. Bazen kostüm ya da zırh giyilebilir, fakat bu çoğu durumda kopya nesnenin kullanılmasıyla sınırlı olacaktır.

Dokunma daha önce tartışılmıştı, ama elle yoklamanın dereceleri olduğunu belirtmek yararlı olabilir. Eğer bir nesne kaldırılamıyorsa, belki de kucaklanabilir ya da ona durduğu yerde güvenle dokunulabilir. Hatta dokunmak da mümkün değilse çok yakından bakmak bile değerlidir. Çoğu insan müzedeki nesnelerin elle nasıl yoklanacağını öğrenme gereksinimindedir ve müze öğretmenleri temel ilkeleri gösterecek biçimde nesneleri sunmalıdır. Kırılabilir ve yenisi konulamayacak buluntulara kesinlikle dokunulmamalıdır. Hatta sağlam nesneler bile yumuşak bir örtü serili bir masanın üzerinde iki elle tutulmalıdır. Kulplu fincanlar ya da testiler kulplarından tutularak kaldırılmamalıdır. Müzelerdeki elle yoklanabilen nesneler öğrenciler tarafından değil müze elemanları tarafından hazırlanmalı, yerlerine konmalı ve yıpranmayı en aza indirmek için dikkatle depolanmalıdır. Herhangi bir sorunu izleyebilmek için düzenli kontroller yapılmalıdır.

Bir ya da daha fazla nesnenin analizi bazı tekniklerle yapılabilir. Örneğin, zaman, çevre, değer ya da malzeme açısından farklı ama aynı işleve sahip iki nesnenin karşılaştırılması yararlı tartışmalara yol açar. Her bir koleksiyon malzeme, renk, kullanım, ilişki ya da fiyat açılarından takımlar halinde sınıflandırılabilir. Parçaları kullanmak ilk başta görüldüğünden daha etkili olabilir; arkeologlar parçalarla çalışırlar ve tüm nesneyi yeniden kurmak zorundadırlar (bu bulgudan toplamı tamamlayamasalar bile). Çanak çömlek parçaları çeşitli killer, sırlar, profiller vb. içerir. Parçalar ne tür çanaklardan gelmektedir? Testi parçaları neden günümüze kadar kalmıştır? Hangi parçalar belki dekalmamıştır? Bunlar bizim geçmişi yeniden kurmamızı nasıl etkilemektedir?

Öğretimde nesnelerin kullanılmasının en önemli etkilerinden biri nesnelerin yol açabileceği tartışmalardır. Bu tartışmalar sözcük dağarcığı, açıklık, görüş alışverişi, dinleme ve yanıt verme, bulgu bulma gibi becerilerin geliştirilmesi için müzede ya da daha sonra okulda kullanılabilir. Tartışmalar sırasında kültürlerarası bakış açılarının gözden geçirilmesi ve kültürel kalıpyargıların analiz edilmesi olanağı da doğar. Bazı müze nesnelerine verilen yanıtlar çoğu zaman bilinçdışı değerleri ve görüşleri ortaya çıkarır.

Bir nesneye verilen yanıt, bir resim çizme, bir heykel yapma ya da sanatçıyı ilgilendiren görüşleri irdeleyen bir grup sanat çalışması biçiminde olabilir. Öğrenciler, küçük gruplar halinde ama herbiri ayrı ayrı mavi ve kırmızıyı kullanarak boyadıkları bir sayfayı odalarına astıklarında Mark Rothko’nun eserlerini anlayabilirler mi? Bu ortam herhangi bir şey için kullanılabilir mi? Neler uygun olabilir? Hangi müzik ya da şiir korunmalıdır?

Nesnelerle çalışmada yararlı olan pek çok yöntem, nesneyi irdeleyerek ya da araştırarak çözülebilecek sorunlara yoğunlaşır; nesneleri irdelemek ya da araştırmak, nesneler ve diğer buluntular arasında ya da diğer kanıtlar arasında ilişki kurmaktır, ya da nesneler ve malzeme ile ya da öğrencinin zihin dünyası ile ilişki kurmaktır. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın öğretimin hedefleri çok önemlidir ve uygun yaklaşımların seçilmesi ya da geliştirilmesi doğrultusunda tanımlanmalıdır. Hedefler, bir buluntu ya da numunenin nasıl okunacağı anlayışını öğrencilere verme örneğinde olduğu gibi, çalışma yöntemleri ile ilişkilendirilmiş olabilir; ya da “Viktorya Dönemi İnsanları” üzerine uzun süreli bir projenin başlangıcında güdülenme için keşfedici öğrenmenin kullanılması gibi uyarma ve güdüleme ile ilişkili olabilir; ya da Eskimo/İnuit yaşamı üzerine televizyon dizileri ile çalışmanın sonucu olarak İnuit nesnelerini dikkatle inceleme gibi bir miktar malzemeyi bütünleştirmek için ziyaret yapmak üzere tasarımlanmış olabilir.

Değerlendirme

Galeri ve müze eğitim bölümlerinin çoğu verdikleri hizmetleri çeşitli derecelerde informal olarak değerlendirirler. Verilen hizmetlerin nasıl kullanıldığına ilişkin niceliksel değerlendirmeyi eğitim servislerinin çoğu bilmektedir. Günlük istatistikler verilen hizmetlerin kullanımına ilişkin iyi bir fikir verir ve bazı müzeler okul türü, yerleşim yeri, popülasyon özellikleri vb. gibi demografik bilgilerle günlük istatistikler arasındaki ilişkiye bakarlar. Örneğin, Warwickshire Müzesi ziyaretçilerinin yarısından biraz azının Warwickshire dışından geldiğini bilmektedir ve bu oran her öğrenci için küçük bir ücret uygulamasına başlanmasından sonra değişmemiştir. Yerel yönetim okullarının uygulamaya geçmesi ve ücretetkisine verilen önemin artmasıyla servislerin çoğu verdikleri hizmetin ne kadar harcamaya mal olacağını ve eğer bu yapılanma değişirse ücretlerin ne kadar değişeceğini çok net olarak bilmektedirler.

Niteliksel değerlendirme yapmak genellikle çok daha zordur. Eğitim görevlilerinin çoğu tekrarziyaret oranına bakarlar, öğretmen ve öğrencilerin ziyaret sırasındaki yorumlarını dinleyip tepkilerini izlerler ve mümkün olan durumlarda da çocukların ürettikleri çalışmaların niteliği hakkında düşünürler. Bazı müze personeli okulları ziyaret edebilir ve izleme çalışmasını gözlerler; bazıları ise ziyaret sırasında ya da daha sonra yapılan çalışmaları müzelerde sergilerler.

Program tasarımının değerlendirilmesi müzenin dışında yapılır. Değerlendirmede; seçilen nesnelerin kullanımı ve bunların eğitsel ve güdüsel değeri; bakmayı ve düşünmeyi uyaran soruların değerlendirilmesi (tanımlayıcı, yorumlayıcı, yargılayıcı, sentez yapıcı vb.), izleyiciden gelen yanıt ve katkı düzeyi ile miktarı ve bunların belirlenmesi ve değerlendirilmesi, öğretmenin rolünün ve yanıtının gözlenmesi noktaları dikkate alınır.

Ziyaretin başarısı bir bütün olarak okulda değerlendirilir. Değerlendirmede; pratik düzenlemelerin etkisi, belirlenen amaçlara erişilip erişilmediğinin değerlendirilmesi, izleme sırasında gerçekleştirilen ürünlerin niteliği ve niceliği, gösterilen çabadan yararlanma ile ziyaret ücretinin ilişkisi noktaları dikkate alınır. 15. Bölümde tartışılacağı gibi, ILEA araştırması müze ziyaretlerinden doyum sağlandığını göstermektedir (Adams 1990).

Britanya'da müze ve galeri eğitim programlarının değerlendirilmesine ilişkin çok az formal araştırma yapılmıştır. Buna karşılık sergilerin etkililiği ile ilgili bir dizi araştırma vardır (Miles 1982). Amerika’daki bilim müzeleri özellikle etkileşimli sergilerinin değerlendirilmesi ile ilgilenmektedirler (McNamara 1990) ve bu alanda bilimsel kavramların öğrenilmesi bazı araştırmalarla değerlendirilmiştir (Feher ve Rice 1985).

Bilim müzelerinde gerçekleştirilen araştırmalar bilimsel topluluğun kullandığı yöntemleri yansıtma eğilimindedir: Tarz olarak pozitivist, değişkenlerin ölçümü, önson test puanlarının karşılaştırılması ve formel genellemeleri içeren açıklamalar. Bu yöntemler bilimsel yasaların ölçümünde uygun olabilir; ama vurgularını düşsel, duygusal ve heyecansal yönler üzerinde yapan müze eğitim programlarının çoğunun değerlendirmesinde böyle yöntemlerin uygun olup olmadığı şüphelidir. Bazı araştırmacılar tarafından eğitsel değerlendirmede geliştirilen doğasal ve etnografik yöntemler daha uygundur (Stake 1979; Hein 1979; Kushner 1989).

Doğasal yöntemler bir görüngüyü açıklamaktan çok anlamayı amaçlar; istatistiksel veri yerine deneyime dayanan bilmeyi vurgular; ve ölçmeden çok gözleme odaklanır. Gözlemcinin varlığı, gözlenecek görüngünün bir parçası olarak kabul edilir. Genellikle politik kullanımı da içeren değerlendirmenin yapıldığı ortamlar dikkate alınması gereken bir etken olarak kabul edilir.

Doğasal yöntemler bir müze eğitim bölümünü değerlendirmekte kullanılmıştır (Otto 1979). Profesyonel değerlendirmecilerin sorduğu sorular müze eğitimcilerinin düşüncelerini yönlendirmelerini ve ortak amaçlarını tanımlamalarını etkilemiştir. Örneğin, bir broşürün etkililiğine ilişkin özel amaçlara da ulaşılmıştır.

Doğasal yöntemler Amerika’da da müze eğitim programlarını değerlendirmede kullanılmıştır (Hein 1982), ama bu yöntemler diğer yerlerdeki müzelerde pek bilinmemektedir. Doğasal yöntemler, meslektaş olarak müze eğitimi personeli ile çalışmayı, araştırma ile ortaya çıkabilecek istendik sonuçları belirlemeyi ve sonra uygun veri kaynaklarının seçimini kapsar. Program bağlantılı konuların ya da ilgilerin veri toplama araçlarıyla eşleştirilmesi, hangi konuda hangi aracın kullanılacağını belirlemek üzere genellikle bir matriks biçiminde sunulur. Görüşme ve gözlemler yapılır; belgeler toplanır ve çalışılır. Bilgilerin çoğu programla bağlantılı günlük etkinliklerden (toplantı notları, katılımcıların ürünleri, yazışmalar vb.) çıkarılırken, belgeleme işlerinin bazıları da müze personeli tarafından yapılır. Bulgular rapor formunda sunulur.

Farklı izleyiciler için farklı veri türlerinden oluşan farklı rapor formları gerekecektir (Munley 1986). Değerlendirmede uygun yaklaşımları biçimlendirirken amaçların ve raporun okuyucularının belirlenmesi önemlidir. Örneğin, müzeye ayrılan fonu azaltmayı amaçlayan yönetici kurumlara yazılacak etkinlik raporu ile özel eğitime gereksinimi olan çocuklar için hazırlanan programın etkililiği konusunda kurumun kendisi için hazırlanan özette aynı sorular sorulmayacak ya da aynı veriler kullanılmayacaktır. İkincisi, öğretmen, öğrenci ve müze eğitimcilerinin beklentilerinin belirlenmesine, bu beklentiler ile deneyim sonrası algılar arasındaki ilişkiye ve doyum, yararlanma düzeyi ile öğrenilecek derslerden çıkarılan sonuçlara yoğunlaşacaktır. Verilerin çoğu betimleyici ve nitelikseldir; öznel görüşler önemli bir yer tutar. Yönetici kurumlara yazılacak raporda ise verilen hizmetlerin neden devam etmesi gerektiği daha “somut veriler” kullanılarak kanıtlanmalıdır; yerel okullar ya da yetişkin popülasyonu ile ilişkili olarak verilen hizmetlerden yararlananların sayısı, kurs alan öğretmenler (ve diğer gruplar), eğitim bölümündeki oda, eleman ve araç kullanım düzeyi, kullanıcı sayısı ve türü ile verilen hizmetin göreceli olarak maliyeti vb. performansın göstergeleri olarak rapora yazılır.

Böyle çalışan müze ve galeri eğitim servislerinin sayısı oldukça azdır; ama Britanya’da kaynaklar sınırlanıp talep arttıkça değerlendirme, değer biçme ve performans yöntemleri olasılıkla daha öncelikli konuma gelecektir. Daha şimdiden, uygun yöntemleri keşfetmeye dönük bir ilgi vardır ve bir ya da iki servis kuram ve strateji geliştirmeyle aktif olarak ilgilenmektedir (Clarke 1990b).

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İZLEYİCİLER VE YAKLAŞIMLAR

13. TÜM TOPLUMLA ÇALIŞMA

Son yirmi yılda, İngiltere’deki müzeler yavaş yavaş topluma olan sorumluluklarının farkına varmışlardır. Koleksiyonlara dikkat etmeye öncelik tanıyan içedönük bakma tutumu, korumanın paylaşmayla birlikte gitme zorunluluğunun farkına varma ile yer değiştirmiştir. Araştırma sonuçları ziyaretçilerin, beyaz, ortasınıf, iyi eğitimli ve genellikle profesyonel müze personeli ile aynı toplumsal geçmişe sahip olduklarını göstermektedir (HooperGreenhill, 1988b). Sanat galerisi izleyicileri müze izleyicilerinden daha seçkindir (HooperGreenhill 1985a).

1980’lerde müzelerin çoğu ve bazı sanat galerileri izleyicilerini geliştirmek için etkin stratejiler geliştirmeye başlamışlardı. Bu zorlanma birçok yönden gelmişti. Bunlardan biri, demokratik ve insancıl uyarımlarla ilgiliydi. Vergileriyle müzeleri destekleyen kişilerle birlikte çalışmaya ilişkin gerçek bir ilgi gözlemlenebilmekteydi. İkinci tepki ekonomik durumdan kaynaklanıyordu. Sıkı muhasebe ve azaltılmış kaynakların olduğu bir zamanda, yöneticilerin verilen paranın değer ürettiğini görmeleri için müzeler yeni pratikler geliştirmek zorundaydılar. Değişim için üçüncü baskı, müze ve galerilerin de kendilerini içinde buldukları, yenice saldırgan ve yarışmacı olan eğlence pazarına verilen tepki olarak belirlenmiştir.

Değişime neden olan bu çeşitli baskılar, yerel ve özel durumlarına bağlı olarak farklı müzelere farklı etkilerde bulunmuştur. Bazı müze ve galerilerde, yeni izleyicilerle çalışma hareketi yönetim siyasetinin bir parçası olmuştur; diğer müzelerde, belli kişiler kendi kaygılarını bazen gönülsüz olan yönetime empoze etmişlerdir. Bazı örneklerde eğitim personeli yolu açmış, diğerlerinde müze uzmanları bu konuda aracı olmuşlardır. Yerel otorite müzeleri kendi yerel grupları ile yakın ilişki geliştirmeyi daha kolay bulurken, ulusal müzeler temelde kendi serimleme tekniklerini uyarlamaya yoğunlaşmışlardır.

Son on yıldır değişimin hızı artmıştır ve bu dönemde yeni kaygılar ortaya çıkmıştır. Fiziksel ve zihinsel engellilerin gereksinimleri uzun zamandan beri düşünülmektedir ve yüzyılın başlangıcına kadar gider, ama yeni gelişmeler 1970’lerin sonlarında belirlenebilmiştir. 1980’lerin başlangıcı, Yeni İngiliz Uluslar Topluluğu yurttaşlarının müzelere katılımının vurgulandığını görmüştür ve yerel otorite müzelerinde, bir avuç personel bu yönde çalışmak için atanmıştır. Onların çabaları çok etkili olmuştur. Son birkaç yıl içinde, ailelere ve diğer gruplara (beş yaşın altındakiler ve yaşlılar) dikkat yoğunlaşmıştır. Yaşlı insanların yüzdesi toplumda arttığı için, bütün müze ve galeriler nüfusun bu bölümünü ki geçmişte oldukça az temsil edilmişlerdimüze ve galerilere çekme gereksiniminin farkındadırlar.

Özel gereksinimlerin karşılanması

Müze ve galeriler, ya fiziksel ya da zihinsel engelinden dolayı özel gereksinimi olan kişilere sağlayabilecekleri sunumu düşünmektedirler. Bu gereksinimler çok ve çeşitlidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün engelliler tanımlaması, tümüyle ya da kısmen kör ya da sağır olan ya da fiziksel olarak engelli olan kişileri, ayrıca zihinsel olarak hasta ya da zihinsel engelli olan, konuşma engelli ya da epilepsi veya yaşlanma gibi koşullardan ötürü gizli engeli olan kişileri kapsamaktadır (Pearson 1989:22).

Büyük bir olasılıkla nüfusun onda biri bir yetersizlikten etkilenmektedir. Müzeler, aktif, yetkin ve sağlığı yerinde olan kişiler için bile ziyaret edilmesi güç yerler olabilir. Müzeler çok yorucudur ve hem fiziksel hem zihinsel olarak çaba gerektirir. Engeli olan bireyler için müze ve galeriler çoğunlukla aşılması olanaksız bariyerlerle doludur; bu bariyerler park etmek ve içeriye girmekten, nasıl yardım edeceğini bilmeyen personele, az aydınlatılmış serimlere, eğer merdivenler varsa belki hiç içeriye girememeye kadar değişebilir (Thorpe 1987:713; DES 1967b:3). Genellikle çok az sandalye vardır ve en basit türden içecekler bile bulunmaz.

Ancak, çoğu müzenin özendirici olmamasına ve engelli kişiler için zor olmasına karşın, özel gereksinimi olan kişiler için sağlanan zayıf bir etkinlikler ve olaylar zincirinin izi bu yüzyılın başlangıcına dek götürülebilir (Deas 1913; 1927; Charlton 1933; Bartlett 1955; Whittaker 1966). Bazı müze eğitim bölümleri, kuruluşlarının hemen başlangıcından itibaren özel eğitime yer vermişlerdir. Örneğin Geffrye Müzesi’nde Molly Harrison, güvenlik görevlilerinin, kullanılacak malzemenin ve mekanın titizlikle hazırlanmasının ve ayrıca grubun büyüklüğünün başarı için önemli olduğunu öğrenmiştir (Harrison 1967:629; 1970:526). Harrison açıkça, farklı özel okullardan ve her tür engeli olan çocuklarla çalışmaktaydı.

1960 ve 1970’lerde müzelerde özel gereksinimler için sunum artmıştır. 1975’e gelindiğinde, bu ilgi ve kaygı müze profesyonelleri için Leicester’de düzenlenen bir konferansla sonuçlanmıştır. Bu konferans, Müze Eğitim Servisi Grubu (daha sonra GEM olmuştur) ve Leicester Üniversitesi Müze Çalışmaları ve Yetişkin Eğitimi Bölümlerinin ortak çalışmaları ile gerçekleştirilmiştir (Sorrell, 1975). Seminer, farklı formda engelleri, zihinsel gerilik ve fiziksel özür ve görme bozukluğunu da kapsayarak belirlemiş ve tartışmıştır. Çeşitli formda engelle ilişkili olan öğrenme güçlükleri ve olasılıkları saptanmıştır. Yerel ve ulusal örgütlerin çalışmaları ve binalardaki gerekli fiziksel düzenlemeler tartışılmıştır.

Bazı katılımcılar, müze ve galeri eğitimi çalışmaları ile ilgili olarak İngiltere, İsviçre ve Güney Afrika’dan olgu çalışmaları sundular. İsveç Nordiska Museet’den Anne Hanson, eğitim görevlisi olarak kendi çalışma sürecinde nasıl kör olduğunu betimledi. Böylece Hanson’un görüşleri hem profesyonel hem kişisel ikili bakış açısından bilgi verici oldu. Hanson, başlangıçta yalnızca görme özürlüler için yapılan, ya sergi ya da elle yoklama için kullanılabilecek bir odanın nasıl yardımcı olabileceğini düşünmüştü. Ama şimdi böyle bir ayırım konusunda o kadar istekli değildi. Ayırımcı yerine kaynaştırıcı yaklaşımlar sıklıkla önerilmeye devam etmektedir (Royal Ontario Museum 1980; Museum and Galleries Disability Association 1987).

İkinci bir katılımcı, 1967’den beri her yıl Güney Afrika Ulusal Galerisi’nde gerçekleştirilen dokunma sergilerini betimledi. Bunlar, heykeltraşların aletlerini ve malzemelerini de içeren heykel sergileriydi. Uzman ve deneyimli sanat öğretmenleri tarafından öğretilen pratik sanat dersleri; kil, buluntu nesneler, çalı ve kağıt kullanılarak yapılan heykelcikler hem yaşlı hem genç öğrenciler için açılan sergilerle birlikte gerçekleştirilmişti. Oymalar yumuşak balmumundan, plasterden ve sabuntaşından yapılmıştı, büyük kolajlar dikilmişti.

Sağır çocukların Derby Müzesi’ne yaptığı ziyaret betimlendi. Ziyaret, dokunmayı, çizim yapmayı ve kostümleri denemeyi içermişti. Daha sonra okulda yazılı çalışmalar yapılmıştı. Oturumlar gruba göre çok az değiştirilerek gerçekleştirilmişti. Oturumlar, gaz lambası ile aydınlatılan Viktoria çağı misafir odasında yapılmıştı; ama bu örnekte, aydınlanma düzeyini arttırmak için gizli bir elektrik ışığı da kullanılmıştı. Böylece,

çocuklar müze eğitim görevlisinin yüzünü dudakokuma sırasında
görebiliyorlardı.
152

Her zaman olduğu gibi seçilen nesneler tartışma konuları için araştırmaya açılıyordu; bir dikiş makinası giysi imalatındaki ve modadaki değişiklikleri sunuyordu; dekoratif deniz kabuğu çalışmaları demiryollarının büyümesi ve deniz kıyısı tatilleri ve benzeri konulardaki konuşmaları uyarıyordu. Bu, ikinci ziyaretti ve ilkinden daha başarılı olmuştu; çünkü çocukların anlamaları daha iyiydi, öğretmenle ve müzeyle olan yakınlıkları artmıştı. Ziyaretin işitsel yönüne az yer verilmişti; müzik kutusu ve teyp kayıt aygıtı kullanılmamıştı. Öğretmen, çocukların anlamadığını düşündüğü zamanlarda işaret dilini kullanarak yorum yapmıştı. Bazı özel sözcüklere açıklama yapmak gerekiyordu; örneğin misafir odası, nakış, aspidistra ve sihirli fener, bunların hepsi tanıdık olmayan sözcüklerdi. Ziyaret, bir sihirli fener gösterisini ve elle yoklama oturumunu içermişti. Çocuklar daha sonra çizmek için bir nesne seçmişlerdi.

Bu konferans, yetersizliklerin doğası, yerel ve ulusal örgütlerin çalışmaları ve müzede özürlü kişilerle birlikte çalışma yollarına ilişkin örneklerle ilgili bilgileri biraraya getirmişti. Anlaşılacağı gibi, bu eşsiz bir fırsat olmuştu.

Dokunma sergileri

1976’da ikinci bir eşsiz olay gerçekleşti. Aynı yılın kasım ayından aralık ayına kadar Tate Galerisi “Körler İçin Heykel” adı verilen bir sergi gerçekleştirdi. Bazıları koleksiyonlardan alınmış, bazıları özel olarak tahsis edilmiş heykellerden oluşan bu heykel sergisi etkili olduğunu kanıtlamıştı ve 1980’ler boyunca yapılan sergilerde, özellikle heykelde, dokunma döneminin başlangıcı olmuştur.

Bu sergi, Tate Galerisi’nin Eğitim Bölümü tarafından organize edilmişti; Körler İçin Ulusal Kraliyet Enstitüsü braille kataloğu, braille etiketleri ve bir dokunma haritası sağlamıştı. Büyük basım kataloglar ve etiketler de sağlanmıştı, ancak rehber teypler uygun bulunmayarak reddedilmişti. Sergi, kör ve biraz görebilen kişiler için tasarımlanmıştı, ama gören kişilere de açık tutulmuştu. Pek çok özel tasarım özellikleri sergide denenmişti, bunların çoğu benimsenmiş ve daha sonra Tate’de ve diğer müzelerde gerçekleştirilen diğer gösterilerde daha da geliştirilmişti. Bir ciddi hata yapılmıştı, ışık düzeyi bilerek çok düşük tutulmuş, bu da görme kaybı olan kişiler için sorun yaratmıştı. Tate’nin gönüllü rehberleri ziyaretçilere yardım ederek ve uygun yerlerde dokunma turları düzenleyerek serginin tamamlayıcı bir parçasını oluşturmaktaydı.

Bu sergi, başka pek çok sergiyi etkilemiştir; bunların içinde 1980’de Galler Ulusal Müzesi’nde (Pearsen, 1981), 1981’de Ulster Müzesi’nde (FordSmith, 1988) ve 1981’de Tate’de gerçekleşen bir sonraki sergi, 1981 ve 1983’de Doğa Tarihi Müzesi’nde gerçekleştirilen iki dokunma sergisi ve 1983 ve 1986’da İngiliz Müzesi’nde gerçekleştirilen iki sergi vardır. İngiliz Müzesi’nde gerçekleştirilen sergilerden ilki olan “Lütfen Dokun” adlı sergi, Carnegie Sanat ve Engelli Kişiler Soruşturma Kurulu tarafından görevlendirilmiş ve desteklenmiştir. Bu ilk serginin ayrıntılı bir değerlendirmesi, görme yetersizliği olan kişiler için düzenlenen dokunma sergilerinin tasarımlanması ve işleme konması konularında yaşamsal öğütler sunmaktadır (Coles, 1984).

İngiliz Müzesi’nde Eğitim Bölümü tarafından düzenlenen “Lütfen Dokun” ve sonra “İnsan Dokunması” adlı sergiler çok dikkatle araştırılmış ve değerlendirilmişti ve yararlı birçok yenilik sunmuştu. Tate’deki sergilerde olduğu gibi, heykeller arasında fiziksel bir bağ kurmak için hasır örgü yerine elle takip edilen zincir kullanılmıştır. Görme kaybı olan kişilerin dokundukları büyük nesnelerin küçük ölçekte bütüncül bir görüşüne sahip olabilmeleri için nesnelerin siyah ve beyaz imgeleri etiketlerde kullanılmış ve kataloglarda tekrarlanmıştır. Açık bir siluet yaratabilmek için nesneler renkli fon önünde sergilenmişti. Duvar kenarlarına dizmek yerine çok sayıda sandalye odanın ortasına konmuştu.

1980’lerin sonuna gelindiğinde, “sanat ve dokunma sahnesi” çok ses getiriyordu, Britanya’daki müze ve galerilerde 18 aylık dönem içinde bir düzinenin üzerinde geçici dokunma sergisi düzenlenmişti (RNIB 1988:1). “Dokunma Eğitimi” kavramı, sergilerde heykellere dokunma deneyimi ve pratik atölye çalışmaları aracılığı ile ortaya çıkmıştı (RNIB 1988: Hartley, tarihsiz (b); Sullivan 1990).

Carnegie Raporları

1980’ler boyunca dokunma sergilerinin gelişiminde önemli ilerlemeler kaydedilmişti. Bu gelişimlere başka girişimler eşlik etmiş ve bazı örnekler hızlanmıştır; bunların içinde Carnegie Birleşik Krallık Tröst’ü (CUKT) tarafından düzenlenen ve desteklenen büyük bir proje de vardı. 1981 yılı Uluslararası Özürlü Kişiler Yılı idi. Müzelere binalarını uygun hale getirmeleri için fonlar ayrılmış ve özürlüler için sunum politikaları oluşturmalarında rehberlik yapmıştır (Keen, 1981). 1982’de CUKT, Sanat ve Engelli Kişiler Soruşturma Kurulu’nu kurdu.

Bu kurulun amacı, varolan olanaklarla engelli kişilerin kendilerini ne düzeyde hem katılımcı hem de izleyici olarak sanata yönlendirdiklerini irdelemek ve bu gerçekleştikten sonra gelişim ve ilerlemeyi özendirmek için önerilerde bulunmaktı. Engellilik; kısmi görme ya da körlük, kısmi işitme ya da sağırlık, fiziksel yetersizlik, konuşma yetersizliği, zihinsel yetersizlik ya da zihinsel hastalık, epilepsi ve yaşlanmaya bağlı yetersizlikler gibi gizli yetersizlikler olarak tanımlanmıştı. Sanat tanımı; sinemalar, konser salonları, sanat merkezleri, müzeler ve galeriler gibi halka yönelik sanat binalarını, halk merkezleri gibi rastlantısal buluşmaları ve engelli kişilerin yaşayabileceği, eğitilebileceği ya da boş zamanlarını geçirebileceği diğer kuruluşları ve merkezleri kapsamaktadır.

1985’te CUKT, iki yıllık bir araştırma sonucunda iki belge yayınladı: Attenborough Raporu (Attenborough 1985) Kurulun bazı bulgularını betimliyor ve kapsamlı önerilerde bulunuyordu; “Herkes için Sanat” (Pearson 1985) ise toplantı yöneticileri için pratik bir rehberdir.

Attenborough Raporu, engelli kişilerin nüfusun tahminen %8 ile %12’sini temsil ettiğini ileri sürmüştür (Attenborough 1985:3). Kullanılan tanıma göre tahminler değişmektedir. İşitme yetersizliği olan kişiler nüfusun 1/10 ‘unu oluşturacak kadar çok olabilir (6 milyon kişi). Raporun müze ve galerilerle ilgili bölümü, bazı ümit verici ipuçlarının olmasına karşın, çok daha fazlasının başarılabileceğine işaret etmektedir. Glasgow müze eğitim servisi tarafından, zihinsel yetersizliği olan çocuklar için geliştirilen iyi kurumlaşmış programın altı çizilmiş, ayrıca özellikle görsel yetersizliği olan kişiler için düzenlenen dokunsal sergi ve keşif odaları artarak herkesin kullanımına açılmaya başlamıştır (Attenborough 1985:22). Betimlenen girişimler planlı ve organize bir politikanın parçası olmaktan çok, büyük ölçüde kişilerin hevesine bağlı görünmektedir ve acil durumda ne yapılması gerektiği de dahil olmak üzere, personelin net bir yönergeye sahip olmasına ve engelli kişilere nasıl yardımcı olacakları konusunda eğitim almasına ilişkin öneriler yapılmıştır (Attenborough 1985:47).

“Herkes için Sanat”, engelli kişilerin müze binalarına girişinde yapılması gereken pratik değişiklikleri ayrıntılı biçimde belirtmiş ve özellikle engelli kişiler için uygun olabilecek müze eğitimi çalışmalarının bazı yönlerini betimlemiştir (Pearson 1985). Örneğin, ödünç verme servisi malzemesi Devizes Müzesi’nden alınarak zihinsel hastalığı olan yaşlıların bulunduğu bir eve götürülmüştür. Bu yüzyılın başlarında ortak kullanılan nesneler Birinci Dünya Savaşı müziği ile birlikte yaşlı kişilerin belleğini tazelemiş ve tartışma ortamı yaratmıştır (Pearson, 1985:27). İşaret dili konferansları işitme yetersizliği olanlara sunulabilir. Örneğin İngiliz Müzesi, düzenli olarak işaret dili konferansları vermektedir ve sağır çocuk gruplarıyla bu yolla, eğitim görevlisinin sözlerinin çocukların kendi öğretmenleri tarafından çevrilmesi ile çalışmaktadır. İşitme aracı kullananlar için yardımcı işitme aygıtları dersliklere monte edilebilir (Pearson, 1985:81).

CUKT, Carnegie Konseyi’ni, Sanat ve Engelli Kişiler Soruşturma Kurulu’nu izleyen bir kurul olarak 1985’te kurdu. Attenborough Komitesi’nin tavsiyelerini özendirmek ve denetlemek için baskı grubu olmak bu konseyin işlevidir. 1988’de Carnegie Konseyi “Attenborough’dan Sonra” adlı bir gözden geçirme raporu yayınladı. Bu rapor sert bir dille, ilginç atılımların gözlenmesine karşın hükümetin yanıtının hayal kırıcı olduğunu belirtmiştir (Carnegie Council, 1988: 1527).

1986’da Müze ve Galeriler Engelliler Derneği (MAGDA), engellilere sağlanan olanaklarla ilgili olarak yapılan çalışmalara bir odak noktası sağlamak için kurulmuştur. Eğitim ve tartışma seminerleri düzenlenmektedir; bunlar bazen müze tasarımcıları ve yorumcuları ve RNİB gibi diğer müze ve galeri uzman grupları ile düzenlenmektedir. 1980’lerin sonlarına doğru, CUKT, OAL tarafından desteklenen ADAPT fonunu kurmuştur; OAL, sanat buluşmalarına ve müzelerin engelli kişilerin yararlandığı temel adaptasyonları ve etkinlikleri sağlamalarına yardımcı olmak için tasarımlanmıştır.

1989’da, hem Attenborough Raporu, hem de Carnegie Konseyi Raporu’nda tavsiye edildiği gibi Müze ve Galeriler Komisyonu bir Engelliler Danışmanı atamıştır. İki yıl yarım gün sürecek olan bu kadronun amacı, engelli personele ve ziyaretçilere daha iyi olanak sağlamada müze ve galerilere yardımcı olmak; profesyonel gruplara tavsiyelerde bulunmak; daha sonra gerçekleştirilecek etkinliklerde katalizör gibi davranmak buna eğitim dahil; ve Komisyona gelecekteki politikası üzerinde tavsiyelerde bulunmaktır. Müze ve galeriler için Engelliler Pratik Yasası ve Eylem Planı 1990 yılı boyunca oluşturulmuştur.

Böylece, 1980’lerin sonlarına doğru, oldukça önemli başarıların bir bölümü kendi kendine yardım, ama bir bölümü de CUKT ve MGC’nin yardımları aracığıyla elde edilmiştir. RNİB’nin Sanat ve Boş Zamanlar Bölümü kör gruplar ile müzeler arasında katalizör gibi davranarak daha güçlü bir rol oynamaya başlamıştı. Sonuç olarak, görsel yetersizlik ile ilgilenmek ve ona olanak sağlamak, görüldüğü üzere, meyvesini vermiştir. Benzer büyüme, diğer alanlarda yetersizlikleri olan kişilere sağlanan olanaklar için de gerekmektedir. Örneğin, Paris’te La Villette’deki Bilim Parkı’nda, ilk dili işaret dili olan bir öğretmen tarafından işaret dili konuşulan turlar düzenlenmektedir. Personel ya da danışman olarak engelli bireylerle çalışmak izlenilmesi yararlı bir modeldir (Pearson 1989:22).

Pratikte genellikle eğitimle ilgilenen personelin engelli kişilerle çalışma eğiliminde olmasına karşın bunun müzelerarası bir konu olduğu çok kesin vurgulanamaz; müze personelinin hepsi çok önemlidir, buna uzmanlar, tasarımcılar, güvenlik personeli ve yönetim de dahildir. Bazı sosyal ve demografik değişiklikler gerçekleşmekte ve engelli kişilerin gereksinimleri artmaktadır. Daha önce özel okullara devam etmekte olan çocukların kaynaştırma eğitim politikası ile genel okullara alınması, müze ve galeri eğitim personeli bir grup sağlam çocuk içinde bir ya da iki engelli çocuk bulabilecek demektir. Gündemdeki akıl hastanelerini kapatma politikası ve bakım sağlama ve uyarma için sivil gruplara güvenme, müzelerin sosyal çalışmacılarla ilişkiye girmeleri için pek çok fırsat yaratmaktadır. Yaşlı insanların nüfus içindeki yüzdesi arttıkça diğer grupların gereksinimlerine göre yaşlı insanların gereksinimleri de artacaktır.

MGC Engelliler Danışmanı’nın çalışmaları, sanatta yapılan diğer girişimler bağlamında görülmelidir. Bölgesel Sanat Dernekleri, engelli politikasının, burslar kazanılmadan uygulamaya geçirilmesinde ısrar etmiştir ve Sanat Konseyi yararlı ve kapsamlı bir “Sanat ve Engellilik Ölçeği” basmıştır (Sanat Konseyi 1989). Çoğu yerel otoritelerin şimdi kendilerine ait eşit fırsat politikaları vardır, bu politika kendi müze ve galerileri tarafından kabul edilmek zorundadır. Engelli kişilere sağlanan olanaklarla ilgili olarak bütün müze ve galerilerden bir politika geliştirmeleri isteği böylece büyük olasılıkla artacaktır.

Etnik izleyiciler ve müze koleksiyonları

İzleyicilerini arttırmayı düşünen müze ve galerilerin ikinci odak noktası çeşitli etnik grupların gereksinimleri, ilgileri ve maddi kültürüdür. Bu odaklanma, koleksiyonların incelenmesini, personel atamasını (ama seyrek olarak etnik azınlık gruplarından personel), toplumda çalışma ve çokkültürlü eğitim yaklaşımını geliştirmeyi gerekli kılmıştır. Ancak genelde, müze ve galeriler çoklu bakış açısı zorunluluğunu fark etmekte yavaş olmuşlardır ve birkaç Afrikalı ve Asyalı müze personeli ile dar bakış açılarında kalmayı sorunsuz bulmuşlardır.

Son on yıl boyunca Britanya’da bazı müze uzmanları, yanlılık ve elemenin farkına varılmasının artışı ile kendi koleksiyonlarının ve etkinliklerinin çeşitli etnik geçmişe sahip izleyicilerle nasıl ilişkilendirilebileceğini düşünmeye başlamışlardır (Bourne 1985; Durrans ve Katterhorn 1986; Jones 1987). Benzer çaba, Barbados’da emperyalist tarihin yeniden yazılması ile dünyanın diğer yerlerinde görülebilir (Cannizza 1987) ve kurumsal ideolojiler Kanada’da yeniden belirlenmiştir (James 1987; Harrison 1987).

Britanya İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinden elde edilen tarihi koleksiyonlarla çalışan etnografi uzmanları, bugünün çoğulcu toplumu içinde buluntuları yeniden yorumlamaya başlamışlardır (PrersonJones 1985) ve galerilerin yeniden tasarımlanabildiği ve serimlenebildiği yerlerde bu tarihi nesneler çağdaş olanlarla bütünleştirilmiştir. Örneğin Birmingham Müzesi’nde, “Kültürlerin Buluşma Yeri” adlı sergide, Kuzey Amerika, Afrika, Pasifik Adaları ve Avusturalya ile Birmingham’daki azınlık ve çoğunluk kültürlerinin çağdaş buluntuları sergilenmektedir.

Bazı müzelerde, belli etnik gruplarla ilgili yeni koleksiyonlar bir araya getirilmiştir. Leicester’de, Hindistan Sanatı ve Zanaatları uzmanı, Leicester’deki Asyalı dükkanlardan çağdaş malzemeler toplamaktadır ve Leicester’deki Asya nüfusunun çoğunun geldiği Gujaret Eyaletine geride bırakılan hayatı örnekleyen konularla ilgili malzemeleri toplamak üzere seyahat etmiştir (Nicholson 1985).

Müzelerdeki çokkültürlü çalışmaların en değerli yönlerinden biri, farklı gruplarla yakından çalışma ve yerel gruplarla olan bağlantıyı geliştirme fırsatını vermesidir. Bazen bu eğitim gruplarıyla ya da toplumsal gruplarla ilişki kurularak başarılır. Leicester’de 1983 yılında açılan Hindistan Düğün Kostümleri (“Vivah”) sergisindeki malzemeler, bir

İngilizce kursuna devam eden Hindistan’lı kadınlarla ilişki kurularak, onların müzeye ödünç verdiği giysilerden oluşmaktaydı. Başka bir durumda, bir moda şovu ile birlikte Gujarat’dan toplanan giysiler sergilenmiş ve bu giysilerin hepsi yerel Hindistan kadın gruplarına satılmıştır. Varolan toplum ağlarını keşfetmek ve onlarla çalışmak iletişim ağının gelişimini arttırır; bu, çokırklı toplumun kabul etme yaklaşımındaki en temel önkoşuldur. Yerel topluluklardan seçilen danışma grupları, sergilere ve olaylara bakış açısını genişletmeye, tarihlerde önerilerde bulunmaya, galeri olaylarına çıkacak sanatçı ya da performansçı önerilmesine yardımcı olabilirler.

Çoğu yerel topluluklar, her biri kendi kültürel tarihi ve kimliği ile farklı etnik grupların karmaşık çeşitliliğinden oluşmuştur. Eğer müze ve galeriler bu grupların hepsine ya da herhangi birine hitap etmek istiyorlarsa duyarlılık ve öğrenmeye, dinlemeye ve uyum sağlamaya gönüllülük esastır. Kuşkusuz ilk esas, topluluklara gidip ortak çalışma pratiklerini geliştirmeye başlamaktır (Robinson ve Toobey 1989).

Herhangi bir yerdeki çeşitli etnik gruplar arasında gerginlik olabilir. Birleşik Devletler’de Boston’daki Çocuk Müzesi kendini, şehir ortasındaki dört etnik grubun kıyısında bulunmakla ve herhangi birine ait olmayan yansız alan olarak algılanmakla betimlemektedir. Bu durum yararlı bir özellik olarak bulunmuştur; bir gruba çok güçlü bağlanmak bir diğeri ile çalışmayı yasaklayabilirdi. Çocuk Müzesi pek çok grupla birlikte çalışmaktadır ve amacı farklı etnik gruplar hakkındaki bilgiyi paylaşmaktır. Örneğin, küçük bir sergi mekanına “Odaklanma” adı verilmiş ve müze tarafından herhangi bir editoryal kontrole tabi tutulmadan çeşitli grupların kendi gösterilerini burada düzenlemeleri önerilmiştir. Böylece, “İtalyanlara Odaklanma”, İtalyan Danışma Kurulu tarafından geliştirilmiş ve gerçekleştirilmiştir, bu kurulun hepsi sergiye imzalarını atmıştır (Gurian 1981:292).

Çokkültürlü eğitim ve okul hizmetleri

Çoğu müze eğitim bölümleri, 1970’li yılların başından beri çokkültürlü konularla çalışmaktadır (PiersonJones 1985), ama 1980’ler boyunca bu yönde artan bir ivme vardır. Çoğu müze öğretmenleri, özellikle çok farklı etnik grupların temsil edildiği coğrafi bölgelerde çalışanlar, çok zor olduğu açıkca görülen nesneleri öğrencilerinin kültürleri ve geçmişleri ile bağlantısını kurarak kullanma konusunda beceriklidirler (Wolfe 1987). Britanya’daki okullarda çokkültürlü konulara olan odaklanma 1971 James Raporu, 1981 Rampton Soruşturması ve 1985 Swann Raporu’ndan etkilenmiştir. Zenci Çalışmaları’na ve zenci çocuklar için açılan kurslara yönelik başlangıçtaki yanlılık yalnızca “bütüncül okul” yaklaşımı ile yer değiştirmiştir. Bir süreden beri, çokırklı toplumda yaşamaya hazırlanmaları için tüm çocukların farklı kültürleri ve gelenekleri bilmeleri gerektiği kabul edilmektedir ve bu Ulusal Müfredatın çapraz program boyutuna alınmıştır.

Müze ve galeriler çokkültürlü çalışmalarda çeşitli yollarla kullanılabilir. Önce, koleksiyonların kendileri çoğu zaman dünyanın uzak bölgelerindendir ve koleksiyonlar farklı yaşam biçimlerine ilişkin perspektifler açabilir ve ortak sorunlara farklı çözümler getirebilir. İpswich Müzesi’nde Yoruba sergisini gezen çocuklar Nijeryalı bir sunucunun ülkesini anlattığını duymuşlar ve onun geleneksel Yoruba dans adımları gösterisini seyretmişlerdir (DES 1988c:4). GCSE “Tekstil ve Giysi” kursundan sonra çocuklar Horniman Müzesi’ndeki Eğitim Merkezini ziyaret etmişlerdir; burada Meksika ve Guatemala üst giyimlerini, Batı Afrika tekstilini ve Yugoslavya’dan, Çin’den ve Kuzey Hindistan’dan giysileri görmüşlerdir. Müze eğitim elemanlarının bir konuşmasını yoğun çizim kursu izlemiştir. Bu, okulda yürütülen çalışmanın temelini oluşturmuştur (Horniman Müzesi 1987). Bunlar gibi çeşitli buluntu ve deneyimlerin çocuklara ve aynı biçimde yetişkinlere vereceği zenginlik, farklı kültürlerden gelen nesnelerle çalışmayı haklı çıkarmaktadır.

Bedford Müzesi tarafından hazırlanan Dünya Kutusu’nun amacı, çevrenin kültür üzerindeki etkisini, gereksinimleri karşılamak için farklı kültürlerin farklı yollar bulduklarını, ama genellikle benzer yanıtla sonuca ulaştıklarını göstermektir. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen ama hepsi kabaca çağdaş olan buluntular, bu noktaların öğrenciler tarafından keşfedilmesini sağlamaktadır. Öğrenciler hava ve bitki örtüsünü göz önüne alarak hangi buluntunun dünyanın neresinden geldiğini bulmaya çalışarak bir keşfi gerçekleştirmektedirler.

Spesifik kültürlerden gelen nesneler ya da kültürlere ilişkin sergiler deneyimi arttırmak ve farkındalığı geliştirmek için kullanılabilir. Leicester’in Asya nüfusundan zaten söz edilmişti. Bütün olarak, Asya topluluğu Leicester kentinde yaşar ve bu topluluk Leicester bölgesinin diğer kasabalarında yaşayan çoğu çocuk tarafından bilinmez. “Gujarat’ın Geleneksel Sanatları” sergisi böyle bir kasabanın küçük bir okulunun üç sınıfınca ziyaret edilmiştir. Çocuklar Leicester nüfusunun bu parçasının mirasını görmek için gelmiştir. “Hindistan” konusu okulda Rama ve Sita hikayelerini temel alarak sanat ve drama yoluyla, coğrafya ve din eğitiminde diğer çalışmalarla irdelenmiştir (DES 1988c: 4).

Müze koleksiyonları kalıpyargılı imgeleri araştırmada kullanılabilir. Bu, Horniman ve Mankind müzelerine bir ortaöğretim okulunun yaptığı iki ziyaretin amaçlarından biriydi. 7 yaş grubundan oluşan üç sınıf aşağıdaki konulara odaklanmıştır: İnuitler, Kuzey Amerika Kızılderilileri ve Avusturalya Aborijinleri. İnuitleri çalışan grup tüm okula bir sunu yapmış ve “Eskimo” adının İnuitler için kabul edilemez olduğunu, sonuç olarak başkalarına saygı duymanın onlar için uygun ad kullanmayı da içerdiğini vurgulanmışlardır. Kuzey Amerika yerlilerini çalışan grup, kültürel grupların kimliğini ve çeşitliliğini filmlerde gördükleri stereotiplerle karşılaştırmışlardır (DES 1988c).

1987 yılında Mankind Müzesi çocuklar için bir program hazırlamıştı. Bu programda çocuklar Arap dünyasının farklı yerlerindeki modern yaşam ile BBC okul programının birlikte gerçekleşmesine bakmışlardı. Bu projenin amaçlarından biri çocukların Arap halkı hakkında sahip olduğu kalıpyargılı görüşlere seslenmekti. Bu sorunun üstesinden, modern ve eski tür evlerde yere oturma, farklı ulusların giysilerini giyme, yemek yeme, aile gruplarının farklı üyelerini oynama, evsahibi olarak konukları eğlendirme vb. gibi pratik etkinliklerle gelinebilmiştir. İnsanlar ve Arap topluluğu örgütleri fotoğraflar için para vermişler, giyim ve elle yoklama için giysileri ve nesneleri ödünç vermişlerdir (Bateman 1988:13).

Bir ya da iki müze, tarihsel ticaret ve ekonomi ilişkilerinin şeylerin nasıl öyle olduğuyla birbirine yakından bağlı olduğunu göstermek için koleksiyonlarını yeniden okumaya başlamıştır. Örneğin, Rotterdam Tarih Müzesi’nde, tipik bir Hollanda çinisi gibi görünen bir çini, kültürlerarası bağları göstermek için yeniden okunabilir. Böylece, lale ile dekore edilmiş bir onyedinci yüzyıl mavi çinisi, bu çininin taklit ettiği Çin ile, sırlama tarzının ortaya çıktığı Akdeniz’le ve lale soğanının bulunduğu Türkiye ile olan bağları gösterebilir (Spruit 1982:67).

Londra’daki Geffrye Müzesi’nin çıkardığı bir raporda “Tarihe Zenci Katkısı” incelenmektedir (Fraser ve Visram 1988). Rapor, koleksiyon ve sergilerin, Afrika, Asya ve Karayipler ile olan bağların İngiliz toplumsal yaşamını nasıl etkilediğinin yollarını göstermek için kullanılabileceği ve denizaşırı ülkelerden gelen insanların Britanya’daki varlığını ve katkılarını gösterme konularında önerilerde bulunmaktadır.

Bir okul projesi, çalışanların rapordan elde ettikleri görüşleri nasıl kendi çalışmalarına kattıklarını göstermektedir. “Işığın gelişi” adlı drama projesi müzedeki Edward dönemi bir odada gerçekleştirilmiştir. Bu proje elektriğin başlangıcını araştırmakta ve Fen müfredatı (Elektrik) AT11 ile çalışma olanaklarını önermektedir. En etkili sunumlardan biri elektrik lambası keşfinin araştırılmasıydı ve Thomas Edison’un “akkor elektrik ışığı”nın nasıl yandığının ama çok çabuk söndüğünün gösterilmesiydi. Bu, karbon telin keşfine kadar ticari olarak hiçbir işe yaramıyordu. Karbon tel, lambanın beyaz ısıda birkaç ay parlamasına olanak sağlıyordu. Bu keşif eski bir kölenin oğlu olan ve kendi kendini eğiten Lewis Howard Latimer’in çalışmasıydı (Bastian 1989:14).

Kültürlerarası yaklaşımlarla çalışan eğitim elemanları “öteki” kültürleri “egzotik”, Avrupa kültürünü ise itiraf edilmemiş norm olarak sunmaktan kaçınma konusunda kafa yormaktadırlar. Bu her zaman kolay değildir; ama buna kültürlerarası farklılıklardan önce benzerliklere yoğunlaşarak ya da örneğin giyinme ya da barınma gibi temel insan gereksinimi konularını araştırarak yaklaşılabilir. Müze ve galerilerdeki çoğu koleksiyon, başka herhangi bir yerde olanaklı olmayacak bu tür kültürlerarası yaklaşıma olanak sağlar. Müze ve galeriler, buluntuların sergilenmesi, araştırılması ve kutlanması yeri olarak gerek tarihi nesne gerekse çağdaş sanat ya da el sanatları yoluyla kültürel çeşitliliğin kutlanabileceği eşsiz bir potansiyele sahiptir.

Çokkültürlü çalışmaların müzelerde gelişmesi, belki de en çok, Yerel Hükümet Yasası (1966Bölüm 11) ile personel atamasının desteklenmesinden yararlanan yerel otorite müzelerinde kendini göstermiştir. Bradford, Kirklees, Leicester ve İpswich’deki kadro sayısı çok azdı ve bunlardan yalnızca birinde, Leicester’de spesifik olarak müze eğitimi dalı vardı; ama bu kadrodakilerin yaptıkları işler farkındalığın artmasında ve bir dizi geçici sergi, atölye ve okul etkinliklerini uyarmada başarılı olmuştur (DES 1988c). Konferanslar ve seminerler, çeşitli kültürlerin yaptıkları işlerin değeri ve doğası hakkında genel bir farkındalığı uyarmıştır. Bu kadrodakilerin hepsi ve bu alandaki çalışmaları başlatan diğerleri hatalarla ve güçlüklerle öğrenmişlerdir ve bunları diğerleriyle tartışmaya gönüllüdürler (Nicholson 1985; PiersenJones 1985; Belgrave 1986; Simpson 1987; Smith, basımda).

Çoğu müzede çokkültürlü konulara verilen ilk yanıt bazen “onu eğitim bölümüne bırak” ya da “11. Bölüm’ün çalışması” biçimindedir. Gidilecek biraz daha yol olmasına karşın, bugün artık, genellikle bunun müzelerarası bir konu olduğu kabul edilmektedir. Özellikle sanat galerilerinde bazı mükemmel eğitim atılımlarının gözlenmesine karşın, galeriler sergilerini çokkültürlü toplumun ilgileri ile ilişkilendirmeye başlamamışlardır (Mason 1988; Whitechapel 1989). Ancak bazı müzeler, bazıları LEA politikası girişimi ile uyarılan etnik ve kültürel konularla ilgili olarak politikalarını açıkça belirtmişlerdir. Bu politikaların uygulandığı yerlerde müzelerin amaçları şunlardır: Koleksiyonları çeşitli kültürlere saygı duymayı ve onları anlamayı özendirmede kullanmak; önyargıyı ve kalıplaşmayı reddetmek; müze koleksiyonlarından ve hizmetlerinden yaralanmada eşitlikten emin olmak; yerel toplulukların müze etkinliklerine katılımı konusunda işbirliği yapmak (DES 1988c: 8). Bütün müzeler, sanat galerileri ve tarihi siteler, geçici ve kalıcı sergilerini, ziyaretçi profillerini, eğitim programlarını ve pazarlama stratejilerini kendi yerel coğrafi bölgelerindeki etnik kompozisyon bilgisi ışığında ve koleksiyonlarının çokkültürlü potansiyelinin farkına vararak gözden geçirmek zorundadırlar.

Yetişkin izleyiciler ve aile izleyicileri

Müze ve galeriler yetişkinlere uzun yıllardan beri hizmet vermektedir. Özellikle ulusal müzeler düzenli konferanslar, galeri konuşmaları, film gösterileri ve konserler organize etmektedir. Çok az kaynağı olan ve kitle pazarına, konferanslara ve olaylara ulaşımı sınırlı olan yerel otorite müzelerinde ve galerilerinde ise özel sergiler için sağladıkları olanaklar sınırlı olma eğilimindedir. Son yıllarda, ailenin dikkate değer bir birim olduğu anlayışı ile birlikte, yaşlı yetişkinlerle yeni bir derinlemesine odaklanma çalışması gözlenebilmektedir.

Yetişkinler için gerçekleştirilen bir dizi olay ve etkinlikler bazen üniversitelerin yetişkin eğitimi bölümleri ve/veya LEA yetişkin eğitimi üniteleri ile ortak olarak organize edilmektedir. Bazen, ya bir koleksiyonun parçaları ya da bir özel sergi ile ilgili olarak tek günlük çalışma günleri gerçekleştirilmektedir. Slaytlı konferanslar ve galeri konuşmaları olağandır, ama mümkün olduğunda etkinlikler popülerdir. Örneğin, Geffrye Müzesi, William ve Mary odalarının yeniden düzenlemesini kutlamak için tekstil atölye günü ve seramik atölye günü gerçekleştirmiştir.

Britanya’daki çok az müze yetişkin eğitim potansiyellerinin tümünü sonuna kadar kullanmıştır ve çalışanlardan çok azı bunu temel sorumluluğu olarak görmektedir (DES 1988a). Toronto’daki Ontario Kraliyet Müzesi (ROM) yetişkinler için sağladığı olanakları son zamanlarda genişletmiştir ve şimdi karmaşık ve uyarıcı çeşitli etkinlikler gerçekleştirmektedir. Bunların arasında, bir dizi konferansın birleştirilmesi ile gerçekleştirilen tekgünlük çalışmalar ve ardından kokteyl ve parmak büfesi; bölümlerarası konularda (“Tanrıçalar” gibi) koleksiyonların özel alanları ile ilişkili olan bir dizi konferansın kozmopolit seçimi ve sahne arkası süreçleri; öğleleri galeri turu (öğle yemeğini de kapsar); çoklusanat temalı atölye çalışmaları (yemek, müzik, slayt ve buluntularla Meksika’da geleneksel yaşam); ve çömlek, çizim, suluboya, Çinişifırçaboyama ve heykelciliği de kapsayan koleksiyonları temele alan geniş “yaratıcı sanat dersleri” yelpazesi. Gerçekten de, (koleksiyonlara ilham verecek ve onları farklı yollarla ilişkilendirecek bir evsahibi olarak) ROM inanılmaz büyüklükte bir yetişkin eğitim kurumu olmuştur. Kursların hepsi ücretlidir.

Yaşlı yetişkinler birkaç yıldan beri Amerika’da ziyaretçi grubu olarak hedeflenmiştir. (Sunderland 1977; Graetz 1981; Heffernan ve Schnee 1980). Pratik atölyeler ve turlar da dahil olmak üzere bir dizi program önerilmiştir. Dizi olarak yürütülen bu atölye çalışmaları yaşam deneyimlerine odaklanmayı ve katılımcıların hızlarına göre ilerlemeyi amaçlamaktadır. Bir ya da iki müzenin günlük bakım merkezleri ya da bakımevleri ile çalışmasına karşılık, Britanya’da yaşlılarla birlikte gerçekleştirilen çalışmalar çok azdır. Warwick Müzesi yerel bakımevleri ile çalışmaktadır; toplumsal tarih nesneleri geçici işbulma projesinin desteklediği bu çalışmayla ilgili tartışmaya ve belleğe yardımcı olma aracı olarak kullanılmıştır. Anımsama etkinliği yaşlılarla kullanılan popüler bir yöntemdir, örneğin Çağ Değiştokuşu (Kavanagh 1990:151,170) gibi; Edinburgh’daki İnsanların Öyküsü gibi bir ya da iki müze benzer projeleri yürütmektedir (Beevers ve ark., 1988; Kavanagh 1990:172).

Bir birim olarak ailelere sunum yapmaya artan bir ilgi saptanabilir. Birkaç yıldan beri, Galler Ulusal Müzesi tarafından aileler için rehberli çevre araştırma gezileri düzenlenmektedir (Sharpe ve Howe 1982). Ulusal Denizcilik Müzesi’ndeki Armada sergisi ve daha sonra “Mutiny on the Bounty” sergisinde 38 yaş çocukları, anababaları ve bakıcıları için etkileşimli keşif merkezleri tasarımlanmıştır (Anderson 1989a). Bu olaylar, çocuklara ve onların yanındaki yetişkinlere kendi başlarına hoş vakit geçirmek ve birlikte öğrenmek için olanak sağlamaktadır.

Benthnal Green Müzesi ve Norwich Kale Müzesi gibi bir ya da iki müzenin oyun grubu oturumları düzenlemelerine karşılık, daha küçük çocuklar için sağlanan diğer olanaklar sınırlıdır (Siliprandi 1987). Bristol Müzesi, WHAM (Kadınların Mirası ve Müzeler) ile birlikte, küçük çocuklar için medyanın da çok ilgisini çeken bir gün düzenlemiştir. Manchester Bilim ve Endüstri Müzesi gibi bir ya da iki yeni müze, planlamalarına beş yaşın altındaki çocuklar ve bebekler için alanlar ve etkinlikler katmıştır.

Bütün müze, galeri ve sitlerin değerli ve eğlenceli öğrenme deneyimleri sunma olanağı vardır. Bütün koleksiyonlar ve bütün çevreler pek çok fırsatlar sunar. Ancak, özel personelin olmadığı yerlerde müze uzmanlarının çoğu zaman hem deneyim hem de güven eksikliği vardır ve nasıl iş görecekleri konusunda emin değildirler. İskoçya Müze Konseyi (SMC), müzelere kendi tur sergilerini yorumlamada yardımcı olacak eşsiz ve değerli bir program geliştirdi (Scottish Museum News 1987; Stewart 1988;1989). Boş Zamanlar Öğrenme Programı (LLP), dış destekli üç yıllık bir kadro yoluyla gerçekleştirildi. LLP koordinatörünün görevi her bir SMC sergisi için gerçekleştirilebilecek olayları ve etkinlikleri belirlemek, bu fikirleri araştırmak ve sergileri olan müzelere bir “menü” hazırlayıp göndermekti. “Menü”de olası göstericilerin ve konferansçıların adları yazılıydı, her bir etkinliğin ücreti belirlenmişti, olası yardım ve uzman kaynaklarının listesi verilmişti ve her bir etkinlik için müzelerin gereksinim duyacağı kaynaklar belirtilmişti.

Bu fikirler özgün ve heyecan vericiydi ve LLP koordinatörünün yardımı ve masrafların %50’sinin SMC’den karşılanması ile müzeler programların planlamasını ve evsahipliğini yapabilmişlerdir. Bu programlar, genellikle müzelerin etkinliklerinden haberdar olmayan hedeflenmiş yerel topluluklar içindir. İskoç Müze Konsey’inin tur sergisi hizmeti Müze ve Galeriler Komisyonu’nun tavsiyesi ile kapatıldıktan sonra, LLP koordinatörü dikkati müzelerle çalışmaya ve müzelerin sürekli koleksiyonlarına yöneltmiştir. LLP’nin çalışmaları videoya kayıtlıdır ve HMSO aracılığıyla elde edilebilir (Stewart 1989). Ne yazık ki, özel desteğin bitmesi ile bu program şimdi sona ermiştir. Bundan yararlanan çoğu müze ve galeri için bu durum çok önemli bir kayıptır.

İskoç Müze Konseyi’nin Boş Zamanlar Öğrenme Programı’nın başarısı; tüm müze ve galerilerin harika eğitim kaynakları olduğunu, uzman ve eleman ile desteklenirse, müze ve galerilerin boş zaman, öğrenme, eğlenceli keşif ve toplumsal etkinlik açılarından toplumun gözardı edilemeyecek kazançları olduğunu göstermektedir. Yukarıda tartışılan olaylar, gerçekte, açıkça, nerede ve nasıl yeni girişimlerin gerçekleştirilebileceğini göstermektedir. Yapı ve yöntem açısından sırasıyla yapılması gerekenler tanımlanmıştır ve neredeyse tüm kurumlar altı çizilen alanlardaki gelişimlerden yararlanabileceklerdir. Britanya’daki müze eğitiminin tüm alanlarda yetişkin ve toplum çalışmaları en az olgunlaşmış ve belki de kaynaklar sınırlandırıldığında yıpranmaya en fazla açık olanıdır. Fakat bu alanı geliştirmemek en ciddi hatadır. Müze ve galeriler, özellikle yerel düzeyde, kendi yerel topluluklarına bağımlıdır. Eğer bu toplulukların herhangi bir müze deneyimi yoksa ve müze çalışmalarını bilmiyorlarsa, beklenen destek nasıl gelecektir? Warwickshire Müzesi’nden bir müze uzmanının ziyaret ettiği evdeki bir kadının şaşkınlıkla söylediği gibi: “Ooo, siz müzeden geliyorsunuz! Sizler gerçekten çok hoş insanlarsınız, değil mi?”

14. OKUL HİZMETLERİ I: MÜZEDE

Müze ve galerilere okul ziyaretleri

Müze ve galeriler her tür okul tarafından ziyaret edilmektedir; ilk ve ortaokullar, devlet okulları, özel okullar ve uzman okullar. Bu okulların temsil ettiği öğretme tarzlarının ve yaklaşımlarının çeşitliliği büyüktür. Müzeye gelen çocuklar her düzeyde yeteneğe dağılmaktadır ve sağlam ya da engelli olabilirler. Koleksiyonla ve müzeyle ilgili konuların müfredatın çoğu alanı ile bağlantısı vardır, bunların içinde dil gelişimi ve toplumsal eğitim de vardır. Bu oldukça fazla sayıdaki etkenin anlamı şudur: Müze öğretmenleri çeşitli kullanıcıların belirli gereksinimleri için çok esnek bir yaklaşıma uyum sağlamalıdırlar ve müze öğretmenleri bu gereksinimlerle müze ve müze koleksiyonları arasındaki bağlantıyı kurmada seçici olmak ve hayal güçlerini kullanmak durumundadırlar. Popüler alanlar ve konular öğretmenlere genellikle bir “menü”den seçmeleri için sunuluyorsa da, çoğu müze öğretmeni mümkün olduğunca her grubun gereksinimine göre kendi yaklaşımını belirlemektedir.

Bütün olarak, en çok ilkokullar müze ve galerileri kullanırlar. Geçmişte, eğitim bölümlerinin hizmet verdiği çocukların yaklaşık üçte ikisini ilkokul grupları oluşturmaktaydı. Ancak bu genel tablo farklı müzelerde büyük ölçüde değişiklik gösterebilir: Horniman Müzesi’nin kayıtlarına göre, 1986/87 yılında Eğitim Merkezini kullanan ortaokul gruplarının sayısı 217, ilkokul gruplarının sayısı 811’dir; İLEA taramasına göre, Londra’daki Tate Galerisi’ni 1988/89 yılında en az ilkokul gruplarının iki katı kadar ortaokul grupları ziyaret etmiştir; İronbridge Gorge Müzesi, tamzamanlı çalışan iki eğitim görevlisinin 1988 yılında atanmasına kadar neredeyse yalnızca ortaokul grupları tarafından kullanılmıştır; Warwick’de, ortaokullar genellikle kullanılabilecek olan alandan daha büyük grupları getirme gereksinimi içinde olduklarından, ziyaretlerin büyük bir çoğunluğu kreşler ve anaokulları tarafından yapılmaktadır. Bazen sayılar müzelerin üzerinde çok az denetim sahibi olduğu olaylardan etkilenir: Okul televizyonlarında Mısır tanıtıldığı zaman 6 haftada İngiliz Müzesi’nin galerilerini ziyaret eden çocuk sayısı 30.00040.000 idi. Büyük olasılıkla şu andaki kullanım örüntüsü yeni eğitim yapılarına göre değişecektir ve konuların nasıl gelişeceğini bu aşamada tahmin etmek güçtür. Çoğu yerel ortamla ve eğitim personelinin kullandığı halka açılma ve iletişim yöntemleri ile ilişkili olacaktır.

Okul ziyaretlerinin hepsi müze personelinin yardımı ile organize edilmez; kimi öğretmenler tamamen kendi başlarına ziyaretleri planlamayı tercih ederler ve çoğu örnekte talep edilen şey yalnızca fikir verilmesidir. Örneğin, 1989'da Warwick'de, her türden toplam ziyaretçi sayısı 12.237 (412 grup) idi, bunların 9.000'i (300 grup) müzenin yapılandırdığı eğitim etkinliklerine katılmıştı (Clarke,1990a). Diğer grup liderlerinin çoğu eğitim servisi ile bağlantıya geçmiş ve yalnızca fikir ve yardım almışlardır.

Neredeyse tüm kurumlar öğretmenler ve çocuklar için bir şeyler sunarken, okul hizmetleri hemen hemen bütün müzelerde farklılık göstermektedir. Müzeler bütün yaklaşımları ya da bunlardan herhangi birini kullanabilir. Çoğu yerde yüz yüze öğretme sunulan temel olanaktır; Londra'daki Ulusal Portre Galerisi, Londra'daki Horniman Müzesi, Glasgow'daki Kelvingrove Sanat Galerisi ve Müzesi örneklerinde olduğu gibi. Müze personelinin bir üyesinin gerçekleştirdiği öğretim, ya müze ya da galerilerin içinde ya da buralarla bağlantılı bir odada gösterimi ve elle yoklama malzemelerini kullanarak gerçekleştirilir. Bazı durumlarda öğretmenlerin malzemelerinin öğretimi desteklemede kullanılabilir olmasına karşılık, okul ziyareti sayısının çok olduğu yerlerde, öğretmen ve çocuklar için kaynak sağlanmasının doğrudan öğretimden daha yararlı olduğu hissedilmektedir. İngiliz Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Londra Kulesi ve

İngiliz Mirası, müzeyi kendi başlarına kullanmada öğretmenlere yardımcı olmak için dikkatle hazırlanmış "öğretmen paketleri", "çalışma sayfaları" ve artan ölçüde videolar sağlamaktadır.

Müze ve galerilerin çoğu, müze ve galerilerin nasıl kullanılacağını öğrenmeleri için öğretmenlere olanak sağlar. Bu, öğretmen yetiştirme fakülteleri ile çalışma, belki de fakültede bir konuşma yapma ya da müzede bir gösterim yapma biçiminde olabilir. Bazen, fakülte öğrencileri müze ve galerilere kısa süreler için yerleştirilir. Servis öğretmenleri için de kurslar vardır.

Aktif anlatım yöntemleri kullanılmaktadır. Aberdeen Deniz Müzesi'nde yaşayan bir tarih projesi olan "Cloots, Creels ve Claikin Projesi", Doğu İskoç kıyılarında yüzyıl önce yaşayan balıkçıların yaşamını irdelemiştir (Keatch 1987). Bazı müzeler restorasyon çalışmalarında okullarla birlikte çalışabilmektedir; Leicester'de Demir Çağı çiftlik evi “yeniden inşa” edilmiştir. Bazı müze ya da galeriler müze malzemelerini kısa süreli serimlerde biraya getirir, bunlar bir dizi oturum için öğretmen ve çocuklar tarafından kullanılabilir; "Hayvanlar ve Yuvaları", Leicester öğretmen lideri tarafından Doğa Bilimleri dersine okullar için hazırlanan özel bir sergiydi. Çoğu müze dışarıya çalışmalar yapmaktadır, bunların içinde ödünç verme hizmetleri, gezici müzeler ve okul programlarında sanatçı/zanaatkar organizasyonu vardır. Bir ya da iki örnekte, Yorkshire Clark Hall'da olduğu gibi, müzeler açık biçimde okullara hizmet etmek için var olurlar.

Müze ve galerilerde sunulan öğrenme deneyimleri sınıf ortamında sunulanları tamamlayıcı nitelikte tasarımlanmıştır. Müzeye yapılan okul ziyaretlerinin en değerli yönlerinden biri, öğrencilerin alternatif öğrenme yolları ile karşılaşma ve maddi kanıt ile aktif biçimde çalışma fırsatıdır. Bazı çocuklar için bu durum, daha formal olan sınıf ortamında pek görülmeyen yetenek ve becerileri gösterme şansını sağlayabilir. Bütün çocuklar için, yeni bir yere gitmek, yeni insanlarla tanışmak, bilgi toplamada yeni yaklaşımları denemek ve gerçek şeylerle karşılaşmak çok güdüleyici ve uyarıcı olabilir ve okulda edindikleri bilgileri bir bakış açısına yerleştirebilirler. Londra'daki bir öğretmenin yorumunda olduğu gibi: “Bir bağlam ve anlam sağlamada müzearaştırma ziyaretleri öğrenciler için esastır. Yaşantısal öğrenmeyi ve aktif katılımı gözönüne alan eğitimdeki gelişmeler ışığında galeriler daha çok kullanılmalıdır” (Adams 1990:16).

Müze ve galerilerde genellikle bulunan okul hizmetlerini sağlama yollarından biri, çok kısa, belki de bir hafta ya da bir ay süren büyükölçekli olayların düzenlenmesidir. Bu gibi olaylar okultemelli çalışmalarla ilişkilendirilerek tasarımlanır; ya ziyaretten önce hazırlık yapılır ya da ziyaretten sonra izleme çalışması olur. Genellikle, özel olarak ilginç bir bina kullanılır ve binanın tarihindeki bir an yeniden yapılandırılır. Böylece, kaleler ve tarihi evler tarihsel düşgücünü geliştirmek için kullanılır (Fairclough 1980: 1982; Fairclough ve Redsell 1985); büyük bir çiftlik evi, BBC'nin okullar için yayınladığı "Bak ve Oku" dizisi ile ilişkilendirilerek dil öğreniminde kullanılmıştı (Winterbotham 1987).

Bazen müzeler, belli bir konuda farklı bakış açılarını sunabilmek için ortak çalışma yapabilirler. Brüksel'deki üç müze, Çocuk Müzesi ve Sanat ve Tarih Müzeleri, öğretmenlere "ev yapma" konusundaki üç yaklaşımı sunmak için birlikte çalışmışlardı. Çocuk Müzesi’nde "ilk barınaklar" konusu ile uğraşılmış, Sanat Müzesi'nde bazı tarihsel ve güncel ev yapma tabloları anlatılmış ve Tarih Müzesi’nde nesneler ve mobilyalar yeniden yapmada kullanılmıştı. Proje, konu sayfalarının kullanılması yolu ile birleştirilmişti: Konu sayfaları hem amaçlanan çalışmanın çeşitli müzelerde gerçekleştirilmesi ve hem de bildik konular ile nesneler arasında bağlantı kurabilmek için tasarımlanmıştı (Deltour ve GescheKening; Unesco taraması).

Müze ve galeriler genellikle uzmanlaşmış etkinliklere ve gösterimlere katılma ya da bunları gözlemleme şansını ya müzede ya da sınıfa bir uzman göndererek verirler. Clark Hall; dokuma, mısırbebek yapımı, tereyağı yapımı ve diğer onyedinci yüzyıl ev zanaatları göstericilerini müzede kendi roloynama ve yaşayan tarih programlarının bir parçası olarak kullanmaktadır. Massachusetts/Salem'deki müze "Kuzey Kıyısı Deniz Mirası Projesi" ile öğretmenlere; yelken yapımcıları, perde yapımcıları, sicim yapımcıları ve ağaç oymacılarından dolap yapımcılarına kadar uzanan olayları ve gösterimleri sınıflarında düzenleme olanağını vermiştir (Hercher; Unesco taraması).

Bir Brezilya örneği

Brezilya'dan bir müze projesinin betimlenmesi, deneyimlerin okul eğitimini tamamlamak ve zenginleştirmek için organize edilme yollarını göstermektedir. "İmparator Avlusunda Bir Düğün" adlı bir proje 1983 yılında Rio de Janeiro yakınındaki Petropolis'de, İmparatorluk Müzesi tarafından hazırlanmıştır (Baretto, Unesco taraması). Bu müze, çok güzel bir bahçe içinde, ama devasa büyüklükte olmayan, gerçekten de eski

İmparatorluk Yazlık Sarayı idi. Eylül ve ekim aylarında, 813 yaşlarında 838 çocuk bu projeye katılmıştı. Bu günün amacı çocuklara somut bir yaşantı ile, ondokuzuncu yüzyıl yaşamının bir kesitini saraydaki bir düğünü hazırlama ve yeniden oynama yoluyla yaşatmaktı. İrdelenecek konular, sosyal çalışma, tarih, sanat ve elsanatları, müzik ve dansı kapsamaktaydı.

Çocuklar düğün için gerekli şeyleri hazırlama sırasında önce çırak rolünü oynamaktaydı: Kostümler, kılıçlar, askeri dekorasyonlar, yiyecek, içecek, balo odası dekorasyonları, müzik aletleri, vb. Aynı çocuklar daha sonra düğünün misafirleri rolünü oynadılar: Gelindamat, onların annebabası, akrabaları ve arkadaşları, hizmetkârlar ve orkestra. Çocukların aktif olarak karşılaştıkları toplumsal, tarihsel ve kültürel temalar hakkında temel bilgileri veren küçük bir sergi yapıldı: Saraydaki ondokuzuncu yüzyıl toplumsal yaşamı ve hiyerarşisi, üst ve orta sınıflarla ve sanatçılarla ilişkisi; ondokuzuncu yüzyıl buluntuları, bunların içinde kostümler de var; müzik ve dans; dinsel seromoni ve evlilik sözleşmesi. Serginin temel odak noktası tüm

168

projenin dayandığı konu olan 1864 yılında Peter II'nin kızı Prenses İsabel'in düğün tablosu idi.

Çocuklar tarihsel dönemi okulda öğrenmişlerdi. Müzede çocuklar müze eğitim görevlisiyle birlikte önce sergiyi dolaşmışlar, tabloya bakmışlar ve projenin bazı temaları ile tanıştırılmışlardı. Çocuklar, daha sonra her grupta bir yardımcı olmak üzere 10'ar kişiden 5 gruba bölünmüştü. Her bir grup, düğün hazırlıklarının ve günün ilerleyen saatlerinde gerçekleşecek olan balo hazırlıklarının bir yönüne katılmıştı. Gruplar, kadın kostümlerinin yapımcıları, erkek kostümlerinin yapımcıları, ahçılar, balo odası dekorasyonları yapımcıları ve müzik aleti yapımcıları ve çalgıcıları olarak ayrılmıştı. Gün, düğün ile sonlanmıştı; müzik çalma ve dinleme, vals, kadril ve polka yapma, kostümleri giyme, yeme, içme ve rol oynama.

Niyetlenildiği gibi, bu gün öğretmenlere daha sonra okulda izleme çalışmaları için pek çok olanak sunmuştu. Kültürel ve toplumsal temalar kendi içinde ya da başat ondokuzuncu yüzyıl tarihsel olaylarının yönleri olarak geliştirilebilir; tablo ve buluntuların tarihsel bulgu olarak kullanımı başka formdaki bulgularla karşılaştırılabilir; yaratıcı yazma ve drama, deneyim parçalarını anımsama ve daha sonra analiz etmede kullanılabilir; günümüz ve geçmişteki evlilikler, İmparatorluk Sarayındaki ve mütevazi çevrelerdeki evliliklerle karşılaştırılabilir.

Öğretmenler için böyle bir deneyim üzerine inşa edilebilecek potansiyel çok büyüktür. Bu proje, diğer açılardan da öğretmenlerle birlikte gerçekleştirilmiştir. Müze eğitim görevlisi, grup lideri olarak görev alan dört stajyer öğretmenin yardımlarını kaydetmiş, değerli ve çeşitli deneyimler kazanmıştır. Grup liderleri için ödünç kostüm veren yerel bir TV istasyonu, daha sonra hizmet içi öğretmen eğitiminde kullanılan bir video kaydı yapmıştı. Görsel kayıt, öğretmenlerin, müze yöneticilerinin ve potansiyel sponsorların bu gibi olayların doğasını ve potansiyelini çok çabuk anlamalarını sağlayabilir.

Çocukların başarı düzeyleri

HMİ, okulların müze ve galerilerle çalışmaları özendirildiğinde, çocukların başarabileceği bilgi ve beceri basamaklarını belirlemiştir. 7 yaşına geldiklerinde, çocuklar müzelerin varlığından haberdardırlar ve bir ya da daha fazla müzeyi ziyaret etmişlerdir. Çocuklara sınıfta elle yoklama nesneleri verilmiş ve müze nesneleri hakkında konuşmuşlar ya da çizim yapmışlardır. Bazı bakım yuvaları, kendi küçük çocuklarına, sınıfta, ödünç verme hizmetleri olan ve evlerden nesne getirilen geçici müze yapma deneyimi vermektedir. Bu çocuklar, etiket yazma, kendi sergilerinin bakımını üstlenme, müze ve galerileri ziyaret etme ve oradaki elemanlarla

169

konuşma yoluyla müfredatta müzelerin kullanımını anlamanın geçerli temellerini kurmuşlardır.

11 yaşında, öğrenciler farklı müzeleri ve bu müzelerin çeşitli sergileme yaklaşımlarını ayırt edebilirler ve bu konularda bilgi sahibi olurlar; müze ve galerilerde uzun süreli gözlem yapmaya alışırlar ve bir dizi kayıt tekniğinde becerikli olurlar. 8 yaş grubu çocuklar için bir Roma Çağı Britanyası çalışması, küçük bir serimin kurulmasını, giriş kartlarının tamamlanmasını ve nesneleri araştırmak için referans kitaplarının kullanımını içermiştir. Bu evredeki bazı çocuklara müze koleksiyonlarının restorasyon gereksinimi tanıtılmış ve çocuklar koruma ve yorumlama kavramlarını tartışmaya başlamışlardır.

16 yaşında, öğrenciler, müzelerdeki gözlemlerden neyin öğrenilebileceğini ve öğrenilemeyeceğini anlarlar ve daha fazla bilgi için nereye gideceklerini bilirler. Kanıt olarak nesneleri kullanma becerisi ve uygun kayıt tutma becerisi oldukça gelişmiştir (Moffat 1988a).

Okullar tarafından müze ve galerilerin ne kadar kullanıldığını bilmek bazen zordur. Çoğu eğitim servislerinin kapasitelerinin üzerinde çalışmalarına karşın, çoğu okul bu hizmetleri kullanmadan ziyareti gerçekleştirir ve belli bir bölgedeki müze ve galerileri ziyaret eden okulların yüzdesini bilmek güçtür. Çoğu eğitim bölümleri birlikte çalıştıkları tüketicilerin ayrıntılı figürlerini verebilir, ama okul popülasyonu ile ilgili olarak müze kullanımını keşfetmek ve hizmetlerden alınan doyum düzeyini değerlendirmek için taramaları okulların kendisi gerçekleştirmek zorundadır. Böyle bir tarama İLEA tarafından 1989'da organize edilmiştir (Adams 1990).

İLEA okullarının müzeleri kullanması

İç Londra Eğitim Otoritesi’nin (İLEA) kaldırılmasından hemen önce tarama gerçekleştirilmişti; taramanın amacı Londra'daki okulların başkentin müzelerini nasıl kullandığını keşfetmekti. İLEA, eğitim otoritesi olarak iki müze ile, Geffry Müzesi ve Horniman Müzesi ile ilgilenmiş, bir Müze Danışma Servisi sağlamış ve Dulwich Resim Galerisi, Serpentine Galerisi ve Hayward Galerisi’ne öğretmen göndermiştir. Otoritenin yaşamayacağı açıklık kazandıktan sonra, İLEA okullarının müzeleri kullanma düzeylerini belirlemek amacıyla ve bu bilginin otoritenin kaldırılmasından sonraortaya çıkabilecek Londra çapında herhangi bir girişimi destekleme niyetiyle Müze Eğitimi Çalışma Partisi kurulmuştur. Tesadüfi olarak seçilen 125 ilk ve 70 ortaokula, toplam 195 okulun hepsine, tek sayfalık bir soru kağıdı 1989 yılının güz döneminde gönderilerek bir önceki yıl müze ve galerilere yapılan ziyaretlerle ilgili bilgiler sorulmuştur. Form olabildiğince kısa tutulmaya çalışılmıştır, çünkü eğitim dünyasındaki çoğu değişim uzun bir soru kağıdının doldurulmasına çok zaman harcanmasını önleyebilirdi. Yanıtlama oranı iyidir: İlkokullar % 80 ve ortaokullar % 59.

Tarama sonuçlarına göre Londra okullarının önemli bir bölümü sıklıkla müzeleri ziyaret ediyorlar, müze ziyareti konusunda hevesliler ve bu en azından 15 yıldır yerleşik bir gelenek haline gelmiştir. Yanıt gelen ilkokulların % 92'si, 198889 okul yılında müze ziyaretleri gerçekleştirmişler; bunların % 52'si 1 ile 5 arasında müzeyi, % 29'u 610 müzeyi ve % 10'u 1115 müzeyi ziyaret etmişlerdir. İlkokullardan biri 16’dan fazla müzeyi bir yıl içinde ziyaret etmiştir.

Yanıt gelen ortaokulların hepsi yıl boyunca müzeleri ziyaret etmiştir: % 39'u 15 müzeyi, % 31.7'si 610 müzeyi ve % 29.3'ü 1115 müzeyi ziyaret etmiştir. İlkokulların müze ziyaretlerinin artmasına ve ortaokulların müze ziyaretlerinin düşmesine karşın, bu yüksek düzeydeki müze ziyareti, 197576 yılında son olarak yapılan ILEA taramasından beri göreceli olarak sabit kalmıştır.

Londra müzelerine ilkokul ve ortaokullardan toplam 1.764 ziyaret gerçekleştirilmiştir. Ortaokullar en çok Bilim Müzesi’ni (tüm ortaokul ziyaretlerinin % 9.8'i) ve Tate Galerisi’ni (tüm ortaokul ziyaretlerinin % 8.8'i) ziyaret etmişlerdir. İlkokullar en çok Bilim Müzesi’ni (tüm ilkokul ziyaretlerinin % 12.1'i), Doğa Tarihi Müzesi’ni (tüm ilkokul ziyaretlerinin % 8.9'u) ve Horniman Müzesi’ni (tüm ilkokul ziyaretlerinin % 8.6'sı) ziyaret etmişlerdir. Bir başka deyişle, ilkokulların % 59'u ve ortaokulların % 48'i soru kağıdını yanıtlamışlar ve Bilim Müzesi’ni ziyaret ettiklerini belirtmişlerdir; yanıt gelen ortaokullardan % 63'ü Tate Galerisi’ni ziyaret etmiş; en çok ziyaret edilen dört müze Bilim, Doğa Tarihi, İngiliz Milletler Topluluğu Enstitüsü ve Horniman Müzesi olmuştur.

Yapılan ziyaretlerin hepsinde müze ve galeri eğitim memurları ile çalışma gerçekleştirilmemiş olmakla birlikte, yanıt gelen ortaokullardan % 57'si GCSE çalışmaları için Londra müzelerini kullandıklarını söylemiştir. Giriş ücreti olan müzeler okullara çok çekici gelmiyor gibi görünmektedir. Ek giriş ücreti masrafı, öğretmenlerin ücret alan müzeleri planlarından çıkarma eğilimi demektir. Bir öğretmen şu yorumu yapmıştır: "Eğer giriş ücreti alınırsa ziyaretlerimizin çoğunu iptal etme durumunda kalırız.”

Bu ziyaretlerin çoğu, öğretmenlerin oldukça zorlu deneyimlerine karşın organize edilmişti. Ziyaret dolayısıyla kaçırılan dersi kapatmak için öğretmen bulma ve para ile destekleme bir sorundu. Daha sonraki ulaşım masrafı bir başka sorundu. Genelge 2/89'un (bk. s. 75) okul ziyareti harçları ile ilgili doğurguları genellikle karıştırılmış ve yanlış anlaşılmıştı. Finans ve eleman sorunları ve pratik sınıf büyüklüğünün zorlukları arttıracağına ya da ziyaretin doğasını değiştireceğine ilişkin geleceğe yönelik korkular ifade edilmişti. Etkilerden biri, örneğin, yerel müzelerin büyük merkezi müzelerden daha fazla kullanılması olabilir (Adams 1990:14). Bir başka etki, daha büyük yaştaki öğrencilerin bireysel ziyaretlerinde bir artışın olabileceğidir.

Öğretmenlerin yorumları, öğretmenlerin müze ve galeri ziyaretlerini öğretimlerinin bir parçası olarak düşündüklerini ortaya çıkardı. Bir ortaokuldaki öğretmenin yorumu şöyleydi: "Müze ve galeri ziyaretleri GCSE ve ‘A’ düzeyi kurslarının (seçimlik değil) gerekli bir parçasıdır. Bu ziyaretlerin yasalarla güçleştirilmesi bir trajedidir.” Bir ilkokul öğretmeni çok benzer bir vurgulama yapmıştı: "Yerel müzeler, yani halk taşımacılığı ile ulaşılabilen müzeler, herhangi bir kursun yaşamsal yönlerinden biridir. Birincil/ikincil kanıt kavramının geliştirilmesi açıkça gereklidir.” Müzeler, “sınıflardaki başarıyı pekiştirmede çok değerli görülüyordu; ziyaretler bir fırsat duyusu verirler ve müzede yapılan bir çalışma büyük bir olasılıkla anımsanacaktır.” İlkokul öğretmenleri Ulusal Müfredatın bilinmesine yardım etmede müzelerin gerekli olduğunu hissetmişlerdi: “Müzeler paha biçilmez bir kaynaktır; bu kaynağa, kendi kaynaklarımızın sınırlı olmaya başlamasından beri daha fazla gereksinim duyuyoruz. Ulusal Müfredat bizden talepte bulunuyor özellikle fende, böyle kaynakların yardımı ile bu talepleri karşılayabiliriz; ve yeni müfredatta fentemelli derslere yönelik hareketlenme daha sık ziyareti gerektirir, çünkü ortalama bir ilkokul fen kaynaklarına sahip değildir.”

Genel olarak tarama, müze ve galerilerin çok değerli bulunduğunu ve her düzeydeki öğretmen tarafından ve müfredat boyunca yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir. Aynı zamanda, müze kullanımındaki güçlükler ayrıntılarıyla açıklanmış ve geleceğe yönelik korkular ifade edilmiştir. Okula fon bulma, yeterli öğretim elemanı, büyük sınıflar, ziyaret ücretleri gibi sorunların hepsi öğretmenlerin gerçekleştirmeyi istedikleri ziyaret sayısını olumsuz yönde etkilemiştir:

"Müze eğitim bölümleri, tam da ulaşım ve diğer masraflar onları neredeyse kullanılamaz hale getirdiği bir zamanda oldukça iyileşmiştir.

Eğer okul ziyaretleri için para ayrılsa ve elemanlar derslerinden muaf tutularak zaman ayarlaması yapılsa, müze ve galerileri çok daha fazla kullanırdık. Olanaklar mükemmel ve geçmişte biz onlardan çok yararlandık. Ancak, finans ve eleman sorunlarının baskıları ziyaretleri gerçekleştirmeyi gitgide daha fazla güçleştirmektedir.”

Öğretmenler, okulların bir müzeyi ya da galeriyi ziyaret etmesinin nasıl, çocukların öğrenme süreçlerinde yalnızca katalizör rolü oynamadığını, aynı zamanda yetişkin ziyaretini de uyardığını belirtmişlerdir: "Müze ziyaretleri müfredatı desteklemek için yapıldığında müzeler, çocukların öğrenme deneyimlerini ileriye taşımakta eşsiz değere sahiptir. Çoğu çocuk, annebabasını da yanına alarak yeniden ziyarete gitmektedir.”

Tarama, geleceğe dönük olarak okul ziyaretlerinin düzenlenmesi konusundaki sorunları gösteriyor. Yeni yapılanma ve değişimin hızı, bazı müze ve galerilerin ücret düzenlemesinden kaynaklanan okul güçlüğü, öğretmenlerin diledikleri kadar müze kullanımını engellediğini göstermiştir. Tarama, aşağıda belirtilen önerilerde bulunmuştur:

  1. Ulusal Müfredat Konseyi, öğretmenlere rehberlik ile Ulusal Müfredatın taleplerini karşılamada müze ve galeri eğitiminin anahtar bir öğrenme kaynağı olduğunu kabul eder;

  2. Diğer okul seyahatlerinden ve gezilerinden ayrı olarak, müze ve diğer bellibaşlı çalışma ziyaretlerine tüm otoriteler tarafından açık destek sağlanmalıdır;

  3. Müzenin programlı ziyaretleri için eleman ayarlaması gönüllülükle sağlanmalıdır;

  4. Bütün eğitsel ziyaretlerde öğretmen ve öğrencilere ücretsiz giriş geleneğinin sürdürülmesi müze ve galerilerden şiddetle istenmektedir (Adams 1990).

Öğretmenlerin desteklenmesi

Çoğu müze ve galeri, girişte ve ziyaretlerin planlanmasında öğretmenlere destek sağlamaktadır. Edinburgh'daki özel bir sergide, bir olgu çalışması bu desteğin alabileceği biçimlere örnek oluşturmaktadır. Okul ziyaretleri, 1988’de Şehir Sanat Merkezinde, "Firavunların Altını" sergisine yapılan ziyaretlerin %10'unu oluşturmuştur (Woodward, 1989). Bu çok kalabalık bir sergi idi ve öğretmenlerin ziyaretlerini maksimuma çıkarmaları için çok pratik önlemlerden sergi içeriğine yardıma kadar bir dizi önlem alınmıştı. LEA'nın kaynakları olmadan yardımların çoğu gerçekleşemezdi; LEA, açıkça, öğretmenlerin ziyaretinde sorumluluk hissetmişti.

Genel halk bazen kuyrukta beklemek zorunda kalsa bile, önceden rezervasyonu yapılan tarafların sergiye girişleri garanti altına alınmıştı. Sergi hakkında bir videonun gösterildiği ve ziyaret ayarlamalarının açıklandığı giriş oturumu bazı öğretmenler için ayarlanmıştı. Günlük organizasyona yardım için LEA'dan (Lothian Regional Council) eleman gönderilmişti. Serginin içeriği hakkında bilgi vermek için bir video ve öğretmen paketi hazırlanmıştı. Video, ziyaretten önce 5 sterlin karşılığında kiralanabilirdi, ama bu videoyu temellendiren teypslayt sunumu da Şehir Sanat Merkezinden edinilebilirdi. Okul ziyaret gruplarından 3/4'ü sunumu görmüştür, bunların çoğu da videoyu kiralamak yerine ziyaretin başlangıcında teypslaytı izlemişti. Öğretmenlerin yaklaşık % 90'ı sunumun yararlı olduğunu hissetmişti ve ziyaretin başında sunumu seyredenler daha çok böyle hissetmişlerdi. Okul ziyaretlerinin başarılı olmasında önemli bir katkısı bulunan teypslaytı buluntuları bağlam içine yerleştirmişti ve okul ziyaretinin başarısının önemli bir bölümü olan sergiyi önceden tanımayı sağlamıştı.

Lothian Bölgesi’ndeki tüm ilk, orta ve özel okullara öğretmen paketleri bedava dağıtılmıştı ve Lothian dışındaki okullara ve özel okullara

2.90 sterlin karşılığında verilebilmekte idi. Sergiye bir grup getiren öğretmenlerin % 62'si öğretmen paketini kullandı, bu öğretmenlerin çoğu da ilkokullardan gelmekteydi. Paket; çalışma sayfalarının hazırlanması, öğrenciye referans verme, dil ve drama çalışmaları ve sanat çalışmalarının uyarılmasının hem hazırlığında hem de izleme çalışmasında kullanıldı. Öğretmenler gerek ilkokul gerek ortaokul grupları için hazırlanan paketlerin takdir edileceği yorumunda bulundular.

Çoğu müze şimdi çeşitli öğretmen paketleri hazırlamaktadır. Bunlar, spiralcilt formunda olabilir; bazen fotokopi yapmaya olanak sağlayan üzerinde imgeler olan ayrı sayfalar biçimindedir; bazen kitaplar üretilir.

İronbridge Gorge Müzesi, BP'nin desteklediği bir öğretmen rehberi takımı hazırlamak için çok iddialı beş yıllık bir projeye başlamıştır. Bu rehberler özel yaşgrubu öğretmenleri için onlar tarafından yazılacaktır; beş yaşın altındakiler, anaokulu çocukları, ilk kısım, orta ilk, orta son ve onaltı yaş sonrası dahildir. Her kitapçığın, o yaş grubundaki çocuklara uygun bir eğitim felsefesinin ilkelerinin özeti ile başlaması planlanmıştır; daha sonra, izleme çalışması da dahil olmak üzere, müzede gerçekleştirilmekte olan bir ya da iki projenin ayrıntılı açıklaması verilmektedir. Beş Yaşın Altındakiler

İçin Rehber, okulöncesi müfredatın tartışılması ve küçük çocukların müzelerde öğrenme gereksinimleri ve iki uygun temaya ("Evler" ve "O Zaman ve Şimdi") ilişkin örnekleri kapsamaktadır. Kavramlar, beceriler ve tutumlar irdelenmiştir, ziyaret için etkinlikler ve izleme çalışmaları önerilmiştir ve niteliksel değerlendirme için uygun sorular önerilmiştir (İrenbridge Gorge Müzesi, tarihsiz).

Bu rehber İronbridge Gorge Müzesi’nde kullanılmak üzere tasarlanmıştır, ama öğretmenlerin diğer müzelerle ilgili olarak kendi yaklaşımlarını geliştirebilmelerini de sağlar. Benzer bir yaklaşım Victoria ve Albert Müzesi ile ortaklaşa gerçekleştirilen "Ondokuzuncu Yüzyıl Modasını

174

Keşfetmek" sergisinde de izlenmiştir. Yazar, müzenin kostüm bölümündeki koleksiyonları kullanmış, ama konu başlıklarını ve fikirleri öyle düzenlemiştir ki herhangi bir kostüm sergisi ile ilişkili olabilir (Buxtan, 1989). Destekleyen firma bu kitabın üretilmesini de sağlamıştır.

İngiliz Mirası, Avebury Anıtı ve Tilbury Hisarı da dahil olmak üzere, belki sitlerde kullanılmak üzere, mükemmel bir dizi öğretmen el kitabı hazırlamıştır. Ziyaret yönetimine ve nesnelerin, binaların ve sitlerin eğitimsel kullanımlarına ilişkin fikirler ve yaklaşımlar belli bir yerle ilgili olmasına karşın başka yerlerdeki ziyaretler için güvenilir rehberlik sunmaktadır.

Müze bültenleri, bazen müzelerdeki özel öğretme oturumları, olaylar, öğretmen kursları, tekrar edilen serimler ya da özel sergiler hakkında öğretmenleri bilgilendirmek için kullanılmaktadır. Diğerleri yeni personelin ayrıntıları, yürürlükteki projeler, öğretmenlerin yapılan çalışma hakkında yazdıkları açıklamaları ve ödünç verme hizmetine ilişkin bilgileri içerebilir. Bazı durumlarda, örneğin Bradford'daki Ulusal FilmFotoğraf ve Televizyon Müzesi’nde, genel bir müze broşürüne öğretmenlere ilişkin bir bölüm dahil edilmiştir. Müze personelinin en etkili ilan yöntemine ilişkin kararlarında posta listelerini ve işlemlerini dikkate almaya gerek vardır.

Diğer yazılı destek formları koleksiyonlara ilişkin öğretmen rehberlerini ya da sık kullanılan özel buluntuları içerebilir. Bazı müze ve galeriler çocuk rehberleri hazırlamışlardır; örneğin, Leeds Şehri Sanat Galerisi tarafından hazırlanan "Bir Genç İçin Galeri Rehberi", ya da "Horniman Müzesi Çocuk Rehberi" bunlardandır; bazıları da "Sam, Burrell'e gidiyor" gibi belli bir yeri ziyaret eden çocukları anlatan kitaplar için işbirliği yapmışlardır.

Bazı müzeler, ziyareti planlamaya yardımcı olmak için videolar ve slaytpaketleri hazırlamaya başlamışlardır. Yukarıdaki örnekte verilen Edinburg'daki “Firavun’un Altını” sergisinde olduğu gibi, bunlar bazen özel olaylar için hazırlanır. Binaların ya da koleksiyonların kalıcı bölümleri için malzemelerin hazırlanması belki de daha ekonomiktir. Londra Kulesi, bu yakınlarda, sit çalışmalarına mükemmel bir giriş hazırlamıştır. ”Kalenin Anahtarları” adlı film otuz dakikalık bir videoyu üç özel temaya bölmüştür, bunların her biri öğretmenler tarafından farklı biçimlerde kullanılabilir. Bazen videolar ve slaytpaketleri kiralanabilse bile, bu film satın alınabilmektedir. Örneğin İngiliz Mirası, bedava ödünç alınabilen çok geniş, mükemmel bir video koleksiyonuna sahiptir.

Çoğu müze öğretmenler için kurslar düzenlemektedir (O'connell 1987). Planlı ve örgütlü biçimde öğretmenlerle çalışma fikri 1950'lerden beri yerleşmiştir (ICOM Eğitim Komitesi 1956) ve bugün bazı müze eğitim personeli, öğretmen kurslarını okul hizmetlerinin yaygınlaşmasındaki en etkili yollardan biri olarak kabul etmektedir. Öğrenci sayısının fazla olduğu ve tüm okul gruplarına yüzyüze öğretmenin mümkün olmadığı durumlarda, müzeleri kendi başlarına kullanma konusunda öğretmenleri eğitmek daha akla yakındır. Öğretmenler genellikle kendi öğretme eylemlerinde müzeleri kullanma potansiyelinin farkında değildirler. HMİ’nin, geleceğin öğretmenlerinin müze ve galerilerde öğrenme yollarını planlama konusuyla stajyerlik aşamasında tanışmasına ilişkin tavsiye kararına karşın, müze ve galeri eğitimine ilişkin yeterli bilgi ya da deneyim stajyer öğretmenlere verilmemektedir.

Öğretmen kurslarına farklı açılardan yaklaşılabilir; ama genellikle bu kurslar, müze ya da buluntuya ilişkin öğretim stratejilerini ve servis öğretmenleri için çoğunlukla müze personeli ile ortaklaşa gerçekleştirecekleri bir ziyareti planlama fırsatını içerirler. Müzede Eğitim Dergisi’nin 6. sayısı özel olarak bu konuya ayrılmıştır ve genel tavsiye, bilim ve sanat öğretmenlerinin çalışmalarının açıklaması, tarihi binaların nasıl kullanılacağına ilişkin tavsiye ve Birleşik Devletler’deki öğretmen eğitimi kuruluşlarının çalışmaları ile karşılaştırmaları üzerine makaleleri içermektedir. Bazı müzeler, hem müzeleri hem öğretmenleri destekleyici olabilen öğretmenplanlama grupları ile ortaklaşa çalışmaktadır.

Finlandiya'da Müzeler Derneği ve Genel Eğitim Ulusal Kurulu, müzede öğretim yöntemleri konusunda, öğretmenler için bölgesel düzeyde organize edilen ulusal bir eğitim programı başlatmıştır (Leimu, Unesco taraması). Genel olarak bakıldığında, hem öğretmenler hem müze personeli yakın ve süreğen bir ilişkiden yararlanmıştır ve mümkün olan her durumda bu müze okul hizmetlerinin yaygınlaşmasında önemli bir hedef olmalıdır.

15. OKUL HİZMETLERİ 2: DIŞARDA

Ödünç verme hizmetleri

Çoğu müze ve galeri, okullara sağladığı sunumun bir parçası olarak bir dış program organize etmektedir. Bu, bir ödünç verme hizmetini (özellikle yerel otorite müzelerinde), bir gezici müzeyi ya da okullardaki ve halk toplantılarındaki atölye çalışmalarını kapsayabilir. Britanya'daki müze eğitimi görevlilerinin çoğunun zamanını okullarda çalışarak harcaması görece seyrek olsa da, çoğu durumda, dış programlar içerdeki çalışmalarla yakından ilgilidir.

Britanya'daki yerel otorite müzelerinin ödünç verme hizmetleri oldukça uzun bir tarihe sahiptir. Müze derneklerinin ilk hevesli örneklerinden biri (Rosse 1963:288), ondokuzuncu yüzyılın sonlarında biriki ödünç verme hizmeti ile İngiltere'nin kuzeyinde kurulmuştu (Ancoats Müzesi, Manchester, Liverpool ve Sheffield Müzeleri) ve 1930'larda CUKT'ın itelemesi ile yavaş yavaş tüm ülkede diğerleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu erken dönem hizmetlerin temelindeki eğitim felsefesi, nesnelerden öğrenmenin değerinin ve dokunmanın öneminin altını çizmişti: "Nesneleri kaldırmak ve tekrar yere koymak, parmak uçlarıyla dokunmak ya da avuç içine almak nesneleri öğrenmedeki en gerekli süreçlerdir" (Winstanley 1967:57). Buna demokratik bir amaç eklenerek, gelişmemiş ulaşım sistemlerinden dolayı kasaba ve kentlerdeki müzeleri ziyaret edemeyen insanların nesnelerle etkileşimine girerek yararlanmalarını sağlamaktı. 1963'lere kadar bile, Rosse Raporu şunu tavsiye ediyordu: “Ülkenin her yerinde Okul Müze Servisleri kurulmalıdır ve özellikle ödünç

verme hizmetleri kırsal bölgelerde oluşturulmalıdır” (Rosse 1963:73. Altını ben çizdim).

Ödünç verme hizmetleri bu yüzyılın başlangıcından beri iyi bir biçimde kurumlaşmıştı. Bu hizmetler, kasalara konmuş sergi nesneleri, planlar ve örneklendirici malzemeyi de içererek "ödünç verme bölümleri" ile önemli bir okul hizmeti sunmaktaydı (Westen 1939: 110). Örneğin, Buffalo Bilim Müzesi’nin ödünç verme koleksiyonunda, 79.000 projeksiyon camı,

2.000 mikro slayt, 12.000 resim ve, planlar, kasalanmış nesneler ve numuneler içeren öğretime yardımcı 8.051 araç vardı. Toronto Sanat Galerisi’nde ödünç verilmek üzere siyahbeyaz ve renkli resim reprodüksiyonları, içinde oyma baskılar, litograflar, tahtabaskılar da bulunan baskılar, elyazmaları ve dua kitapları reprodüksiyonlarından oluşan 2000 parçalık bir koleksiyon vardı. Bu iyi organize edilmiş ve desteklenmiş hizmetler Leicester Müzesi’nden Ruth Weston tarafından, onun 1930'larda CUKT tarafından desteklenen Amerikan Eğitim Bölümleri gezisinde gıpta edilerek görülmüştü.

Britanya'daki ilk ödünç verme hizmetleri tarih, arkeoloji ve doğa tarihi malzemelerinden oluşmaktaydı. Genellikle değerli olan sanat nesneleri daha sorunludur ve bir kez edinildiğinde değeri arttığından çoğu zaman geri çekilmek zorundadır. 1960'larda ve 1970’lerde Öğretmen Merkezleri’nin kuruluşundan önce, desteği az olan öğretmenler için ödünç kutuları genellikle kitaplardan, slaytlardan ve bazen nesnelerle birlikte öğretme notlarından oluşmaktaydı. Daha sonra bu ekstra malzeme geri çekilmişti.

Çeşitli sistemler vardır: Sheffield, Liverpool ve Leicester'de olduğu gibi ilk dönem ödünç verme hizmetlerinin çoğu müze eğitim servisinin alt bölümleriydi; ancak Derbyshire'de 1936'da ödünç verme hizmeti ana müze olmadan kurulmuştu, ama koleksiyonları özel olarak okullar için satın alınmıştı; Wakefield'deki ödünç verme hizmeti de müzeden bağımsızdır, bazı müze buluntularını bulundurmaktadır, ama aynı zamanda özel olarak yapılan pek çok nesne ile büyük ölçekli kaynak merkezi işlevi görmektedir. King LynnNorfolk'daki müze ve Shropshire'deki Acton Scott İşleyen Çiftlik Müzesi örneklerinde olduğu gibi, bazı küçük müzeler özel ayarlama ile müze malzemelerinden oluşan küçük koleksiyonlarını ödünç vermektedir. Genel olarak, ulusal müzeler ödünç verme hizmeti işletmemektedir. Victoria ve Albert Müzesi’nin büyük ölçekli Dağıtım Bölümleri, okul ve kolejlere malzeme ödünç vermek için 1864’te kurulmuş ve daha sonra bölgesel müzelere ödünç vermeyi öne çıkarmış ve 1978 yılında kapanmıştır.

178

Müze buluntuları, modeller ya da kopyalar?

Bazı ödünç verme servislerinin gerçek “müze” numuneleri ve buluntuları kadar modelleri ve kopyaları vardır. Örneğin, bir çiftlik atlı arabası ya da Tudor evi modeli talep edildiğinde ya da yararlı olduğu belirlendiğinde modeller üretilecektir. Bazı servisler, özel firmalardan edinilen plastikten insan vücudu parçalarına sahiptir. Bazı ödünç verme servisleri, sözgelimi çakmaktaşından yapılma okbaşı takımı üretecektir; bunlar bir ya da iki gerçek olanları ile birlikte kutulanır. Kopyalar, başka türlü mümkün olmayan, tüm bir takımı görme olanağını sağlar. Model ve kopya malzemelerinin türü ve miktarı servisten servise değişecektir.

Bazı müze servislerinin kendi malzemelerini satın almak için bütçeleri vardır; çoğu durumda eskimiş maddelerin yerine yenilerini almaktan daha az ödeyecektir, ama bazen yeni ödünç verme kutuları yaratmada kullanılabilir. Örneğin Leicester Müzesi, Hindistan mutfağı temasını işleyen bir kutu için yakın zamanlarda bazı modern Asya yemek pişirme gereçleri satın almıştır. Pek çok kültürü temsil eden küçük müzik aletleri de yakın zamanda satın alınmıştır.

Ödünç verme hizmeti için müze nesnelerinin edinilmesi bazen sorgulanabilir. Ödünç verme koleksiyonu ile ana müze koleksiyonu arasındaki ilişki nedir? Ödünç verme koleksiyonu nasıl yönetilmelidir? Müze uzmanları için birkaç örnekli ya da yeribelirlenmemiş malzemenin ödünç verme servislerine verilmesi olağandır. Belgelemenin yapılmamış olması demek, nesnenin yalnızca göreceli olarak sınırlı kullanılabileceği ve nesnenin özel tarihinin bilinmediği demektir. Bu belki de düşük kalitede malzeme verilmesinden daha az sorun yaratır, ancak burada da bazı nesneler yararlı olabilir ve tabii ki, çoğu tarihsel malzeme şu ya da bu şekilde yıpranacaktır. Fakat, Howarth'ın uzun zaman önce söylediği gibi: “Kız ya da erkek genç insanlara okulda ya da müzede herhangi bir şey gösterecekseniz, bu göstereceğiniz şey en iyisi olmalıdır, böylece onlar onun tam olarak ne olduğunu öğrenirler ilkesi iyi bir ilkedir" (Howarth: 1918:8).

Ödünç verme servisine aktarılan buluntular ana koleksiyondan resmen çıkarılmalıdır ve ödünç verme servisi kazanım kayıtlarına listelenmelidir. Kullanımdaki çoğu nesne, konulara göre ayrılmış raflarda, kendi taşıma kutularında depolanmıştır. Taşıma kutuları bir kişi tarafından taşınacak biçimde tasarımlanmıştır; bunlar sağlamdır, nesne içine sağlamca yerleştirilir; konusuyla ve nesne kodu ile kimlikleme için markalanır. Bazı kutular sergi üniteleri olarak tasarımlanmıştır.

Ödünç verme hizmetlerinin bugünü

Çoğu ödünç verme servisi 1960'larda kurulmuştur (Dawson 1981) ve Britanya'da 1970'lerin ilk yıllarına kadar hâlâ kurulmaktaydılar (DES 1987a); ama bu zamana kadar hem ulaşım sistemlerinin gelişmesi, hem de geniş operasyonlar için gereken masraflar hizmetlerin ilk zamanlardakilerin büyüklüğünde düzenlenmesini olanaksız hale getirmiştir.

Oxfordshire İl Müze Servisi’nin ödünç verme hizmetleri, eski modellere dayalı olarak kurulanların sonuncusu olmalıdır. 1966 yılında Woodstock'da ana müzenin yani Oxford Şehir ve İl Müzesinin açılışından hemen sonra ortaya çıkmıştı. Ziyaretçi okul gruplarını karşılamada tam donanımlı ve personelli olarak açılan ülkedeki ilk halk müzesi idi. Derbyshire ve Leicestershire servislerini model alan ödünç verme servisi, hem şehir, hem il okullarının kullanımı için tasarımlanmıştır (Derbyshire County Council 1967:16). 1985 yılında ödünç verme servisi 1900 koleksiyonda gruplanan 10.000 nesneye sahipti: 850 doğa tarihi koleksiyonu; 600 sanat ve el sanatları koleksiyonu ve 450 tarihsel ve arkeolojik malzeme koleksiyonu. Her malzeme kategorisinin göreceli büyüklüğü, konunun öneminden çok, malzemenin kazanımının kolaylığını yansıtmaktadır (Anderson 1985).

Servisin, özel olarak tasarımlanan, içinde depo, atölye ve yönetim alanları olan kendisine ait binası vardır. Personel, iki şoför, iki temizlikçi ve paketçi, rezervasyon elemanı ve bir yöneticiyi kapsamaktadır. Her dönem

10.000 ile 12.000 arasında malzeme ödünç alma isteği gelmektedir, bunların yaklaşık % 50'si yerine getirilebilmektedir. Ödünçler iki haftalığına verilmekte, her yıl müzenin kamyonetleri ile oniki dağıtım yapılmaktadır. Devlet okullarına ödünçler şimdilik ücretsizdir, özel okullar her bir ödünç için 5 sterlin ödemektedir. Temel kullanıcılar ilkokullardır. Hizmetin temel olarak okullar tarafından kullanılmasına karşın, koleksiyonlar diğer gruplara da ödünç verilebilir; yaşlıların anımsama çalışmaları için gündüzbakım merkezlerine, yerel tarih topluluğuna, kütüphanelere ve başka yerlere ödünç verilmektedir.

1982 yılında Büyük Britanya'da 172 ödünç verme servisi işliyordu (Martin 1982). Bütün olarak, bu gibi servisler öğretmenler arasında çok popülerdir ve çoğu ödünç servislerine yapılan istemleri karşılayamamaktadır. Çok az sayıdaki ödünç verme servisi modern teknolojiyi kullanmaktaydı: Kuzey Hertfordshire Müzesi’nin ödünç verme servisi bilgisayar sistemini ilk kullananlardandır (1985'de), Bölge Konseyi Finans Bölümü’ndeki anabilgisayarlarla bağlantısı vardır. Okullar telefon edip ödünç verme servisi hakkında bilgi alabilirler ve doğrudan sınıftan kendi istemlerini bildirebilirler (Hunter 1986). Oxfordshire ve Braddord servisleri de şimdi bilgisayarlarla çalışmaktadır.

180

Öğretmenler kendi malzemelerini gidip alarak ve işlemi yapan memur da bu işi kendi sorumluluklarından sadece biri olarak görerek, son zamanlardaki ödünç verme servisleri daha küçük ölçekli olma eğilimindedir. Daha büyük servislerin genel olarak uyguladığı rezervasyon formları kullanılmaz, düzenlemeler telefonla yapılır. Bu daha az formal ve daha az özenilmiş sistem, bu servislerin gerçekleştirdiği kullanım miktarını sınırlandırmaktadır. Daha önceki büyük ölçekli işlemler, LEA Bölgesindeki okulların üçte biri ile dörtte üçü arasında hizmet verme eğilimindedir ve diğer kuruluşlara da hizmet verilmektedir. Öğretmenlere seçecekleri malzemelerde yardımcı olmak için genellikle kataloglar dağıtılır (DES 1987a).

Ödünç verme hizmetleri en eski hizmetlerden biridir ve çoğu müze ve öğretmen için müze okul servislerinin en tanıdık yönüdür (Whincop,1983). Ancak iyi yönetilen bir hizmeti sağlamak için gerekli olan binalar, eleman, donanım ve malzemeleri de kapsayan büyük kaynaklı masraflarla ilgili sorunlar vardır; "müze nesneleri"nin ya da modellerin ve kopyaların ödünç vermede desteklenip desteklenmemesine karar verme güçlüğü ve; eğitimsel değerlendirme sorunu.

Ödünç verilenler, kuşkusuz farklı yollarla kullanılabilir: Sanat ve tasarım için, hem yazılı hem sözlü dile yardım için, bilimsel ilkeleri örneklendirmek, bir müze ziyaretine hazırlık, bir radyo ya da TV programını tamamlamak için (Ball 1990). İngiltere'deki çoğu servis şimdi, ulusal müfredatla ilişkili olarak ödünç verme malzemelerini yeniden organize etmektedir. Çoğu nesne pek çok konu ve hedefle ilişkili olmakla birlikte, mümkün olan yerlerde Uygun Başarı Hedefleri belirlenmiştir.

HMİ raporu, çoğu öğretmenin ödünç verme malzemelerini kullanmadan önce buluntuların kullanımına hazırlanmaktan yararlanacağını vurgulamaktadır (DES 1987a: 8) ve hiç kuşku yok ki, iyi planlanmış kurslar yeni kullanım yöntemlerine yol açacaktır (HennigarShuh 1984). Ödünç verme kutularının geliştirilmesi konusunda en azından yeni bir girişim olarak, öğretmenler hizmetiçi eğitim kurslarına katılıncaya kadar malzeme ödünç alamamışlardır.

Eğitim yapısındaki yeni değişikliklerle, müze ödünç verme hizmetlerinin yönetimi ve desteklenmesi dikkatle incelenmiştir ve büyük bir olasılıkla çoğu tehlike altındadır. LMS ile, kuramsal olarak, okullar bir ödüncü kiralayıp ödeme yapmayı seçebilmelidirler ve fiyatlar her bir ödünç için yaklaşık 10 sterlin olarak hesaplanmıştır. Pratikte, okulların fon bulma düzeyinin buna ulaşması mümkün değildir. Bir kaynak olarak ödünç verme servisleri çok yoğun emek ister ve sürdürülmesi pahalıdır, ama yerel ödünç verme hizmetlerinin kaldırılması çoğu okul için bir kayıp olacaktır.

Gezici müzeler

Gezici müzeler, okul servisinin dışa dönük çalışmalarının ikinci bir yönünü oluşturur. Britanya'da bunlar 1970'lere kadar kurulmamıştı (Roes 1981; Porter 1982). Benzer girişimler Birleşik Devletler’de ve Hindistan'da aynı zamanda ortaya çıkmıştır.

Gezici ünitelerin çoğu müze sunumunun sınırlı olduğu panayırlar, kütüphaneler ve diğer halk toplantılarına götürülen sergiler içindi ve genel bir eğitim hizmeti gördüler. 1979'da Merseyside Müzeleri ve Walker Sanat Galerisi Gezici Sergi Projesi, müze ve sanat galerisi eğitim bölümlerinin bir uzantısı olarak kurulmuştu. Bu ünite özellikle şehiriçi okullara hizmet sağlamak için kurulmuştu ve Kentsel Yardım Programı’ndan alınan burs ile desteklenmişti. Londra Müzesi’nin dış istasyonlarından biri olan Docklands Müzesi tarafından benzer bir servis, şehiriçi okulları dosyası ile birlikte 1980'lerin ortalarında kurulmuştu.

En son söz edilen bu iki gezici ünite özellikle okullarla ve yoksun şehiriçi okulları ile çalışmak için kurulmuştur. Sonraki servisler endüstrinin sponsorluğuna bağımlı iken, önceki servislerin hükümetten para desteği bulabilmeleri belki anlamlıdır. Ancak, iki servisin temelinde yatan felsefe genel olarak benzerdir: Her ikisi de kötü yerleşim, işsizlik ve genel hizmet eksikliğinin getirdiği sorunları safdışı etme çabaları olarak görülmektedir. Her iki ünite eğitimli öğretmenler tarafından yürütülmektedir. Merseyside'de büyük kalıcı eğitim bölümünün bir parçası olarak çalışmak üzere müzeler kadrolu personele iş vermektedir. Docklands'da, proje çalışanları sponsor paraları aracılığıyla sözleşmeli olarak işe alınmaktadır.

Her iki ünite doğrudan okullarla çalışmaktadır, bir ya da iki sınıfla günlük çalışma yapmak için gidilecek okula gezici ünite seyahat etmektedir. Genellikle sınıflar ikiye bölünür, gruplardan biri arabada çalışmaktadır ve diğer grup gezici üniteden gelen bir elemanla sınıf içinde ilgili tema üzerinde çalışır. Çalışma yöntemleri birazcık farklıdır; hem personelin uzmanlık becerilerini, hem de ana müzenin koleksiyonlarını ve yaygın eğitim felsefesini yansıtır.

Merseyside öğretmenleri, iki ana kurumdan biriyle ilgili temalarla, gezici müzenin içi için geçici sergiler, planlar tasarımlar ve yerleştirirler: "Heykeltraşlık" ve "ulaşım", her ikisi de sergi konuları oldu. Sergi bazı temel konuları basit grafikler, fotoğraflar, çizimler ve üçboyutlu nesneler yoluyla göstermektedir. Her sergi nesnelere ve fikirlere bağlı olarak bir öncekinden çok farklı görülebilir. Sergi video ünitesi ile desteklenir. Çocuklar kısa bir süre için sergiye bakar ve sonra ilgili bir video seyreder ve tartışmaya katılır. Müzik ya da şarkı söyleme de gezici ünitede mümkündür. Sınıf içinde büyük ölçekli etkinlikler için yer ayrılmıştır; bu bir sanat çalışmasını içerebilir, çünkü öğretmenlerden biri eğitimli sanat öğretmenidir ya da özellikle elle yoklama için koleksiyondan getirilen buluntuların dikkatle çalışılmasını içerebilir.

Gezici müzelerin üç yıldan beri Docklands bölgesinde çalışıyor olmasına karşın, bu yazı yazıldığında Docklands Müzesi henüz açılmamıştı.

İşe alınan personel drama becerileri olan bölge sanatçılarıdır. Docklands Müzesi'ndeki koleksiyonlardan bazıları gezici ünite kullanımına elverişlidir; bunlar Londra'nın bu bölgesinin tarihiyle ilgili sağlam endüstriyel ve toplumsal tarih nesneleridir. Arabada kurulan sergi, arabadaki ya da sınıftaki drama çalışmalarını uyarmak üzere tasarımlanmıştır. Konular Docklands temaları ile ilişkilidir ve “kargo taşıma”, “dalgıçlar” ve “çağrı” konularıdır. Tarihsel ve özel bilgiler, çağdaş belgesellerden alıntılar ve fotoğraf fotokopileri ile öğretmenler için hazırlayıcı malzemeler bulunur.

Gezici müzeler Birleşik Devletler’de çok daha yaygındır (Supplee 1974). 1974 yılında 40'ın üzerinde gezici ünite vardı ve bunların yaklaşık yarısı 1970'den sonra kurulmuştu. SanFrancisko, Portland ve Seattle Bilim Müzeleri'nin bilgisayar donanımlı arabaları vardır. Örneğin Seattle gezici müze arabasının iki öğreticisi, onbeş Apple bilgisayarı vardır ve kullanıcı ücretlerinin, kuruluş ve şirket burslarının desteklediği gün boyu süren dersleri okullara götürür.

Hindistan'da da 1970'lerin ortaları gelişim zamanı idi. 1974'de, Hindistan Hükümetinin Kültür Bakanlığı, kültürün yaygınlaştırılması programının bir parçası olarak, Yeni Delhi Ulusal Müzesi de içinde olmak üzere dört büyük Ulusal Müze ile birlikte bir gezici müze projesi başlattı. Bu müzeler hem okullar hem genel halk için tasarımlanmıştı. Seyahat eden sergiler İngiltere'de kurulan sergilerden çok farklı idi. İngiliz arabalarının hepsi, ziyaretçinin römorka girişine ve müzenin içinden sergiyi izlemesine bağlıdır. Hindistan arabaları ise öyle düzenlenmiştir ki sergi hem içerden hem dışardan izlenebilir: Duvarlarda cam paneller vardır ve bölmeleri çeşitli yüksekliktedir, böylece kasalar ve nesneler müzeye girmeden görülebilmektedir.

Hindistan'da diğer girişimler de gerçekleşmektedir. Bilim müzeleri ve özellikle bilim merkezleri kurulmaktadır, potansiyel ve varolan halkla iletişim tarzlarından biri gezici müzeler olacaktır. Diğer alanlarda, müzelere olan potansiyel ilginin düzeyini gezici müzeler belirleyebilir. Gujurat Eyaletindeki bir kabile müzesi kabile bölgesine sergi malzemesi ile birlikte bir boğa arabası göndermiştir ve bunun çok ilgi görmesi üzerine bölgedeki devlet müzeleri iddialı bir gezici müze programı başlatmıştır (Jain 1990).

Yukarıda sözü edilen bilgisayarlı arabalara ek olarak Amerikan bilim merkezleri ve müzeleri sık sık dış programlar düzenler, öğretmen gruplarını, küçük sergileri ve dokunma derslerini günübirlik programlar için okullara gönderirler. Durhan'daki Kuzey Carolina Yaşam ve Bilim Müzesi de dahil olmak üzere bazı müzeler sınıf büyüklüğünde şişirme bir planatoryum ve astronomi derslerini yürütmek için öğreticiler sağlarlar; bu kişiler çocuklara yıldız kartlarını nasıl kullanacaklarını ve geceleri kendi gökyüzü gözlemlerini yapmayı öğretirler. Bazı örneklerde hatta daha iddialı projeler düzenlenmiştir. Ohio / Columbus'daki Bilim ve Endüstri Merkezi bir yılda

35.000 küçük çocuk ve onların genç liderlerine müzede bir gecelik kamp olanağı sağlamaktadır. Hamamböcekleri, kristaller ve matematik bulmacaları gibi konulara dayalı bilimsel etkinlikler beğenilmiştir (Van Dorn, Unesco taraması). Toronto'daki Ontario Bilim Merkezi, bölgenin uzak köşelerindeki okullara ve topluluklara iki haftalığına Bilim Sirki göndermektedir. Çok büyük traktör römorku 9000 m2lik sergi malzemelerini, bir tiyatroyu ve atölye ve gösteri malzemelerini taşımaktadır. Bilim Sirki Londra'daki Bilim Müzesi’ni ziyaret ettikten sonra ve genç ziyaretçilerin beğenisini kazandığından "Fırlatma Rampası" fikri doğmuştur (Gillies 1981).

Okullarda sanatçılar

Bazı sanat galerileri sanatçıların okullarda kalmalarını organize etmede çok başarılı olmaktadır. Bunlardan biri, Londra'nın en doğusundaki Whitechapel Sanat Galerisi’dir. Sanatçılar, galerideki bütün atölye çalışmalarına ve bunun doğal bir uzantısı olarak ortaya çıkan stüdyo ziyaretlerine rehberlik etmede kullanılırlar. Sanatçılar, atölye çalışmalarını yöneterek, sanat yaparak ve çocukların hem kendi çalışmalarını yapmalarına hem de bunları sergiye koymalarına yardım ederek okullarda çalışırlar.

İlkokul öğretmenlerinden birinin bir sanatçıyla ilgili yorumu şöyleydi: “Sanatçı bize yeni ve çok değerli deneyimlerini sundu, sanatçının malzemeleri kullanma ve çalışma biçimi çocukları büyüledi. Yeni sözcükler, sesler ve görsel deneyimler özümsendi. Tartışma aracılığıyla, sanatçı müfredat çalışmalarına esin verdi” (Whitechapel, 1989:17).

Her bir proje dikkatle planlanır ve sanatçı ile okul dikkatle eşleştirilir. Sanatçı ve okuldaki çocuklardan bazıları galeride buluşacaklardır ve okul sanatçının stüdyosunu da ziyaret edebilir. Okuldan bazı küçük atölye çalışmaları bunu izleyebilir, böylece daha uzun kalışlar başladığında herkes kendini duruma aşina ve rahat hisseder. Sanatçının genellikle okul üzerinde büyük etkisi olur:

"Jefford buradayken çok büyük bir çift el yapmıştı; heykeli Jefford'dan satın aldık ve bu heykel okulda hiçbir zaman tahrip edilmeyen neredeyse tek şeydir. Şimdi biten bu çalışma oldukça garip, oldukça gizemli iken, çocukların Jefford'u bunu yaparken seyretmesi son derece gizemdışı bir şeydi” (Whitechapel 1989:18).

Liverpool Tate Galerisi de sanatçıların okul ve toplum atölye çalışmalarını organize etmiştir (Jackson 1989). Ziyaretçi sayısını arttırmak ve yeni ziyaretçilere sanatı getirmek için çok açıkça tanımlanmış bir amaç ile Liverpool'daki Tate’nin eğitim bölümü, dış çalışmaları özendirecek bir siyaset ve bir dizi rehber ilke geliştirmiştir. Program para sıkıntıları içinde geliştirilmiş, ama oldukça başarılı olmuştur. British Telecom'un desteklediği bir proje çalışanı bir yıllığına atanmıştır ve bir yıllık programın çerçevesi şu genel amaç ile çizilmiştir: "Amaç güzel bir uygulama aracılığıyla bütünleştirilmiş dış çalışma programının potansiyelini ve değerini, özgün planları fark etmek için gerekli desteği arttırma görüşü ile göstermektir."

Tate, bir dizi sanat eğitimi ve eğitme girişiminde katalizör görevini üstlenmeyi amaçlamıştır; Mersyside bölgesindeki belli gruplar için bu özellikle tasarımlanmıştır, nedeni de uzun süreli aktif ve kendini adamış bir izleyici grubu oluşturmaktır. Düşlemsel ve tutarlı yollarla iç ve dış çalışmalar bütünleştirilmiş, galeri geniş bir sanat yelpazesi şebekesi yaratmıştır; eğitim ve toplum örgütleri ortak projeler oluşturmuştur ve projeler verimli yollarla birbiriyle ilişki içindedir (Jackson 1989). Okullar, Park Lane Secure Hastanesi, Afrika Sanatları, WOMAD (Dünya Müzik, Sanat ve Dans Örgütü), Somali topluluğu ve pek çok diğer yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde gruplarla çalışmayı içeren, birkaç üniteli iddialı bir program tasarımlanmıştı.

Dış çalışmaların Britanya'daki geleceği

Bazı dış çalışmaların toplumun diğer bölümlerinde yapılmasına karşılık Britanya'daki çoğu yerel otorite müzeleri ödünç verme servisleri organize etmektedir, ama çok azı gezici müze ya da diğer okul dışı çalışma biçimleri oluşturmuştur. Müzelerin düzenlediği okuldasanatçı programları göreceli olarak azdır. Liverpool Galerisi'nin öncü çalışması dışında ulusal müzeler bu yönde çok az çaba göstermişlerdir. Ancak, tüm ülkede ve farklı türde müzelerde dış çalışmaların parça parça olmasına karşın öğretme yöntemleri ve yapıları yerli yerindedir ve Britanya'da başka yerlerde kolaylıkla geliştirilebilecek pek çok organizasyon modelleri vardır.

Gerçekten de, dış çalışmalara çok yakında öncelik verilmesi olanaklıdır. LSM, bazı ödünç verme servislerinin desteğini daha az güvenli hale getirmiştir: Eğer servislerden biri kaldırılırsa, bir çözüm, müze eğitim personelinin öncülüğünde koleksiyonlardan bazılarını okul temelli oturumlarda elle yoklama malzemesi olarak kullanmaktır; aksi halde bu müze personeli ödünç verme servisini yürütüyor olacaktır. Eğer tüm eğitim servisi tehdit altında ise, sınıf temelli çalışmaların, müze okul servislerini sürdürmenin tek yolu haline dönüşme olasılığı ortaya çıkar. Örneğin, Stevenage Müzesi’nde bu zaten olmuştur; İLEA taramasında altı çizilen nedenlerden ötürü aynı nedenler burada da geçerliokullar için müzeleri ziyaret etmek o kadar zor olmuştur ki, müze eğitim görevlisi elle yoklama ve slayt oturumları düzenlemiştir (Adams 1990). Öğrencinin kendine ait bir zamanda müzeyi ziyaret etmesi de ev ödevi olarak verilmiştir. Yine ILEA taramasının belirlemesine göre daha büyük yaştaki öğrencileri müzelere bireysel olarak göndermedeki artış, öğretmenlerin müze eğitim personelinden okula gelip bir grup büyük öğrencinin müzeye gitmesinden önce onlara konuşma yapılmasını istemelerine yol açabilir.

Hiç kuşku yok ki, Liverpool Tate Galerisi'nin öncülüğü ile ulusal müzelere yeni çalışma yollarının olasılıkları açılmıştır. Tate Galerisi'nin Mütevellileri Liverpool'daki başarılı çalışmayı gözledikten sonra şimdi, ilk kez olarak, Tate için dış çalışmanın uygun bir eğitim yaklaşımı olduğunu kabul etmişlerdir. Özellikle Whitechapel'in bir önceki müdürü müdür olarak atandığından Londra'daki Tate'de de bu yaklaşımın geliştirilme olasılığı vardır. Eğer bu gerçekleşirse, diğer ulusal müzeler etkilenecektir. Her bir durumda, diğer ulusal müzeler kendi eğitim siyasalarını yeniden düşünecekler, dış çalışma potansiyelini gözden geçirecekler ve bazıları eğer destek bulurlarsagezici müzeyle tanışmaktan mutlu olacaklardır. Ziyaretçi gereksiniminin ve kaynakların yaygınlaşması ve paylaşımının ki hükümet bunu özendiriyorgitgide daha fazla vurgulanmasıyla dış çalışma rahatlıkla mükemmel bir çözüm yolu olarak görülebilir.

16. EĞİTİM İÇİN MÜZELER

Eski ve yeni görüngüler

Bir görüngü kümesi belirlenebilir ki, kabaca "eğitim için müzeler" terimi altında gruplanabilir. Bunlardan bazıları göreceli olarak yeni oluşumlardır ve bazıları neredeyse en eski müze kadar eskidir. Eğitimin ve öğrenmenin şu ya da bu biçimde bir ilişkisinin olması onları biraraya getiren etmendir. Bir diğer deyişle, bu müzelerin ya da müzelerin alt bölümlerinin ya da müze alanındaki akımların hepsi için ya çocukların ya da genel halkın ya da her ikisinin eğitimi başlıca odak noktasıdır.

Açıkça eğitim amaçlı olarak kurulan bazı müze türleri belirlenebilir. Bunların içinde, Birleşik Devletler’de çok olan ama Britanya'da henüz olmayan "çocuk müzeleri" ve hem “eğitim” hem “çocukluk” müzeleri vardır. Ancak bu iki tür müze niyet olarak birbirinden kökten farklıdır. Çocuk müzeleri çocukların ilgileri ve öğrenme biçimleri ile yakından ilişkili olmayı amaçlamış iken, eğitim müzesi ve çocukluk müzesi ya eğitim ya da çocukluk tarihini belgelemekle ilgilidir.

Bir ya da iki müze "eğitim müzesi" olarak kurulmuştur. Britanya’da, Wakefield'deki Clark Hall Eğitim Müzesi ve Glasgow'daki Haggs Kalesi bu kategori içindedir. Her iki müze de öğretme amacı ile düzenlenmiştir. Clark Hall yalnızca LEA destekleme konsorsiyumu içindeki eğitim kurumlarından randevulu çocuk ya da yetişkin gruplarına açıktır. Haggs Kalesi genel halka açıktır, ama serimler çocuklar için tasarımlanmıştır.

Müzelerin bazı altbölümleri, keşif ve kendi kendine öğrenmeyi ortaya çıkaracak biçimde gelişmiştir. Bir örnek İskoçya Kraliyet Müzesi’ndeki Keşif Odası’dır, bu keşif odası iyi bilinen ve iyi belgelenen Ontario Kraliyet Müzesi Keşif Odası’nı temel almıştır. Liverpool Müzesi'ndeki Doğa Tarihi Merkezi, Merseyside’deki Ulusal Müze de keşif odası grubuna alınabilir.

Bilim merkezlerinin hızla gelişmesi ve etkileşimli sergilerle ilgili görüşler ve onların öğretme potansiyelleri müze alanında belirlenebilen bir akımdır. Sainsbury Vakfı’ndan sağlanan finansal destek ve entellektüel kaynaklar ve Kuzey Amerika modelleri ile, bilim merkezi fikri 1980'lerde

İngiliz müzelerindeki en önemli gelişmelerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, benzer akımlar Hindistan ve Japonya gibi diğer ülkelerde de gözlenebilmektedir.

Bütün bu girişimlerin hepsi, bir yandan, hem çocuklar hem de müzelerin eğitim potansiyelleri için çok eski bir geleneği, diğer yandan da yoğun bir odak noktası olan müzeleri hem yararlı hem eğlenceli bir dünya yapmayı ki bu dünyada teknolojik ve bilimsel okur yazarlık en önemli değerdirtemsil etmektedir.

Eğitim müzeleri ve çocukluk müzeleri

Ondokuzuncu yüzyılın ortalarından beri bazı müzeler "eğitim müzeleri" olarak kurulmuştur. Yirminci yüzyılın başlangıcında bir yazar, bu müzelerin yaklaşık yüz kadarının, özellikle okullarla ya da meslek olarak eğitimle ilgili olanların (ama okul müzeleri dışındakiler) dünyanın çeşitli yerlerinde tanınabileceğini ileri sürmüştür (Andrew 1908:3). Andrew, dünyadaki ilk eğitim müzesi olarak, Eyalet Eğitim Başmüdürlüğü tarafından 1845’te kurulan Ontario Eyalet Eğitim Dairesi’nin Eğitim Müzesi’ni belirlemektedir.

Bütün dünyadaki eğitim müzeleri açısından, yirminci yüzyılın başında en çok eğitim müzesi Almanya'da idi; ancak, Avusturya’da ve biraz da Brezilya, Danimarka, Fransa ve diğer ülkelerde eğitim müzesi bulunmaktaydı. Bütün olarak bu müzeler, okul kitapları ve tarihsel eğitim malzemeleri içeren okul ve pedagoji ile ilgili malzeme koleksiyonlarını kapsıyordu. Örneğin, Hamburg'daki bir müze yerel eğitim tarihini örneklerken, Zürih'teki bir müzenin Pestalozzi anısına düzenlenen bir odası vardı (Andrews 1908:40). Modern bir eşi, Edinburg'daki Eğitim Müzesi'dir.

Çocukluk müzeleri, bu tür müzelerle ilişkili müzelerdir. Bu müzeler, oyuncak, oyun, çocuk giysileri ve benzeri koleksiyonları içerir. Bu müzelerin konuları, okullaşma tarihinden çok çocukluğun tarihidir. Modern örnekleri, çocukluk malzemesi koleksiyonunun canlı ve iyi sunulduğu Edinburgh'daki "Çocukluk Müzesi” ve Derbyshire’de, Sudbury Hall'daki "Çocukluk Müzesi”dir. Victoria ve Albert Müzesi dışındaki Benthnal Green Müzesi bebekler, bebek evleri, oyunlar, giysiler ve çocuk kitapları koleksiyonları ile bu kategori içine girmektedir.

Çocuk müzeleri

Çocuk müzeleri, yukarıda belirtilen her iki türdeki müzeden farklıdır. Bu müzeler oniki yaş civarına kadar olan çocukları birincil ziyaretçileri olarak ele alırlar ve müze bu yaş grubunu ilgilendiren ve bilgilendiren serimlerden oluşmaktadır. Çocuk müzeleri de uzun bir tarihe sahiptir; özellikle ilk çocuk müzelerinin açıldığı Amerika’da böyledir: Brooklyn 1898, Boston 1914, Detroit 1917, İndianapolis 1925. Bütün Birleşik Devletler’de şimdi yaklaşık 160 çocuk müzesi vardır.

Çocuk müzelerinin ardındaki felsefe bütün olarak müze eğitiminin temelindeki felsefeye çok yakındır. Yaparak, dokunarak ve konuşarak öğrenme; etkinlik aracılığıyla öğrenme; ve çocuğun olgunlaşma düzeyini öğrenme sürecinin önüne koyan çocukmerkezli öğrenme; bütün bunlar müze kurmada yeni yolların gelişmesinde önemli kavramlardır. Dewey’in ve Montessori’nin fikirleri, yeni çocuk müzelerinde erkenden gelişen serim kasalarını açma ve koleksiyonları yaklaşabilir kılma uygulamalarının arkasında yer alıyordu. Nesneleri kendi içindeki değerinden ya da seyrekliğinden dolayı derleme etkinliği, derlemenin kendi başına amaç olması fikri ortadan kalkmıştır. Nesnelerin kazanımına daha çok konuları ve fikirleri yorumlamak için girişilmiştir (Cleaver 1988: 7). Koleksiyonların önemi azaldı ve izleyicilerin önemi arttı; çocuk müzeleri, ne sergileneceği, ne toplanacağı, hangi projenin ileri götürüleceği kararları, koleksiyonların doğası, genişliği ya da ulaşılabilirliğinden çok izleyicinin gereksinmelerine dayanılarak alındığı noktaya kadar gelişti.

Çocuk müzeleri koleksiyon yapmaktan çok kendi iletişim araçları olarak sergi nesneleri ve araçgereçler ile açıklamayı amaçlamaktadır. Çocuk müzelerinin en beklenmedik özelliklerinden biri, serimlerin değerlendirilmesine yoğunlaşmaktır. İletişimin böyle önemli olduğu bir yerde sergi nesnelerinin niyetlenildiği gibi çalışması çok önemlidir ve sergi bütçelerinin önemli bir bölümü, yapılandırılmış sergi nesnelerinin ve araçgereçlerin büyük gruplarla nasıl işlediğini ve bunların nasıl değiştirilebileceğini bulmaya ayrılmıştır. Bu yaklaşım etiketlere ve serimlere de genel olarak yayılmaktadır.

Belki de en tanınmış çocuk müzesi, Boston Çocuk Müzesi'dir. Rıhtım kenarında büyük bir ambar binasında kurulmuştur; pek çok farklı öğrenme üslupları için, pek çok giriş kapısı sunabilecek biçimde müze serimleri tasarımlanmıştı (Gurian 1981; Feber 1987). Birincil ziyaretçilerinin çocuklar olmasına karşın, bu çocuklar, içinde öğretmenler, anababalar, büyükanababalar, diğer akrabalar ve arkadaşların olduğu grup liderleriyle birlikte gelmektedir. Çocuklarla ilgili yetişkin öğrenme potansiyeli önemlidir ve ihmal edilmiştir. Örneğin bazı etiketler yetişkinlerin çocuklara okumaları için yazılmıştır.

Bu müze bir dizi konusal öğrenme ortamı yaratmıştır. Her alan kavramsal olarak ve konu olarak birbirinden ayrıdır ve farklı öğrenme tarzlarını sağlamak için tasarımlanmıştır. Kasalar içindeki nesneler çok seyrek görülür iken; fiziksel çevre, örneğin bir Japon evi ya da bir çadır, küçük çocuklar tarafından kemiklerin gömülmesi, giyilecek giysilerin olduğu büyükanne tavanarası, çekilebilen çekmeceler, kaldırılabilen kapaklar vb. gibi etkinliğe davet eden sergi nesneleriyle birleştirilir. Kullanılan kasaları bir şekilde gizleme eğilimi vardır, böylece örneğin, kapağı kilitli olmayan bir bavul, üstü camlı kilitli bir kutuyu gizler ve bir Çin işi pazar tezgahı ki burada çocuklar (ve yetişkinler) rol oynayabilirÇin buluntularını sergileyen dükkanın önüne konarak o alanı canlandırır.

Bir dizi eğitimli yorumcular “dükkan katı”nda çalışırlar. Bunların rolü, ziyaretçilerin öğrenme deneyimlerini, istenildiğinde sergi nesneleri hakkında bilgi vererek, roloynamaya katılarak, serimlerle ilgili sanat, el sanatı ya da müzik etkinliklerine öncülük ederek ve ziyaretçi yönetimini sağlayarak her açıdan zenginleştirmektir. Eğer sayı bir alanda çok fazla ise, örneğin, yorumcular müzenin diğer yerlerini ziyaret etmeyi önereceklerdir. Yorumcular, müzenin kapsadığı konu alanında ve insanlarla ve her türlü okul gruplarıyla nasıl başedileceği konusunda müze tarafından eğitilirler. Boston Çocuk Müzesi gibi müzeler, öğrenme ile müze arasındaki ilişkiyi Britanya'da henüz görülmeyen biçimde yeniden uzlaştırmıştır. Halifax'da yeni bir kurum ("BuldumEureka!") inşa edilmesine karşılık, bunun gibi bir çocuk müzesi Britanya'da yoktur. Özgün fikirlerden bazıları Amerikan Çocuk Müzesi'nden esinlenmiştir, ama bu yeni "müze" açılıncaya kadar bu fikirlerden nasıl yararlanıldığını, hatta yararlanılıp yararlanılmadığını bilmek olanaksızıdır.

Eğitim müzeleri: Clark Hall örnek olay çalışması

Britanya'da biricik bir müze vardır: Clark Hall Eğitim Müzesi. Clark Hall, Wakefield'de bir onyedinci yüzyıl evidir; bir LEA konsorsiyumu tarafından desteklenir; Clark Hall yalnızca konsorsiyum içindeki okullara kaynak olarak geliştirilmiştir. Ortaçağda inşa edilen bu çiftlik evi, gerçek ve kopya mobilyalarla ve buluntularla döşenmiştir, Benjamin ve Priscilla Clarke içinde yaşamaktadır. Bu kaynak; ev, arsa ve Benjamin ve Priscilla rolleri dahil olmak üzere, öğretmenlere bir günlüğüne, arzu ettikleri gibi kullanmak üzere sunulur.

Eski bir ilkokul müdürü olan müze müdürü, onbeş yıldan fazla süredir Clark Hall'ı biricik ve çok etkili bir yolla inşa etmiştir (Stevens 1981; 1987). O, Benjamin olarak ya da onun yarımgünlük asistanı, eşi Priscilla olarak, onyedinci yüzyıl dilini ve geleneklerini kullanarak çocuklara çiftlik evini tanıtacaklardır (Hepler, 1978). Alan, renk, ses, giysi, ortam vb. günün başlangıcında zengin bir duyusal deneyim sağlayacaktır. Benjamin çocukları kendi oturma odasına tavana bakmak için götürür. "Tavan neden yapılmıştır, ne düşünüyorsunuz?", "şömine ve arkasına bakın" ve sonra müzik odasına götürür, Benjamin orada kornetto ve flagolet çalar ve bir çocuk "harpschord"un nasıl çalıştığını açıklar. Yatak odasında kuzen Martin hakkında bir hikaye anlatılır: "Eve gelen kuzen Martin, o akşam Kralın adamları ile çarpışmıştır; çünkü o, Papa yanlısıdır.”

Daha sonra çocuklar, dokumayı, yazmayı, masa oyunlarını, mum yapmayı, çömlek yapmayı ya da tereyağı yapmayı denerler ve yemeği hazırlar ve yerler. Genellikle bir ziyaretçi, yardım isteyen ya da Martin gibi saklanmak isteyen biri tarafından gün bölünür. Drama ve/veya güniçi etkinlikler öğretmenin isteklerine göre düzenlenebilir. Çoğu öğretmen için ziyaretin temel amacı hem günlük etkinlikleri hem de onyedinci yüzyıl dramatik olaylarını deneyerek, günü geçmişte yaşayarak harcamaktır. Genel eğitimsel ve toplumsal amaçlar önemlidir ve gün kaçınılmaz olarak çapraz programlar içermektedir (bk. Şekil 16.1).

Bazı ziyaretler alışılmadık yollarla gerçekleşebilir ve ev yeni biçimlerde araştırılabilir. Örneğin bir sanat öğretmeni, bu kaynağı 6. sınıf öğrencilerine toplumsal ve kültürel güçlerin sanat çalışmalarını biçimlendirme yolları konusunda içgörü kazandırmada kullanmıştır. Onyedinci yüzyıl tabloları, Ulusal Galeri'deki bir özel sergi kullanılarak çalışılmıştır; öğrenciler daha sonra çalışmalarına bilgi toplamak için ressam rolünde Clark Hall'ı ziyaret etmişlerdir. Clark Hall'da grupla birlikte olan Ulusal Film ve Fotoğraf Müzesi eğitim görevlisinin tavsiyeleri ile, kendi kendilerini, özel olarak yapılan kostümleri, ışık ve buluntuları kullanarak üçboyutlu “kompozisyonlar” fotoğraf olarak kaydedilmiştir. Daha sonra, çalışmaya Fotoğraf Müzesi'nde devam edilmiştir (Paterson, 1989).

Clark Hall'daki çalışma yönteminin en önemli yönlerinden biri ve girişimin sürekli başarısındaki önemli bir etken öğretmenler için ısrarla yapılan hazırlayıcı ziyaretlerdir. Hall'ı ziyaret etmek isteyen tüm öğretmenler, niyetlenen ziyaret gününün her bir ayrıntısının tartışıldığı ve o aşamada mümkün olduğunca çözümlendiği hazırlık kursuna katılmak zorundadır (Stevens 1987). Ziyaretten iki hafta önce öğretmenin yazılı

Tarih drama, rol oynama onyedinci yüzyıldan karakterler, olaylar Dil dinleme, konuşma, yazma Matematik zaman, ağırlık, uzunluk ölçme parayı, ziyaret bedelini değerlendirme Fen kavramları tanıma ör. Tereyağı yapma, yemek pişirme Müzik ve oyunlar şarkı söyleme, eleştirme Ev ekonomisi yemek pişirme, temizlik yapma Çevre çalışmaları avluda, bahçede, binada bitkiler, hayvanlar
Ziyaret deneyimi uzun bir süre boyunca müfredatı yukarıdaki alanlarla bütünleştirmek için kullanıldı.
Toplumsal diğer çocuklarla ve yetişkinlerle etkileşim Duygusal haz, korku, ikna, gülme, doyum Zihinsel tahmin etme, değerlendirme, dil Bedensel elişleri, hareket becerileri, evirip çevirme becerileri, oyunlar, çaba, eşgüdümleme Duyusal görülecek, dokunulacak, duyulacak, koklanacak, tadılacak şeyler
Çocuk gelişiminin yukarıdaki alanları Clarke Hall’deki gün aracılığıyla mümkün oldu.

Şekil 16.1. Bir ilkokul öğretmeni, ilkokul müfredatının çeşitli konu alanlarını ve çocuk

gelişiminin bu ziyaret aracılığıyla ilerleyen alanlarını belirleyerek Clarke Hall’a

yapılan ziyaretin eğitimsel değerini analiz etmektedir.

olarak planları teslim etmesi ve telefonla planları onaylaması gerekir. Clark Hall'da gün boyunca sınıf öğretmeninin yanında pek çok yardımcı gerekmektedir ve geçmişte eşlik edecek yetişkinleri ayarlamak öğretmenin görevi olmuştur ve bu bazen tam olarak başarılamamıştır. Bazı ana babalar ve yardımcıların hazırlanması şimdi Hall'da gerçekleşecektir; burada kostüm içindeki yetişkinler, rol oynama ve kendi rollerini nasıl oynayacaklarını öğrenme de dahil olmak üzere günün tadını çıkaracaklardır. En önemli yönlerden biri başlangıçta çocuklar Benjamin'in sorularını anlamasa bile, çocukların Benjamin'in sorularını yanıtlamalarına izin verecek güvene ve anlayışa sahip olmaktır. Deneyimli bir öğretmen olarak müdür bunu izlemektedir ve gerçekte belki de bilerek yeni sözcükler kullanmıştır; bunlar anlamada gerçek şeylerin denenmesini gerektirmektedir: "Gidip bana o köşedeki kornomu getirin ... Sağa sola iki dönüş yaparım, ama büyüğü daha güzel ses çıkarır.”

Bilim öğretmenleri, personelle birlikte, Clark Hall'daki olası etkinlikleri ve yaklaşımları Ulusal Müfredatta Ulaşılacak Hedefler ve Birincil Bilim Programları ile ilgili olarak gözden geçirmişlerdir. Sonuçta "kumaşlar" AT1 ve AT6 ile ilgilidir ve ilgili bir sorun çözme etkinliği önerilmiştir:

  • Hanım Priscilla giysilerini boyamak için ne kullanmış olabilir?

  • Deneyin: Kırmızı lahana, pancar kökü, soğan kabuğu, böğürtlen, bezelye kabuğu, karahindiba kökü, vadi leylağı kökü.

  • En iyi boyanan kumaş hangisidir?

  • Zaman, boyamada farklılığa yol açıyor mu?

  • Isı, boyamada farklılığa yol açıyor mu? (Clark Hall 1989).

Ulusal Müfredata başka bağlantılar da yapılmıştır. Örneğin, KS2'deki Tarih programı HSU3 (Tarih Çalışma Ünitesi 3) "Tudor ve Stuart Dönemlerinde Yaşam”ı kapsamaktadır ve ekonomi, teknoloji ve bilimsel konuları temel bilgi olarak içermektedir. Bunlar: Tarım; kasabalar, ticaret ve ulaşım; araştırma, Drake ve Raleigh; ve bilimsel keşif, İsaac Newton konularıdır. Clark Hall'daki çocuklar bunların hepsini keşfedebilir, tartışabilir ve irdeleyebilir.

Clark Hall'ın öncülüğünü yaptığı eğitim yöntemleri hem ulusal hem de uluslararası düzeyde etkili olmuştur. Şimdi İsveç'te iki sit bu modele dayanarak kurulmuştur. Gerçekten de okullara verilen eğitimsel deneyimin kalitesi çok yüksektir; öyle ki, LSM ile ilgili bütçe indirimi Hall'ın kapatılma olasılığını arttırdığı zaman, bir yerel okul müdürleri konsorsiyumu, hem yerel hem de ulusal eğitimde karar verici organlara en keskin terimlerle yazmışlardır.

Clark Hall'da uygulanan bazı yöntemler ve yaklaşımlar çoğu eğitim sistemi ile ilgili olanbaşka yerlerde bulunsa bile Clark Hall çok farklıdır. Clark Hall'ın sıkıca tanımlanmış bir işlevi ve sınırlı bir ziyaretçisi vardır. Müze genel halka açık değildir. Herhangi bir ödünç verme servisi ya da başka çeşit bir olanağı yoktur. Çoğu müze eğitim personelinin, kendi uzmanlıklarının yaygınlığı açısından, çok fazla talepleri vardır. Ancak, Clark Hall'da okullara sağlanan olanak öyle mükemmeldir ki, diğerlerinin izlemesi için mükemmel bir örnek oluşturur.

Keşif merkezleri

Bazı müzeler koleksiyonlarını ziyaretçilerine açmada yeni yollar bulmak için büyük çaba harcarlar. Bunun, özellikle çoğu serimin oldukça geleneksel biçimde olduğu eski ve büyük müzelerde gerekli olduğu hissedilir. Eğitim yöntemleri değiştikçe ve çocuklar aktif öğrenmeye, kanıtları gözden geçirmeye, sitleri ve okuldışı kaynakları kullanmaya, bir hedef belirlemeye ve kendisinin genellediği öğrenmede uzlaşmaya alıştıkça, böylece, yalnızca bakma olasılığından daha fazlasını talep eden bir yetişkin kuşağın eğitildiği kabul edilmektedir. Müzelerde, aktif, kendi kendini yöneten, çok boyutlu öğrenme yöntemleri sağlama isteği ortaya çıkmıştır.

İskoçya Ulusal Müzesi’nin eğitim bölümü bu isteği yerine getirme yollarını bulmada Britanya'daki ilk kurumlardan biridir.

1987 yazında Eğitim Merkezi, bir deneme dönemi için, yeni bir halka dönük "elle yoklama" alanına dönüştürülmüştü. İlk deneyin başarılı olması, projenin izleyen yıllarda geliştirilmesine ve tekrarlanmasına yol açmıştı. Eğitim Merkezi, ucuz keçe kaplı bölmelere, bireysel olarak aydınlatılan küçük çalışma kulübelerine bölünmüştü. Her bir küçük bölmede dokuz temadan biri ile ilgili malzemeler ve nesneler vardı: Arkeoloji, eski Mısır, şapkalar, mikroharikalar, böcekler, fosiller, vücutörtüleri, renk ve ev teknolojisi. Çalışma kartları, bilgi sayfaları, kitaplar, fotoğraflar, bilgisayarlar, teypkayıt aygıtı, büyüteçler ve bir mikroskop nesneleri araştırmaya yardım etmek için sağlanmıştı.

Keşif Odası’nın amaçları, müze ziyaretçilerinin nesneleri ellemeleri ve anlamalarında güvenlerini geliştirmek, insanların geçmiş, şimdi ve gelecekteki temaları araştırabilmelerini sağlamak ve normalde müzeleri ziyaret etmeyecek olan insanları müzelere çekmekti. Keşif Odası’nda irdelenen nesne ve temaların daha geleneksel sergileri tamamlayıcı olmasına da niyetlenilmiştir.

Nesneler irdelenirken, sorular sorulmuş ve ilgi canlanmıştı:

"Orada 40stip müziği çalan bir radyo var, ama garip, radyo açıkken yanan herhangi bir ışık yok... gerçekten öyle mi?... Kıza bak. Bahse girerim ki onlar ilk evlendiğinde bir çamaşır tahtaları vardı... Bu ütü çok ağır; nasıl ütü yaptılar öyleyse? Türbanı deneyebilir miyim? Her gün bunu yapmayı hayal edemiyorumoh, anladım, bir haftalığına filan bunu (türbanı) bağlı biçimde hazır halde tutuyorlar.”

Ham malzemeler, doku, tasarım, ağırlık, işlev, yakın geçmişteki insanlar, binlerce yıl önce yaşayan atalarımız ve çağdaş dünya hakkında keşifler yapılmaktaydı (Bryden, tarihsiz). Keşifler çok büyük ilgi ve eğlenceye neden olmuştu ve sorularla birlikte yürütülmüştü.

Keşif Odası elemanları dikkatle düşünülmüş ve geleneksel tarzda memurların yerine yorumcuların kullanılması gerektiğine karar verilmişti.

İki memurun her zaman görev başında olması ve yedi kişiden oluşan bir gruba iş verilmesi gerekliliği hissedilmişti. Projenin başlangıçtaki harcamaları yaklaşık 25.000 sterlindi; bu para inşaat, ışıklandırma vb.'lerini kapsamaktaydı. Sistemin 10 yıl süreceği öngörülmüştü.

Keşif Odası son derece popülerdi. Eğitim Merkezi'nde her gün kuyruklar gözlenmekteydi. İlk denemenin başarılı olması, izleyen yaz mevsiminde tekrarlanmasına neden olmuştu ve sonra Keşif Odası ekim ayında kısa bir süre için İnverness Müzesi'ne nakledilmişti. Edinburgh'da açılış dönemi haziran sonundan ekim ayına kadar uzatılmış, böylece genel halk ve okullar Keşif Odası'nı kullanabilmişlerdi.

Merseyside’deki Ulusal Müze, aktif araştırma ve keşif öğrenmesi konusunda öncü niteliğinde çeşitli girişimlerde bulunmuştur (Fewster 1990). Bunlar, Seramik Çalışma Merkezi ve Liverpool Müzesi'ndeki Doğa Tarihi Merkezi'dir (Greenwood ve ark. 1989); bu merkezlerde, Edinburgh'daki Keşif Odası’na çok benzer biçimde halka numuneleri araştırma olanağı verilir; Deniz Müzesi'ndeki kayıt merkezi ve Teknoloji Test odası, bu son ikisi de Merseyside'deki Ulusal Müze'nin bölümleridir. İlginç olarak buradaki itici güç müze uzmanlarından ve müdürden gelmiştir; sürekli bakım için gereken destekten yedek koleksiyonların yoksun olması uzmanları ve müdürü kaygılandırmıştır. Bir on yıllık zor çalışmayı ve yaratıcı deneyi temsil eden koleksiyonlara daha büyük ve daha fazla aktif ulaşılabilirliği sağlamak için çeşitli çözümler geliştirilmiştir. Bu çözümler geliştirilirken, eğer halk müzelerin ne yaptığını bilmiyorsa ya da umursamıyorsa müzelerin halktan destek bekleyemeyeceği görüşü iletilmiştir.

Toronto’da, Ontario Kraliyet Müzesi (ROM)'ndeki Keşif Odası bu girişimlerin hepsinde etkili olmuştur. Özgün oda 1977'de açılmış ve Eğitim Servisi tarafından işletilmiştir; tüm ziyaretçilerine nesne ve numunelere doğrudan ulaşma şansını vermeyi amaçlamaktadır. Diğerlerine yardımcı olmak için bir kitap üretilmiştir: "Elle Yoklama: Müzenizde ya da Okulunuzda Bir Keşif Odası Düzenlemek (ROM 1979). Bu kitapta pratikte yapılacaklar ve seçenekler tartışılmıştır ve bir keşif odası tasarımlama sürecinde yararlı bir yöntem önerilmiştir. Bu çalışma ROM'da devam

etmektedir, keşif öğrenmesinin hem kuramsal hem pratik yönleri
geliştirilmektedir.
195

Şimdi Keşif Galerisi olarak adlandırılan ROM merkezinin yeni bir değerlendirmesi, öğretmen öncülüğünden öğrencidenetimli duruma doğru gelişen bir dizi "keşif öğrenmesi" sınıflandırması önermektedir (Freeman 1989). Öğretmen öncülüğünde olan rehberli keşif, yakınsak düşünme ile karakterize edilir. Öğretmen/öğretici bir dizi ifade ya da soru oluşturarak öğrenciyi adım adım önceden belirlenmiş bir sonuca yöneltir. Örneğin, bir onaltıncı yüzyıl pano portresini çalışırken, öğretmen tablonun bazı yönlerini gözlemlemeye yönelik sorular sorarak portrelerdeki kişilerin toplumsal rollerinin ne olduğu sonucuna doğru yönlendirebilir. "Oturan kişi ne giymiş?", "Bu giysilerin pahalı olduğunu sana düşündüren nedir?", "Böyle pahalı giysileri biri neden giymek ister?", "Onaltıncı yüzyıl portrelerinin işlevlerinden bazıları nelerdir?" Öğrenici aktif bilişsel sorgulamaya girişir; bunlar, verileri tanıma, analiz, sentez, karşılaştırma ve zıtlaştırma, sonuç çıkarma, hipotez kurma, belleğe alma, sorgulama, yaratma ve keşfetmeyi içerebilir. Aktif olarak bir şeyler yapma ve sonra gerçekleri keşfetme yoluyla öğrenici anlayacak ve böylece anımsayacaktır.

Problem çözme ıraksak düşünme ile karakterize edilmiştir. Öğretmen/öğretici bir problem ortaya koyar ve öğrenen kişi bir ya da daha fazla çözümü keşfetmek için aktif bir sorgulamaya girişir. Öğretmen bir yanıta adım adım rota sağlamaz, ama herhangi bir doğrultudaki aktif araştırmayı özendirir, bu da bazıları daha önceden bilinmeyen bir dizi alternatif çözüm sağlayabilir. Bu yöntem, öğrenen kişi açısından bireysel seçimi ve karar vermeyi geliştirir. Onaltıncı yüzyıl pano portresi ile ilişkili olarak problem, resmin neyle boyandığını ve niçin bu malzemenin kullanıldığını keşfetmek olabilir. Pano portresini araştırma, nesneye dikkatle bakmakla başlamayı gerektirecektir; ahşabın zeminindeki eğriler ve çizgiler açıklığa kavuştuğunda ve resmin tümünü oluşturan döşemeye benzeyen ayrı panolar görüldüğünde bu yapılacaktır; sonra neden ve nasıl bu dönem

İngiltere'sinde ahşap kullanılmıştır sorgulaması başlayacaktır. Kitaplar, kataloglar, uzmanlar, öğretmenler, videolar ve slayt teypleri araştırmayı daha ileriye götürmek için kullanılabilir. Öğrenmeyi ilerletmek için pek çok konu ortaya çıkacaktır ve bunlar bireysel olarak öğrenen kişiler tarafından devam ettirilebilir: Onaltıncı yüzyılda İngiltere ile Avrupa arasındaki ticaret hakkında bilgi bulmak; resim çizecek bir tahta pano yapmak; dandrokronolojinin (karbon tekniğiyle ağacın yaşını bulmak) anlamını ve bize ne söyleyebileceğini keşfetmek, vb.

Hem rehberli keşif ve hem de problem çözme keşif odasında gerçekleşebilecek olası öğrenme yöntemleridir. Rehberli keşif, genellikle izlenecek rotayı belirlemede yardım gerektirir; bu, yorumcular, bilgisayar programları ya da hazır çalışma kartları ve bazen de özel sergileri kullanarak gerçekleştirilir. Problem çözme, bir problemin ifade edilmesini ve problemin seçilen yönü ile çalışmak için malzemelerin ve kaynakların sağlanmasını gerektirir.

Bireysel öğrenciler için tasarımlanan programlar ROM çalışmasında tartışılan en son ve en saf keşif öğrenmesi biçimidir. Bu öğrenme biçiminde, öğreniciden bağımsız olarak planlama, uygulama ve izleme aşamaları denetlenir. Keşif öğrenmesinin bu biçimi keşif odalarına uygun değildir, çünkü önerilen deneyimler değişen derecelerde müze personeli tarafından yapılandırılmak ve denetlenmek zorundadır.

Bilim merkezleri ve etkileşimli sergiler

Britanya'da 1980'lerde yeni bir kavram ortaya çıktı, bu "bilim merkezi" kavramıdır. Bu fikrin epey bir süredir Kuzey Amerika'da bildik olmasına ve bu gelişimin gerçekten de bu yüzyılın erken döneminde Bilim Müzesi’ndeki özgün Çocuk Galerisi’ne esin vermiş olmasına karşın,

İngilizlerin ilgisi göreceli olarak yenidir. Bilim merkezi hareketi Birleşik Devletlerde, Oppenheimer ve Danilov'un görüşlerini temel almıştır (Oppenheimer 1973; Danilov 1973; 1982) ve çoğu informal öğrenme araştırmalarının gerçekleştirildiği müzeleri yansıtmaktadır. Bilim merkezlerinin kurulması doğal olarak halkın bilimi anlaması düşüncesi ile ilişkilidir ve bu düşünce son on yılda Britanya'da hızlandığından bilim merkezleri ortaya çıkmıştır. Gelişmenin her türlüsü Nottingham, Manchester, Glasgow, Bristol, Liverpool, Londra ve Buxton'da bulunabilir.

Bu bilim merkezleri boyut ve yönetim açılarından çeşitlilik gösterir. Nothingham'daki Green's Mill, yeniden yapılmış ve yanına küçük bir bilim merkezi eklenmiş bir yeldeğirmenidir. Merkez ve yeldeğirmeni Nothingham Müzesi eğitim bölümü tarafından yönetilmektedir. Manchester Bilim ve Endüstri Müzesi’nde “deneyleri” müze uzmanlarının yönettiği göstericiler gerçekleştirir (Greene 1989), ama çoğunlukla okul grupları ziyaret eder, çünkü özellikle Öğretmen Paketi tüm "Başarı Hedefleri"ni çeşitli sergil nesneleriyle kapsamaktadır. Sonuç, okul gruplarında % 40 bir artıştır.

Bilim Müzesi'ndeki “Launch Pad” eğitim bölümünün bir projesi olarak başladı. 1986'da açıldı ve Britanya'nın ilk tam ölçekli, kalıcı, etkileşimli bilim merkezi olarak betimlendi (Stevenson 1987). Vurgu, saf bilim yerine teknoloji üzerindedir ve deneyim eğlenceli olacak biçimde tasarımlanmıştır. Ziyaretçiler, yaşlı ve genç, özel biçimli tuğlalarla bir kemer inşa edebilirler ve sonra yürüyerek onu geçerler; bir sıra lambayı yakacak yeterlikte bir gücün üretildiğini görmek için bir uygulama bisikleti ile güçlerini denerler; çok küçüklerin kum ve su ile oynamasını seyrederler; orada yardım etmek için bulunan yorumcularla konuşurlar.

Amerika'daki araştırmalar, bilim merkezine yapılan ziyaretin bilimi öğrenmeye yönelik tutumu ve güdülenmeyi değiştirmede başarılı olduğunu göstermiştir (Borun, Unesco taraması). Olgular öğrenilebilir, ama sınıfta öğrenilenden daha fazlası öğrenilmez; bir bilim merkezini ziyaret sırasında daha önemli olan çocukların ilgili olmaları ve bilimin nasıl kendileri için söyleyebilecek şeyleri olduğunu görmeye başlamalarıdır. Tutum değişimi daha sonra öğrenme ve anımsama üzerinde etkili olacaktır. Ancak, bilimsel kavramları öğrenme ile eğlence ilişkisi hakkında bazı kuşkular da ifade edilmiştir (Shortland 1987).

Bilim merkezlerinde uygulanan etkileşimli sergiler, insanların aktif fiziksel katılımdan hoşlandıklarını ve tek ya da grup içinde araştırmaya ve deneye katılmaya hevesli olduklarını göstermektedir. Fiziksel katılım yorumcularla ya da göstericilerle ilişkiye girmeye neden olur, sorular sorulmaya başlar ve iletişim sürer gider. O anda gerçekleşen ve ziyaretçinin tepkisine bağlı olarak informal ve yapılandırılmamış öğrenme gerçekleşebilir. Merseyside ve Edinburgh’daki girişimlerin de gösterdiği gibi, uzmanlar ve eğitimciler bunu bilimin dışındaki alanlarda irdeleme konusunda kaygılıdırlar.

Müzeler koleksiyon yapma evresinden, koleksiyonları kullanma ve farklı yaş ve ilgileri olan ziyaretçilerle ilişkili olan niteliksel yöntemleri geliştirme evresine doğru gittikçe, etkileşimli sergiler ve yöntemler keşif odalarından ve bilim merkezlerinden galerilere ve sürekli serimlere doğru yaygınlaşacaktır. Müzeler, tarihsel önemi olan güzel buluntuları, bu nesnelerin temsil ettiği fikirleri aktif ve araştırmacı yolla çalışma gibi eşsiz bir kombinasyon sunma potansiyeline sahiptir. Böyle bir kombinasyona direnilemez.

17. YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA MÜZE VE GALERİ EĞİTİMİ

Geçmişten fısıltılar

Yüzyılın sonunda hem geçmişe bakmak ve hem de geleceğe doğru bakmak uygundur. İkiyüz yıl geriye baktığımızda, halk müzelerinin doğumunu görürüz (Bazin 1959). 1792 yılında Fransa’da, Fransız krallarının eski kraliyet sarayı galerilerinde bir halk müzesinin açılması kararı alınmıştı. Daha sonra Louvre olan “Musée Français”, Fransız aristokrasisi, kilise ve Avrupa’nın zafer kazanmış krallarından yağmalanan hazinelerin emanetçisi olmuştur. Müze, eski rejim sırasında kültürden ve eğitimden dışlanan kitleler için güzel, ilginç ve aydınlatıcı şeylere maruz kalma fırsatını temsil etmekteydi. Müze yenice demokratikleşen bir devletin içsel bir parçasını ve Fransızları yurttaş olarak eğitme çabasındaki hükümetin önemli yönlerinden birini oluşturmuştu. Müzenin eğitim rolü farklı yollarla gerçekleştirilmişti: Tematik ve etiketlenmiş raflar, ucuz kataloglar ve galeri öğretimi (HooperGreenhil 1988a). Her çeşit öğrenci müzeyi ve daha sonra müzeye bağlanan kurumları ziyaret etmişti (örneğin, Les Jardins des Plantes). Denizaşırı ülkelerden ziyaretçiler akın etmişti. Müze, öğrenme, bakma, arkadaşlarla buluşma, konuşma, boyama, sergi ve etkinliklerden hoşlanılan bir yer haline gelmişti. Bu müze ilk kez müzelerin hem büyük kitlelere seslenme gücünü ve hem de müzelerin doğal olarak sahip olduğu eğitim potansiyelini göstermişti.

Bu eğitim potansiyeli pek çok müzenin kuruluşunun, özellikle Britanya’da Victoria ve Albert Müzesi’nin kuruluşunun gerisindeki itici güç olmuştu. Victoria ve Albert müze olarak başladı ve bir okul eklendi, ilk günlerde sanat okulu ve müze aynı binayı işgal etmekteydi (Physick 1982). Genel halk ziyaretlerini yararlı ve eğlenceli hale getirmek için pek çok şey yapıldı ve belki de en önemlisi, tüm sıradan gerçekliği ile halk buyur edildi. Bu dönemde müzeler sorgusuzsualsiz halk eğitimi kurumlarıydı. Bu işlevi bazıları diğerlerinden daha iyi yerine getirdiler, ama genel uzlaşım müzelerin birincil işlevinin bu olduğunda ısrar edilmesiydi.

Ondokuzuncu yüzyılın sonunda müzelerin eğitim rollerinin bazı yönleri resmileştirilmeye başlandı. 1895’de İngiltere’de Horsfall’ın ve Manchester Sanat Galerisi Komitesi’nin çabaları ile gündüz okulu yasası okul çocuklarının müze ve galerileri ziyaret etmelerine olanak sağlamak için geçerli okul devamı sayılacak biçimde değiştirildi (Smythe 1966: 11). Ödünç verme servisleri kurulmaya başlamış ve eğitim komiteleri ve öğretmenlerle bağlantılar kurulmuştu. Ancak, diğer ziyaretçilere sağlanan sunumlar sınırlı idi. Yeni yüzyıla girildiğinde, müzeleri kendi kendini eğitme kurumları olarak kutsayan Victoria çağı değerleri gerçekten ölmek üzereydi; bunun yerine daha özgeci tutumlar geçmişti. Uzmanlar müzeleri önemli nesnelerin toplandığı ve bakımının yapıldığı yerler olarak kurma mücadelesi verirken, müzelerin kendiliğinden eğitim verme özelliği kaybedildi. Uzman uygulamalarının gelişmesi eğitim çalışmalarının ikincil plana düşmesi demekti. Müzeler okullar gibi eğitim yerleri değil üniversiteler gibi araştırma kurumları olma konumunu almayı tercih ettiler.

Yüzyıl ilerledikçe müzeye eğitimi kendi hakkı gören bütüncül yaklaşımların yerini, okul gruplarına yoğunlaşan, farklı izleyici dilimleri için yavaş yavaş gerçekleştirilen düzenlemeler almıştı. Hemen ardından, “müze eğitimi” çocukların etkinlikleri ve müzelerin okullara sağladığı olanaklar olarak anlaşıldı. Müzelerin temel iletişim rolü düşünülmedi. Müze eğitimi çocuğu müzede farklı personel kategorileri, farklı amaçlar ve değerler ile kurumun geri kalanından ayrı bir altuzmanlık dalı oldu.

Geleceğe çağrı

Yirminci yüzyılın sonunda, müze ve galerilere yeni bir yaklaşım müze eğitimini yeni bir yola yerleştirdi. Son yirmi yıl boyunca, özellikle son beş yılda müzelerin iletişim rolü irdelenmiştir. Gördüğümüz gibi, bu irdelemeler keşif galerilerini, etkileşim sergilerini, halkla yeni ilişkileri ve yeni izleyicileri kapsamaktadır. İzleyiciyle içtenlikle ilgilenme kaygısı eğitim bölümlerinde yaşanmıştır, bekleneceği gibi; ama her disiplinden müze uzmanları ve müze yöneticileri de bunu yaşamıştır.

Müze iletişimindeki yeni gelişmeler eğitim personeli ve uzmanlık personeli tarafından eşit biçimde uygulanmıştır. Ancak, halkla yeni iletişim yolları bulma çabaları, planlı siyasetlerin ve yönetimin sonucu olmaktan çok bireysel iknalarla ortaya çıkmıştır. Sıklıkla da, eğitim personeli ve uzmanlık personeli birlikte çalışmadan aynı amaçları izlemektedirler. Bir iki istisna dışında, bütünsel bir müze yaklaşımının kanıtı yoktur.

Şimdi bütün bu ayrı halkalar biraraya getirilmelidir. Bir yanda yeni destek düzenlemelerini ve Ulusal Müfredatı gözönüne alarak (İngiltere ve Galler’de) okula sağlanan sunum ile, diğer yanda müze ve galerilerde pasif izleyici olmaktan çok dinamik deneyimlere katılmak isteyen daha fazla istekli ve aktif halka sağlanan sunum arasında nasıl ilişki kurulabilir?

Müze ve galerilerin muhasebelerine ilişkin yeni uygulamaların ve taleplerin gün gün arttığı ve çeşitlendiği böyle bir dönemde yetersiz kaynaklar nasıl arttırılabilir? 1989’da Müzeler Derneğinin Yıllık Konferansında “Müzeler hakkında politika belirleme: Bir ulusal kaynak, bir ulusal sorumluluk” adlı bir belge sunulmuş ve benimsenmişti. Bu belgede bir eğitim politikası çizmeleri gerektiği önerilmişti. 9. bölümde gördüğümüz gibi (bk. s. ), bir müze eğitim politikası, o kurumun içinde bulunduğu özel durumlardan ve amaçlardan oldukça fazla etkilenmektedir. Bir müze ya da galeri eğitim politikasının ana hatları soyut olarak çizilemez. Bir eğitim politikasına erişme süreci, yalnızca eğitimsel çalışmaları yapacak ziyaretçileri değil, aynı zamanda genel ziyaretçi profilini; yalnızca öğretim oturumları aracılığıyla gerçekleşen formal eğitim sunumunu değil, aynı zamanda sergiler, kataloglar ve olaylar aracılığıyla gerçekleştirilen informal ya da ıraksak öğrenme sunumunu; yalnızca eğitime yönelik çalışmaların kendisini değil, koleksiyon yapma ve yönetim siyasalarını da ciddi biçimde düşünmeyi içerir (Zyl 1987a; Ontario Kültür ve İletişim Bakanlığı 1985).

Müze eğitimi için bir politika belirlenirken, tüm müzeyi kapsayan bir iletişim politikasına gereksinim olduğu hemen görülecektir (Güney Afrika Müzeleri Derneği 1989). Müze ya da galeri için bu iletişim politikasının da müzenin görev bildirimi ile bilgilendirilmesi gerekmektedir (Ames 1988). Gerçekte müze ya da galeri görev bildirimi, iletişim, koleksiyon ve müze yönetimini kapsamak üzere uygulamadaki tüm alanlara ilişkin politikaların formüle edilmesine rehberlik edecektir (bk. şekil 17.1 ve 17.2).

Bütün bu müze etkinlikleri arasındaki ilişkiler ve bağlantı alanları açığa çıkarılmalı ve anlaşılmalıdır. Örneğin, bazen eğitimsel çalışmalar koleksiyonlara nesneler sağlar. Southampton’daki bir yetişkin eğitim grubu,

Şekil 17.1. Müze eğitim siyasası iletişim siyasalarından biridir.

kendi tarihleri ile ilgili bir serginin planlanması ve düzenlenmesi esnasında müze sürecini irdelemiştir. Sergideki buluntular öğrencilerin kendi oturma odalarından, tavanaralarından ve bodrumlarından sağlanmıştır ve bunlar daha sonra müzeye bağışlanmıştır (Jones ve Majer 1986). Belfast’daki Ulster Folklor ve Ulaşım Müzesi’nde bir sanatçı ile birlikte çalışan bir sınıfın ürettiği güzel bir kolaj müzenin yamalı yorganlar ve ilgili buluntular koleksiyonuna katılmıştır.

Uzmanlık ve eğitim değerlerinin etkileşime girdiği başka yollar da vardır. Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nde sergi geliştirme yönetiminde daha etkili bir sistem oluşturma çalışmasının bir parçası olarak “izleyici desteği” kavramı geliştirilmiştir (Hike 1988). Bu görüşler diğer ülkelerdeki müze eğitimcileri tarafından, özellikle eğitimcilerin müze ve galerilerdeki

Şekil 17.2. Müze eğitim politikasına karar verildikten sonra müze eğitimi eylem planı geliştirilir.

işlevlerini yaygınlaştırmaya yardımcı olacak yeni kavramlara hevesli olan Avusturya’daki eğitimciler tarafından şevkle benimsenmiştir (Duffy 1989).

“İzleyici desteği” hem genel olarak kurum içinde, hem de özel olarak sergi takımı içinde ziyaretçilerin ve potansiyel ziyaretçilerin bakış açılarını dikkate alarak etkinlikleri gözden geçirme işlevine sahiptir. “İzleyici desteği”, genel müze deneyiminin gelişmesine yardımcı olur. Bunlar; fiziksel rahatlık olanakları; uzaysal ve entelektüel uyum; hız, üslup ve bina içinde ard arda gelen serimlere iletişimsel yaklaşım çeşitleri ve müze çalışanları ile halk arasındaki etkileşimdir. “İzleyici desteği”, kendi özel gereksinimleriyle ilgili deneyimleri kurum sunmadığı için katılımda bulunmayan potansiyel izleyici gruplarını belirler.

“İzleyici desteği” doğrudan sergi yönetimi ile ilgilidir. Sergi yönetiminin gelişmesi üç düzeyde uygulanmalıdır: İlki, özel sergiler için hedef grubun belirlenmesi, serginin yöneldiği bu hedef grupla ilgili kavram bilgisi araştırması ve tüm sergi için sonuçta ortaya çıkan “öğretim hedefleri”nin gelişmesidir. İkincisi, sergide kullanılacak iletişim tarzlarının çeşitliliğidir; bunların içinde etiketler, fotoğraflar, diagramlar, haritalar, kitapçıklar, işitselgörsel malzemeler, videolar, gösteriler vb. vardır. Üçüncüsü, serginin kapsadığı kavramları ortaya çıkaran ve daha fazla öğrenme olanağı sağlayan, etkileşimli deneyimlerin eğitim menüsünün sunumudur.

İzleyici desteğinin bir başka rolü, müze, galeri ve sitlerin sunabileceği deneyimleri değerlendirme yöntemidir. Bu, dışardan analizleri kapsar; bunlar, izleyici araştırması, iletişim yöntemlerinin etkisine ilişkin formal değerlendirme ve sergi ya da etkinliğin amacına ne kadar eriştiğini belirlemek için yapılan özet nitelikli araştırmadır. Böyle bir bütünleşmiş personel rolünün en azından Britanya’da şimdilik olmamasına karşılık, müzeler ziyaretçilerin gereksinimlerine ve deneyimlerine artan oranda dikkat yönelttiğinden, “izleyici desteği”nin işlevleri derece derece gelişme göstermektedir. Duff, müze eğitimcilerinin bu role uyum sağlayacak eğitime ve beceriye sahip olduklarını tavsiye etmektedir. Müze ve galeri eğitimi tarihi içinde böyle bir tavsiye çok uzun süredir geçerli olan fikirlerin tekrarlanması olarak görülebilir (Miers 1928: 42; Wright 1973: 42).

Bir iletişim politikasının ve bir iletişim stratejisinin geliştirilmesi (Ontario Kraliyet Müzesi 1976), müze ve galerilerin çok ve çeşitli iletişim rollerine ilişkin kapsamlı ve tutarlı yaklaşımların belirlenmesini ve yürürlüğe konmasını sağlayacaktır. En azından Britanya’da bu fikirleri benimseyen şimdilik biriki müze olmasına karşın, müzelerin halkla daha etkili biçimde ilişkili olmasına yönelik baskılar arttığı için iletişim yönetimi ile ilgili yeni stratejiler geliştirme gerekliliği ortaya çıkacaktır. Tasarımlama, pazarlama, sergi planlaması, dış çalışma ve okullara sağlanan sunumla ilgili olarak kurumun tümünü kapsayan tutarlılık gereksinimi, yeni proje yönetimi sistemlerini ve bu etkinliklerin birbiri ile olan ilişkisini yeni anlama biçimlerine yol açacaktır. Bu yeni stratejilerde müze eğitim personelinin oynayacağı rol, yerel yapılanma ve destek düzenlemelerine, bireylerin kişiliklerine ve yönetim yaklaşımlarına bağlı olarak kurumdan kuruma değişecektir. Ancak gene de, müze eğitim personelinin rolü tanımlanmıştır, bu rolü genel olarak müze iletişimi çerçevesinde anlamak esastır.

Böylece müze eğitiminin geleceği ilginç bir gelecek olacaktır. Müze ve galeriler müzeyi kendi eğitim hakkı içinde gören eski ondokuzuncu yüzyıl fikirlerine geri dönmektedir. Her tür ziyaretçi ile geçerli ve kalıcı bağların kurulması için çok büyük çabalar harcanmaktadır. Son yüzyıldaki deneyimlerden elde edilen çok büyük bir birikim günümüz gereksinimleri için geliştirilen yaklaşımlar önermektedir. Müzelerin eğitim rolleri bir kez daha müzelerin halka dönük yüzünü kapsayacak biçimde yaygınlaşmaktadır.

EK: UNESCO TARAMASI MAKALE LİSTESİ

1985’te Unesco bu kitabın yazarını, Mart 1986’da Guadajara’da yapılacak bir konferans için çalışma belgesi olacak bir rapor yazmaya davet etti. Bu rapor bütün dünyadan müze eğitimi personelinin yazdığı onsekiz makalenin sentezinden oluşuyordu. Bu makalelerden bazıları Müze ve Galeri Eğitimi’nin yazımında kullanıldı. Bunlar aşağıda listelenmektedir.

Baretto, M. P. Horta. ‘A wedding at the Imperial Court’ and ‘In the time of the sedanchairs’, Museu Imperial, Petropolis, Rio de Janerio, Brazil.

Borun, M. And Flexer, K. ‘The impact of a class visit to a science museum: an experimantal study’, the Franklin Institute Science Museum, USA.

Deltour, C. And GescheKonig, N. ‘Discovering museum and learning is fun’, Musées Royaux d’art et d’Histoire, Belgium.

Hercher, G. P. ‘The north shore maritime heritage project’, Peabody Museum, Salem, USA.

Juel, S. ‘Giving history back to its owners’, Moto Moto Museum, Mbala, Zambia.

Leimu, Tuula. ‘Educational legislation provides for the museum’s role in teaching’, Suomen Museo Lütto, Suomi, Finland.

Metz, G. ‘The case of museums in Africa’, National Museum and Art Gallery, Botswana.

Norman, J. and Stahl, S. ‘The Islamic Studies project at the Metropolitan Museum of Art’, Metropolitan Museum of Art, USA.

Pfenninger, M. ‘Teachers of modern art museums’, Musée d’Art Moderne, Strasbourg.

SilbersteinStorfer, M. ‘The aims, goals and methodology of parentchild workshops at the Metropolitan Museum of Art’, Metropolitan Museum of Art, USA.

Van Dorn, B. ‘Science museums and science education’, Association of ScienceTechnology Centres, USA.

KAYNAKLAR

Adams, G., 1989. Museum and Galleries: A Teacher’s Handbook. Hutshinson. 1990. Survey of Museum and Gallery Usage by ILEA Schools 19881989, ILEA. Airs, J. and Ball, C. 1988. ‘Murder or an act of war’, Journal of Education in

Museums, 9, 24.

Allan, D. A., 1949. Museums and Education, Royal Society of Arts.

Altick, R. D., 1978. The Shows of London. Harvard University Press, Cambridge,

Massachusetts.

Ambrose, T. (ed.) 1987. Education in Museums: Museums in Education, Scottish Museums Council, HMSO, Edinburg.

American Association of Museums, 1984. Museums for a New Century, American

Association of Museums, Washington, DC.

Ames, P., 1988. ‘To realize museum’s educational otpential’, Curator, 31 (1), 205.

Anderson, C., 1985. ‘Loan services’, Elişleri Konseyi’nin ödünç verme hizmetleri

konusundaki kongresinde sunulmuş yayınlanmamış bildiri, Birmingham Museum and Art Gallery, 22 May 1985.

Anderson, D., 1989a. ‘Learning history in museums’, International Journal of Museum Management and Curatorship, 8, 35768.

1989b, ‘Museum education, marketing and sponsorship’, in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in Museum Education. Department of Museum Studies, University of Leicester, 245.

Andrews, B.R., 1908. ‘Museums of education’, Teachers College Record (New York) 9, September, 195292.

Anon, 19012. ‘Children and museums’, Museums Journal (19012): 171.

1913. The Public Utility of Museums, Times ve diğer gazetelerdeki mektupların ve önemli makalelerin ve 29 Nisan 1913 tarihli Lordlar Kamarası oturumunun resmi raporunun yeniden basımı.

1915a. ‘Discussion on museums in relation to education, at the London Conference, 1915’, Museums Journal, 15 (191516), 12933.

1915b. ‘Discussion on museums in relation to education’, Museums Journal, 15 (191516), 13840.

1916. ‘Liverpool Museum and elementary school children’, Museums Journal, 16 (191617), 1434.

1919. ‘Report of a conference between representatives of the Board of Education and a committee of the Museums Association on the proposed transfer of museums to the local education authorities’, Museums Journal, 19 (191920), 1239.

1987. ‘Meeting the GCSE challenge’, North East Museum Service News, 16.

Arts Council, 1989. Arts and Disability Checklist: a Quick Reference Guide for Arts Officers on Arts and Disability Officers.

Attenborough, R., 1985. Arts and Disabled People, Carnegie United Kingdom Trust and Centre of Environment for the Handicapped.

AveryGray, A., Ball, M., Daniel, S., Drinkall, P. And Wright, S., 1987. ‘Leicester Museum initiatives’, Museums Journal, 87(1), 413.

Ball, M., 1990. ‘19301990: 60 years of museum loans to schools’. Museum Education Newsletter, 112, Leicestershire Museums, Arts and Records Service, 89.

Bartlett, J. E. 1955. ‘Museums and the blind’, Museums Journal, 54, 2837.

Bastian, S., 1989. ‘The coming of light’ in Goodhew, E. (ed.), Museums and primary science, Area Museums Service for South Eastern England, 14.

Bateman, P., 1988. ‘Handling sessions at the Museums of Mankind’, in Talking Touch: Report of a Seminar on the Use of Touch in Museums and Galleries Held at the RNIB on 29th February, 1988, Royal National Institue for the Blind, 1015.

Baxandall, M., 1985. Patterns of Intention: On the Historical Explanation of Pictures. Yale University Press.

Bazin, G., 1959. The Louvre. Harry N. Abrahams, New York.

Beevers, L., Moffat, S., Clark, H. And Griffiths, S., 1988. Memories and Things: Linking Museums and Libraries With Older Peple, WEA South East Scottish District.

Belgrave, R., 1986. ‘Southampton’s Caribbean heritage: an analysis of the oral history project carried out by Southampton Museums 198384’, Archaeological ‘Objectivity’ in Interpretation, Vol. 3. World Archaeological Congress, 17 September, Southampton.

Bell, B., Hitchin, M. and Taylor, C., 1933. ‘History teaching in Manchester Museums, and its relationship to school work’, History, July, 1318.

Bennett, S., 1989. ‘Museum education and Information Technology’, in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in Museum Education, Department of Museum Studies, Univesity of Leicester, 201.

Berger, J., 1972. Ways of Seeing, British Broadcasting Corporation and Penguin Books.

Board of Education, 1931. ‘Museums and the Schools: Memorandum on the possibility of increased cooperation between public museums and public educational institıtions’, eğitim kitapçıkları, No. 87, HMSO, London.

Booth, J. H. and Krockover, G. H., 1982. Creative Museum Methods and Educational Techniques. Charles C. Thomas, Springfield, Illinois.

Bosdet, M. and Durbin, G., 1989. Museum Education Bibliography 19781988, Group for Education in Museums.

Bourne, R. 1985. ‘Are Amazon Indians museum pieces’, New Society’den yeniden basım, 29 September.

Bown, L., 1987. ‘New needs in adult and community education’, in Ambrose, T. (ed.), Education in Museums, Museums in Education, Scottish Museums Council/HMSO.

British Association for the Advancement of Science, 1887, ‘Report of the Committee on the provincial museums of the United Kingdom’, Report of the British association for the Advancement of Science 1887. 97130.

1888. ‘A further report of the Committee on the provincial museums of the Unıted Kingdom’, Report of the British Association for the Advancement of Science 1888, 12432.

1920. ‘Final report of the Committee on museums in relation to education’, Report of the British Association for the Advancement of Science, 1920. London, 26780.

Bryant, M.E., 1961. ‘The museum and the school’, Teaching of history, leaflet no. 6 (revised), The Historical Association.

Bryden, M., n.d. ‘Interpretation through handling: travels with a Discovery Room’, National Museums of Scotland’dan yayınlanmamış bildiri.

Busse, F., 1880. ‘Objectteachingprinciples and methods’, American Journal of Education, 30, 41750.

Buxton, A., 1989. Discovering 19th Century Fashion: A Look at the Changes in Fashion Through the Victoria and Albert Museum’s Dress Collection Hobsons, London.

Calkins, N. A., 1880. ‘Objectteaching: its purpose and province’, Education, 1, 16572, Boston, Mass.

Canadian Museums Association, 1989. ‘Museums and education’ Muse, 7(2), summer.

Cannizzo, J., 1987. ‘How sweet it is: cultural politics in Barbados’, Muse, Winter, 227.

Carnegie Council, 1988. After Attenborough: Arts and Disabled People: Carnegie Council Review, Carnegie United Kingdom Trust.

Carr, J. R., 1986. ‘Education everywhere for everyone at Mystic Seaport’, The American Museum Experience: In Search of Excellence, Scottish Museums Council, Edinburgh, 418.

Carter, P. G., 1984. ‘Educational Services’, in Thompson, J. (ed.) Manual of Curatorship, Butterworth, London, 43547.

Chadwick, A., 1983. ‘Practical aids to nineteenthcentury selfhelp—the museums: private collections into public institutions’, in Stephens, M. D. And Roderick,

G. W., Samuel Smiles and NineteenthCentury SelfHelp in Education. Department of Adult Education, University of Nottingham, 4769.

Chard, J., 1890. ‘On circulating meseum cabinets for schools and other educational purposes’, Report of the Proceedings of the First Annual General Meeting of the Museums Association, Liverpool, 17, 18, 19, June, 549.

Charlton, J. A., 1933. ‘The showing of museums and art galleries to the blind’, Museums Journal, 33 (3), 8599.

Cheetham, F. W. (ed.), 1967. Museum School Services, Museums association, London.

Clarke, P., 1989. ‘ ”Julia was sick on the coach and I had peanut butter sandwiches” or how to turn a museum visit into an educational experience’, yayınlanmamış bildiri, University of Warwick.

1990a. Review. Warwickshire Museum education service.

1990b. ‘The evaluation of the teaching programme of Warwickshire Museum Education Service: methods and approaches’, yayınlanmamış bildiri, University of Warwick.

Clarke Hall, 1989. Investigations around Clarke Hall, Clarke Hall and the Educational Resource Centre, Wakefield.

Cleaver, J., 1988. Doing Children’s Museums: a Guide to 225 Handson Museums, Williamson Publishing, Charlotte, Vermont.

Coles, P., 1984. ‘Please Touch: an evaluation of the Please Touch exhibition at the British Museum, 31 March 18 May, 1983’, Committee of Inquiry into the Arts and Disabled people/CUKT.

Collins, Z., 1981. Museums, Adults and the Humanities, American Association of Museums, Washington, DC.

Council for Museums and Galleries in Scotland, 1970. Report on Museums and Education, Council for Museums and Galleries in Scotland.

1981. Museum Education Scotland: A Directory, Scottish Education Department, HMSO, Edinburgh.

Council of the Museums Association, 1945. Museums and Art Galleries: A National Service; A PostWar Policy.

Cox, A. And Loftus, J., 1979. ‘Teaching through museums’, ILEA Contact, 11, Inner London Education Authority, 910.

Cunningham, H., 1980. Leisure in the Industrial Revolution, Croom Helm.

Danilov, V. J. 1973. ‘Science/technology museums come of age’, Curator, 16 (3), 183217.

1982. Science and Technology Centres, MIT press.

Davies, M., 1989. ‘Circular arguments’, Museums Journal, 89 (2), 234.

Dawson, A., 1981. ‘Museum loan service’, Journal of Education in Museums, 2, 19

21. Deas, C., 1913. ‘The showing of museums and art galleries to the blind’, Museums

Journal, 13 (3), 85109. , 1927. ‘Museums and the blind’, Museums Journal, 27 (2), 3940. Delahaye, M., 1987. ‘Can children be taught to think?’, The Listener, 22 October,

14.

Department of Education and Science, 1971. Museums in Education, Education Survey, 12, HMSO, London.

1985a. ‘Report by HM Inspectors on a survey of the use some Hertfordshire schools make of museum services, carried out 14 July 1985’, HMI report 40/86.

1985b. ‘Report by HM Inspectors on a survey of the use of museums made by some schools in the North West, carried out 1721 June 1985’, HMI report 20/87.

1986a. ‘Report by HM Inspectors on a survey of the use some schools in six local education authorities make of museum services, carried out June, 1986’, HMI report 53/87.

1986b. ‘Report by HM Inspectors on a survey of the use some Oxfordshire schools and colleges make of museum services, carried out SeptNov 1986’, HMI report 312/87.

1987a. ‘Report by HM Inspectors on a survey of how some schools in five LEAs made use of museum loan services, carried out Spring, 1987’, HMI report 290/87.

1987b. ‘Report by HM Inspectors on a survey of the use some pupils and students with special education needs make of museums and historic buildings’, HMI report 4/88.

1988. ‘A survey of the use of museums in adult and community education’, HMI report 7/88.

1988b. ‘A survey of the use museums and galleries in GCSE courses’, HMI report 36988.

1988c. ‘A survey of the use schools make of museums for learning about ethnic and cultural diversity’, HMI report 163889.

1989a. ‘A survey of the use schools make of museums across the curriculum’, HMI report 34089.

1989b. National Curriculum: From Policy to Practice, HMSO.

1989c. The curriculum from 5 to 16 (second edition, incorporating responses). Curriculum Matters 2, an HMI series. HMSO.

and the Office of Arts and Libraries, 1990. Arts and Schools, Central Office of Information 5/90.

Derbyshire Education Committee, 1957. Museum Service: TwentyOne Years 19361957. Derbyshire County Council.

Derbyshire County Council Education Committee, 1967. Museum Service 19661967. Derbyshire County Council.

Divall, P., 1989. ‘Museum education—a new ERA?’, Museums Journal, 89 (2), 23

4. Drew, Sir A., 1979. Framework for a System for Museums (the Drew Report). Standing Commission on museums and Galleries, HMSO. Duffy, C., 1989. ‘Museum visitors—a suitable case for treatment’, Avusruralya

Müze Eğitimi Birliği’nin 1989 kongresi için bildiri. Durbin, G., 1983. ‘A museum in the Great War’, Museums Journal, 82 (2/3), 168

70. 1984. The past displayed, Norfolk Museums Service. 1989. ‘Improving worksheets’, Journal of Education in Museums, 10, 2530. 1987. ‘Practical courses for teachers’, Journal of Education in Museums, 8, 45.

Morris, S. and Wilkinson, S., 1990. A Teacher’s Guide to Learning From Objects. English Heritage.

Durrans, B. and Kattenhorn, P., 1986. ‘Representing India: issues in the development of the 1982 Festival of India in Britain ‘, ‘Making exhibitions of ourselves: the limits of objectivity in representations of other cultures’ sempozyumu için bildiri, 1315 February, British Museum.

Eisner, E. W. And Dobbs, S. M., 1986. ‘Museum education in twenty American art museums’, Museum News, 65(2), 429.

Elliot, B. J., 1977. ‘Museums and history teaching: the early experience’, History of Education Society Bulletin, 20, 415.

Fairclough, J., 1980. ‘Heveningham Hall, midsummer 1790: a Suffolk schools project’, Museums Journal, 80(1), 89.

1982. ‘Heveningham and after’, Journal of Education in Museums, 3, 34.

and Redsell, P., 1985. Livinig History: Reconstructing the Past with Children. English Heritage.

Falk, J., 1985. ‘Predicting visitor behaviour’, Curator, 28(4), 24957.

and Balling, J., 1980. ‘The school field trip: where you go makes the difference’, Science and children, 17 (6), 68.

Martin, W. And Balling, J., 1978. ‘The novel fieldtrip phenomena: adjustment to novel settings interferes with task learning’, Journal research in science teaching, 15 (2), 12734.

Feber, S., 1987. ‘The Boston Children’s Museum’, The International Journal of Museum Management and Curatorship, 6, 6373.

Feher, E. And Ricce, K., 1985. ‘Development of scientific concepts through the use of interactive exhibits in a museum’, Curator, 28 (1), 3546.

Fewster, C., 1990. ‘Beyond the showcase’, Museums Journal, 90 (6), 247.

FordSmith, J., 1988. ‘Touch facilities’, in Talking Touch: report of a seminar on the use of touch in museums and galleries held at the RNIB on 29th February, 1988. Royal National Institute for the Blind, 246.

Foucault, M., 1970. The order of things, Tavistock, London.

Fraser, P. And Visram, R., 1988. The Black Contribution to History, Geffrye Museum, London.

Freeman, R., 1989. The Discovery Gallery: Discovery Learning in the Museum, Royal Ontario Museum, Toronto.

Frostick, E., 1985. ‘Museums in education, a neglected role?, Museums Journal, 85 (2), 6774.

Fry, H., 1987. ‘Worksheets as museum learning devices’, Museums Journal, 86(4), 21925.

Gillies, P., 1981. Participatory Science Exhibits in Action: The Evaluation of the Visit of the Ontario ‘Science Circus’ to the Science Museum, London, Science Museum.

Glasgow Museums and Galleries, 1951. Educational Experiment 19411951, Corporation of the City of Glasgow.

Goodhew, E. (ed.), n.d. Museums and the new exams, Area Museums Service for South Eaastern England.

(ed.), 1988. Museums and the curriculum, Area Museum Service for South Eastern England.

(ed.), 1989. Museums and primary science, Area Museum Service for South Eastern angland.

Gooding, J., 1985. ‘How do you begin? Museum work with undergraduates and initial teacher training students in British and American institutions’, Journal of Education in Museums, 6, 810.

Graetz, L., 1981. ‘Houston: “a steady hand a peaceful heart”’, Museum News, 52(5), 335.

Greene, J. P., 1989. ‘Xperiment! The role of a handson gallery in the Museum of Science and Industry in Manchester’, COPUS, 1112.

Greene, M. 1989. ‘Doing the business’, Museums Journal, 89 (6), 269.

Greenwood, E. F., Phillips, P. W. and Wallace, I. D., 1989. ‘The natural history centre at the Liverpool Museum’, The International Journal of Museum Management and Curatorship, 8, 21525.

Grenwood, T., 1888. Museums and art galleries. Simpkin Marrshall, London.

Grinder, A. L., and McCoy, E.S., 1985. The Good Guide: A Sourcebook for Interpreters, Docents and TourGuides. Ironwood Press, Scotsdale, Arizona.

Gruian, E., 1981. ‘Adult learning at Children’s Museum of Boston’, in Collins, Z. Museums, Adults and the Humanities, American Association of Museums, Washington, D. C.. 27196.

Hale, J., 1987. Museum Professional Training and Career Structure. Museums and Galleries Commission, HMSO, London.

Hall, C., 1981. Grandma’s Attic or Aladdin’s Cave: Museum Education Services for Children, New Zealand Council for Education Research, Wellington.

Hallet, C., 1913. ‘Remarks by Mr. Cecil Hallet, B. A.’, in anon. 1913. The Public Utility of Museums, 445.

Hammitt, W. E., 1981. ‘A theoretical foundation for Tilden’s interpretive principles’, Journal of Interpretation, 4(1), 912.

Harrison, J., 1987. ‘Decolonizing museum classification systems: a case in pointthe Metis’, Muse, Winter, 4650.

Harrison, M., 1942. ‘Thoughts on the function of museums in education’, Museums Journal, 42(3), 53.

1950. Museum Adventure: The Story of the Geffrye Museum, University of London.

1967. Changing Museums—their Use and Misuse, Longman, London.

1970. Learning out of School: a Teacher’s Guide to the Educational Use of Museums, Ward Locke Educational.

1973. Museums and Galleries, Routledge and Kegan Paul.

1985. ‘Art and Philanthropy: T.C. Horsfall and the Manchester Art Museum’, in Kidd, A.J. (ed.) City, Class and Culture, Manchester University Press, 1986, 12047.

Hartley, E., n.d. Touch and See: Sculpture by and the Visually Handicapped in Practice and Theory, University of Leicester, Department of Adult Education.

n.d. Art and Touch Education for Visually Handicapped People, University of Leicester, Department of Adult Education.

Harvey, B., 1987. Visiting the National Portrait Gallery, HMSO, London.

Haward, L., ‘Discussion’, in Howarth, E. (ed.), 1918. Educational Value of Museums and Formation of Local War Museums, Ekim 1917’de Sheffield’de yapılan kongrenin tutanaklarının raporu, 3742.

Heath, A., 1976. ‘Civil War cooperation’, ILEA Contact, 4(32), 1620.

Hebditch, M., 1990. ‘Community concerns’, Museums Journal, 90(5), 357.

Heffernan, I. and Schnee, S., 1980. Art, the Elderly and a Museum, The Brooklyn

Museum.

Hein, G. E., 1979. ‘Evaluation in open classrooms: emergence of a qualitative methodology’ in Meisels, S. (ed.) Special Education and Development. University Park Press, Baltimore.

1982. ‘Evaluation of museum programs and exhibits’, in Hansen, T.H., et al, Museums and Education, Danish ICOM/CECA, Denmark.

(ed.), 1990. Journal of Museum Education 15 (1), Museum Education

Roundtable, Washington, DC.

Henley Centre for Forecasting, 1986. Leisure futures, London.

HennigarShuh, J., n.d. ‘Teaching yourself to teach with objects’, Journal of

Education, 7(4), Nova Scotia, Canada, 814. 1984. ‘Talking with teachers about museums in Nova Scotia’, Museum, 144, 184

9.

Hepler, S., 1978. ‘A Visit to the Seventeenth Century: History as Language Experience’, Language Arts, 56(2), 12631.

Hewison, R., 1987. The Heritage Industry. Methuen.

Higgins, H., 1890. ‘Circulating museums for schools and other educational purpose’, 1719 Haziran’da Liverpool’daki Müzeler Briliği’nin Birinci Yıllık Genel Toplantısı’nın tutanaklarının raporu, 604.

Hilke, D. D., 1988. ‘What is an audience advocate? A position paper’, National Museum of American History.

Hood, M., 1983. ‘Staying away—why people choose not to visit museums’, Museum News, 61(4), 507.

HooperGreenhill, E., 1980. ‘The National Portrait Gallery: a casestudy in cultural reproduction’, MA thesis, Department of Sociology of Education, Institute of Education, University of London.

1982. ‘Some aspects of a sociology of museums’, Museums Journal, 82(2), 69

70.

1983. ‘Some basic principles and issues relating to museum education’, Museums Journal, 83(2/3), 12730.

1985a. ‘Art gallery audiences and class constraints’, Bullet, 58.

1985b. ‘Museum Training at the University of Leicester’, Journal of Education in Museums, 6, 16.

1985c. ‘Museum and education—report prepared for the Unesco conference on “Museum and education”’, Guadalajara, Mexico, March 1986.

1987a. ‘Museums in education: towards the twentyfirst century’, in Ambrose, T. (ed.) Museums in Education: Education in Museums, Scottish Museums Council, HMSO, Edinburgh, 3952.

1987b. ‘Museum education comes of age’, Journal of Education in Museums, 8, 68.

1987c. ‘Knowledge in an open prison’, New Statesman, 13 February 212.

1988a. ‘The museum: the sociohistorical articulations of knowledge and things’, PhD thesis, Department of the Sociology of Education, Institute of Education, University of London.

1988b. ‘Counting visitors who count’, in Lumley, R. (ed.) The Museum TimeMachine. Methuen/Routledge, 21332.

1988c. ‘The art of memory and learning in the museum: museum education and GCSE’, The International Journal of Museum Management and Curatorship, 7, 12937.

1988d. ‘Museums in education: working with other organisations’, in Ambrose,

T. (ed.), Working with Museums, Scottish Museums Council/HMSO, Edinburgh, 418.

1989a. ‘The museum in the disciplinary society’, in Pearce, S. (ed.), Museum Studies in Material Culture, Leicester University Press.

(ed.), 1989b. Initiatives in Museum Education. Department of Museum Studies, University of Leicester.

1990. ‘The space of the museum’, Continuum: an Australian journal of the media, 3 (1), Murdoch University, 5669.

(forthcoming) ‘A new communications model for museums’, in Kavanagh, G. (ed.), Museum Languages: Objects and Texts, Leicester University Press.

(forthcoming). ‘Museum education’, in J. M. A. Thompson (ed.), Manual of Curatorship (3rd editon), Butterworth, London.

(basımda). Museums and the Shaping of Knowledge, Routledge.

(hazırlanıyor). Approaches to Museum Communication, Routledge.

(hazırlanıyor). A handbook for Museum Communication, Routledge.

Horne, D., 1984. The Great Museum, Pluto Press, London and Sidney.

Horniman Museum, 1987. ‘Horniman Museum education centre: report of term time activities, September 1986August 1987’, unpublished report.

Howarth, E., 191314. ‘Presidential Address’, Museums Journal, 13 (191314), 42.

1914. ‘The museum and the school’, Museums Journal, 14 (191415), 282.

(ed), 1918. Educational Value of Museums and the Formation of Local War Museums.

Hudson, K., 1975. A Social History of Museums, Macmillan.

1987. Museums of Influence, Cambridge University Press.

1990. 1992—prayer or promise? Museums and Galleries Commission, London, HMSO.

Hunter, E., 1986. Golden Jubilee of the Museum School Service: 19361986. North Hertfodshire Museums.

ICOM Committee for Education, 1956. Museums and Teachers, International Council of Museums, Paris.

Ironbridge Gorge Museum, 1987. The GCSE and Museums: A Handbook for Teachers.

n.d. UnderFives and Museums: Guidelines for Teachers.

Jackson, T., 1989. ‘Reaching the community: modern art and the new audience’ in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in Museum Education Department of Museum Studies, University of Leicester, 1618.

Jain, S., 1990. ‘Mobile exhibitions in India with special reference to the National Museum, New Delhi’, yayınlanmamış bildiri. Department of Museum Studies, University of Leicester.

Janes, R.R., 1987. ‘Museum ideology and practice in Canada’s Third World’, Muse, Winter, 3340.

John, D. D., 1950. The Museums School Service, National Museum of Wales, Cardiff.

Jones, D. 1987. ‘Exhibition review: “Hidden Peoples of the Amazon”’, Museum Ethnographers Newsletter, 20, 103110.

Jones, S. and Majör, C., 1986. ‘Reaching the public: oral history as a survival strategy for museums’, Oral History Journal, 14(2), 318.

Kavanagh, G., 1988. ‘The first world war and its implications for education in British museums’, History of Education, 17(2), 16376.

1990. History Curatorship. Leicester University Press.

Keatch, S., 1987. ‘”Cloots, creels and claikin “—drama on display’, in Ambrose, T. (ed.) Education in Museums, Museums in Education. Scottish Museums Council, 7784.

Keen, C., 1981. ‘Everyone should have one—a policy for the disabled visitor’ Museums Bulletin, 20 (10), 1778.

Kelly, T., 1970. A History of Adult Education in Great Britain. Liverpool University Press.

Knell, S. and Taylor, M. T., 1989. Geology and the Local Museum: Making the Most of Your Geological Collection, Area Museums Service for South Eastern England, Area Museum Council for the South West, HMSO.

Kusamitsu, T., 1980. ‘Great exhibitions before 1851’, History Workshop Journal, 9, 7085.

Kushner, S., 1989. A for Arts: Evaluation, Education and Arts Centres. Arts Development Association and Centre for Applied Research in Education.

Lawson, I., 1987. ‘Standard grade and Scottish museums’, Museums Journal, 87(2), 11012.

Lawson, J. and Silver, h., 1973. A Social History of Education in England, Methuen, London.

Lewis, G., 1989. For Instruction and Recreation: a Centenary History of the Museums Association. Quiller Press, London.

Locke, S., 1984. ‘Relations between educational, curatorial, and administrative staff’, in Thompson, J. (ed.) Manual of Curatorship, Butterworth, London, 4828.

Lowe, E. E., 1928. A Report on American Museum Work. Carneige United Kingdom Trust.

Luce, R., 1988. Parliamentary reply to a question from Mr. Tony Baldry on the

future of museum training following the Hale Report, 17 March, Office of Arts

and Libraries press release 4047/107.

MacDonald, S., 1986. ‘For “Swine of discretion”: design for living 1884’, Museums Journal, 86(3), 12330.

Marcousé, R., 1961. The Listening Eye—Teaching in an Art Museum. Victoria and Albert Museum.

Markham, S. F., 1938. A Report on the Museum and Art Galleries of the British Isles. Carnegie United Kingdom Trust, Dunfermline.

Marr, A., 1988. ‘Museums and galleries face hiving off plan’, The Independent, 15 March.

Martin, L., 1982. ‘Educational and children’s activities in museums’, Museums Association datasheet, no.7.

Martin, R. F., 1918. ‘Report on school picture collections in Aberdeen’, in Howarth,

E. (ed.), Educational Value of Museums and the Formation of Local War Museums. Mason, R., 1988. Art Education in a MultiCultural Society, Croom Helm. Matthews, M. R., 1980. The Marxist Theory of Schooling: a Study of Epistemology and Education, Harvester Press. Mattingley, J., 1984. Volunteers in Museums and Galleries. The Volunteer Centre. McNamara, P. A., 1990. ‘Trying it out: what research says about learning in science museums’, Journal of Museum Education, 15(1), 201. Meewezen, J., 1989. ‘Art reaches out to give the mentally ill a new freedom’, Sunday Times, 21 May. Mellors, M., 1982. ‘Horniman Museum and Primary Schools’, Journal of Education in Museums, 3, 19. Middleton, J., 1990. ‘Education’, Museums Journal, 90(49), 15. Miers, Sir H. A., 1928. A Report on the Public Museums of the British Isles, Carnegie United Kingdom Trust, Edinburgh. 1929. Museums and Education, Royal Society of Arts. Miles, H., 1986. Museums in Scotland. Museums and Galleries Commission, HMSO, London.

Miles, R., 1982. The Design of Educational Exhibits, Allen and Unwin. Millar, S., 1987. ‘An opportunity to be grasped’, Museums Journal, 87(2), 104107.

1989. ‘Prevocational education and museums’, in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in Museum Education, Department of Museum Studies, University of Leicester, 1415.

Miller, E., 1973. That Noble Cabinet. André Deutsh.

Minihan, J., 1977. The Nationalization of Culture. Hamish Hamilton.

Moffat, H., 1985. ‘A joint enterprise’, Journal of Education in Museums, 6,203.

1988a. ‘Museums and schools’, Museums Bulletin, 28(3), 978.

1988b. ‘The educational use of museums: an English casestudy’, The History and Social Science Teacher 23(3), 12731, Grolier Limited, Toronto, Ontario.

1989. ‘Museums and the Education Reform Act’, Museums Journal, 89(2), 234.

Moore, D., 1973. ‘Children in a museum’, Amgueddfa, Bulletin of the National Museums of Wales, 13 (reprint).

Morris, S., 1985. ‘”Museum Studies” –a mode three CSE course at the National Portrait Gallery’, Journal of Education in Museums, 6, 3740.

1989. A Teacher’s Guide to Using Portraits, English Heritage.

Mullen, B. H., 1918. ‘Scheme for scholars visiting the Salford museums’, in Howartdh, E.(ed.), Educational Value of Museums and the Formation of Local War Museums.

Munley, M. E., 1986. ‘Asking the right questions: evaluation and the museum mission’, Museum News, 64(3), 1823.

Museums Association, 1987. ‘GCSE and Museums’, Museums Journal, 87(1) (whole volume).

Museums and Galleries Disability Association, 1987. Museums—Opening the Door to Disabled People, Merseyside Maritime Museum’da yapılan seminerin raporu.

National Museum of American History, n.d. Docent Handbook, National Museum of American History, Smithsonian Institution, Washington, DC.

Newbery, E., 1987. ‘Something for all the family’, Journal of Education in Museums, 8, 910.

Newsom, B. Y. and Siver, A. Z., 1978. The Art Museum as Educator. Council on museums and education in the visual arts, University of California Press.

Nichols, S. K. (ed.), 1984. Museums Education Anthology: 19731983; Perspectives on Informal Learning, a Decade of Roundtable Reports, American Association of Museums, Washington.

Nicholson, J., 1985. ‘The museum and the Indian community: findings and orientation of the Leicestershire Museums Service’, Museum Ethnographers Newsletter, 19, 314.

O’Connell, P., 1987. ‘How to develop effective teacher workshops’, History News, 42 (3), 1934.

, and Alexander, M., 1979. ‘Reaching the high school audience’, Museum News, 58 (2), 506.

Ogilvie, F. G., 1919. Report on the Sheffield City Museums, Educational Pamphlet no. 34.

O’Neill, M., 1987. ‘Quantity vs quality or what is a community museum anyway’, Sottish Museum News, Spring, 57.

Ontario Ministry of Culture and Communications, 1985. Ontario Museum Notes— Practical Information on Operating a Community Museum: number 11; Developing an Interpretation and Education Policy for the Museum, Rev 4/88, Heritage Branch, Ministry of Citizenship and Culture.

Oppenheimer, F., 1973. ‘Teaching and learning’, American Journal of Physics, 41, 131013.

Otto, J., 1979. ‘Learning abouth “neat stuff”: one approach to evaluation’, Museum News, 58(2), 3845.

Paine, S., 1985. ‘The art classroom in the training of art and design teachers’, Journal of Education in Museums, 6, 1519.

1989. ‘Museums as resources in the education and training of teachers’, in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in Museum Education, Department of Museum Studies, University of Leicester, 289.

Park, G. S., 1989. ‘The employment of education officers in New Zealand museums: a report on progress’, Agmanz Journal, 20(3), 68, 30.

Paterson, I., 1987. ‘Approaches for implementing change’, Journal of Education in Museums, 8, 302.

1989. ‘Museum education and liaison with local education authorities’, in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in Museum Education, Department of Museum Studies, University of Leicester, 57.

Patten, L. H., 1982/3. ‘Education by design’, ICOM Education, 10, 67.

Pearson, A., 1985. Arts of Everyone, Carnegie United Kingdom Trust and Centre for Environment for the Handicapped.

1989. ‘Museum education and disability’, in HooperGreenhill, E. (ed.), Initiatives in museum education, Department of Museum Studies, University of Leicester, 223.

Pearson, F., 1981. ‘Sculpture for the blind: National Museum of Wales’, Museums Journal, 81 (1), 357.

Physick, J., 1982. The Victoria and Albert Museum—the History of Its Building. Victoria and Albert Museum, London.

PiersonJones, J., 1985. ‘Responding to a multicultural society: which Africa? Which Arts?’, Museum Ethnographers Group Newsletter, 19, 1525.

Pitt, M., 1989. ‘”The Royal Society” in action at Clarke Hall’, in Goodhew, E. (ed.), Museums and Primary Science. Area Museum Service for South Eastern England, 9.

Pond, M., 1983. ‘School history visits and Piagetian theory’, Teaching History, 37, 36.

1984. ‘Recreating a trip to York in Victorian times’, Teaching History, 39, 1216.

1985. ‘The usefulness of school visits—a study’, Journal of Education in Museums, 6, 326.

Porter, J., 1982. ‘Mobile exhibition services in Great Britain: a survey of their practice and potential’, Museums Journal, 82(3), 1358.

Prince, D. R. And HigginsMcLoghlin, B., 1987. Museums UK: The Findings of the Museums’ DataBase Project, Museums Association, London.

Rees, P., 1981. ‘A mobile for the teacher’, Journal of Education in Museums, 2, 26

9.

Reeve, J., 1983. ‘Museum materials for teachers’, in Hall, N. (ed.) Writing and Designing Interpretive Materials for Teachers. Conference papers, Manchester Polytechnic, October.

1987. ‘Multicultural work at the British Museum’, Journal of Education in Museums, 7, 2732.

1988. ‘The British Museum’, in Stephens, M. D., Culture, Education and the State. Routledge.

Rich, E. M., 1936. Survey of Museums and Galleries in London, London County Council, publication number 3172.

Riksutsallningar, 1976. Going to Exhibitions. Swedish Travelling Exhibitions, Sweden.

Robinson, A. And Toobey, M., 1989. ‘Reflections to the future’, Museums Journal, 89 (7), 279.

Rodger, L., 1987. ‘Museums in education: seizing the market opportunities’, in Ambrose, T. (ed.) Education in Museums, Museums in Education. Scottish Museums Council, Edinburgh, 2738.

Rosse, Early of 1963. Survey of Provincial Museums and Galleries. Standing Commission on Museums and Galleries, HMSO, London.

Royal National Institute for the Blind, 1988. Talking Touch: Report of a Seminar on 29th

the Use of Touch in Museums and Galleries Held at the RNIB on February, 1988.

Royal Ontario Museum, 1976. Communicating With the Museum Visitor: Guidelines for Planning.

1979. Hands On: Setting up a Discovery Room in Your Museum or School.

1980. The Museum and the Visually Imparied.

Sadler, T. And Morris, B. (eds), 1989. Museum Educators Think Aloud on Educational Philosphy. Quoll Enterprises, South Australia.

Scadding, N., 1990. ‘Why bother to have a museum education policy; with special reference to the Royal Naval Museum, Portsmouth’, yayınlanmamış bildiri. University of Leicester, Department of Museum Studies.

Schools Council, 1972. Pterodactyls and Old Lace: Museums in Education. Evans/Methuen Educational.

Scottish Museums Council, 1985. Museums are for People. Scottish Museums Council, HMSO, Edinburgh.

1986. In Search of Excellence: the American Museum Experience. Scottish Museums Council, HMSO, Edinburgh.

Scottish Museum News, 1987. ‘Leisure learning programme gets under way’, Scottish Museum News, Autumn, 17.

Screven, C. G., 1986. ‘Exhibitions and information centres: some principles and approaches’, Curator, 29(2), 10937.

Seling, H., 1967. ‘The genesis of the museum’, Architectural Review, 141, 10314.

Sharpe, T. And Howe, S. R., 1982. ‘Family expeditions—the museum outdoors’, Museums Journal, 82(3), 1437.

ShorlandBall, R., 1989. ‘Managing museums for learning’, in HooperGreenhill, E., (ed.), Initiatives in Museum Education, Department of Museum Studies, University of Leicester, 267.

Shortland, M., 1987. ‘No business like show business’, Nature, 328, 16 July.

Siliprandi, K., 1987. ‘Playgroups and museums’, Journal of Education in Museums.

8, 1314.

1990. ‘Museum education—the state of pay’, Museums Journal, 90(3), 14.

Simcock, A. V., 1984. The Ashmolean and Oxford science. Museum of the History

of Science, Oxford.

Simpson, M., 1987. ‘Multicultural education and the role of the museum’, Journal of Education in Museums, 7, 16.

1989. ‘Visions of other cultures, current practices in Dutch museum education’, Journal of Education in Museums, 10, 316.

Smith, N. forthcoming. ‘Museum images of a multicultural society’, in Kavanagh,

G. (ed.) Museum Languages: Objects and Texts. Leicester University Press.

Smiythe, J. E., 1966. ‘The educational role of the museums and field centres in England from 1884’, MA thesis, Sheffield University.

Sorrell, D. (ed.), 1975. Museums and the Handicapped. Group for Educational Services in Museums, Departments of Museum Studies and Adult Education, University of Leicester.

Southern African Museums Association, 1989. Museum Education and communication: Guidelines for Policy and Practice. The Albany Museum for the Southern African Museums Association.

Spiller, E. M., 1917. ‘The children’s holidays at the Victoria and Albert Museum, 191718’, Museums Journal, 17(191718), 17780.

Spruit, R., 1982. ‘Ethnic minorities in a museum’, Museums and Education Danish ICOM/CECA, 658.

Stake, R. E., 1979. ‘Naturalistic study of such things as science teaching’, Kuzey Carolina Eğitim Araştırmaları Birliği’nin 17 Mayıs toplantısında verilen bildiri.

Standing Committee for museum Services in Hertfordshire, 1987. Museum Education in Hertfordshire: A Development Plan. Hertfordshire Museums.

Stephens, M. D. And Roderick, G. W., 1983. ‘Middleclass Nineteenthcentury selfhelp—the Literary and Philosophical Societies’, in Stephens, M. D. And Roderick, G. W., Samuel Smiles and Nineteenthcentury SelfHelp in Education. Department of Adult Education, University of Nottingham, 1646.

Stevens, F., 1919. Some Account of the Educational Work at the Salisbury Museum, 19161919. Salisbury Museum.

Stevens, T., 1981. ‘Dramatic approaches to museum education’, Journal of Education in Museums, 2, 303.

1987. ‘Change: a constant theme’, Journal of Education in museums, 8, 1517.

Stevenson, J., 1987. ‘The philosophy behind Launchpad’, Journal of Education in Museums, 8, 1820.

Stewart, D., 1988. ‘Leisure learning programme—update’, Scottish Museum News, Summer, 23.

1989. Building New Audiences for Museums. Scottish Museums Council/HMSO, Edinburgh.

Sudely, Lord, 1912. ‘The public utility of museums’, Museums Journal, 11, (19111912), 271.

1913. ‘The public utility of museums’, The Nineteenth Century, LXXIV, 1219.

Sullivan, R., 1990. Sculpture for Visually Imparied Peple: The Art and the Craft Centre for Disability and the Arts, University of Leicester.

Sunderland, J. T., 1977. ‘Museums and older Americans’, Museum News, 55 (3), 21

3.

Supplee, C., 1974. ‘Museums on wheels’, Museum News, 53(2), 2735.

Sutton, R., 1989. ‘Marketing new education programmes—the Ferrymead experience’, Agmanz Journal, 20 (3), 910.

Swanton, E. W., 1947. A Country Museums: the Rise and Progress of Sir Jonathon Hutchinson’s Museum at Haslemere. Educational Museum, Haslemere.

Tanner, K., 1987. ‘Cookworthy museum and GCSE—a casestudy’, Museums Journal, 87 (2), 1079.

Thomas, G. (ed.), 1989. ‘Museums and education’, Agmanz Journal, 20 (3), Yeni Zelanda sanat galerileri ve müzeleri birliğinin dergisi.

Thorpe, S., 1987. ‘Physical access’, in Museums and Galleries Disability Association Museums—Opening the Door to Disabled People, Merseyside

Deniz Müzesi’nde yapılan seminerin raporu, 713.

Tilden, F., 1957. Interpreting Our Heritage. University of North Carolina Press.

Uldall, J. T., 1982. ‘Museums collections used in a learningbydoing project’,

Museums and Education, Danish ICOM/CECA.

Weston, R., 1939. American Museums and the Child, Museums Journal, 39 (2), 93116’dan yeniden basım.

Whincop, A., 1983. ‘Loan services in Great Britain—a historical and philosophical account’, yayınlanmamış bildiri, Department of Museum Studies, University of

Leicester.

1987. ‘GCSE for curator’, Museums Journal, 87 (1), 35.

Whitechapel Art Gallery, 1989. Artists and Schools: the Whitechapel’s Education

Programme with East London Schools.

Whittaker, J. H. McD., 1966. ‘Geology for the blind’, Museums Journal, 68 (4), 2989.

Williams, A., 1981. A Herigate for Scotland—Scotland’s National museums and Galleries: the Next 25 years. HMSO, Glasgow.

Winterbotham, N., 1987. ‘The dark towers of Newstead Abbey’, Journal of

Education in Museums, 7, 79.

Winstanley, B., 1967. Children and Museums. Blackwell, London.

Wolfe, G., 1987. ‘Multicultural work in a monocultural resource’, Journal of

Education in Museums, 7, 203.

Woodward, S., 1989. ‘School visits to “Gold of the Pharaohs”’, Scottish Museum News, Autumn, 35.

Wright, C. W., 1973. Provincial Museums and Galleries. Department of Education and Science, HSMO, London.

Zyl, S. van, 1987a. ‘A policy for museum education’, SAMAB, Southern African Museums Association Bulletin, 17(5), 1939.

1987b. ‘Setting standards for museum education: developing a policy’, SAMAB, Southern African Museums Association Bulletin, 17(6), 2707.

DİZİN

Amerikan Müzeler Birliği, Brezilya,

İngiliz
Bilimi Geliştirme Birliği,
İngiliz
Müzesi,

Clarke Hall,

okutmanlar,

Birinci Dünya Savaşı,

Geffrye Müzesi, Glasgow Müzeleri, Müzelerde Eğitim Hizmetleri Grubu (GESM), Müzelerde Eğitim Grubu (GEM),

Hale Raporu, Harrison, Molly, Haslemere Müzesi, Majestelerinin Teftiş Kurulu (HMI), Higgins, H., Horniman Müzesi, Howarth, E.,

Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM), Uluslararası Müzeler Konseyi Eğitim ve Kültürel Eylem Komitesi (ICOM/CECA),

Leicester Müzeleri, Liverpool, Ödünç Verme Hizmetleri, Lowe,

Manchester Müzeleri, Manchester Bilim ve Endüstri Müzesi, Marcouse, R., Markham Raporu, Martin Archer Shee, Makina Enstitüleri, Miers Raporu, Miles Raporu, 1845 Müzeler Yasası, Müze ve Galeriler Komisyonu, Müzeler Birliği,

Ulusal Galeri, Galler Ulusal Müzesi, Ulusal Tarih Müzesi, Norwich Müzesi,

politikalar,

Rosse Raporu,

İkinci Dünya Savaşı, Bilim Müzesi, Sheffield Müzesi, Sudely, Lord,

Liverpool Tate Galerisi, öğretmen kursları,

Victoria ve Albert Müzesi,

Warwickshire Müze Servisi, Williams Raporu, Winstanley, çalışma sayfaları,

(Arka kapak yazısı)

Eilean HooperGreenhill Reading Üniversitesi’nde heykelcilik, daha sonra sanat öğretmenliği eğitimi gördü. Uzun yıllar sanat galerilerinde, müzelerde, sanat merkezlerinde, okullarda ve fakültelerde serbest eğitimci olarak çalıştı. 19771980 yılları arasında Ulusal Portre Galerisi’nde eğitim görevlisi olarak çalıştı; 1980’de Leicester Üniversitesi Müze Çalışmaları Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak girdi, halen aynı yerde bölüm başkanıdır. Müzecilik ve müze eğitimi konusunda pek çok makalesi ve kitabı olan HooperGreenhill’in başlıca yapıtları: Museum and Gallery Education (1991), Museums and the Shaping of Knowledge (1992), Museums and their Visitors (1996).

Günümüzde ileri müzeler ve galeriler kaynaklarının ve zamanlarının oldukça büyük ve gittikçe artan bir bölümünü eğitime ayırıyorlar; hem bireysel ziyaretçiye yönelik informal eğitime, hem de genellikle okullarla, eğitim yetkilileriyle ve diğer kuruluşlarla işbirliği içinde formal eğitime. HooperGreenhill’in bu kapsamlı kitabı, müzecileri, öğretmenleri, müzeyle ve eğitimle ilgili yöneticileri ve politika yapımcılarını müze eğitimi alanında tam anlamıyla bilgilendirebilecek yetkin bir kaynaktır; ayrıca, dilimizde şimdilikbu konudaki ilk ve tek kitap olması açısından da önemlidir.

ISBN: 975 482 486 X